1 Mayıs’ta alanlardaydık: Savaş ve sömürüye karşı en önemli çözüm enternasyonalist barış hareketini örmektir

Emek ve meslek örgütlerinin öncülüğünde 1 Mayıs Emeğin Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü, birçok yerde yapılan eylem ve mitinglerle kutlandı. Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan İstanbul'daki, Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğulları Van’daki kutlamalara katıldı.

Hatimoğulları: 77 1 Mayıs’ında katledilen canları saygıyla anıyorum 

Van’daki mitingde konuşan Hatimoğulları şunları söyledi:

Bugün işçi ve emekçilerin bayramını kutluyoruz ama 1 Mayıs bizim açımızdan kanlı bir tarihle, bir mücadele tarihiyle birlikte yazılmıştır. 1977 1 Mayıs'ında Taksim'de katledilen canlarımızı saygı ve minnetle anıyorum. DİSK’in kurucu başkanlığını yapan, faşistlerce katledilen sevgili Kemal Türkler’i, İlerici Deri İş Sendikasının Genel Başkanlığını yapan ve yine faşistlerce kurşunlanarak katledilen Kenan Budak’ı, onların şahsında yitirdiğimiz bütün işçi kardeşlerimizi saygı ve minnetle anıyorum. 

Doruk Maden işçileri, "işçi sınıfı kalmamıştır" diyenlere büyük cevap verdi

Bu yıl 1 Mayıs’ta, Doruk Maden işçilerinin zamlara kavuşmasının moraliyle hep birlikte alanları, meydanları doldurduk. Doruk Maden işçileri yerin altında metan gazı, yerin üstünde de polislerin gazıyla gazlandı. Buna rağmen yılmadılar, direndiler. Açlık grevlerini Ankara’nın göbeğine taşıdılar. Buradan büyük bir zafer elde ettiler. “Mücadele bitmiştir, işçi sınıfı kalmamıştır” diyenlere Doruk Maden işçileri mükemmel bir cevap verdi. Dediler ki biz işçiler direne direne kazanırız. Direne direne kazandılar. Doruk Maden işçilerine binlerce kez selam olsun.

Çözüm nettir: Savaş ittifakına karşı halkların barış ittifakı

1 Mayıs’ı kapitalizmin krizinin en derin olduğu bir dönemde karşıladık. 2008'de başlayan ekonomik kriz emperyalist güçler, kapitalist sistem tarafından yönetilmeye çalışılırken bize faturası ne oldu? Savaş, kan, gözyaşı, açlık ve yoksulluk oldu. Rusya-Ukrayna savaşının sebebi budur. Kapitalist sistemin, emperyalist güçlerin kendi aralarındaki paylaşım savaşıdır. ABD ve İsrail'in İran'a saldırısı, İran savaşının sebebi de budur. Bütün dünyanın 3. Dünya Savaşı tehdidi altında olmasının nedeni kapitalizmin, sermayenin yaşadığı krizden çıkma arayışıdır. Bunun bedelini biz halklara ödetiyorlar; Ortadoğu'da Kürt'e ödetiyorlar, Arap’a ödetiyorlar, Türk'e ödetiyorlar. Dünyanın her yerinde halklara ödetmeye çalışıyorlar ama halklar buna direniyor. Bunun en güzel örneğini Rojava'da direnen Kürt halkı göstermiştir. Binlerce kez selam olsun Rojava halklarına! Çözüm nettir; savaş ittifakına karşı halkların barış ittifakı tek çözümdür. Emperyalizmin savaşlarına ve sömürü düzenine karşı en önemli çözüm, enternasyonalist barış hareketini bütün dünyada örebilmektir. Başka da çaremiz yoktur. 

Emeklinin aldığı maaş torununa harçlık vermeye bile yetmiyor

Türkiye bahsini ettiğim bu sistemden azade değil. Türkiye’de işsizlik, yoksulluk diz boyu. Rakamlarına asla güvenmediğimiz TÜİK bile diyor ki Türkiye’de her 3 işçiden biri şu an çalışmıyor, işsiz. Yani çalışma potansiyeli olan her 3 kişiden biri şu anda işsiz. İnsanlar kiralarını ödeyemiyor. Emeklilerin aldığı maaş torunlarına harçlık vermeye bile yetmiyor. Biz açlık, yoksulluk diz boyu derken, iktidar ve yandaşları, zengin ettikleri o kesimler “abartıyorlar” diyor. Oysa gelip bu sokaklarda dolaşsınlar. Gelsinler, Kürdistan'ın sokaklarında dolaşsınlar, açlığı ve yoksulluğu görsünler. İstanbul'un varoşlarına gitsinler, Ankara'nın varoşlarına gitsinler, açlığı ve yoksulluğu görsünler. Geçen gün Almanya'daydım. Marketteki fiyatlar dikkatimi çekti. Domates 1.9 Euro Almanya'da. Ankara'daki markette domates kaç lira biliyor musunuz? 2.5 Euro. Onlar Euro kazanıyor, bizim ise asgari ücretimiz 28.000 TL. Domates 200 TL'ye yaklaştıysa bu iktidar utanç duymalı, utanç! 

Savaş üretimi de etkiledi

Türkiye bir tarım ülkesidir. Türkiye, AKP iktidarı gelene kadar tarımda ihracat yapan ilk 9 ülke arasındaydı. Şimdi ise buğdaya, ete ihtiyaç duyuyoruz. Kürdistan'ın meraları bütün Türkiye'ye yetecek kadar et üretebilir değil mi? Ama engellediler. Yasakladılar meralarımızı. O yüzden buradaki üretimi de etkilemiştir savaş. Çiftçiye destek sağlanmıyor. Bakın, İran'daki savaştan kaynaklı Türkiye'de zaten mevcut olan zamlar ve hayat pahalılığı katlandı. DEM Parti olarak parlamentoda acil bir çözüm paketi açıkladık. Bu çözüm paketinde işçinin, emekçinin az da olsa rahatlaması için acil aspirin niteliğinde, ağrı kesici niteliğinde bazı önerilerimiz oldu. Ama hiçbirini hayata geçirmediler, hiçbirini uygulamadılar.

Rojin Kabaiş cinayeti mutlaka aydınlatılmalıdır

Buradan kadınlara seslenmek istiyorum. Emekçi kadınlar demiyorum tek başına. Biz kadınlar hayatın her alanında emekçiyiz. Evde emekçiyiz, çocukla uğraşırken emekçiyiz, duygusal emek verirken emekçiyiz. Fabrikalarda, tarlalarda çalışırken emekçiyiz. Ve emeği en fazla sömürülen, en fazla görmezden gelinen biz kadınlarız ne yazık ki. Kadının görünmeyen emeği, sesini daha fazla yükseltmeli ve örgütlemeli. Gülistan Doku şahsında ortaya çıkan çok önemli bir çürümüşlük bir kez daha bizim yüzümüze çarptı. Özellikle Kürdistan'da yürütülen özel harp politikalarının sonucunda gençlere, kadınlara yönelik uyuşturucu ve çeteleşmenin bedelini en fazla gençler, kadınlar ödüyor. Bugün Gülistan Doku için yapılan çalışma aynı şekilde Rojin Kabaiş için de yapılmalıdır. Rojin Kabaiş cinayeti mutlaka aydınlatılmalıdır. Rojin büyük hayallerle Van’a gelmişti. Okulunu bitirecekti ve iş hayatına atılacaktı. Rojin'in duygularını yarım bıraktılar. Emeğini, okulunu yarım bıraktılar. Şimdi Rojin'den bahsederken sizlerden “Rektör istifa” sesi yükseldi. Evet, bu işin ucu rektöre de gidiyorsa sonuna kadar araştırılmalıdır. 

Kapitalizme karşı demokratik sosyalizmi örgütlemek boynumuzun borcudur

Barış ve Demokratik Toplum Sürecinde hükümetle yürüttüğümüz görüşmelerde üzerinde durduğumuz en önemli konulardan biri de KHK'lıların görevlerine iade edilmesi. İnsanları işsizlikle ve yoksullukla terbiye etmeye kalkışan bu sistemin attığı bu adımdan geri dönmesi gerekiyor. DEM Parti olarak KHK’lı kardeşlerimizle dayanışmayı sürdürdüğümüzü, onların her yerde sesi soluğu olmaya devam ettiğimizi buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, kapitalizmin panzehri sosyalizmdir. Kapitalizme karşı sosyalizmi, demokratik sosyalizmi örgütlemek hepimizin boynunun borcudur. Emeğin hakkı o zaman gerçekten alınır. Adalet o zaman gerçekten tecelli eder. Bunun için de daha fazla çalışmalıyız. “Sosyalizmde ısrar, insan olmakta ısrar demektir” derken, tam da insan olmak için sosyalizmde ısrarımızı sonuna kadar devam ettireceğiz ve örgütlenmeye devam edeceğiz. Bizler barışı, demokrasiyi ve adaleti hevesimizi kırsalar da örgütleyeceğiz. İnatçı, inançlı ve bilinçli olduğumuz sürece emin olun ki çok güçlü bir şekilde örgütleneceğiz. Umutsuzluğa asla yer yok.

Net bilinmeli ki barış nehri akacak

Biliyorsunuz, 1,5 yılı aşkındır Sayın Abdullah Öcalan'ın İmralı'dan yaptığı çağrıyla Barış ve Demokratik Toplum Süreci başlamış durumda. Ama süreçte bazı tıkanıklıklar yaşanıyor şu anda. Biz bu tıkanıklıkların aşılması için elimizden gelen her türlü çabanın içindeyiz. Şu çok net bilinmeli ki barış nehri akacak. Akan bir nehre, akan bir suya hangi taşı koyarsanız koyun o su o taşı aşar. Şimdi bu sürece birileri taş koymaya kalkıyorsa bilsinler ki halkın gücü o taşı oradan kaldıracak ve biz bunu mutlaka aşacağız.

Değerli halklarımız; emek mücadelesi, kadınların mücadelesi, ekoloji mücadelesi, insan hakkı mücadelesi Türkiye'de özellikle Kürt sorunuyla ilgili büyük bir mücadele verildikten sonra, yani son 50 senede hep terörö korosuyla engellenmiştir. Bir emekçi, “sendika hakkımı istiyorum” dediğinde, ona “sen teröristsin” diyor. Bir emekçi, “ekmek istiyorum” dediğinde, ona “sen teröristsin” diyor. Bir sendika, “grev hakkımı kullanmak istiyorum” dediğinde, ona “sen teröristsin” diyor. İşte, Sayın Abdullah Öcalan'ı geçtiğimiz sene 27 Şubat'ta İmralı’da ziyaret ettiğimizde, açık ve net bir şekilde yaptığı çağrının anlamını şu şekilde ifade etti: “Bir yandan Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümü, Kürt sorununun artık silahlı çatışmanın ötesinde siyasi ve hukuki bir zemine taşınması için bu çağrıyı yapıyorum. Aynı zamanda bütün Türkiye halkları, işçileri ve emekçileri, siyasi ve toplumsal dinamikleri şunu bilmeli ki devletin sizlere karşı kullandığı terör parantezini elinden almak için de bu çağrıyı yapıyorum”.

Bizleri Türk işçiler, Kürt işçiler diye ayırmalarına izin vermemeliyiz

Yani bu çağrıyı özellikle Türk emekçi kardeşlerim çok daha iyi bilince çıkarmalı ve hep birlikte ortak mücadeleyi buradan yürütmeliyiz. Şu çok net ki Kürt halkının özgürlük mücadelesi ile işçi ve emekçinin ekmek mücadelesi birleşmediği müddetçe Türkiye'de ne gerçek bir barışı inşa edebiliriz ne de emeğin hakkını kazanabiliriz. O yüzden Türkiye'deki halklar olarak bizleri Türk, Kürt işçiler diye ayırmalarına izin vermemeliyiz.  Bakın moto-kurye işçileri mükemmel bir direnç sergiliyorlardı. Gittiler oradaki Türk moto-kurye işçilerine dediler ki Kürtler teröristtir, sizi kışkırtıyorlar, bu eylemden vazgeçin. Eylemi böyle bölmeye kalktılar. Oysa moto-kurye işçisi hakkını talep ederken orada ne Türklük ne Kürtlük söz konusu. Orada emek söz konusu. Ama burada bile bölücülük yaratmaya kalkıyorlar. Kürtler yoksul, Kürtlerin içinde son derece yoksul işçi, emekçi kardeşlerimiz var. Turizm işçileri, inşaat işçileri ağırlıklı olarak Kürt kardeşlerimizden oluşuyor. Biz burada yoğun bir örgütlenmenin içinde olmalıyız.

Bu düzenin adını değiştireceğiz, örgütlenerek kazanacağız

Sözlerimin sonuna geliyorum ama Van'dayken kayyımdan bahsetmemek olmaz. İki gün önce Van'da hapishanede tutulan Hakkari Belediye Eş Başkanımız Sıddık Akış’a ceza verildi. 19,5 seneye mahkum edildi. Ümit ediyoruz ki bu karar bozulur üst mahkemede. Bu nerede gerçekleşiyor bakın. Van'da biz 14:0 yapmıştık. Halkın iradesi tecelli etti ve halkın iradesi dedi ki Van'da bizi DEM Parti yönetsin. Ama buna tahammül etmediler ve büyükşehir belediye eş başkanlarımız görevden alındı. Neslihan Şedal ve Abdullah Zeydan, Van halkının seçilmiş iradesidir. Bizim belediye eş başkanlarımızdır. Bizler büyük bir moral içindeyiz. Doruk Maden işçilerinin direnişinden dolayı ve sözlerimi bir madencinin sözleriyle, şiirleriyle tamamlamak istiyorum: “Yerin derinliklerinden geldiler. Ellerinde susmak bilmeyen bir yeraltı güneşiyle. Ne kadar diplere bastırılsa o kadar boğulmak bilmez yankısıyla yüreklerin. Ağır ağır geldiler. Artarak geldiler. Kadınlar, çocuklar alkışlarıyla, yoğurt mayalar gibi geldiler. Pişkin ekmekleri bölüp de paylaşır gibi, su gibi, ateş gibi. Her gün yeni ağızlar eklendi ağızlarına. Yeni yollarla tanıştı ayakları. Bir kent oldular sonunda ve adını değiştirdiler bu düzenin”. Bizler bu düzenin adını değiştireceğiz, örgütlenerek kazanacağız. Yaşasın 1 Mayıs! Yaşasın örgütlü mücadelemiz! Bijî yek Gulan. 

Bakırhan: Emekçiler isterse barış gelir, demokrasi gelir, ekmek gelir, alınterinin hakkı gelir

1 Mayıs kortejine katılan Bakırhan ise şunları söyledi:

Bugün işçi ve emekçilerin bayramı. Dayanışma, birlik ve mücadele günüdür. İşçi ve emekçilerin bayramını kutluyor, onlarla dayanışma içinde olduğumuzu bir kez daha belirtiyorum. Herkes çok iyi biliyor ki mücadelesi olmayanın ekmeği olmaz, mücadelesi olmayanın barışı olmaz, mücadelesi olmayanın hukuku olmaz. Biz de işçi ve emekçilerle, Alevilerle, gençlerle, kadınlarla birlikte mücadele ederek barışımızın, ekmeğimizin, adaletin, hukukun sahibi olacağımıza inanan bir gelenekten geliyoruz. Meclis’te, sokakta işçi ve emekçilerin direnişinde dün olduğu gibi bugün de yarın da yan yana durmaya devam edeceğiz. İşçiler ve emekçiler isterse barış ve demokrasi gelir, ekmek gelir, alınterinin hakkı gelir. Bu mücadeleyi büyüterek Türkiye halklarına laik bir demokrasiyi inşa edebileceğimizin umuduyla, bilinciyle işçi ve emekçilerin 1 Mayıs direniş ve mücadele gününü kutluyorum. 

1 Mayıs 2026