Adalet Bakanlığı önündeydik: Bu ülkedeki her hukuksuzluğun ve vurguncunun karşısında duracağız

Merkez Yürütme Kurulu üyelerimiz, Ankara İl Örgütümüz ve Grup Başkanvekillerimiz Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli ile milletvekillerimiz, 4 Kasım siyasi darbesinin yıldönümü nedeniyle Adalet Bakanlığı önünde açıklama yaptı. 

Türkiye’de yargının tarafsız ve bağımsız olduğundan bahsetmek mümkün değil 

Burada konuşan Temelli, şunları söyledi:

Türkiye’de çok büyük adaletsizlikler yaşanıyor. Dolayısıyla Türkiye’de artık yargının tarafsız ve bağımsız olduğundan bahsetmek mümkün değil. Uzun yıllardır yargının siyasete müdahalesi artarak devam ediyor. Bundan tam 10 yıl önce bu ülkede siyasi bir darbe gerçekleşti. Yargı siyasete tarihin en büyük müdahalesini gerçekleştirdi. 4 Kasım darbesine giden yol dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla başladı. Bu, siyaseti vesayet altına almak isteyen bir anlayışın sonucuydu. Nitekim 4 Kasım 2016’da gözaltılarla beraber Türkiye’de adalet sisteminin çöküşünü hep birlikte izledik. O günden bugüne ülkenin her yerini büyük bir adaletsizlik kapladı. Buradan sesleniyoruz. Artık buna son verme zamanı gelmiştir. Adalet Bakanlığının artık öncelikli işlevi adaletsizlikleri sona erdirmek olmalıdır. Artık kumpas davalarına son vermek gerekiyor. Mahkemelerin siyasete müdahale etme anlayışından kurtarılması gerekiyor. Mahkemelerin hukuksuzluk üreten sonuçları ülkeyi büyük bir çöküşe sürükledi. Kobanî Kumpas Davası da bu kötülüğü en iyi açıklayan davadır. 

Mahkemeler AİHM ve AYM kararlarını tanımıyor 

Mahkemeler, AİHM ve AYM kararlarını tanımıyor. Bu tanımazlığın sonucunda adaletsizlik dalga dalga yayılıyor. Anayasayı tanımayan bir mahkeme olabilir mi? Buradan Adalet Bakanlığı’na sesleniyorum. Siz aynı zamanda HSK Başkanısınız. Yargının etik kurallarının nasıl olması gerektiğine karar veren bir yerdesiniz. Dolayısıyla AYM kararlarını tanımayan bir mahkemeye karşı böyle sessiz kalabilir misiniz? AİHM kararlarını tanımayan mahkemelere karşı durabilir misiniz? Bu, artık hukuk devletinin yok sayıldığı anlamına gelir. AİHM kararlarına rağmen Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ cezaevinde tutsak ise, tüm siyaset bu çarkın içinde yok edilmeye çalışılıyorsa bunu kabul etmeyiz. Bu nedenle buradayız. Siyasi tutsaklığın olduğu bir ülkede yaşamak istemiyoruz. Bir ülkede siyasi tutsaklar varsa o ülkede siyasetin özgürlüğünden bahsetmek mümkün değildir. Bu anlayışa son verilmelidir. Bu anlayışa son verilmedikçe Türkiye’de siyasetin önünün açılması ve sorunların son bulması mümkün değil.

Adalet Bakanlığına sesleniyoruz: Dilekçeleri işleme koyun, Anneler İmralı'ya gitsin

Türkiye halkları artık adaletsizlik girdabından çıkmak istiyor. Bunun da ilk adımı AYM ve AİHM kararlarına riayet edilmesinden geçiyor. Buna riayet etmeyenler hakkında gerekli soruşturmaların açılmasından geçiyor. Türkiye 27 yıldır İmralı tecrit düzeninin altında buralara geldi. 2016’nın altındaki siyasi darbenin de dayandığı referans buydu. Ama şimdi bir sürecin içindeyiz. Dolayısıyla geçmişin muhasebesini yaparak tüm bu sorunlardan kurtulmak için çok önemli bir fırsat var. Bu darbe mekaniğinden kurtulmak için, siyasi tutsaklığın son bulması için, kayyım anlayışından kurtulmak için, Barış Anneleri bu hafta Ankara’daydı. Artık bu barışın bir an önce hayata geçmesi için tıkalı olan tüm yolların açılması için Ankara’dan büyük bir çağrıda bulundular. Biz artık 4 Kasım’da başlayan bu darbe sürecine son vermek istiyoruz. Barış sürecinin önünün açılmasını istiyoruz. Adalet Bakanlığına geldiklerinde çok önemli bir mesaj verdiler. Biz İmralı'ya gidip Sayın Öcalan ile görüşmek istiyoruz dediler. Biz de istiyoruz. İçeride binlerce dilekçemiz var. İmralı’nın kapılarının artık tamamıyla açılmasını istiyoruz. Çünkü bu sürecin başmüzakerecisi Sayın Öcalan’dır. Bu müzakerenin bir an önce demokratikleşmesi gerekir. Sayın Öcalan’ın yaşam ve çalışma koşullarının özgürleştirilmesi gerekiyor. Bu süreç sağlıklı ilerleyebilirse sorunların ortadan kalkabileceğine inanıyoruz. Ancak dilekçelerimiz hala içeride. Adalet Bakanlığına sesleniyoruz. Bu dilekçeleri işleme koyun. Anneler İmralı'ya gitsin. Siyasetçiler İmralı’ya gitsin, akademisyenler, gazeteciler, toplumda bu mesele ile ilgilenen herkes bu müzakerenin bir parçası olsun. Nasıl ki adaletsizliğe dair her yol Adalet Bakanlığının önünden geçiyorsa demokrasi ve barışa dair de her yol İmralı'dan geçiyor. O yüzden İmralı’nın kapılarını açın. 

Sorular açık ve net: Demokratik düzlem, hukukun üstünlüğü olmadan nasıl olacak? 

Gülistan Kılıç Koçyiğit ise şunları söyledi: 

Bu ülkede artık adaletin olmadığını, tuzun koktuğunu söylememiz gerekiyor. 27 Şubat 2025 tarihinde Barış ve Demokratik Toplum Çağrısını yaptı Sayın Öcalan. O günden beri bu ülkeye tek bir cenaze gelmedi. Barışa dair umudumuzu diri tutmaya çalışıyoruz. Demokratik siyasette ısrarcı olup, bu süreci derinleştirmeye çalışıyoruz. Cezaevlerinde siyasi mahpuslar varken nasıl barış olacak diye soruyorlar. Kayyım uygulamasında ısrar eden bu anlayışla nasıl olacak diye soruyorlar. Can Atalay’ı cezaevinde tutarak, vekilliğini tanımayarak nasıl olacak? sorular çok açık ve net. Demokratik bir düzleme dönmeden, hukukun üstünlüğünü tesis etmeden, yargıyı siyasetten arındırmadan nasıl olacak sorusunu soruyorlar. Biz de buradan bunu hükümete ve Adalet Bakanlığına soruyoruz. 

Hukuksuz kararların arkasında durmayarak sürece güveni tesis edebilirsiniz 

Bugün Türkiye'nin en büyük vurgununu yapanlara, bu ülkenin öz kaynaklarını alıp götürenlere hiçbir şey yapılmazken, sadece siyaset yaptığı için, daha özgür, eşit, demokratik bir ülkede yaşamak için mücadele eden arkadaşlarımız hala demir parmaklıkların arkasında. Soruyoruz, bu hukuk mu, adalet mi? Böyle bir sistemin içinde halkın bu sürece güveni tesis edilebilir mi? Biz açık ve net bir şekilde Adalet Bakanlığına çağrı yapmak istiyoruz. İdari iş ve işlemlerinizle, hukuksal kararlanızla bu sürece güveni artırabilirsiniz. Sürecin toplumsallaşması için elinizi taşın altına koyabilirsiniz. Yargının verdiği hukuksuz kararların arkasında durmayarak, sürece güveni tesis edebilirsiniz. Sürece destek yüksek ama güven yerlerde. Herkes AKP’nin politikalarına dair yazıyor ve diyor ki ''nasıl güveneceğim?''

Bu ülkedeki her hukuksuzluğun, her vurguncunun karşısında duracağız 

Faşizan bir akılla konuşanı, yazanı, çizeni, söz söyleyeni cezaevine koyuyorsunuz ama bir taraftan da bu ülkenin belini doğrultamayacak şekilde ekonomisine, toplumsal yapısına, adaletine, hukuk düzenine darbe üzerine darbe yapıyorsunuz. Biz bunu kabul etmiyoruz. Bu ülke hepimizin. Bu ülkede olan her şey bizi ilgilendirir. Her hukuksuzluğun, her vurguncunun karşısında durmaya devam edeceğiz. Halkın haklarını savunmaya, barışı, demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz.

Her şey yolunda dememiz için adım atılması gerekiyor 

Barış Anneleri, barışı ilerletin dediler. Adım atın dediler. Görüşmeler yaptılar. Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş ile görüşüp, taleplerini söylediler. Adalet Bakanı ile de görüştüler. Ama bunlar artık sözün ötesine geçmeli. Herşey yolunda diyerek, yolunda olmadığını birilerinin görmesi gerekiyor. Bizim de her şey yolunda dememiz için adım atılması gerekiyor. Kanun uygulamasının geri alınmasından, Demirtaş ve Yüksekdağ’ın özgürlüğünden tutalım bütün siyasi mahpusların özgürlüklerine kavuşmasına, hukukun üstünlüğünün tesis edilmesine, hasta mahpusların bir an önce serbest bırakılması, idari ve gözlem kurullarının keyfi kararlarının artık ortadan kaldırılması çağrısını Adalet  Bakanlığının önünden yapıyoruz. Bu çağrımız duyulsun ve gereği yerine getirilsin. Gereğini yerine getirmeyenlerin tarih karşısında sorumlulukları açıktır. Herkesin umudu, barış sürecinin iyi gitmesi. Demokratik mücadele kanalları açılsın diye bekliyor Türkiye halkları. Bunu kimse 86 milyondan esirgememeli. Hepimiz bu ülke insanına onurlu barışı borçluyuz. 86 milyon insanın insanca yaşaması için mücadele etmeye devam edeceğiz. Sesimizi sokaklarda, Meclis’te, alanlarda duyurmaya devam edeceğiz. Haksız ve hukuksuz uygulamaların son bulması için mücadele edeceğiz. 

5 Kasım 2026