Parti Sözcümüz Ayşegül Doğan, Genel Merkezimizde basın toplantısı düzenleyerek güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Doğan, şunları söyledi:
Hepimizin bir yanı hapiste bir yanı sürgünde, bu hukuksuzluk ne zaman son bulacak?
Yine bir darbenin yıldönümündeyiz. Ne yazık ki buradan hep böyle darbe yıldönümleriyle, haksızlık, hukuksuzluk hatırlatmalarıyla, bunlara ilişkin çağrılarla başlamak durumunda kalıyoruz. 4 Kasım 2016’nın 10. yılını geride bıraktık. Eş Genel Başkanlarımız, Kadın Meclisi Sözcümüz, MYK üyelerimiz, milletvekillerimiz dün hapishanelerdeydiler. Tüm Türkiye kamuoyu biliyor neden olduklarını. Bugün Grup Başkanvekillerimiz, Meclis grubumuz, milletvekili arkadaşlarımız, MYK üyelerimizle birlikte Adalet Bakanlığı önünde nöbetteydik. Bu nöbetler neden tutuluyor, talebimiz nedir? 4 Kasım’da ne oldu ve akabinde farklı siyasi partilere, toplumsal kesimlere nasıl yansıdı? Bütün bunları hepimiz yaşayarak gördük, deneyimledik. Bugün hepimizin bir yanı hapiste, bir yanı sürgünde, bir yanı adliye koridorlarında, diğer bir yanı da dikkatlerini bu haksızlık ve hukuksuzluk ne zaman son bulacak, Barış ve Demokratik Toplum Sürecinde neler yapılacak diye büyük bir beklenti içinde.
4 Kasım demokratik siyasetin hedef alındığı tarihsel bir kırılma noktasıydı
Bilmeyenlere hatırlatalım 4 Kasım 2016’da neler olduğunu. O gün bu günleri öngören siyasetçi arkadaşlarımız dikkate alınmadılar ya da yalnızca belli bir kesime yönelik devam edilecek sanıldı bu operasyonlar. Ama öyle olmadı. Keşke biz haklı çıkmasaydık, keşke o gün yaptığımız uyarılar bugün haksızlık ve hukuksuzlukla karşılık bulmasaydı. Tüm anti-demokratik uygulamalar ortadan kalkmış olsaydı. Bir kırılma anıydı 4 Kasım. İlk kırılma anı değildi. Yazık ki son kırılma anı da olmadı. Türkiye’de demokratik siyasetin ve halk iradesinin hedef alındığı tarihsel bir kırılma noktasıydı. Bu yüzen bir siyasi darbe olarak nitelendiriyoruz. Ve bunu unutturmamak için bu haksızlığın ortadan kalkması için de elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Yalnızca Kürt halkının demokratik siyaset alanındaki kazanımları tasfiye edilmek istenmedi. Diğer yandan da Türkiye halklarının bir araya gelerek demokratik siyaset alanını genişletme, büyütme, Kürt meselesine demokratik çözüm olanağı yaratma imkanına da doğrudan müdahale edilmeye çalışıldı. Kobanî Kumpas Davasından bahsediyorum. Bakınız bir ülkede o dönem eş genel başkanlık yapan sevgili Figen Yüksekdağ ve sevgili Selahattin Demirtaş'tan bahsediyorum. Milletvekilliği yapan, Merkez Yürütme Kurulu üyeliği yapan, Parti Meclisi üyeleri, il ve ilçe yöneticileri ve dahi seçmenleri bile bu kumpas davasıyla hapishanede 10 yıldır tutulmaya çalışılıyorlar. Değil bir dakika, bir saniye dahi hapsedilmemesi gereken insanlardan bahsediyoruz. Bu insanlar yalnızca demokratik siyaset haklarını kullandılar. Unutturulmasın diye yeniden buradan hatırlatmak istiyorum. 400 yılı aşkın cezalarla yargılandılar.
Türkiye'nin demokratikleşmesi için daha fazla yan yana gelmeliyiz
Şimdi buradan sormak istiyoruz. AİHM kararlarını uygulamıyorsunuz. Belli ki uygulamayacaksınız. Çünkü bu yaklaşım bunu gösteriyor. Peki bu dosyalar istinafta neden tutuluyor 2 yıldır? Hüküm yok ortada. Kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı yok. Peki Kobanî Kumpas Davası tutsakları neden halen hapiste? Türkiye'ye nasıl bir fayda sağlıyor bu kadar çok seçilmiş siyasetçi, gazeteci, yazar, akademisyenin hapiste tutulması? Türkiye demokrasisini daha mı ileriye taşıyor? Hayır. O halde yineleyelim, çağrımızı yapalım. Bir saniye, bir an dahi hapiste olmaması gereken siyasetçileri, gazetecileri, yazarları serbest bırakın artık. Türkiye'ye yakışan bu hukuksuzluğu ortadan kaldırmaktır. Bu hukuksuzluklar ortadan kaldırılmadan Türkiye'de gerçek bir demokratikleşmeden ne yazık ki söz edemeyiz. Çünkü bu yalnızca seçilmişlerin hapsi değil, kayyım uygulamalarının da başlangıç noktası. 2016 sonrasındaki kayyım rejiminin nasıl dalga dalga yayıldığına da bakarak bugün ortaya çıkan tablonun neden ve sonuç ilişkilerini böyle değerlendirmek gerek. Yani bir kesime yönelen yarın başka bir kesime de yönelebilir. O yüzden ortak mücadeleyle Türkiye'nin demokratikleşmesi için daha fazla yan yana gelmeye ihtiyacımız var.
Sürecin kırılgan noktaları ancak hukuk ve demokrasi yoluyla dayanıklı hale gelir
Tam da bu yan yana gelişle ilgili Barış ve Demokratik Toplum Süreci geliyor hemen aklımıza. Çünkü toplumsallaşamamasından dolayı artan endişeler, kaygılar var. Çokça ifade ediliyor bizim halk buluşmalarımızda. Alanda karşılaştığımız insanlar, hapishanelerde ziyaret ettiğimiz siyasetçi arkadaşlarımız ve sürece mesafeli duranlar da süreci anlamaya çalışıyorlar, kavramaya çalışıyorlar. Hatta nasıl katkı sunabileceklerine ilişkin de yol ve yöntem arıyorlar. Onların zaman zaman sorularını kürsülerden yöneltiyoruz. Onların sorularına aracılık yapmaya çalışıyoruz. Yalnızca bununla da yetinmiyoruz tabii. Kendilerinin sürece demokratik katılımını sağlayabilmenin yollarına ilişkin de çalışmalar yürütüyoruz. Son günlerde sürecin tıkanıp tıkanmadığı, krizde olup olmadığı ya da duraksayıp duraksamadığı veya bir aşılamaz krize girip girmediği en çok tartışılan konulardan biri. Çok sayıda değerlendirme yapıldı buna ilişkin. Süreçteki yavaşlama halinin yaratabileceği endişelere de dikkat çekildi. Ancak bizim DEM Parti olarak bu belirsizlikler, gecikmeler ve aşılması gereken güçlüklerle ilgili en başından beri şöyle bir önerimiz oldu. Önden uyarmaya çalıştık. Yapılması gerekenleri hatırlatmaya çalıştık. Bunlara özellikle dikkat çekmeye çalıştık. Ve bu güçlüklerin, sürecin tarihsel önemine, barışın yaratabileceği potansiyel olanaklara, bu olanakların nasıl toplumda etkilerinin olabileceğine dair yaptık bu uyarıları ve gölgelenmesine izin vermemek için de hep farklı toplumsal kesimlere de, farklı düşünenlere de çağrılarda bulunduk. Şu anda içinden geçtiğimiz an kritik bir an tabii ki. Çünkü Çerçeve Yasa sonrası yasanın öngördüğü bazı gelişmeler bekleniyor. Hem tarafların bu gelişmelere dair beklentileri var. Hem toplumun beklentileri var. Hem de iktidarından muhalefetine siyaset kurumunun genel olarak Çerçeve Yasa sonrası yapması gerekenler var. Sürecin tüm taraflarının ihtiyaç duyduğu yaklaşım işte bu yapılması gerekenleri hatırlatmak, yapılması gerekenlerle ilgili çaba sarf etmek, yapılması gerekenleri bir siyasi polemik konusuna dönüştürmeden yapmak. Hassas bir süreçten bahsediyoruz. En başından beri hassasiyetinin altı çiziliyor tüm taraflarca. Ancak bu sürecin kırılgan noktalarının kırılgan kalmamasını istiyoruz biz. Kırılgan noktalarının dayanıklı bir hale getirilebilmesi ancak hukuk ve demokrasi yoluyla sağlanabilir. Bunu en başından beri söyledik. O yüzden Çerçeve Yasa eksiklerine rağmen önemli. O yüzden Mecliste kurulan komisyon yine eleştirilerimize, eksiklerine rağmen çok önemli bir komisyondu. Toplumsallaşması adına da önemliydi. Farklı siyasi partilerin temsiliyetlerinin sağlanması yani kapsayıcılık açısından da önemliydi.
DEM Parti’ye eleştiri oklarını yöneltenler dönüp kendilerine bakıyorlar mı?
Yine komisyonun raporu, raporun tespitleri, o tespitlerin uygulanması tüm bunların öneminin her fırsatta altını çizdik. Altını çizdiğimiz konular, eksiklikler ve gecikmeler yeni bir tartışma yaratmak için değil, olması gerekenlerin yapılması için. Bunun önemle altını çiziyoruz. Çünkü ne zaman süreçte bir yavaşlama hali olsa, ne zaman süreç görece rölantide ilerliyor gibi görünse bir sürü haklı nedenle bazıları dönüp kendince aklı sıra bulunduğu yerden ne yaptığına bakmadan, bu süreçteki çabasını ölçmeden, elinde bir metre varmış gibi DEM Parti’nin barış mücadelesini, demokrasi mücadelesini, hak ve hukuk mücadelesini ölçmeye çalışıyor. Oysa şunu yapmak mümkün. Hepimiz olduğumuz yerden sürece nasıl katkı sağlayabileceğimizi düşünmeliyiz. Biz aylar önce buradan dedik ki: "Herkesin kendi kabuğunu kırması gereken bir döneme giriyoruz. Alışılagelmiş bazı söylemler de terk edilmeli. Ezber kalıplardan da vazgeçilmeli. Yeni bir dil yaratılmalı" dedik bu süreçte. En önemli taşıyıcı unsurun dil olduğunun özellikle altını çizdik. Ama bugün DEM Parti'yi eleştirenler ya da DEM Parti’ye eleştiri oklarını hemen ilk fırsatta yöneltmeye çalışanlar acaba dönüp kendilerine bakıyorlar mı? Bu yeni dili yaratmak için nasıl bir çaba sarf ettiklerini hiç tartıp biçiyorlar mı, düşünüyorlar mı?
Barış süreçlerinde zaman hayati önem taşır
Eleştirilerimizi sürecin ilerlemesine katkı sunma ve çözüm olanaklarını büyütme amacıyla yapıyoruz ve ilk günden beri şunu söylüyoruz. Tüm yapıcı eleştirilere açığız ve bunlar katkı sunar diyoruz. Sözünü ettiğimiz konunun yine tekrar altını çizmek istiyorum. İnsan hayatı ile ilgili bir konu olduğunu hatırlatmak bizim sorumluluğumuz. Evet, ekonomik maliyetinden çok bahsediliyor. Trilyonlarca dolara mal oldu deniyor. Bunlar telafi edilebilir. Peki kaybettiğimiz canlar telafi edilebilir mi? Edilemez. Tek tesellisi olabilir. Bugün yüreği dağlanmış analar, babalar için, belki başka evlatların hayatta kalabilmesi için başarmak, barışı sağlamak, demokratik bir ortak geleceği birlikte inşa etmek. İşte bizim rotamız, pusulamız yönümüz bu sesle, bu çığlıkla, bu haykırışla belirleniyor. Biz bunu bir an dahi unutmuyoruz. Bunun ne demek olduğunu çok iyi biliyoruz ve o yüzden diyoruz ki barış süreçlerinde zaman hayati önem taşır. Geçmiş çözüm deneyimlerinden de biz bunu ülke olarak ne yazık ki çok acı bir biçimde deneyimledik. Aynılarının tekerrürünü istemiyoruz. Yeni bir hayatı birlikte kurabileceğimize, birlikte inşa edebileceğimize inanıyoruz. Ve biliyoruz ki artık bu ülkenin barışa geç kalacak mecali kalmadı. Başarmak zorundayız. Birlikte başarmak durumundayız. Aynı acıların yeniden yaşanmasına izin vermemeliyiz evet ama acı da tartmamalıyız. Acı da yarıştırmamalıyız. Bu konuda da dikkatli olmalıyız. En hassas olunması gereken konu bu. Kürt ya da Türk hiç kimsenin acısını karşı karşıya getirmemeliyiz. Hangi halktan olursa olsun, hangi inançtan olursa olsun bugün önümüzdeki tarihsel imkanı ve fırsatı tüm bunları hatırlayarak değerlendirmek, bu imkana tutunmak, bu imkanı korumak, bu imkanı büyütmek ve bu imkanı kalıcı bir barışa dönüştürmek hepimizin sorumluluğudur. Bununla birlikte barışın siyasi olduğu kadar toplumsal bir mesele olduğunu da hiç unutmadan davranmalıyız. Onulmaz acılar çeken insanların umudu için çalışıyoruz. Çocukların, gençlerin geleceği için çalışıyoruz ve bu hiçbir siyasi çıkar konusu edilemez. Böyle tartışılamaz. Böyle tartışılmamalı. Böyle bir polemiğin de konusu olmamalı.
Barış ve Siyasallaşma Kurulu başta olmak üzere tüm kurullar artık çalıştırılmalı
Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile ilgili öncelikli olarak atılması gereken bazı adımları bir daha hatırlatmak istiyoruz ve bundan sonra önümüzdeki günlerde bu adımlara ilişkin de yeni gelişmeler bekliyoruz. Barış ve Siyasallaşma Kurulu başta olmak üzere ilgili tüm kurulların etkin bir biçimde artık çalıştırılması gerekiyor. Çerçeve Yasaya ilişkin tüm belirsizlikler giderilmeli. Ülkeye dönüşler başlamalı. Demokratik ve siyasal hayata katılım sağlanabilmeli. Biliyorsunuz Çerçeve Yasa bir başlangıç adımı olarak değerlendirildi. Bir ilk adım. Yani bu yasayı güçlendirecek tamamlayıcı yasal düzenlemeler hayata geçirilmeli. Gündeme alınmalı artık bunlar mecliste. Yine Çerçeve Yasanın öngördüğü Meclis İzleme Komisyonuna dair kuruluş çalışmalarını bekliyor hem toplum hem siyasi partiler. Bu çalışmalar artık tamamlanmalı. Kapsayıcılığı esas alan bir yöntemle tamamlanmalı ve tabii karar alabilecek bir niteliği de olmalı Meclis İzleme Komisyonunun. Beklentimiz önümüzdeki hafta Meclis Başkanı Sayın Kurtulmuş'un siyasi partilerle yapılması gereken görüşmeyi tamamlaması ve ondan sonra da kuruluş çalışmaları ile ilgili takvimin hızlandırılması.
Sayın Öcalan’ın süreci yürütebilmesi için çalışma, görüşme ve iletişim koşulları sağlanmalı
Yine çok konuşulan ve merak edilen konulardan biri Sayın Öcalan'la ilgili. Türkiye'nin en ağır tarihsel sorunlarından birinin çözümünü amaçlıyor kendisi onlarca yıldır. Bu süreci etkin bir biçimde yürütebilmesi, aktif bir biçimde çalışmalara dahil olabilmesi için de en başından beri yapılması gerekenleri hep hatırlattık. Bunun için de çalışma, görüşme, iletişim koşulları sağlanmalı. Bu konuda henüz bir ilerleme yok ama önümüzdeki günlerde yine bu konuya dair bir gelişme olması beklentisi toplumsal beklenti olarak da pek çok zeminde ifade ediliyor. Bir başka önemli konu az önce de değindim, Meclis Komisyonunun ortak raporunda yer alan demokratikleşme önerileri somut yasa tekliflerine dönüştürülmeli. İktidarından muhalefetine bu konuda bir uzlaşı sağlanabilmeli. Nitekim ortak rapor zaten bir uzlaşıyla çıkmıştı ortaya. Toplumsal güven ve barışın toplumsallaşması güçlendirilmeli. Bunu nasıl sağlayabiliriz? Sürece dahil olmak isteyen farklı toplumsal kesimler var. Sivil toplum kuruluşları var. Gazeteciler var. Kadınlar var. Gençler var. Hak örgütleri var. Akademisyenler var. Yazarlar var. Onların demokratik katılımı nasıl sağlanabilir? Buna ilişkin de yöntemler bulunmalı ve bu tartışma da bir an önce hızlı bir şekilde tamamlanmalı.
Haksız ve hukuksuz kararlarla sürecin üzerine gölge düşürmekten vazgeçilmeli
Bir başka önemli konu kayyım uygulamaları. Artık kayyım uygulamaları son bulmalı. Kayyımların görev süreleri uzatılmamalı. Aksine halk iradesine saygı duyulmalı ve kayyımların gasp ettiği koltuklara asıl sahipleri oturabilmeli. Bu konuda da net ve somut adımlar görülmeli. Bu da toplumsal beklenti. Üstelik bu toplumsal beklenti yine farklı siyasal tercihlerde bulunan pek çok kesimin de ortak isteği, ortak talebi. Öyle olmasa bile yapılması gereken budur. Niye? Halk iradesine saygı duymak gerekir. Bu hak gaspından da vazgeçmek gerekir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması talebimizden ve ısrarımızdan vazgeçmeyeceğiz. Mutlaka uygulanmalı bu kararlar. Ortak rapor da zaten bunu öngörmüştü. Ağır hasta mahpusların durumunu artık buralardan seslendirmek, önergelerle bakanlıklara yöneltmek istemiyoruz. Ailelerine doğrudan verilebilecek yanıt şudur: Ağır hasta mahpuslar bir an önce özgürlüklerine kavuşmalı. Cezaevi, idare ve gözlem kurulları eliyle süren baskı ve zor politikası da sonlanmalı. Haksız ve hukuksuz kararlarla bu sürecin üzerine gölge düşürmekten de vazgeçmek gerekiyor.
Düşünce, ifade ve basın özgürlüğü önündeki engeller kaldırılmalı
Düşünce, ifade ve basın özgürlüğü önündeki engeller kaldırılmalı. İnsanlar bu süreçte konuşabilmeli, yazabilmeli. Sosyal medya paylaşımlarını, eleştirilerini, itirazlarını, demokratik haklarını kullanabilmeli ve bunu görebilmeliler. Gündelik hayatlarının değiştiğini görmeye insanların ihtiyacı var. Hepimizin ihtiyacı var. Bunu nasıl göreceğiz? Yasaklar son bulursa görebiliriz. Soruşturmalar son bulursa görebiliriz. Antidemokratik uygulamalar son bulursa görebiliriz ve bunlar artık gerçekten bekletilmeden yapılması gereken elzem konu başlıkları. Yine bir aleniyet beklentisi var kamuoyunun. Eğer bir şeffaf yöntem bulunabilirse, tüm kırılgan noktalarına rağmen aleniyet ilkesi hayata geçirilebilirse bu süreçte, o zaman şöyle endişeler de ortadan kalkar. Durdu mu, duraksadı mı? Rölantide mi, hız mı alıyor? Bugün mü ivme kazanacak, yarın mı ivme kazanacak? Acaba bir kriz mi var? Bu sessizliğin nedeni ne? Gibi bir takım manipülatif, yer yer polemik konusuna dönüştürülen yaklaşımların da önü alınmış olur. O yüzden somut bir yol haritası ve bugüne kadar ortaya çıkan eksikler nasıl giderilebilire ilişkin de ortak bir tartışmaya ihtiyacımız var. Olumsuz tespitler, yapılması gereken tespitler, tabii ki yapılmalı. Hepimiz illa olan biteni aynı pencereden görmek zorunda değiliz. Ancak bunları nasıl aşabileceğimizi de birlikte konuşmalıyız. Bardağın boş tarafını görenler de, dolu tarafını görenler de yaşananların nasıl daha iyi bir hale gelebileceğini tartışmak ve buna ilişkin çaba göstermek konusunda ortak sorumluluk hissetmeli.
İmralı Adasına gidişlerin önü açılmalı ve doğrudan Sayın Öcalan ile görüşme imkanları sağlanmalı
Çok tartışılan başka bir konu Barış ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü'ne ilişkin bir konu ve Sayın Öcalan'ın mekansal değişikliğiyle ilgili son günlerde süren tartışmalar. Biliyorsunuz Sayın Öcalan'ın üstlendiği tarihsel sorumluluğu yerine getirebileceği ve sürece etkin katılımını sağlayabileceği Barış ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü Kurulunun öneminin defatla altını çizdik. Kerelerce söyledik bunun sürece nasıl olumlu etkide bulunabileceğini. Önümüzdeki günlerde Barış ve Siyasallaşma Kurulunun çalışmalarının son hazırlıklarının tamamlanmasını bekliyoruz. Artık bu kurul etkin bir şekilde çalışmaya başlamalı. Kurul çalışmalarına ilişkin hazırlıklar tamamlandıktan sonra da sürecin ivme kazanması için gereken her şey yapılmalı. Tüm taraflar üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmeli ve bundan imtina etmemeli. Sayın Öcalan’ın İmralı Ada Hapishanesi içerisinde oluşturulan yeni bir çalışma ortamına geçmesini olumlu buluyoruz. Ancak bu gecikmiş ve sınırlı bir adım. Düşünün bu kadar çok önemli bir meseleyi çözmeye çalışıyorsunuz ve ana muhataplarından birisiniz, ana aktörlerinden birisiniz. Barışı ve siyasallaşmayı gerçekleştirmeye çalışıyorsunuz. Yani silahsızlanmadan siyasallaşmaya geçişin koşullarını, demokratikleşmenin koşullarını, bunların nasıl hayata geçirileceğini, süreçte ortaya çıkabilecek riskleri, bu risklerin nasıl bertaraf edilebileceğini tartışıyorsunuz, konuşuyorsunuz. Buna ilişkin önerileriniz var. Yıllardır buna dair çalışmalarınız var. Ama bir ada hapishanesindesiniz ve rutin bir görüşme periyodunuz dahi yok. Bu böyle nasıl ilerleyebilir? Bunun böyle ilerlemesi oldukça sorunlu ve paradoksal bir durum. O yüzden, önümüzdeki günlerde gazeteciler Sayın Öcalan’ı ziyaret edebilmeli, hak örgütleri Sayın Öcalan’ı ziyaret edebilmeli, sürece katılmak isteyen tüm kesimler gidip doğrudan kendisiyle gerekli tartışmaları yürütebilmeli. Zaten Çerçeve Yasa, Çerçeve Yasanın oluşturduğu kurullar buna bir zemin hazırlıyor. Bunu geciktirmemek gerekiyor. Bunu herhangi bir şeye havale etmemek gerekiyor. Bu ne kadar hızlanırsa süreçte yol almamız o kadar hızlı olacaktır. O yüzden fiziki çalışma koşulları tartışmasını geride bırakıp aslına yönelmeliyiz. İmralı Adasına gidişlerin önünün açılmasını ve doğrudan iletişimin, görüşme imkanlarının sağlanmasını konuşmamız gerekiyor.
Barış Anneleri Meclisin barış kararı almasını istiyor
Barış Annelerinin bir nöbet eylemi vardı. Yüzlerce anne buradaydı. Ankara'daydı. Kurtuluş Parkındaydılar. Türkiye'nin farklı yerlerinden geldiler 27 Barış Annesi. Meclisi'nin kararıydı bu. Ve DEM Parti'den de bu konuda kolaylaştırıcılık talepleri oldu. Türkiye'nin farklı kentlerinden geldiler. Binlerce kilometrelik yolu aştılar. Mevsime rağmen, soğuğa, yağmura rağmen zor koşullarda Ankara'ya vardılar. Israrla bu Barış Nöbetini tuttular. İlk nöbetleri değil ve son nöbetleri olmasını istiyorlar. Artık barış için nöbet tutmak yerine barışı görmek ve barışın yarattığı değişiklikleri yaşamak istiyorlar. Başka hiçbir annenin böyle bir nöbete ihtiyaç duymamasını istiyorlar. Biz kendileriyle birlikte farklı siyasi parti gruplarını ziyaret ettik mecliste temsiliyeti bulunan. Hem yazılı hem sözlü taleplerini ilettiler. Anneler aynı zamanda DEM Parti'nin grup toplantısına katıldılar ve grup kürsüsünden de tüm Türkiye kamuoyuna seslendiler. Binlerce, hatta milyonlarca anne adına burada olan anneler "artık ne Kürt ne Türk anaları hiçbir ana ağlamasın, Meclis barış yasaları çıkarsın, barış kararı alsın. Savaş kararları da meclislerde alınıyor. Barış kararları da meclislerde alınır. Bu meclis barış kararı alması gereken, barış yasaları yapması gereken bir meclistir" diye seslendiler. Polis ailelerine, asker ailelerine seslendiler. "Gelin el ele verelim, birlikte barışı inşa edelim" dediler. Bütün siyasi parti gruplarında görüştükleri kişilere, temsiliyetlere de bunları ifade ettiler. Bu konuda sorumluluk almaları, inisiyatif almaları gerektiğinin özellikle altını çizdik. Adalet Bakanı ile görüştüler. Aynı başlıkları ifade ettiler. Meclis Başkanı Sayın Kurtulmuş'la görüştüler. Aynı konuları, aynı talepleri ifade ettiler. Bu sesi duymalıyız ve bu sese kulak vermeliyiz.
Kent Uzlaşısı bizim için bir pazarlık konusu değil
Bir başka konumuz kent uzlaşısıydı çok tartışılan. Biliyorsunuz İstanbul ve Mersin'de seçilen belediye meclis üyelerimizin aldığı karar çok tartışıldı. Onu birkaç cümleyle ifade etmek istiyorum. Merak edenler, ilk kez duyacak olanlar ve bu konuda DEM Parti'nin tavrını yine sorgulamaya açmak isteyenler için Kent Uzlaşısı bizim için bir pazarlık konusu değildi. Kent Uzlaşısı bizim için iddia edildiği üzere birileriyle anlaştığımız, birileriyle uzlaşmaya başladığımız için ortaya çıkmış bir ruh değil. Kent Uzlaşısı işte biraz önce de sözünü ettiğim halk iradesinin tanınması, yerel demokrasinin güçlendirilmesi, kimsenin bu konuda ayrımcılığa uğramaması için geliştirilmiş bir ruh, bir ortaklık, bir birliktelik, bir beraberlik. Bunu farklı şekillerde değerlendirmek ya da kent uzlaşısı stratejisini işte bu tür konuların bir malzemesine dönüştürmeye çalışmak olsa olsa kent uzlaşısından hiçbir şey anlamamak olur. Kent uzlaşısı ile seçilen meclis üyelerimiz aslında ilk günden beri partimizin çatısı altında siyaset yapmak istiyorlardı. Yaşananlardan dolayı sizde biliyorsunuz epey de beklediler. Taleplerini bize ilettiler, konferanslarımızda tartışıldı, bu talepledrini MYK’mıza de ilettiler. Kendilerinin aldığı karar doğrultusunda böyle bir değişiklik oldu ama bu kent uzlaşısında bir değişiklik değil, ayrılık veya aynılaşma değildir. Zaten kent uzlaşısı birbirine benzemeyen farklılıkların bir arada yaşamıdır. Çok teşekkür ediyorum.
5 Kasım 2026
