Parti Sözcümüz Ayşegül Doğan, Genel Merkezimizde yaptığı basın toplantısında MYK’da tartışılan konular ve güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Doğan, şunları söyledi:
MYK sonrası karşınızdayız ama hepimiz ayağımızın tozuyla geldik toplantıya. Newroz alanlarından geldik. Sesimizi, sözümüzü birlikte çoğalttık. Bunun değerlendirmesini yapmak üzere toplandık. Geçmiş olsa da Newroz bayramınızı ve Ramazan bayramınızı kutluyorum.
Kürdistan coğrafyası bölgesel savaşın içine çekilmeye çalışılıyor
Öncelikle bir başsağlığı mesajıyla başlamak istiyorum. Ortadoğu’da bir ateş hattı içerisinde yaşıyoruz. Bu ateş hattından nasıl çıkılabilir, en çok tartıştığımız ve çare aradığımız konu da bu. Bu savaşın bir türlü sonlandırılamıyor olması, halklar üzerindeki etkileri. Bunlar yıllardır Türkiye’nin de, Ortadoğu’nun da, dünyanın da en sıcak konu başlıkları. Tabi bunlara aranan çareler de. Erbil’e bağlı bir bölgede pêşmerge birliğine yönelik gerçekleştirilen saldırıdan bahsediyorum. Öncelikle bu saldırıyı kınadığımızı ifade etmek istiyorum. Hem Eş Genel Başkanlarımız hem de partimiz bu konuya ilişkin açıklama yaptı. Hayatını kaybeden pêşmergelere Allah’tan rahmet diliyoruz. Irak Kürdistan Bölgesi halklarına, Kürdistan Bölgesel Yönetimine ve ailelerine başsağlığı diliyoruz. Yaralı pêşmergelere de acil şifalar diliyoruz. Bu saldırıyla birlikte bir kez daha gördük ki özellikle Kürdistan coğrafyası bölgesel bir savaşın içine çekilmeye çalışılıyor. Tam da bu nedenle Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin önemi bir kez daha çıkmış oldu ortaya. Bu sürecin bölgesel etkilerinden ve bölgede yaşanan gelişmelerden nasıl etkilenebileceğinden bahsediyoruz. Bu saldırıyı gerçekleştirenlere karşı sesimizi ortak bir şekilde yükseltmeliyiz. Çünkü bu nereye yapıldığına bakılmaksızın hem siyasi hem de insani bir zorunluluk olarak bugün karşımızda duruyor. Kürtlerin bölgesel bir çatışmanın içine çekilmek istenmesi bizim asla tasvip edeceğimiz bir şey değil ve bunun karşısında da mücadele ediyoruz DEM Parti olarak. Bu konudaki mücadelemizi de kararlılıkla sürdüreceğiz.
Newroz’un mesajı yeni bir eşik olarak karşımıza çıktı
Newroz’dan geldik, alanlardan geldik diye başladık. Peki Newroz’un mesajı ne oldu? Eminim bu uzun bir süre daha tartışılacak bir konu. Çünkü yeni bir eşik olarak da çıktı karşımıza Newroz. Bundan sonra yapılacaklara dair çok güçlü mesajların olduğu, Türkiye'nin her yerinde kutlanan, bugün de süren ve 11 Mart'ta startı verilen geniş bir Newroz Tertip Komitesi tarafından organize edilen çok büyük bir emeğin olduğu bir Newroz kutlamasından bahsediyoruz. Dolayısıyla emek veren, çaba sarf eden, bu şekilde bir bayram havasında geçmesini sağlayan herkese özellikle de başta Kürt halkı olmak üzere tüm Türkiye halklarına teşekkür ederek başlamak istiyorum bugünkü basın toplantısına. Sizler de takip ettiniz. Bu yıl da birçok ilde Newroz çok büyük bir coşkuyla kutladı. Yüzbinler kötü hava koşullarına rağmen, soğuğa, yağmura, yer yer kara, doluya rağmen alanları doldurdu. Özgürlük ve demokrasi çağrısı her yerde yükseldi. Geniş bir coğrafyada binlerce yıldır kutlanan bir bayramdan bahsediyoruz.
Milyonların talebi barış, çözüm, eşit yurttaşlık, adil ve demokratik bir Türkiye
Bazı halklar için doğanın yeniden canlanışını ifade eden, bazı halklar için yeni başlangıçları, bazıları için umudu simgeleyen bir kadim gelenekten bahsediyoruz. Çeşitli ritüellerle kutlanıyor Newroz ve çok geniş bir alana yayılarak kutlanıyor. Birçok halk tarafından da ortak bir kültürel miras olarak kabul ediliyor. Ancak Newroz’un Kürt halkı açısından farklı bir anlamı var. Zulme karşı direnişi ve özgürlüğü simgeliyor aynı zamanda Newroz Kürt halkı açısından. Bu yılki Newroz’un sloganı da özgürlük, birlik ve demokrasiydi. Bu birlik vurgusu tabii ki Kürtlerin birliğini kapsayan ama aynı zamanda halkların birlikteliğini de kapsayan bir vurguydu. Özgürlük çeşitli anlamlarda her sahada kullanıldı. Sloganlarda yükselen özgürlük temasının alt başlıkları da vardı. Onları da değerlendirdik. Bunlardan da bahsedeceğiz. İstanbul'dan Van'a, Cizre'den Kulu'ya, Bursa'dan Diyarbakır'a kadar Newroz ateşinin yakıldığı alanlara akan milyonların talebi neydi? Barış, çözüm, eşit yurttaşlık, adil ve demokratik bir Türkiye. Milyonlar sesini, sözünü barış için, savaşsız bir dünya için, bir arada yaşam için yükseltti ve halaylarını bunun için büyüttü. Her şeye rağmen bunun için büyüttü.
Özellikle Türkiye’de Newroz kutlamaları bir yandan hepimizin belleklerindeki 1990’lı yılları da canlandırıyor. O yüzden de çok güçlü mesajlar çıktı ortaya. Yani; yasakçı, baskıcı, inkarcı bir zihniyete karşı. O zihniyetin yarattığı karanlık günlerden bugüne kolay ulaşılmadı. Yıllardır birlikte direnenlerin kararlılığı sayesinde tarifi imkansız acılarla ulaştık bu günlere. Geç kalındı. Şimdi bundan sonrasına geç kalmamak gerekiyor. "Geç kalmayalım" mesajını da alanlar verdi.
Newroz’da herkes demokratik çözümün somut adımlarla ilerletildiği bir ülke talebinde birleşti
Sayın Öcalan'ın yine Newroz mesajında dile getirdiği gibi diyalog, müzakere ve demokratik çözüm perspektifi Newroz alanlarında çok büyük bir karşılık buldu. Yine hatırlayacaksınız geçen yıl Newroz kutlamaları öncesi 27 Şubat 2025'de yapılan çağrı gündemdeydi ve aslında Newroz kutlamaları da bu çağrıya nasıl destek çıkıldığını gösterir bir şekilde geçmişti. Ama ondan önce bazı tartışmalar vardı. İşte "Kürtler ne istiyor? Bu çağrı destek bulacak mı? Örgüt nasıl davranacak? Acaba fesih kongresi toplanacak mı?" gibi pek çok sorunun yanıtını alanda halklar vermişti. Bu defa da Barış ve Demokratik Toplum Sürecine çok güçlü bir sahiplenme olduğunu gördük. Geçen yıla oranla alanların daha büyük kalabalıklarla dolduğunu gördük. Daha büyük bir kararlılık gördük. Her şeye rağmen çok umutlu ve coşkulu buluşmalara hep birlikte tanıklık ettik. Farklı kesimlerin aynı duyguda buluştuğunu gördük. Yıllardır sürdürülen bu savaşın farklı toplumsal kesimleri birbirinden uzaklaştırmaya gücünün yetmediğini gördük. Yani halk iradesinin yine en kutsal şey olduğunu alanlarda da gördük. Benzer beklentiler etrafında nasıl buluşabildiklerini de gördük. Toplum demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılmasını talep etti açık bir biçimde. Yalnızca sloganlarıyla değil. Taşıdıkları afişler, görseller, pankartlarla da bunu çok net bir biçimde görselleriyle de ifade ettiler. Halk, iradesinin tartışmasız bir biçimde tanınması gerektiğini söyledi yine. Özgürlüklerin güvence altına alındığı bir Türkiye özleminin ne kadar ortak bir özlem olduğunu gördük. Demokratik çözümün somut adımlarla ilerletildiği bir ülke talebinde herkesin birleştiğini gördük. Bu talebin çözümün toplumsallaşması ve barışın kalıcı hale gelmesi yönünde nasıl güçlü bir zemine dönüşebileceğini gördük. Tüm bunları geçen iki hafta içerisinde hem şölenlerde hem büyük Newroz kutlamalarında gördük.
Newroz alanlarında toplananlar artık Öcalan’a özgürlük vaktinin geldiğini söyledi
Yine Newroz'un yalnızca geçmişten devralınan bir gelenek olmadığını gördük. Bir yeni hayat kurma, bugünü ve yarını birlikte kurmak için ortaya konulan güçlü bir irade olduğunu ve buna da ne kadar coşkulu bir şekilde sahip çıkıldığını gördük. Bütün bu kutlamalar her şeye rağmen bir araya gelmenin, yan yana durmanın ve birlikte bir gelecek fikrinde buluşmanın mümkün olduğunu, bu mümküne de hepimizi çağırdığını bir kez daha gösteriyor. Bu nedenle 2026 Newrozu yalnızca geride kalan bir an değil, bundan sonra güçlü bir kurucu irade olarak da karşımızda. Abartısız bir şekilde en çok ortak yaklaşılan slogan Öcalan'a özgürlük sloganı oldu. Hemen her yerde bunu çok açık bir şekilde ifade etti Newroz’a katılanlar. Günlerdir süren tartışmalara da böylelikle bir yanıt verdiler. Artık Öcalan'a özgürlük vaktinin geldiğini söyledi Newroz’da toplanan o büyük kalabalıklar. Kararlı bir şekilde bunu ifade ettiler. Tüm bunlar daha sonrasına dair de yapılması gerekenlere ilişkin çok ciddi ipuçları veriyor. Bunların iyi değerlendirilmesi gerekiyor.
Newroz’da geçmiş refleksler ne yazık ki kalkmadı
Bunlar tabii çıkan pozitif mesajlar. Bunlar bundan sonra Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu pozitif gelişmelerle ilgili atılan adımların halk tarafından nasıl sahiplenildiğini gösteriyor. Ancak neler oldu? Peki bu geçmiş refleksler tümden ortadan kalktı mı? Ne yazık ki kalkmadı. Kalksaydı eğer ben şu anda yalnızca Bakanlığın verdiği bilgiyle ifade etmem gerekirse sizinle gözaltı ve tutuklama sayısı paylaşmak durumunda kalmazdım. Ama bakınız edinebildiğimiz bilgilere ve dün Bakanlığın açıklamalarına göre en az 209 gözaltı var. Newroz sırasında ve sonrasında yaşanan hak ihlallerinden bahsediyorum. Ve en az 28 kişi tutuklandı. Gerekçeler ne? Bazılarını örneklendirmek istiyorum. Mesela Muş’ta özgürlük ve demokrasi yazılı bir pankart çarşı merkezinde bir köprüye asılmış. Buradan alındı ve kaldırıldı. Kaldırılma gerekçesi sunulmadı ve tertip komitesine soruşturma açıldığı belirtildi. Üstelik her ilde, ilçede düzenlenen bu kutlamalarla ilgili zaten önceden bildirimlerde bulunuluyor. Bu pankartla ilgili de Muş'taki tertip komitesi önceden emniyete zaten bunu bildirmiş. Ama buna rağmen özgürlük ve demokrasi yazılı bir pankart suç unsuruymuş gibi bir köprüden kaldırılabiliyor.
Yine Kocaeli Darıca'da etkinlik alanına girişte bir yurttaş yalnızca sarı, kırmızı, yeşil renkli hırkası nedeniyle engellenmeye çalışıldı. Yine üzerinde Selahattin Demirtaş'ın fotoğrafının olduğu bir atkı nedeniyle alana alınmak istenmedi. Şimdi bu nasıl bir suç teşkil ediyor olabilir? Asıl suç hala Selahattin Demirtaş'ın içeride olması. AİHM ve AYM kararlarının uygulanmaması. Suç arıyorsak oraya bakalım. Üstelik anayasa ihlali, anayasal suç. Yine Newroz alanında afiş taşımada kullanılan plastik sopa gerekçe gösterildi ve birçok sayıda kişi darp edilerek gözaltına alındı. Gebze İlçe Eşbaşkanımız Ömer Yıldız ağır şekilde darp edildi. Kafa travması yaşadı hastanede. Kolluk acil servise giderek silah çekti ve burada da gözaltı işlemi uyguladı. Birçok yerde yöresel kıyafetler gözaltı, tutuklama, kötü muameleye gerekçe yapılmaya çalışıldı. Van Newroz alanına girmeye çalışırken Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan eşliğindeki heyet engellenmeye çalışıldı. Üst araması dayatıldı. Olanları hep birlikte izlediniz. Orada heyetimizin gözleri önünde gençlere işkence yapılmaya çalışıldı. Şimdi bunlar da yaşanan hak ihlalleri. Bunlar Newroz’un ruhuna da uygun değil Barış ve Demokratik Toplum Sürecine de uygun değil.
Kolluk gücü, hakim, savcı süreçten haberdar değilse burada bir sorun var demektir
Ailesiyle birlikte düğünlerde, etkinliklerde müzisyenlik yaparak geçimini sağlayan 16 yaşındaki bir çocuk Başakşehir'deki Newroz alanında söylediği Kürtçe şarkılar gerekçe gösterilerek örgüt propagandası suçlamasıyla tutuklandı. Hangi örgütten bahsediyoruz? PKK kendini feshettiğini dünyaya ilan etti. Ardından ne yaptı? Temmuz ayında silahlarını yakarak imha etti. Kerelerce açıklamalar yaptı. "Silahlarını bırakanlar ne yapacaklar? Hayata nasıl katılacaklar? Demokratik siyasete nasıl katılacaklar?" diye sordular. Yetmedi biz sorduk. Yapılan tüm görüşmelerin ana gündemi bu konu. Münfesih bir örgütten suç yaratmak bu sürecin ruhuna uygun olmadığı gibi "acaba kimler bundan fayda görüyor" sorusunu da bize sorduruyor. Eğer provokasyon arıyorsak buralara bakalım. Eğer bir ülkenin kolluk gücü, hakimi, savcısı, Barış ve Demokratik Toplum Sürecinden haberdar değilse burada bir sorun var demektir. Haberdar ve ona rağmen böyle uygulamalarda ısrar ediyorsa burada da ciddi bir sorun var demektir. O yüzden buradan tam da böylesi bir dönemde barış ve demokrasi umudunun bu kadar güçlendiği, bayramdan sonra demokratikleşme ile ilgili somut adımların atılmasının beklendiği, bayramdan sonrasının işaret edildiği, hayırlı işler olacak denildiği bir zamanda şarkılardan, türkülerden, renklerden, isimlerden, sembollerden korkmakta ısrar eden bir zihniyetin yaklaşımlarıyla, bu tür güvenlikçi reflekslerle hareket etmek nasıl izah edilebilir?
Newroz adeta bir referandum gibiydi, mesajı açık ve netti
Mesela Abdullah Öcalan posteri yasak, nasıl olabilir böyle bir şey? Sayın Öcalan bu sürecin ana öznesi, temel aktörlerinden biri, İmralı Adası'nda görüşmeler yürütüyor. Bu görüşmelerde devlet yetkilileri de var. Ama alanlarda Abdullah Öcalan posteri yasak. Ve pek çok yerde yasaklanmaya çalışıldı, yasaklandı. Bu paradokstan Türkiye'nin gerçekten artık kurtulması gerekiyor ve bu konuda da hızla hareket etmek gerekiyor. Newroz adeta bir referandum gibiydi. Mesajı açık ve netti. Tekrar ediyoruz. Halklar öncelikle de Kürt halkı sesini de, sözünü de barış, eşitlik ve özgürlükten yana kullandı, bunun için yükseltti, kararlılığını gösterdi. Ellerini bir kez daha havaya kaldıran bu insanların bir an önce ellerinin tutulması, kalıcı bir barışın sağlanması için de somut adımların atılması gerekiyor. Bu böyle yasaklamalarla, geçmişin refleksleriyle, alışkanlıklarıyla, aynı dil ve yöntemle hareket ederek olmaz, olmamalı. Bu tablo her Newroz’da olduğu gibi bu yıl da bu büyük coşkuya gölge düşürmeye çalıştı. Adeta provokasyon, adını da açık koymak gerekiyor. Bu uygulamalar, müdahaleler, sonrasında yaşanan gözaltı ve tutuklamalar süreci provoke etmeye dönük görüntüler ortaya çıkarttı. O yüzden de biz DEM Parti olarak açık bir çağrıda bulunuyoruz. Diyoruz ki bu provokatif girişimlere ve hak ihlallerine ilişkin derhal kapsamlı bir inceleme başlatılmalı. Sorumluluğu bulunan kişiler hakkında hiçbir gecikme yaşanmadan etkin ve şeffaf bir soruşturma yürütülmeli. Yani iktidarın kolluk güçlerini, hâkimleri, savcıları iki yıldır yürütülen süreçle uyumlu hale getirmemesi zaten en çok sorulan sorulardan biri. Üstüne bir de bunun dozunu arttırmak, hem de Newroz'da yapmak! Bu arada biz bu konuyla ilgili neredeyse her yıl zaten kanun teklifi veriyoruz. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan da geçen sene 21 Mart'ta, 21 Mart'ın resmi tatil ilan edileceğini açıklamıştı. Ama bunun hala gerçekleşmemiş olmasının da dikkatlerimizden kaçmadığını ifade etmek isteriz ve bu konudaki çağrımızı da yineliyoruz. 21 Mart Newroz Bayramı resmi tatil olarak, halkların bayramı olarak ilan edilmeli ve artık renklerden, türkülerden, şarkılardan, dillerden, kimliklerden, farklılıklardan korkmaktan vazgeçmeli Türkiye. Vazgeçtiğini de somut adımlarla göstermeli.
Zamanın değeri bilinmeli, yasal adımlar için hıza ihtiyaç var
Çok önemli bir başka konu; yasal düzenlemeler. Tabii ki Merkez Yürütme Kurulumuzun epey zamandır gündeminde olan bir konu. Yalnız bu süreçle ilgili de değil. Biz demokratik siyaset alanının genişlemesi için mücadele eden bir siyasi partiyiz. Ve şiddetle değil, diyalog yoluyla sorunların çözümü için mücadele ediyoruz. Onlarca yıldır bu bedeller demokratik siyasete varmak ve bu günleri yaratmak için ödendi. Şimdi çeşitli tartışmaları sizler de görüyorsunuzdur. İşte acele edilmemesi gerektiğini söyledi MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli. Zaten biz de ilk yaptığımız açıklamada şöyle demiştik, sürecin ta başlarında, "Telaş yapmayalım". Evet. Ama bir yandan da hıza ihtiyaç var. Telaşa değil. Telaşa kapılarak bunu yapmaya gerek yok ama hıza ihtiyacımız var. Bir sürü nedenle ihtiyacımız var. Basın toplantısını açarken sözünü ettiğim bölgesel gelişmeler ve riskler neden hıza ihtiyacımız olduğunu geçen süre zarfında ortaya koydu. Eğer zaman iyi değerlendirilmezse, eğer zaman iyi kullanılmazsa riskler açığa çıkabilir. Ve bunları bertaraf etmek her zaman kolay olmayabilir. Provokasyonlar olabilir. Sabote etmek isteyenler olabilir ki var, biliyoruz. O halde yapılması gereken zamana yaymak ya da zamanı kötü kullanmak değil. Zamanı ve zamanın değerini bilerek, kavrayarak, ona göre adımlar atmak, ona göre planlamalar yapmak. Bu nedenle hıza ihtiyaç var. Epeydir bekleniyor zaten.
Dün kamuoyuna yansıyan bir haberden söz etmek istiyorum. Koordinatör Grup Başkan vekilleriyle Meclis Başkanının yasal çerçeveye ilişkin önümüzdeki hafta toplanılacağına dair bir haber çıktı. Oysa henüz grubumuza bildirilen, Koordinatör Grup Başkanvekilimize bildirilen böyle bir toplantı yok. Bu haberle birlikte yasal düzenlemeler için Haziran ve Temmuz ayı işaret edildi. Buna dönük iddialar var. Şimdi eğer bir takvimlendirme yapılmazsa ve bu takvim kamuoyu ile paylaşılmazsa, ilgililerle, yetkililerle, ana muhataplarla paylaşılmazsa işte bu tür iddiaların gölgesinde kimi tartışmalar yürür. Bunlar faydalı tartışmalar olmaz. Haziran ve Temmuz ayı çok geç çünkü. Açıkça söylemek gerekir. Bir yıl olacak eğer Temmuz ayı beklenirse silah yakmayı esas alırsak. Peki fesih kongresini esas alırsak ne olacak? PKK kongreyi topladı ve fesih kararını paylaştı. Silah bırakanlar, dönmek isteyenler bir yasal çerçeve olmadan nasıl dönecekler? Nitekim bu 27 Şubat 2025'de Sayın Öcalan'ın çağrısında özellikle yer alan bir bölümdü. Tüm bu somut adımların pratikte karşılık bulması için yapılması gerekenlerin neler olduğuna işaret eden bir temel başlık vardı ve bu da hukuki çerçeveydi. Bu çerçeve yasa ne zaman ve nasıl oluşturulacak? Bizim bu konudaki tavrımız açık. Daha önce de paylaştık. Yineleyelim. Biz bu çerçeve yasanın bir an önce geçiş hukukuna uygun bir biçimde yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Bizim bu konudaki hazırlıklarımız tamamlandı. Bu yasada hiç kimseye ayrım yapmadan, kategorik bir yaklaşım içermeden silah bırakan herkesi kapsayacak bir hukuki yaklaşıma ihtiyaç var. Ve bunun bu şekilde düzenlenmesi gerekiyor. Ve bunun için de hızla bir takvimlendirmenin kamuoyuyla paylaşılması gerekiyor.
Meclis Başkanı bir an önce yasal düzenlemelere ilişkin takvimi kamuoyuyla paylaşmalı
Şimdi bakınız. Ortak rapor dendi. Yazıldı, bitti. Ortak rapordan sonra çeşitli açıklamalar yapıldı. Ramazan ayı gerekçesiyle ki biz ne dedik? Ramazan ayı hayırlı bir ay. O halde hayırlı işlere imza atalım. Meclis mesai yapıyor. Tek mesaisi özgürlük, barış ve demokrasi için yasalar yapmak olmalı. Bundan daha acil bir gündemi yok Türkiye'de hiç kimsenin. Ortak beklenti bu, talep bu, alandan yükselen ses bu, siyasilerin beklentisi bu, silah bırakmak isteyenlerin, bırakılanların talebi bu. "Ne bekleniyor" diye sorduk. Bayram sonrasına işaret edildi. Bayramdan sonra da eğer tevatürlere ve iddialara yer bırakmak istemiyorsak yapılması gereken ilk şey şu. Meclis Başkanı ve Komisyon Başkanı sıfatıyla Sayın Kurtulmuş'un bir an önce bu yasal düzenlemelere ilişkin takvimi kamuoyuyla paylaşması, muhataplarıyla paylaşması. Bunu bir an önce yapmak gerekiyor. Peki yapılmayanlar var. Yapılabilecekken yapılmayanlar var. Herhangi bir kanuni düzenlemeye ya da başka bir yasal çerçeveye ihtiyaç duymadan yapılabilecekler var. Hasta tutsaklar bakın hala serbest bırakılmıyor. Edip Taşer hayatını kaybetti. Öfkeliyiz bu yüzden. Göz göre göre geldi bu ölüm yine. Bu kaçıncı? Ağır hasta tutsakların bir an evvel serbest bırakılmaları gerekiyor. Bunlar doğal ölümler değil. Zamana yayılmış cinayetler bunlar. Açıkça adını koymak gerekiyor. Şimdi bir hasta tutsaktan daha bahsedeceğim. Dün savunma yapıyordu İBB davasında, Murat Çalık. Ne bekleniyor? Niye serbest bırakılmıyor? AİHM ve AYM kararları niye uygulanmıyor? Cezaevi idare ve gözlem kurulları neden hala özgürlükleri engellemeye çalışıyor? Tüm bunlar sürecin ruhuna uygun olmayan, paradokslar yaratan, toplumdaki güven duygusunu sarsan gelişmeler. Üzücü, sarsıcı. Bunlardan vazgeçmek gerekiyor. Bir hasta tutsağın göz göre göre ölmesini beklemek ne insani ne vicdani ne siyasi bir yaklaşımdır. Bunu hiçbir şeyle hiç kimse izah edemez. O yüzden gerçekten çok öfkeliyiz. Bir yandan gazeteciler tutuklanıyor. İşte İsmail Arı. Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma nedeniyle. Bir yandan sanatçılar engelleniyor. Mesela İlkay Akkaya. Bunlardan bir an önce vazgeçmek ve Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin ruhuna uygun bir şekilde adımlar atmak gerekiyor.
Artık Sayın Öcalan ile kurulan hukukun adının konulması gerekiyor
En son yaptığımız basın toplantısında özellikle Sayın Öcalan'ın koşullarına ilişkin gelen sorulara istinaden şöyle bir açıklama yapmıştık. İşte konut tartışmaları vardı hatırlayacaksınız. Ev, konut, statü aslında bizim nasıl baktığımızı da ifade etmiştik bu konuyu. Artık Sayın Öcalan'la kurulan hukukun da adının konulması gerekiyor. O yüzden koşulları değiştirilmeli diyoruz. O yüzden doğrudan iletişim kurabileceği olanaklar yaratılmalı diyoruz. Bir sürecin ana aktörü, baş muhatabı, baş müzakerecisi eşit koşullara erişebilmeli. Üstelik Newroz referandum gibiydi derken halkın talebini de, halkın sesini de özellikle ifade etmek istiyoruz. Bunu gördük. Alanlarda gördük. Geçen yıl da görmüştük. Ondan önceki yıllarda da gördük. Sayın Öcalan yalnızca PKK'nin lideri değil. Yüzbinlerce insanın geniş bir coğrafyada lideri, önderi olarak gördüğü bir isimden bahsediyoruz. Üstelik bölgenin tamamı ateş çemberinden geçerken bir arada yaşam projesi, çok renkli, çok sesli, çok dilli, çok kimlikli bir yeni hayat teklif eden bir isimden bahsediyoruz. Böyle bir liderlik gücünün artık aynı koşullarda tutulmaması gerekiyor.
İmralı Heyeti yarın Öcalan’la görüşmek üzere adaya gidecek, bu çok önemli bir görüşme
Yarın DEM Parti İmralı Heyeti, İmralı Adasına gidecek Sayın Öcalan'la görüşmek üzere. Bu görüşme bizim için çok önemli bir görüşme. Çünkü bir yandan yasal süreçle ilgili bundan sonra yapılacaklar dair Sayın Öcalan'la istişarede bulunacaklar. Gündemlerinde böyle bir başlık var. Öte yandan kamuoyunda konut, ev tartışmaları sürerken şunu söylemiştik. Heyetimizin bize böyle bir bilgilendirme yapmadığını ama bayramdan sonra kuvvetle muhtemel bir görüşme yapıp, bu görüşmede bu konunun belki gündeme gelebileceğini ve varsa bu konuya ilişkin de bir yeni durum bunun da kamuoyuyla paylaşılacağını söylemiştik. Dolayısıyla bu başlıkları da gözettiğimiz zaman yarın yapılacak görüşmenin içeriğinin önemli olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Kritik bir önem taşıyor. Hem Öcalan'ın koşullarına, statü tartışmalarına ilişkin önemli bir görüşme olacak. Hem de yasal zemine ve silahsızlandırmaya ilişkin hazırlanan ya da hazırlanması planlanan kanuni çerçeveye dair de kendisinin önerileri alınacak. Biliyorsunuz her zamanki gibi büyük bir titizlikle kendisi yasal düzenlemelere, sürecin gelecek planlamasına dair tüm başlıklara ilişkin yetkililerle, ilgililerle de görüşmeye, müzakere etmeye devam ediyor.
SORU: Yasal düzenlemelerdeki gecikme Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerden mi kaynaklı? Eğer öyle olduğunu düşünüyorsanız nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şimdi tam da Ortadoğu'daki gelişmeler dolayısıyla bu adımların hızlı atılması gerektiğini söylüyoruz biz. Yani bir ateş hattından bahsederken bunu doğrudan hepimiz hep birlikte yaşıyoruz, görüyoruz. Bunun yıllarca mağduru olduk. Artık savaşsız, çatışmasız bir yeni hayat için yapılması gereken; hızla bu yasal düzenlemenin gereklerini uygun bir zamanda, zamana yaymadan, ipe un sermeden, telaş da değil, sakin ama bir yandan da tüm riskleri iyi analiz ederek adım atmak. Daha önce şöyle dendi sizin sorunuza istinaden "Suriye'deki gelişmeler bekleniyor". Yok işte "şimdi İran'daki gelişmeler bekleniyor". Tüm bunlar yasal çerçeve için zaman kazandıran ya da oyalayan taktiklermiş gibi algılanıyor. Böyle değerlendiriliyor. Böyle değerlendirilmemesi, böyle algılanmaması, tespit edilmesi gereken, güveni güçlendirmesi için yapılması gerekenler açık. Eğer bu yasal düzenlemeler yapılırsa bundan sonrasına ilişkin de çok daha büyük bir ivmeyle bu sürecin ilerleyeceğini hep birlikte görürüz.
İran konusuna gelince; Sayın Öcalan'ın yaklaşımı merak ediliyor. Onun da yolu açık. Sayın Öcalan'ın yolu açılır. Koşulları oluşturulur. İran konusu, oradaki Kürt güçleri, Kürtlerin yaklaşımı ki bizim DEM Parti olarak yaklaşımımız çok açık, belli, bunu defaatle paylaştık sizlerle. Biz savaştan değil, barıştan, diyalogdan, müzakereden ve çözümden yanayız. Ve dış müdahalelerle bunların sağlanamayacağını gayet iyi biliyoruz. O yüzden bir üçüncü yol öneriyoruz. Ama Sayın Öcalan ne der, ne diyor önerileri nelerdir? Bunların yolu da o kapıyı açmak ve görmek. Ama o kapı açılmadığı sürece söylenecek her şey değerlendirme, analiz olarak kalır ya da bize gelen doğrudan mesajları paylaşabiliriz ki onlar da bundan ibaret.
PIRS: Ji ber êrişa Îranê pêşmerge wefat kirin. Şandeya Îmraliyê dê sibê here Giravê. Derbarê van her du mijaran de nirxandinên we çi ne?
Êrişa li Hewlêrê pêk hatî em gelek êşandin. Dilê me li Hewlêrê diavêje. Dema ku êriş li Şêx Mexsût û Eşrefiye çêbûn li me li wê derê bû, niha jî dilê me li Herêma Kurdistanê ye. Em bûyerên wê derê ji nêz de dişopînin. Em sersaxiyê ji bo pêşmergeyên ku jiyana xwe ji dest dane dixwazin. Kesên ku birîndar in jî şîfaya xêrê ji wan re dixwazin. Xwedê sebrê bide malbatan û Herêma Kurdistanê. Herwiha wekî Serokê Herêma Kurdistanê jî anî ziman ji Îranê hêviya bersivekê ne. Wan gotiye qezayek çêbûye. Lêkolîn dê çawa derkevin holê, dê çi bibêjin em ê jî bişopînin. Em dibêjin Kurd şer naxwazin, pevçûnê naxwazin. Her çar parçeyên Kurdistanê şûna şer aştî û aramî bigire. Hemû gelên ku li ser erdnîgariya Kurdistanê dijîn dixwazin azad û wekhev bijîn. Lewma ev bangewazî bangewaziyek gelek biqedr e. Divê qedr û qîmeta vê pêvajoyê ji aliyê hemû kesan ve bê fahmkirin. Hemû aliyên ku desthilatdar in divê qedr û qîmeta vê pêvajoyê bizanin.
Careke din me dît ku qadên Newrozê hemû deveran, ne tenê erdnîgariya Kurdistanê, li cîhanê jî, li ku derê Newroz hat pîrozkirin ev dirûşme bilind bûn; azadî, aştî, wekhevî, demokrasî. gelên ku em bi wan re dijîn û bi wan re di Newrozê de ketin govendê ev anîn ziman. Lewma em naxwazin erdnîgariya Kurdistanê bibe erdnîgariya şer û pevçûn û xirakirinê. Dixwazin bibe erdnîgariya çêkirinê, jiyaneke nû, afirandinê.
Şandeya Girava Îmraliyê dê sibê here giravê û bi Rêzdar Ocalan re hevdîtinekê pêk bîne. Ew hevdîtin weke naverok jî hevdîtineke gelek girîng e. Ji ber ku em ji wextekî girîng re derbas dibin. Peyamên ku ji Newrozê derketin, statuta Rêzdar Ocalan, xelkê eşkere anî ziman ku azadiya wî dixwazin, şert û mercên wî, ew ê çawa bi kesên ku dixwazin bi wî re hevdîtinan bikin dê çawa bikin, ev xal hemû dê werin nîqaşkirin. Ji xeynî van jî tiştekî gelek girîng heye. Xala çerçoveya yasayî ji bo çekdayînê dê çawa çêbe. Heta niha hêviya rapora hevpar bûn. Ew rapora hevpar jî ji Komîsyona Meclisê derket. Nexşerê hîn ne diyar e. Hin tiştên bêyasayî divê bê kirin, ew jî nehatin kirin. Hin tiştên ku girêdayî yasayan hene. ji bo vê pêvajoyê jî girîng e ew yasa. Ew yasa dê çawa bê çêkirin. Ji bo naveroka yasayê pêşniyazên Rêzdar Ocalan dê bên stendin. Şandeya me piştî vegerê dê daxuyaniyekê bide. Gelek spas.
26 Mart 2026
