Ayşegül Doğan: Haseke’de fitili ateşlenmek istenen durum başka sonuçlara yol açabilir

Parti Sözcümüz Ayşegül Doğan, gündemdeki siyasal gelişmelere ve MYK gündemine ilişkin Genel Merkezimizde basın toplantısı düzenledi. Doğan, şunları söyledi: 

Merkez Yürütme Kurulu toplantımızdaki başlıkları ve önümüzdeki dönem planlamaları ve güncel değerlendirmeleri sizlere aktaracağım. Hem de son günlerde gözler Barış ve Demokratik Toplum Sürecinde, yapılan görüşmelerde. Bu görüşmelerin neticesinde nelerin ortaya çıkacağını sizlerle paylaşacağız.

Ömrünü insan hakları ve hukuk mücadelesine adayan bir ismi kaybettik 

Kötü bir haberle başlıyorum, bir kayıp haberiyle. Alp Selek’ten bahsediyorum. Ömrünü insan hakları, barış, demokrasi ve hukuk mücadelesine adayan bir ismi daha kaybettik. Bu uğurda ağır bedeller ödedi. Keşke ödediği bedellerin nihayetinde verdiği adalet mücadelesinin sonucunu görebilseydi. Kendisini kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz. Hem de böyle bir insan hakları savunucusunun Türkiye’den eksilmesinin ağır bir sorumluluğu var bu mücadeleyi sürdürmek, bu değerleri unutturmamak için. Başta sevgili Pınar ve Şeyda olmak üzere tüm ailesine ve sevenlerine, insan hakları ve hukuk camiasına başsağlığı diliyoruz. Barış ve insan hakları mücadelesini sahiplenmeye ve bu değerleri bundan sonra da yaşatmaya devam edeceğiz.

9 Ekim Komplosu demokratik siyaset tarihinde önemli bir kırılma anıdır 

Bugün 9 Ekim. 9 Ekim 1998’de Sayın Öcalan Suriye’den ayrılmak durumunda kalmıştı. O günden bugüne uzanan şartlar, çözüm ve çözümsüzlük politikaları hem ulusal hem de uluslararası tartışmaların hala gündeminde. 9 Ekim 1998'de Suriye'de başlayan ve 15 Şubat 1999'da Kenya'dan İmralı'ya kadar uzanan bir uluslararası komplo sürecinden bahsediyoruz. Kürt meselesinin yakın tarihinde ve aynı zamanda Türkiye'nin demokratik siyaset tarihinde derin izler bırakan önemli bir kırılma anından bahsediyoruz. Çözüm ve çözümsüzlük politikaları arasında gidip gelen ve onca kayba neden olan yıllardan bahsediyoruz. Komplonun amacı halkların birbirlerini boğazlamalarını sağlamaktı. Komplonun amacı halkların kardeşliğinin gerçekleşmemesini sağlamaktı. Özellikle de Kürt ve Türk halklarını karşı karşıya getirmek, Türkiye'deki iç barışı hedefleyerek Ortadoğu'da da barışı imkansız hale getirmekti. Bugün 28. yıl dönümünde diyoruz ki bu komplo nihayete ermeli ve komplonun nihayete ermesi de ancak kalıcı barışı başarmamızla mümkün olabilir. Geçmişin acılarından ders çıkararak barışın ve demokratik çözümün önemini bir kez daha vurguluyoruz. 

Fon krizi soygun ve vurgun düzeninin ortaya çıkan en bariz fotoğrafıdır 

Gün geçtikçe biraz daha yoksullaşıyoruz ve bunun neden-sonuç ilişkilerini de yıllardır konuşuyoruz. Hemen her iktidar döneminde konuşuyoruz. Ama bu iktidar döneminde gördüklerimiz, yaşadıklarımız bazen gerçekten “Akıl tutulması mı yaşanıyor acaba?” sorusunu sordurtuyor. Niye her gün daha fazla yoksullaşıyoruz? Bunun nedenlerini yıllardır anlatmaya çalışıyoruz. Bu bizim de Merkez Yürütme Kurulumuzun en temel başlıklarından biri. Senelerdir diyoruz ki emek, ekmek, adalet, barış ve demokrasi birbirinden ayrılamaz. Biri olmayınca ötekinde yoksunluk yaşanıyor. Birileri zenginleşirken diğer toplumsal kesimlerin derinleşen bu yoksullukla karşı karşıya kalmasının da sistemsel nedenleri var. O yüzden bugün fon krizi olarak adlandırılan durum kronik bir soygun ve vurgun düzeninin ortaya çıkmış en bariz fotoğraflarından biridir. Yalnızca bir finans skandalıyla karşı karşıya değiliz. Bir sistem kriziyle karşı karşıyayız.

Fon krizinde sorumluluğu olan herkesin hesap vermesi için gereken yapılmalı 

Kamusal denetimin ve siyasal sorumluluğun sorgulanmasını gerektiren ciddi bir mesele, Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı bir mesele. Apaçık bir sistem krizi. Ekonomik kriz derinleşiyor. Açlık, sefalet, işsizlik ve borçluluk hali Türkiye’de tarihin en yüksek seviyelerine çıkmış durumda. Bir tarafta bir ekmeğin, bir bardak sütün mücadelesini veren aileler ve çocuklar var; öteki tarafta sistemsel olarak böyle olduğu için giderek sermayesine sermaye katanlar var. Biliyorsunuz, biz bu konuyu ilk andan itibaren çok büyük bir ciddiyetle takip ediyoruz. Gerçeklerin açığa çıkması için de bu takibi sürdüreceğiz. Bu konudaki mücadelemizi de sürdüreceğiz. Her ne kadar Meclis bu konuda araştırma komisyonu kurmamaya karar vermiş olsa da biz bu konunun araştırılması, Meclis’in bu konuya seyirci kalmaması için parti olarak elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Kamu kurumları sadece izlemekle yetinmiş. İşte biri biliyormuş, öteki takip ediyormuş ama orada bir denetleme sorunu olmuş gibi basite indirgenebilecek bir meseleyle karşı karşıya değiliz. Bu yalnızca bir denetim problemi değil çünkü. Her biri birbirinin içine geçmiş bir sarmal halinde karşımıza çıkan bu durumda sorumluluğu olan herkesin açığa çıkması ve herkesin hesap vermesi için de gereken yapılmalı. Bu konudaki kararlılığımız da sürecek.

Yasaların yapımını olanaklı hale getirmesi için gözler Meclis’te 

Merkez Yürütme Kurulumuzun önemli başlıklarından biri de Barış ve Demokratik Toplum Süreci, sürecin çeşitli ayakları. Bir yandan Meclis’te yapılması gereken çalışmalar, kurulan üst kurulun çalışmaları; öte yandan İmralı Heyetimiz aracılığıyla süren birtakım görüşmeler var. Bunlar oldukça açık bir biçimde bizim tarafımızdan yürütülmeye çalışılıyor. Çerçeve yasa olarak da bilinen ve Meclis kapanmadan hemen önce çıkan, resmi adıyla Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun iktidarından muhalefetine pek çok kesimin, pek çok insanın incelikli ve büyük çabasıyla çıktı ortaya. Tüm eksiklerini, itirazlarımızı o gün de söyledik. Bugün de söylüyoruz, yarın da söylemeye devam edeceğiz. Söylememizin nedeni uyarı. Tamamlayabilmek için, daha iyisini yapmak için, bu ilk adımı güçlendirmek için. Ortaya çıkmış bu çaba ülke tarihinin en önemli yasalarından birini doğurdu. Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin güçlendirilmesi için bir tür ilk yasa olarak tanımladık bunu ilk günden beri. Birtakım yasal düzenlemelere ihtiyaç olduğuna hep vurgu yaptık. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun ortak raporunun gereklerinin yerine getirilmesine ilişkin de hep uyarılarda bulunduk. Şimdi adım adım diğer yasaların yapımını olanaklı hale getirmesi için gözler Meclis’te.

İzleme Komisyonu çalışmaları bir an önce tamamlanmalı 

Yeni yasama dönemi başladı. Türkiye'ye barış getirsin, demokratikleşmeyi güçlendirsin, barışa dönük adımları güçlendirsin istiyoruz. Aslında şu ana kadar yeni yasama dönemini beklemeden de yapılacaklar vardı ama henüz bunlar yapılmadı. Hem bunları hem de yeni yasama döneminin özellikle barış ve demokrasiyle ilgili mesaisine dair temponun nasıl olacağını herkes merak ediyor. Biz de buradan Meclis Başkanı Sayın Kurtulmuş'a bir çağrı yapıyoruz: Süreci destekleyecek ve güçlendirecek şekilde diğer siyasi partilerin temsiliyetlerinin, kapsayıcılığın ve çoğulculuğun sağlanabileceği bir yöntemle çerçeve yasanın öngördüğü izleme komisyonunun kuruluş çalışmaları bir an önce tamamlanmalı. Sayın Kurtulmuş siyasi partilerle görüşmek için gerekli ziyaretleri tamamlamalı, önerilerini almalı; usul, esas ve çalışma ilkeleri belirlenmeli. Yöntem kamuoyuyla paylaşılmalı. Biz bu konuda şeffaflığın çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Toplumsal kesimlerin o komisyona nasıl katkı sunacağı konusu tartışılmalı. Bu anlamda uzmanlardan destek alınabilir. Bu konuda çalışan akademisyenlerden, hak kuruluşlarından destek alınabilir. Tüm bunları değerlendirebilmek için kuruluş çalışmalarının bir an evvel tamamlanması gerekiyor. Çünkü somut bir şekilde uygulamanın görülmesi hem süreci ilerletecek hem onu yeni aşamalara taşıyacak hem de diğer yasal çalışmaları bir an önce gündemimize almamızı sağlayacak. Diğer siyasi partilerin de sürece katılımını ve sorularının yanıtlarını hep beraber bulmuş olacağız. Tıpkı bizim sorularımızın yanıtları gibi.

Bu saatten sonra çerçeve yasanın uygulanmasına ilişkin belirsizlikler artık sona ermeli

Meclis İzleme Komisyonundan bahsettiğimizde bunu çerçeve yasanın öngördüğünü de hatırlatmamız gerekir. Yasa da bu izleme komisyonunun kurulması gerektiğini ifade etti ve bu konuda da 467 oyla Meclis bir siyasi irade ortaya koydu. “Neler oluyor? Geri çekilme sağlandı mı, sağlanmadı mı?” gibi birtakım sorular da var. Dün Hareket Yönetimi imzasıyla bir açıklama yapıldı. Örgütün feshi, silahların yakılarak imha edilmesi gibi tarihi adımların yanı sıra çerçeve yasadan itibaren Türkiye sınırları içindeki ve sınıra yakın olduğu söylenebilecek yerlerdeki tüm silahlı güçlerin çekildiği açıklandı. Böylece Türkiye'ye karşı silahlı mücadeleyi sonlandırmanın ve demokratik siyasal mücadele stratejisinin gereklerini tümüyle yerine getirildiğini; Türkiye içinde hiçbir biçimde bir silahlı tehdit durumundan söz edilemeyeceğini Hareket Yönetimi açıkladı. Bu saatten sonra çerçeve yasanın uygulanmasına ilişkin belirsizlikler artık sona erdirilmeli. Yani ne zaman yürürlüğe girecek, nasıl olacak, üst kurul nasıl çalışacak; üst kurulun altındaki kurulların işleyişi, üyeleri, yapılması gerekenler bir netliğe kavuşturulmalı ve bu da tartışmalara boğulmamalı. Bundan sonra süreç hızla ilerlemeli.

Sürecin hızlanarak yeni adımlarla ilerleyebilmesine ihtiyaç var 

Barış ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü Sayın Öcalan’ın sürece etkin katılımını sağlayacağı için oldukça önemli. Bunun daha önce de altını çizmiştik. Bu katılımın bir an evvel sağlanması gerekiyor. Sürecin böyle bekletilerek, durağanlaştırılarak devam etmesine değil; hız alarak yeni adımlarla ilerleyebilmesine ihtiyaç var. Bir çağrımız da aslında demokratik kamuoyuna, siyasi partilere, farklı toplumsal kesimlere ve ilk günden beri bu çağrıyı çok önemsiyoruz. Bir yandan barışı tesis etmeye çalışırken öte yandan demokratik toplumu inşa etmeye çalışıyoruz. Evet, demokratik toplum için birtakım yasal değişikliklere ihtiyaç var. Ancak yalnızca yasal değişiklikler değil. Bunu oluşturacak toplumsal güce ve desteğe de ihtiyaç var. Çünkü hep söyleyegeldiğimiz gibi barış ve demokrasi mücadelesi ancak onun için mücadele edenlerin omuzlarında yükselebilir. O yüzden siyasi ve toplumsal muhalefet, 100 yıllık Kürt sorununu ve Türkiye'nin demokratikleşme meselesini sadece bugünkü iktidarın, muhalefetin ya da DEM Parti'nin; yani Meclis’te grubu bulunan bulunmayan siyasi partilerin sorunu olarak algılamamalı ve yalnızca onlara bırakmamalı. 100 yıldır bu ülkenin en asli, en ağır sorunu bu. Gündelik bir siyaset meselesi olarak ele alınmaması gerektiğini en başından beri söyleyegeldik. Geçen yüzyılı etkiledi ve önümüzdeki yüzyılın belirleyici sorunlarından biri. Çözümü de çözümsüzlüğü de önümüzdeki yüzyılı etkileyecek. O yüzden biz demokratik ve barışçıl bir biçimde çözülmesini istiyoruz. Bundan yanayız. Bütün enerjimizi, çabamızı, gayretimizi en sahici şekilde bunun için sarf ediyoruz. Bundan sonra da bütün gayretimiz bunun için olacak. Ama burada hep beraber yan yana olabilirsek daha güçlü olabiliriz.

Sürecin hayatımıza dokunması ve sahiplenilmesi için herkes üzerine düşeni yapmalı

Niye hepimizin sorumluluk alması gereken bir çözüme ihtiyaç var? Niye bu tarihi fırsatı güçlendirmek için mücadelemizi ve aktif katılımımızı güçlendirmemiz gerekiyor? Çünkü bir yandan baskılar sürüyor, operasyonlar sürüyor. Öte yandan AİHM ve AYM kararları uygulanmıyor, tutuklamalar sürüyor. Belediye başkanları, gazeteciler tutuklanıyor. Medya ve haber siteleri engelleniyor. İdare ve gözlem kurulları tarafından siyasi tutsakların tahliyeleri engelleniyor. Yas hakkını kullandığı için insanlar hakkında soruşturmalar başlatılıyor. Ya tüm bunları düşündüğünüzde yeni bir dönemin ruhuyla örtüşen uygulamalar mı? Hayır, değil. İnsanların yeni bir dönemi hissetmesi için işte bu uygulamalardan vazgeçilmesi gerekiyor. Bundan vazgeçirecek irade de ancak toplumsal destekle olabilir, yan yana gelerek olabilir. Aksi takdirde hiçbirimiz rahat bir nefes alamayız. Sürecin hayatımıza dokunması ve toplumsal güveni inşa edebilmek için de toplum tarafından sahiplenilebilmesi için de herkes üzerine düşeni yapmalı.

Haseke’deki provokasyon hamlelerini kaygıyla takip ediyoruz 

Merkez Yürütme Kurulumuzun önemli gündemlerinden biri içerideki gelişmelerinin yanı sıra dışarıdaki gelişmeler. Bir yandan da gözümüz, kulağımız orada. Nerede? Haseke’de. Haseke’de yaşananları çok büyük bir kaygıyla takip ediyoruz. Çünkü Haseke, Haseke ile sınırlı değil. Haseke’de provokasyon hamleleri görüyoruz. Haseke’de yaşananları hem takip ediyoruz hem de yapılması gerekenleri hatırlatıyoruz. Hiçbir halkın kendisini temsil eden değerlerine dönük saldırılar meşru ve haklı saldırılar olarak kabul edilemez. Dolayısıyla Kürtlerin kültürel sembollerine, ulusal sembollerine yönelik saldırıları ve ardından yaşanan gerginlikleri sıradan gerginlikler olarak tarif etmemek gerekiyor. Bu söylemleri kışkırtacak, bunu körükleyebilecek, toplumsal hassasiyetleri kaşıyacak söylemlerden, uygulamalardan ve eylemlerden vazgeçmek gerekiyor. Haseke'de yaşananlar Kürtler ve Araplar arasında bir karşıtlık da yaratmayı hedefleyen güçler tarafından destekleniyor olabilir ya da bilerek gerçekleştirilmek istenen hamleler olabilir. Bunlara karşı da dikkatli ve tedbirli olmak gerekiyor.

Haseke’de fitili ateşlenmek istenen durum başka sonuçlara yol açabilir 

Haseke halkının talepleri, meşru hakları hukuk ve diyalog yoluyla ele alınması gereken konulardır, provokatif girişimlerle değil. Suriye'nin geleceği için halkların karşı karşıya getirildiği, orada yaşayan farklı inançların ve kimliklerin kazanımlarının hedef alındığı bir zemine değil, demokratik ve bir arada gerçek yaşam modeline ihtiyaç var. Yetkilileri ve iç güvenlik güçlerini, orada yaşayan yurttaşların can ve mal güvenliğini sağlamaya, şiddeti kışkırtacak söylemlerden ve eylemlerden uzak durmaya çağırıyoruz. Bu provokasyon girişimlerine katılanların hukuk önünde hesap vermesi ve bu anlamda tüm yetkililerin sorumluluklarını eksiksiz bir biçimde yerine getirmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu konuyu dediğim gibi yakından takip ediyoruz. Çünkü tekrar ediyorum Haseke, Haseke ile sınırlı değil. Orada fitili ateşlenmek istenen durum, bir ateş çok başka sonuçlar yaratabilir. Hepimiz bu konuda sorumlu davranmalıyız.

İdil’de Süryani halkına yönelik baskıcı uygulamalara son verilmeli 

Farklı inançlar ve halkların bir arada yaşam umudundan, isteğinden ve bunun güvence altına alınmasından bahsettik. İdil'de yaşananlar günlerdir tartışılan bir konu. Süryani halkına yönelik baskıcı uygulamalara da son verilmesi gerektiğinin çağrısını buradan yapmak isteriz. Şırnak'ın İdil ilçesinde Süryani halkının evlerine ve kurumlarına yönelik son dönemlerde gerçekleştirilen uygulamalara dikkat çekmek istiyoruz. Meryem Ana Süryani Kilisesine ait misafirhane mühürlendi, vakfa idari para cezası verildi. Süryani ailelere ait bazı yapılar mühürlendi, yetmedi yıkıldı. Süryanilerin yüzyıllardır yaşadıkları topraklardaki varlıklarını ve yaşam alanlarını etkileyen bu uygulamaların tesadüf olduğunu kim söyleyebilir? Ya da kim inandırabilir bunların tesadüfen ortaya çıktığına? Yıllardır yaşadıkları topraklarda kendilerine ait yerleri koruyabilmek için yaşam mücadelesi veren Süryanilerin böylesi bir dönemde layık oldukları bu uygulamalar mı? İktidara sesleniyorum: Bu uygulamalardan vazgeçin. Bu uygulamalar sanki mevzuata uygunmuş gibi göstermeye çalışmak yerine bunu başka yol ve yöntemlerle çözmek mümkündü. Ama böyle yapılmadı, böyle yapılmadığı gibi ayrımcı biçimde süren bu uygulamalarla Süryani toplumunun tarihsel, dini ve kültürel varlığı yeniden hedeflendi. Ve insanlar tam olarak şu anda böyle hissediyorlar. Biz de bunu bugün Meclis gündemine taşıdık. Ama her yerde bu konunun takipçisi olacağız. Bu konunun da böyle başka gerekçelerle sanki haklı uygulamalarmış gibi gösterilmesine karşı durmaya da devam edeceğiz.

İmralı Heyetimiz sürecin ilerlemesi ve hızlanabilmesi için görüşmeler yapıyor 

Merkez Yürütme Kurulumuz devam ediyor. Şu ana kadar tartıştığımız başlıklara ilişkin sizleri bilgilendirdim. Biliyorum DEM Parti İmralı Heyetinin yaptığı görüşmelere ilişkin de merak ettiğiniz konular var. En başta da söylediğim gibi İmralı Heyetimiz rutin birtakım görüşmeler yapıyor her zaman olduğu gibi. Bu görüşmeler Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin ilerleyebilmesi ve hızlanabilmesi için yapılan görüşmeler. Tabii ki zaman zaman bununla ilgili Adalet ve Kalkınma Partisi yetkilileriyle bir araya geliyorlar. Yine Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında kurulan üst kurulun çalışmalarına ilişkin Sayın Yılmaz ile bir araya geldiler. Bugünden sonra da bu görüşmeler devam edecek. Bu görüşmelerin esas olarak içeriği önümüzdeki dönemin yol haritası. Bu yol haritasının hangi takvimle ilerleyeceğine dair henüz net bir yol haritası ya da takvim olmadığı için netleşen bir bilgiyi sizlerle paylaşamıyoruz. Ama diyalog önemli, bunu önemli buluyoruz. Önümüzdeki süreçte de bu diyaloğun güçlenmesini, hızlanmasını ve kurumsal bir hale gelmesini temenni ediyoruz.

PIRS: Derheqê geşedanên Hesekê de hûn çi difikirin? Danûstandinên Lijneya Îmraliyê di çi astê de ne? Derheqê Lijneya Çavdêriyê de hûn dikarin nirxandinekê bikin?

BERSIV: Em li wê derê hewlên provakasyonê dibînin. Ji ber ku hemû milet, hemû kom azad e ku sembolên xwe bi kar bînin. Li wê derê hin êriş hatin kirin li ser Kurdan. Hesekê ne tenê bi Hesekê re sînorkirî ye. Ji pêvajoyeke gelekî hesas û girîng re derbas dibe îro. Ez dixwazim bînim bîra hemû kesî û raya giştî. Êrişên li Şêxmexsûd û Eşrefiye belav bûn hemû deverên dinyayê. Linku derê Kurdek hebû li wê derê ew Kurd rabû li ser piyan, got em yek in û êrişên ku li ser gelê Kurd berdewam dikin em qebûl nakin. Em neheqiyê jî qebûl nakin. Derheqê vê yekê de nerazîbûna xwe anîn ziman. Em dibêjin li wê derê li şûna hewlên provakasyonê divê mesele her çi be bi rêya diyalogê, danûstandinê bê çareserkirin. Gelek birîndar hene em ji wan re şîfaya xêrê dixwazin. Divê ev bûyerên hanê mezin nebin. Divê ev bûyer tu miletî neyne pêşberî hevdu. Her miletê ku li wê derê li ser axa xwe dijîn axa wan bixwe ye û dikarin mafê jiyaneke wekhev bixwazin û biparêzin. Ji ber vê yekê hemû kesê ku rayedar in divê di vê meseleyê de di asteke bilind de berpirsyariyê bistînin. Careke din dibêjim rê û rêbaz danûstandin e, çareserî ye, diyalog e. 

Pirsa we ya duyemîn, Şandeya me ya Îmraliyê hemû hewldanên xwe ji bo aştî û civaka demokratîk û ji bo pêvajo piştî îro bikaribe bê xetere bi rê ve biçe. Mijara danûstandinan jî ev e. Rast e, bi partiya desthilat re jî hevdîtinan dike. Bi alîkarê serokkomar re jî hevdîtinek kirin. Ew lijneyên ku hatine damezirandin dê çawa bişixulin piştî îro, ew ê bi çend endaman çêbin, endamên lijneyan dê bi civakê re, bi kesên eleqedar re çawa bişixulin Rêzdar Ocalan dê çawa ciyê xwe di van lijneyan de bistîne û çima heta niha nestendiye, tên nîqaşkirin. Divê Rêzdar Ocalan jî wekî koordînatorê aştiyê û siyaseta demokratîk ciyê xwe li wê derê bigire bi awayekî fermî û xebatan bimeşîne.

Lijneya Çavdêriyê di bin sîwana lijneya girêdayî serokkomariyê de ye. Serokatiya wê lijneyê jî birêz Cevdet Yilmaz dike. Lijneyek bi wî navî hatiye sazkirin. Lê hîna em nizanin lijne dê çawa bişixule, kar û xebatên xwe ew ê bi çi rengî bike, bi kê re bike, bi çend endaman re bike. Lê lijneya meclisê weke me îro jî bangewazî kir em dibêjin divê êdî xebatên avakirina wê êdî biqedin. Ne hewce bû em li hêviya vekirina meclisê bisekinin jî. Serokê Parlamentoya Tirkiyeyê Rêzdar Kurtulmuş jî dikarîbû serdanên xwe bi partiyên siyasî re biqedîne, rê û rêbazek derkeve holê, usûl û esasên vê xebatê jî derkevin holê. Me dikarî heta niha ew lijne li dar bixista. Lê çi hat gotin? Gotin hîna tevgerê çek daneaniye, tesbît nehatiye kirin. Libendebûna teyît û tesbîtê divê vê hêviya aştiyê û çareseriya demokratîk nefetisîne. Ew mesele divê bê çareserkirin. Hemû alî jî çi dikeve ser wan divê bike. Do rêveberiya tevgerê daxuyaniyek dan û gotin me xwe kişandiye. Em ne tehtîdek in ji bo Tirkiyeyê. Piştî îro divê em bigihîjin pêngaveke din. Hêviya me ew e ku di rojên pêşiya me de serokê meclisa parlamentoya Tirkiyeyê serdanên xwe xelas bike û derheqê rê û rêbaza Komîsyona Çavderiyê de ji raya giştî re daxuyaniyekê bide. Spas dikim.

9 Ekim 2026