Adalet Nöbeti: Dilovasında yaşanan katliam bu ülkenin aynasıdır

Kadın Meclisi Sözcümüz Halide Türkoğlu ve kadın meclislerimiz Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde bir kozmetik fabrikasında çıkan yangında yaşamını yitiren işçilerin ailelerinin sürdürdüğü Adalet Nöbetini ziyaret ederek, ailelere destek verdi.

Burada konuşan Türkoğlu, şunları söyledi:

Öncelikle ailelerimizi ve burada dayanışma gösteren herkesi selamlıyorum. Evet, adalet için hepimiz yan yanayız. Bu topraklarda adaletsizliğin bize nasıl döndüğünü belki de en iyi bizler biliyoruz. Ben aynı zamanda Diyarbakır milletvekiliyim. Belki de bu topraklarda adaletin, kadın mücadelesinin nasıl günbegün elimizden çalındığını en iyi bilenlerdeniz. Yani öyle bir şey inşa ettiler ki adaletsizlik günbegün büyüyor ve bu adaletsizlik herkesin evine, ocağına düşüyor. O yüzden adaletle ilgili her çalışma, her dayanışma bu topraklarda hesap sormanın da dışında nasıl yaşayacağımızı da ortaya koyuyor.

İktidar bu sermaye düzeni içerisinde cezasızlık politikasıyla çok derin bir sistem inşa etti

Açık söylüyorum; bu sistemi inşa edenler, sermaye ve iktidar ortaklığı her cinayette, her katliamda cezasızlık politikalarını devreye koyuyorlar. Bizler ekmek mücadelesi verirken, onlar ekmeğe ulaşmanın bedelini hayatlarımıza mal ediyor ve ellerini kollarını sallayarak çok rahat dolaşabiliyorlar. Kendilerine yeni bir hayat dahi bulabiliyorlar. Ama bizler şunu da biliyoruz ki, bu topraklarda mücadele edenlerdir esaslı olan. Bu topraklarda mücadele edenlerdir hesap soran. Değişimi de getirecek olanlar yine mücadele edenlerdir. Çünkü biliyoruz ki iktidar bu sermaye düzeni içerisinde cezasızlık politikasıyla çok derin bir sistem inşa etti. Dilovası'na gittiğimizde aslında biz orada Türkiye'yi gördük. Sadece Dilovası değildi. Orada Türkiye'de işçinin, kadının farklı kimliklerin nasıl yaşadığını ve neye maruz bırakıldığını, nasıl sömürüldüğünü ve devletin buradaki ortaklığını en bariz şekilde gördük. Bir katliam ancak bu kadar iç içe geliştirilebilir. Ve bizler bu katliamı deşifre ederken yalnızca iş kurumundan, Çevre Bakanlığı'ndan, İçişleri Bakanlığı'ndan, şu an görevde olanlardan bahsetmiyoruz. Daha öncesi, daha öncesi ve daha öncesi. Yani bu sistem bir iki yıl içerisinde inşa edilmedi. Bize bu sistemi dayatanlar, emek sömürüsünü dayatanlar, her gün bu ülkede işçi katliamlarını bir savaş bilançosu haline getirenler, bilerek bu sistemi inşa ettiler.

İşçiler ve kadınlar katledildiğinde adalet aramak zorundayız

Onlar zannediyor ki bu katliamlar olduğunda herkes susacak, evine dönecek ve konu kapanacak. Onların tarzı bu. İktidarın bu süreçleri yönetme tarzı da bu şekilde. Ama yılları bulan bir adalet mücadelesi var bu ülkede. İşçiler katledildiğinde adalet aramak zorundayız. Kadınlar katledildiğinde adalet aramak zorundayız. Ve bulunduğumuz her alanda bu adalet mücadelelerini yan yana getirdiğimizde aslında bu yargı sisteminin işbirlikçi halinden de kurtulmuş oluruz. Şimdi bu işbirlikçi hali aynı zamanda yozlaşmış ve çürümüş bir düzenin yüzüdür. Eğer ki bir insan hayatının hiçbir şekilde bu topraklarda kıymeti yoksa insan onurunun da kıymeti yoktur. Her adaletsizlik bize dayatılan bir onursuzluk olarak geri dönüyor. Halbuki ilk günden bugüne kasım ayı itibariyle biz buraya da Dilovası’nda ailelerimizle yan yana geldiğimizde katledilen çocukların, katledilen kadınların hikayesini, yaşamını ve bedel ödeme halini dinlediğimizde ciddi bir sistemle karşı karşıya kalacağımızı biliyordum.

Sadece Gebze’de değil Türkiye’nin dört bir yanında adalet nöbetini büyütmek zorundayız

Çünkü işin içerisinde çoklu işbirliği var. Neresinden tutarsan sistem çökecek hale geliyor. O yönüyle Meclis’e araştırma komisyonu oluşturulsun önerisi sunduğumuzda olay daha yeniydi. İnsanlar utanıyordu cevap vermeye. Yüzlerini kaldırıp ne cevap vereceğiz diyorlardı. Ve biz Meclise komisyon olarak araştırılsın dediğimizde AKP ve MHP sadece sessiz kaldılar. “Evet, haklısınız. Çok elim bir kazadır“ dediler. “Elim bir kaza değil, katliamdır bu“ dedik. “Evet ama şu an biz bunu araştıramayız“ dediler. Zamana yaymak istediler. Şimdi adalet nöbetini hep birlikte büyütmek zorundayız. Sadece Gebze'de değil, Türkiye'nin dört bir yanında adalet mücadelemizi birleştirmek zorundayız. Dilovası Türkiye'nin resmidir derken adaletin resmidir aynı zamanda. Ve bu adalet mücadelesini Meclis’te de kalıcı bir hale getirmek istiyorsak birlikte mücadeleyi esas almak zorundayız.

Kalıcı bir şekilde adaletin tesis edilmesi için mücadele edeceğiz

Onların niyeti belli sevgili arkadaşlar. Kamu davası demek, kamuda görevlilerin yargılanması demek, iktidar ve sermaye işbirliğini çökertmek demektir. Bugüne kadar insanların emeğinden, alınterinden, yaşamından çalarak ayakta kalmış bir sistem bunun hesabını verirse aynı sistemi devam ettiremezler. O yüzden kamu görevine dair yapılan bütün bu soruşturmalarda ya da cezasızlık politikalarında işbirlikçi zihniyeti var. O yüzden davayı bir şekilde ikiye bölmek de isteyecekler, istiyorlar. Bunun mücadelesini bütünlüklü ele almak zorundayız. Bu sadece özel ya da bir kişiye ait bir mesele değil. Bu sistem nasıl örülüyor? Bugünlere nasıl getirildi? Ve bundan sonra bunun sürdürülmemesi için nasıl yaşamamız gerektiği sorusu için adaleti hep birlikte ortaya çıkarmamız lazım. "Uzun bir yolculuk" dedi arkadaşlar. Evet, uzun ama mücadele böyle. Eğer ki bu uzun yolda daha fazla mücadele etmek istiyorsak birbirimizin elinden tutmak zorundayız. Birbirimizin kelimesi olmak zorundayız. Birbirimizin sözünü her yere taşımak zorundayız. Ve o zaman inanın bana, adalet mücadelemiz aynı zamanda çocuklarımıza, gençlere bir şekilde bir gelecek mücadelesi olarak geri dönecektir. Ama vazgeçersek pes edersek ki biliyorum ki hiçbir arkadaşım bundan vazgeçmeyecek. Eğer ki pes etmemizi isterlerse asla bundan vazgeçmeyeceğiz. Ve bu mücadeleyi kalıcı bir şekilde adaletin tesis edilmesi için vereceğiz.

Dilovası'nda yaşanan katliam bu ülkenin aynasıdır

Kısa bir şey daha ifade etmek isterim. Kadın işçilerin bu düzen içerisinde ne kadar çok sömürüldüğünü biliyoruz. En düşük ücret, her türlü baskı, her türlü aslında şiddetin hedefi halinde olma, çok çok fazla çalışma ama az kazanma. Bunların hepsini biliyoruz. Dilovası’nda da bunların aynısı gerçekleşti. Mahallenin içerisinde kozmetik fabrikası ama aynı zamanda o mahallenin içerisinde genç kadınların en kolay ekmek kazanabileceğini düşündüğü yerlerden biriydi. Ve bunu bilinçli olarak yapıyorlar. Genç kadınların burada ücretsiz iş gücü olmalarını istiyorlar. Ve o yüzden hiçbir önlem almamak, hiçbir denetim yapmamak, işte düzen dedikleri bu. Aynı zamanda biliyorlar ki genç kadınları sömürdüklerinde kimse bir şey söylemedi. Ama biz bu düzeni tam da Dilovası'nda teşhir etmiş olduk. O yüzden son sözüm olarak şunu söylemek istiyorum. Dilovası'nda yaşanan katliam bu ülkenin aynasıdır. Bu ülkede insanlar nasıl yaşar, nasıl ölür, bunun resmidir. Dilovası için adalet mücadelesi verenler, bu ülkede adalet nasıl sağlanır, mücadelesi nasıl verilir, öfkesi nasıl büyütülür ve sabrı nasıl ortaya konur, bunu da gösterecek olan mücadelemizdir. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

19 Temmuz 2026