Parti Sözcümüz Ayşegül Doğan, Genel Merkezimizde yaptığı basın toplantısında güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Doğan, şunları söyledi:
Eş Genel Başkanlarımızın başkanlığında MYK’mız toplandı. Kapsamlı değerlendirmeler yapıldı. Bugün hem MYK’mızdaki tartışmaları sizlerle paylaşmak hem de kamuoyunda çokça tartışılan çerçeve yasayla ilgili gelişmeleri değerlendirmek üzere buluştuk. Ancak önce şununla başlamak istiyorum. İçinden geçtiğimiz süreç Barış ve Demokratik Toplum Süreci olarak adlandırılıyor bizim tarafımızdan. Toplumun büyük çoğunluğunun beklentisi de bu süreçte barışa dair adımların atılırken demokratikleşmeyle ilgili de adımların eş zamanlı bir şekilde görünür hale gelmesi. Yani iyi gelişmeler görmek istiyor toplumun büyük çoğunluğu. Çünkü epeydir iyi gelişmeye çok büyük bir özlem birikti Türkiye’de. Olmuyor maalesef. Daha az iyi gelişmelerden bahsedebiliyoruz.
Tarih boyunca mizah zalimlerin kabusu olmuştur
Mesela Deniz Göktaş’ı konuşuyoruz günlerdir değil mi? Aslında düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken bir durum Türkiye’de bambaşka bir şekilde değerlendiriliyor. Kaçma şüphesi olmayan, bile isteye Türkiye’ye dönen bir komedyen gözaltına alınıyor. Gözaltına alındığı yetmiyor, ters kelepçeyle alınma görüntüsü servis ediliyor. Bu mesajlar Türkiye kamuoyunda nasıl algılanıyor? Antidemokratik uygulamalardan vazgeçilmeyecek şeklinde algılandığı gibi inançsızlığı da pekiştiriyor. Bu konuda sıkça uyarı yaptık. Pek çok olay sonrasında yaptık, yine yapıyoruz. Deniz elbette özgür olmalı, tüm Denizler özgür olmalı. Özgürce düşüncelerini söyleyebilmeliler. Unutulmamalıdır ki tarih boyunca mizah zalimlerin kabusu olmuştur. Ne ters kelepçe ne hapishane ne gözaltı ne de buna benzer muameleler tarihte mizah yapanların mizah yapmaktan vazgeçmelerine neden olamamıştır. O yüzden biz tekrar Deniz Göktaş'la dayanışma dileklerimizi buradan iletip bir an önce de serbest kalması gerektiğini ifade ediyoruz ve tabii bu uygulamalardan da vazgeçilmeli. Bunu yineliyoruz.
DEM Parti olarak başından beri sürece disiplinle ve incelikle yaklaştık
Hepimizin gözü, kulağı süreçte. İlgilisi, ilgisizi, destek vereni, vermeyeni herkes süreçle ilgili gelişmeleri izliyor. Ben de bugün çok açık bir biçimde bazı sorulara yanıt vermeye çalışacağım kamuoyunun beklentilerini giderebilmek için. Niye diyeceksiniz? İnanılmaz bir bilgi kirliliği var. Sürecin başından beri dezenformasyonun bu süreçte yaratabileceği riskleri konuştuk. İzlenmesi gereken yöntemin olabildiğince şeffaf olması gerektiğini konuştuk. Dünyada ilk kez biz çatışma çözmüyoruz ve Türkiye'nin de çatışma çözümü konusunda çok ciddi bir deneyimi var. Muazzam bir külliyat oluştu artısıyla eksisiyle. Hep dedik ki artıları önümüzdeki sürecin pusulası haline getirelim, buradan süzülen bir yol haritası çıkaralım ve eksilerden de tüm taraflar ders çıkarsın. DEM Parti olarak bu sürecin ivme kazanması ve başarıya ulaşması, silahların tümden ve kalıcı bir şekilde devre dışı bırakılması ve siyaset alanına demokratik bir zemin oluşturulabilmesi için en başından beri sorumluluk üstlendik. Sorumluluğumuz gereği de ciddi davrandık, disiplinli çalıştık. Sürece incelikle yaklaştık. Yine en başında dedik ki bu süreci pamuklara sarmalıyız. Oysa ne oluyor, ne görüyoruz? Medyaya yansıyan ve kamuoyunda farklı tartışmalar yaratan, yer yer hayal kırıklığına neden olan bazı iddialar görüyoruz. Asılsız haberler görüyoruz ve bunların aslına ilişkin de yetkililerin açıklama yapmaktan kaçındığını görüyoruz. Bir kere bundan vazgeçmeye çağıralım. En başında bunu yinelemiş olayım.
Sürecin hukuken güvence altına alınmaması endişe ve risk yaratır
Pozitif noktalardan başlayalım. Biz epeydir bir yasal çerçeve çağrısı yapıyoruz. Diyoruz ki Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin hala hukuken güvence altına alınmış bir kurumsal yol haritasının olmaması hem endişe hem de risk yaratır. Zaten Ortadoğu'daki gelişmeler dolayısıyla riske açık bir coğrafyada yaşıyoruz. Bu riskleri minimize etmek için yol haritasını takvimlendirerek ilerleyelim. Bir çırpıda çözülemeyeceğini bildiğimizi hep söyledik. Bu siyasi bir mesele, teknik bir yaklaşımla değerlendirilmemeli dedik. Güvenlik odaklı bir yaklaşım yerine siyasetin odakta olduğu bir yaklaşıma ihtiyaç olduğunu söyledik. Gelelim yeni gelişmeye. Ne oldu? Son günlerde yapılan açıklamaları biliyorsunuz. Bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yaptığı açıklamalar var ki biz bu açıklamaları son derece önemli ve değerli buluyoruz, memnuniyet verici karşılıyoruz. Görünen o ki çerçeve yasayla ilgili bir mutabakat sağlandı. Sağlanan mutabakat zamanlamaya dair sevgili arkadaşlar, değerli Türkiye halkları. Takvime ilişkin henüz sizinle net paylaşabileceğimiz bilgiler yok. Çerçeve yasa Meclis çalışmalarına ara vermedenemmuz ayında Meclis’in gündemine alınmalı demiştik ve şu anda yapılan görüşmelerde bu konuda mutabakat sağlandığını sizlerle paylaşabilirim.
Kritik soru: Yasa gelecek gelmesine ancak nasıl ve ne içerikte gelecek?
Zamanlamaya dair verilen bu konsensüs memnuniyet verici, ancak şöyle bir soru belirsiz bir biçimde ortada duruyor: Yasa gelecek gelmesine ancak ne gelecek? Nasıl gelecek? Bu kritik bir soru. Niye kritik bir soru? Ortada silahlı mücadelenin sona erdiğini ilan etmiş ve silahlarını kamuoyu önünde yakarak imha etmiş bir örgüt gerçekliği var. Binlerce mensubu olan bir örgüt gerçekliği var. Çatışma çözümünden bahsettiğimizde, bunu çatışmalı bir halden alıp çatışmasızlığa kalıcı bir biçimde taşımak istiyoruz hep birlikte. İktidardan muhalefetine, herkesin esas yoğunlaşması gereken nokta burası olduğu için buraya pür dikkat bakılıyor. Nasıl kalıcı bir biçimde sağlanacak bu? Demokratik siyaseti güçlendirecek, hukuki güvenceler oluşturacak, toplumsal barışı destekleyecek, çatışmalı dönemin yerini demokratik mücadelenin aldığı yeni bir dönemin kurumsal temellerini oluşturacak kapsamlı bir yasal çerçeveye ihtiyaç duyulduğunu en başından beri ifade ettik. Çağrıyı 27 Şubat 2025'te yapan bizzat örgütün lideri Sayın Öcalan da çağrısında bu hukuki güvence ihtiyacına dikkat çekmişti. Sevgili Sırrı Süreyya Önder, kendisini şükranla ve özlemle anıyorum, bunu 27 Şubat 2025'teki basın toplantısında açık bir biçimde ifade etti, okudu. Şimdi dolayısıyla silahsızlandırma yasasının kapsamı, yöntemi ve kategorik bir yaklaşım içermemesi son derece hayati bir konu. Kategorik yaklaşım içeren yasaların Türkiye'ye kaybettirdiklerini biliyoruz. O yüzden bugüne kadar biriktirdiklerimizden ders çıkarmamız gerekiyor. Aynı yaklaşımlarla yeni sonuçlar üretmemizin mümkün olmadığına ilişkin de sayısız kez buradan açıklamalar yaptık, alanlardan yaptık.
Çerçeve yasa kritik bir başlangıç adımı olarak ele alınmalı
Çerçeve yasa, silahsızlandırma sonrasını belirleyecek kritik bir başlangıç adımı olarak ele alınmalı dedik. Nitekim son görüşmede İmralı Heyetimizin İmralı’da Sayın Öcalan'la yaptığı görüşmede kendisi de bu yasaya “Kök Hücre Yasası” tanımlaması yapıyor. Bundan sonra ihtiyaç duyulan bütün yasal düzenlemelere ayna tutacak, kaynak olacak bir yasal düzenlemeden bahsediyoruz. O yüzden zamanlamanın belirlenmiş olması son derece memnuniyet verici. Geciktirmemek gerekir, bekletmemek gerekir, zamana yaymamak gerekir. Ancak kapsamına, içeriğine ilişkin de spekülasyona izin vermemek gerekir. Daha çok spekülatif, asılsız iddia ve bilgi kirliliği sürece ilişkin risk demek. Bunları hep birlikte ortadan kaldırmaya davet ediyoruz. En önce de tabii ki iktidar yetkililerine sesleniyoruz: Bu, bu şekilde olmamalı, bu şekilde tartıştırılmamalı. Silah bırakan örgüt mensupları kendileri için nasıl bir hukuk işletileceğini soruyor. Bu soruya yanıt vermek gerekir. Bu soruya bugün yanıt verecek olan da özellikle Meclis Komisyonunun ortak raporundan sonra, elbette iktidar yetkilileri ve bu konuya dair çalışmalar yürüten yetkililer. Hukuki, siyasi ve toplumsal gelecekleri için nasıl bir yasal çerçeve öngörülüyor? Yine şunu unutmamak gerekiyor ki silahlı örgütün varlığı, çözümsüz bırakılmış Kürt meselesinin neticesidir. O yüzden de çok önemli bu kapının nasıl aralanacağı.
Yok saymayan, kapsayıcı ve kucaklayıcı bir dönüş yasasına ihtiyaç var
Şimdi nasıl bir yöntem izlenmeli? Uzlaşı arayışı olmalı. Ortak rapor da böyle bir konsensüsle geldi Meclis Komisyonuna. Komisyonda tartışılarak, oylanarak, şerhler ve itirazlar gözetilerek ortaklaşılan bir rapora dönüştü. Her siyasi partinin görüşünün aktarılabildiği ve asgari müştereklerde buluşulabilen bir yöntemle ilerlendi. Şimdi de aynısını yapmak mümkün. Müzakere ederek ve diyalogla, tarafların hassasiyetlerini gözeterek, hiçbirinin hassasiyetinde farklı davranmayarak, yok saymayarak en kapsayıcı ve kucaklayıcı yöntemle dar kapsamlı olmayan bir dönüş yasası içeriğine ihtiyaç var. Çok boyutlu ve katmanlı tarihsel bir sorunun çözümüne dair yola çıktığınızda yasal düzenlemelerde tabii ki istişareyi, ortak aklı ve ortak iradeyi gözetmeniz gerekir. Bu, sürecin dinamiği açısından baktığınızda da kaçınılmaz bir durum olarak ortada.
Süreç açısından yüzeysel ve üstenci bir dile gerek yok
Meclis Başkanı Sayın Kurtulmuş yasal çerçeveye ilişkin, “Bu işin savsaklanmadan, geciktirilmeden ve asla en ufak bir detayı ihmal edilmeden iyi planlanarak yapılması ve Türkiye'nin bu adımı atması şarttır” diyor. Buna olduğu gibi katılıyoruz. Biraz önce söylediklerim tam olarak bu zaten. Savsaklanmasın, geciktirilmesin, hiçbir detay göz ardı edilmesin, iyi planlansın, yani incelikli çalışılmış olsun. Ve Türkiye’nin artık bu adımı atmasının neden şart olduğunu anlattı. Bu sözlerine tamamen katılıyoruz. Ancak Sayın Kurtulmuş aynı konuşmanın başında bambaşka bir yaklaşım ortaya koyuyor. Diyor ki bir kereliğine çıkarılacak. Bir kereliğine çıkarılsın. Mesele kaç defalığına çıkarılacağı meselesi değil. Mesele kaç maddeden oluşacağı meselesi değil. Biz böyle magazinsel bir yaklaşımla ele almıyoruz bu meseleyi. Hep söylüyoruz, yine söylüyoruz, söyleyeceğiz. Hayat kurtarmaktan bahsediyoruz. İnsanlar ölmüyor iki senedir. Az mı bu? Bütün güvensizliğe rağmen çatışmalar durmuş vaziyette. O yüzden bu çok değerli bir fırsat. Biz bu fırsatı kalıcı hale getirmek için sonuna kadar mücadele edeceğiz, çabalayacağız, gayret göstereceğiz. Bu fırsatın hiçbir riske, hiçbir sabotaja, hiçbir provokasyona, hiçbir spekülasyon ve manipülasyona açık hale gelmemesi için elimizden geleni olağanüstü koşullarda bile olsa yapmaya çalışacağız. Bundan sonra da buna devam edeceğiz. Ancak Sayın Kurtulmuş, “Bu yasal düzenleme olacak, bir kereliğine mahsus çıkacak bu yasa. Gelenler kapıdan içeri alınacak, gelmeyenler de gelmesinler, kendileri bilirler kapı kapanacak” diyor.
Ekim 2024 öncesinde ve bugüne kadar hep şu uyarıda bulunduk, dedik ki Türkiye'nin yeni bir döneme ihtiyacı olduğu gibi bu dönemi taşıyacak sütunlara da ihtiyacı var ve bunlardan biri de kullandığımız dildir. Bu kadar çok bölünmüş, parçalanmış, kutuplaştırılmış bir ülkede nasıl konuştuğumuz da önemli. Meclis Başkanı çok önemli bir sorumluluk makamında oturuyor. İhtiyacımız olan açık kapı, kapalı kapı değil. Herkesin gelebileceği toplumsal bir bütünleşmeden bahsediyoruz. O yüzden burada daha yapıcı bir dil kullanabiliriz. “Gelen gelir, gelmeyen gelmez” demek yerine, “Bu kapıyı sonuna kadar açık tutacağız. İnsanların silahlarını tümden bırakıp fikirlerini özgürce demokratik bir biçimde kendi ülkelerinde söyleyebileceği ve örgütleyebileceği bir zemini oluşturmaya çalışacağız” demeli Sayın Meclis Başkanı. Beklenti bu, istenen bu. Bu kadar zor olmamalı. Aksine bunun için heyecan duyulmalı. Bu büyük bir motivasyonla ifade edilmeli. Burada motivasyon artırıcı bir dil yerine daha çok kaygıya neden olan bir dili tercih etmemek gerekiyor. Hiçbir tarihsel ve siyasal deneyim de bunun böyle yapıldığını göstermedi bugüne kadar, ne dünyada ne Türkiye’de. Bu yüzden böyle yüzeysel, üstenci bir dile gerek yok. Yapıcı ve kucaklayıcı, meselenin kök nedenlerini gören -ki kendisi buna son derece vakıf birisi biliyoruz- bir dil. Meclis Komisyonunun da başkanlığını yaptı Sayın Kurtulmuş. Komisyonda dile gelen görüşler var, uluslararası deneyimler var. Tüm bunlar tutanak altına alındı ve Meclis’in web sitesinde herkesin erişimine açık vaziyette. Çatışma çözümü literatürlerinden bahsedildi, karşılaşılabilecek zorlukların nasıl aşıldığı anlatıldı. İşte tüm bunları görmezden gelmek anlamına gelir. Böylesine tarihsel bir mesele, güven veren ve kapsayıcı bir geçiş süreciyle ancak yönetilebilir.
Sayın Öcalan verdiği sözün gereğini yaptı
Şimdi gelelim bir başka merak edilen konuya. Biraz önce ben de gördüm ve bana da soru olarak yöneltildi. Muhtemelen ekranları başında bizleri izleyen DEM Parti gönüllüleri de merak ediyordur. Sayın Öcalan'la ilgili durum. Yasal çerçeveye dair mutabakat sağlandığına, Öcalan'ın onay verdiğine ilişkin bir haber var. 27 ve 28 Haziran'da Mersin ve Van'da, Diyarbakır ve İstanbul'da Özgürlük Mitingleri düzenlendi. Bu kitlesel buluşmaların aslında ana teması barışın kalıcı hale gelmesiydi. Barışın kalıcı hale gelmesi için de yapılması gerekenlere dairdi. Yine bizim en başından beri dikkat çektiğimiz bir konu da aktörler arasında kurulan dolaylı bir diyalog var. MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli Sayın Öcalan'a seslendi, bu dolaylı bir diyalog. Cumhurbaşkanı Erdoğan bir siyasi irade koydu ortaya. Sayın Öcalan 27 Şubat 2025'te verdiği sözün gereğini yaptı. Bir kez söyledi ve örgütü hemen arkasından açıklama yaptı. Fesih çağrısına yanıt verdi, ateşkes ilan etti, ilk fırsatta kongrenin toplanacağını ifade etti. Kongreyi topladılar. Silahlı mücadelenin stratejik bir şekilde bittiğini kamuoyuna ilan ettiler. Akabinde 11 Temmuz'da Süleymaniye'de 30 örgüt üyesi silahlarını yakarak imha etti. Türkiye'ye dönmek istediklerini, siyaset yapmak istediklerini, yasal çerçeve beklediklerini söylediler. Ve tüm bunlardan sonra da kendi liderimizle görüşmek istiyoruz dediler.
İmralı Heyeti neden 40 gündür Sayın Öcalan ile görüşmüyor?
DEM Parti İmralı Heyetinin, İmralı’da Sayın Öcalan ile görüşmelerinden bilgileri sizlerle paylaştık. Dedik ki hem toplumsal olarak böyle bir ihtiyaç var hem de Sayın Öcalan toplumun farklı kesimiyle konuşmak, görüşmek istiyor. Üstlendiği tarihsel rol ile mevcut koşulları arasındaki bu çelişkinin bu şekilde sürdürülemez olduğunu da açık açık ifade ettik. Oysa bu durum hala devam ediyor. Barış çabası, yol boyunca karşılaşılması muhtemel risklere dikkat çekmesi, pek çok zorluğu olağanüstü koşullarda incelikle çözmeye çalışması, gayreti ve yapıcı katkıları göz önünde bulundurulduğunda sürecin ivme kazanması için yapılması gereken Sayın Öcalan'la görüşme kapılarını kapatmak mı yoksa ardına kadar açmak mı? Elbette ardına kadar açmak. Barış için çaba sarf eden herkese kapı açılmalı. Demokratik çözüm için çaba sarf eden herkese kapı açılmalı ve en başta da Sayın Öcalan'la toplumun farklı kesimlerinin bir araya gelmesi sağlanmalı. Süreçteki konumu kadar belirleyici bir özellik taşıyor. Ancak iletişim koşullarını oluşturmuyorsunuz. Bu paradoks devam edemez, etmemeli. Yani kendisi dışında hiç kimse böyle bir silahsızlanma çağrısı yapamazdı. Demokratik çözüm paradigmasının çerçevesinin hem teorik hem de pratik olarak önderi olan bir kişiden bahsediyoruz. Böyle bir liderlik etkisi ve gücü var. Bunu yok sayamayız. Bunu yok sayarak sorun çözülmedi. 27 yıldır kah tecrit kah mutlak iletişimsizlik kah yarı açılıp kapanan koşullara rağmen, yani belirsiz görüşmelere rağmen bu çabasından, bu paradigmasından, bu demokratik çözüm çerçevesinden vazgeçmedi. Ve milyonlarca insanı buna bu kadar zor koşullarda inandırdı, anlatıcısı oldu bunun. Bu kapı niye açılmaz? Bu kapının açılmaması ancak süreç karşıtlarının elini güçlendirebilir. Mesela DEM Parti İmralı Heyeti neden 40 gündür Sayın Öcalan ile görüşmüyor?
Israrlarımıza rağmen henüz bizimle paylaşılan bir taslak yok
Biz yasal çerçevenin kapsamını bilmiyoruz, içeriğini bilmiyoruz. Israrlarımıza rağmen henüz bizimle paylaşılan bir taslak yok. Sayın Öcalan'la taslağın görüşüldüğü ve Sayın Öcalan'ın bu taslağa onay verdiği söyleniyor. Bunu nasıl teyit edebiliriz? Kamuoyu bu bilgiye nasıl erişebilir? Hadi DEM Parti’yi bu bilgiden mahrum bırakın isterseniz - ki bu kadar önemli bir siyasal geleneği temsil eden ve yıllardır barış ve demokrasi için mücadele eden bir siyasi partiyi nasıl görmezden gelebilirsiniz- ancak kamuoyunda da bu bilgi yok. Biz şu anda bunu bilmiyoruz. Çünkü heyetimiz Sayın Öcalan'la 40 gündür görüşmedi. Bu konuda yapılan görüşme başvurularına ne yazık ki olumlu bir şekilde dönülmüyor. Keza avukatları görüşmüyor. Ailesi görüşmedi bu süre boyunca. Zaten toplumun farklı kesimleri görüşemiyor. Zaten siz gazeteciler gidemiyorsunuz. Zaten bunun dışında başvuru yapan sivil toplum örgütleri var, gazeteciler var ve onlar da görüşmüyor. O halde nasıl bilebiliriz bu taslağın Öcalan'la paylaşılıp paylaşılmadığını, paylaşıldıysa da onay verip vermediğini. Mayıs ayında son yapılan görüşme sonrası bilgilendirmeyi sizinle yazılı olarak paylaştık. Öcalan'ın önerileri olduğunu söyledik, bir yol haritası olduğunu söyledik. Örgütün lideri böylesi kritik bir yasal çerçeveyle ilgili görüşlerini ve önerilerini paylaşabilecek olanaklara sahip olmalı. Nefretin karşısına ortak yaşam iradesini, korkunun karşısına cesareti, toplumsal bölünmenin ve kutuplaşmanın karşısına ortak bir demokratik gelecek ufkunu koyan bir hakikatten bahsediyoruz. Bu hakikate, bu gerçekliğe layıkıyla ve sürecin gerekleri gözetilerek yaklaşılmalı.
Beklenti haline son vermek ve İmralı'ya erişim olanaklarını sağlamak gerekiyor
Biz barış demeye devam edeceğiz. Barışta ısrar ediyoruz. Çünkü hayatı silahların ve savaşın ördüğü ağlarla değil, demokrasinin ve hukukun kurduğu bağlarla inşa etmek istiyoruz. Bu konuda kararlıyız. 50 yıldır süren ve hepimiz için yalnızca felaketler üreten bu savaşın onurlu, adil, eşit ve kalıcı bir biçimde sonlanması ve demokratik bir çözüm imkanının kalıcı hale gelmesi için de gayretimizi sürdüreceğiz. Artık ve geçmiş kötü tecrübelere dair söylenecek söz kalmadı. Buradan da konuşmak istemiyoruz. Hakikaten yeni şeyler söylemek istiyoruz. Yeni cümleler kurmak istiyoruz. Ortak gelecekten bahsetmek istiyoruz. Dünyanın yıkımdan yıkıma sürüklendiği bu dönemde barışı başardığımızda neleri kazanabileceğimizi de DEM Parti olarak gayet iyi biliyoruz ve görüyoruz. Nefretle lekelenmiş bir geçmişin baskısından kurtulmamız gerekiyor artık. Hep birlikte 100 yıllık bir meselenin yalnızca çözümünü demokratik bir biçimde konuşmak, tartışmak yetmiyor. Getirin hukuki güvencelerle bunu dayanıklı hale getirelim diyoruz. Bu çağrıyı da yinelemek istiyoruz. Barış ve Demokratik Toplum Sürecini fiilen tıkamış algısı yaratacak her türlü yaklaşımdan uzak durmak gerekiyor. Tüm tarafları dahil ederek söylüyorum bunu. Hiç kimse böyle bir algı yaratmamalı. Siz Sayın Öcalan ile görüşmeleri bir periyodik takvim içerisinde ilerletmez ve işletmezseniz bu fiilen bir tıkanıklık ortaya çıkıyormuş algısı yaratır. Bunu yapmamak gerekiyor. Yine ben Öcalan'ın önemli bir uyarısıyla bu basın toplantısını sonlandırmak istiyorum. En son yine yaptığımız bir açıklamada sizlerle paylaşmıştım. “Beklenti halinde kalmak sadece risk üretir” diyor. Kaybedecek zamanımız yok. O yüzden beklenti haline son vermek, İmralı'ya erişim olanaklarını heyet ve avukat görüşmeleri başta olmak üzere sağlamak gerekiyor.
DEM Parti olarak değişim ve dönüşüm hazırlığı yapıyoruz
Biliyorsunuz bir yandan heyecanla yeni kongremize hazırlanıyoruz. Kongrenin hazırlıkları kesintisiz bir biçimde devam ediyor. 20 Eylül'de Ankara Arena Spor Salonu'nda 5. Olağan Büyük Kongremizi gerçekleştireceğimizi daha önce sizlerle paylaşmıştık. Kongreye giderken gerçekleştireceğimiz konferanslar olacağını da söylemiştik. Konferanslarımızın mottosu belirlendi: “Ji bo Komara Demokratîk Civaka Azad û Rêxistinkirî / Demokratik Cumhuriyet İçin Özgür ve Örgütlü Toplum” Tüm toplumsal dinamiklere ulaşmayı hedefliyoruz bu konferans sürecinde. Farklı inançlar, halklar, emekçiler, kadınlar, gençler olmazsa olmaz. Toplumsal hareketler, oluşumlar ve inisiyatiflerle buluşabileceğimiz önemli zeminler olarak görüyoruz bu konferansları. Yine tabii ki biz de bir değişim ve dönüşüm hazırlığı yapıyoruz aynı zamanda. Dolayısıyla bunun yolunu, yöntemlerini de tartışacağız, konuşacağız. Eksiklerimizi gözden geçireceğiz. Bunları nasıl tamamlayabileceğimize bakacağız. Nasıl güçlenebileceğimize, nasıl daha örgütlü hale gelebileceğimize, nasıl genişleyebileceğimize bakacağız. Partimizin yeni programı hazırlanıyor bir yandan. Bu programla çoğulcu ve demokratik bir örgüt yapısını daha da artırarak ilerleyeceğiz. Kolektif bir yönetim anlayışını esas alacak ve yerelden başlayan yatay örgütlenme modelini yeniden konuşacağız. Konferanslarda yürüteceğimiz tartışmalar bu ihtiyacı gözeten bir anlayışla hazırlanıyor. Şimdi bazı tarihleri de paylaşmak istiyorum sizlerle. Geniş katılımlı il toplantıları yapacağız. Rutin il toplantılarından farklı olacak bu toplantılar ve genişletilmiş il toplantılarını 1 Temmuz itibarıyla başlattık. 14 Temmuz'a kadar devam edecek. Bölge konferansları da 20- 30 Temmuz arasında olacak. Bölgelerin merkez illerinde yapılacak bu konferanslar. Bölge konferansları sonrasında da 5-12 Ağustos tarihleri arasında da çalışmalarımız sürecek. Çeşitli buluşmaları, çalıştayları ve Büyük Kadın Konferansımızı 20-21 Ağustos'ta, Büyük Konferansımızı da 22-23 Ağustos tarihlerinde gerçekleştireceğiz. Oradan çıkacak heyecan ve motivasyonla da büyük kongreye doğru artık yol almak için gün sayacağız.
Zagon hinan sûcdar bike, hinan li derve bihêle, hinan bikişîne nav ev ne tiştekî rast e
PIRS: Hûn dikarin derheqê zagona çekdanînê de agahiyan bidin?
Me bangewazî dikir digot bila derengî neyê xistin ji bo derxistina vê zagona ku herî kêm salek e ku gelek kes li bendê ne. Dema ku derengî tê xistin hin rîsk jî derdikevin holê. Ji bo xetere jî dernekevin holê, tu xitimandin jî çênebe divê ev pêvajo bikare bi lezgînî bigihîje encamek ku hemû kes bikaribin jê destkeftiyên mezin derxin. Ew encam çi ye? Aştiyeke mayînde û birûmet e. Aştiya ku her kes xwe di hembêza wê de bibîne. Yasa jî ji bo vê gelekî pêwîst e. Ji ber ku ev yasa yasaya çekdanînê ye. Lê weke ku Rêzdar Ocalan jî dibêje ev yasa yasayeke kok e. Divê mirov vê yasayê weke destpêkê binirxîne. Piştî vê jî dê hin guhertin çêbin. Em behsa pirsgirêkeke sed salîn dikin. Herî kêm sed salîn. Em dixwazin ev pirsgirêk bi lihevhatinê çareser bibe. PKK jî dibêje me xwe fesih kiriye, me biryareke stratejîk stendiye em dixwazin şerê çekdariyê bi dawî bikin. Em têkoşîna çekdarî bi dawî dikin û em dixwazin bi têkoşîneke demokratîk û siyasî fikr û ramanên xwe bi awayekî azad hem birêxistin bikin hem jî vegerin. Nêzîkatiyeke wekhev lazim e ji bo vê yasayê. Eke hinan sûcdar bike, hinan li derve bihêle, hinan bikişîne nav ev ne tiştekî rast e ji ber ku Tirkiye gelek caran ev ceriband û encamên baş jê derneketin. Heta niha li ser wext, li ser mehê lihevhatineke hatiye kirin ev jî tiştekî baş e. Lê em naverokê hîn jî nizanin. Em nizanin çend xal in, naverokeke çawa dê derkeve, çi pêşniyaz dike, aqûbeta wan kesên ku dê çekên xwe deynin û vegerin dê çi be, ew ê çawa tev li jiyana civakî û siyasî bibin, ji aliyê hiqûqê ve destkeftiyên wan dê çi bin yan jî hiqûq dê ji wan re çi bibêje, hiqûqeke çawa dê bê meşandin em nizanin. Spas dikim.
Kanayan bir yarayı iyileştirmek istiyoruz
SORU: Çerçeve yasanın kapsamı, KCK’den çerçeve yasayla ilgili eleştiriyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Kongrede partinin ismi değişecek mi?
Çerçeve yasa aşamasına gelmiş olmayı bir kere çok önemli buluyoruz. Çerçeve yasanın zamanlamasına ilişkin konsensüsü de çok kritik değerde görüyoruz. Bunun da altını çizmek isterim. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu konuda yaptığı açıklamaların yine çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu konuda ortaya konulan siyasi iradenin görmezden gelinmemesi, küçümsenmemesi gerektiğini de ifade ediyoruz. Bu süreçte çerçeve yasanın bir an önce Meclis’e gelmesi ve bu konuda bir konsensüs sağlanması için çaba gösteren iktidarından muhalefetine herkesin gayretinin bizim için çok büyük bir önemi var. Çünkü biz içinden geçtiğimiz çatışmalı sürecin artık tamamen çatışmasızlıkla başarıya ulaşmasını istiyoruz. Yani silahların tümden ve kalıcı bir biçimde devre dışı kalmasını istiyoruz DEM Parti olarak. Bunun için de gereken her şeyin yapılması çağrısını ilk günden beri yapıyoruz. Temmuz ayında çerçeve yasa Meclis’e gelecek. Ama bakınız, ben size Temmuz'un falan günü gelecek diyemiyorum. Diyebilmeyi yalnızca istemiyoruz. Risk üretiyor diyoruz. Bunun bu şekilde tartışılmasına açık kapı bırakmak, işte en başından beri pek çok tarafın farklı görüşlerde olmalarına rağmen dikkat çektiği… Enfekte etmesin hiçbir şey diyoruz. Açık kanayan bir yaradan bahsediyoruz. Bunu kapatmak istiyoruz. İyileştirmek istiyoruz. İyileştirmek için ne yapmak gerekir? Bunu enfeksiyona açık halde bırakmamak gerekir. İyi pansuman gerekir. Tam olarak bundan bahsediyoruz. Kanayan bir yaraya iyi bir pansuman yapmaktan, steril bir pansuman yapmaktan bahsediyoruz.
Neden çerçeve yasaya dair taslak hala paylaşılmıyor?
Hala kapsamını bilmiyoruz. Kapsamını bilmediğiniz bir konu ne oluyor? Spekülasyona neden oluyor. Hemen her gün onlarca haber görüyoruz. Hangisi doğru, hangisi değil? Bu soruya bizler de muhatap oluyoruz. Heyetimiz birtakım görüşmeler yapıyor. Bunları da sizlerden gizlemedik. Heyetimiz de bu konuda her zaman açık davrandı. En başında iktidar yetkilileriyle, Sayın Öcalan'la görüştükten sonra bu çerçeve yasanın kapsamına ve zamanlamasına ilişkin bir görüşme yaptılar. Bu konudaki istişareler elbette sürüyor. Biz bu diyaloğu da çok önemsiyoruz. Yeniden konuşabiliyoruz. Bu çok kıymetli bir fırsat. Bunu ıskalamayalım istiyoruz. Bunu gerçekten dayanıklı hale getirelim, hukukla güvencesini oluşturalım ki güven duygusu gelişsin. Bu görüşmeler neticesinde bugüne kadar da kapsamına dair bilgi sahibi olmak istedik. Ancak bir kapsam görmedik, taslağı bilmiyoruz. Çünkü bizimle paylaşılmış bir taslak yok. DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu olarak dün değil önceki gün toplandık, saatlerce tartıştık. Tabii ki bizim bir taslağımız var DEM Parti olarak, bir hazırlığımız var. Onlarca yıldır bunun için mücadele ediyoruz. Elbette biz bu sorunun nasıl çözülebileceğine ilişkin önerilere sahip bir siyasi partiyiz. Mesele bu değil. Üzerinde ortaklaşılmış bir taslağın yaratacağı olumlu etkileri ortaya çıkarmak istiyoruz biz. Tıpkı Meclis Komisyonunun ortak raporunda olduğu gibi. Tüm siyasi partilerle o yüzden bu konuda istişareleri önemli buluyoruz ve de teşvik ediyoruz iktidar partisini de bu konuda istişareye. Neden peki? Bu sorunun muhatabı sanıyorum biz değiliz, daha çok iktidar yetkilileri. Neden bu taslak hala paylaşılmıyor? Hassasiyetler olabilir. Tüm tarafların hassasiyetleri var. Bunları anlıyoruz. Bu hassasiyetleri gözeten en geniş kapsayıcılıkta bir yaklaşım öneriyoruz zaten o yüzden. Hiç kimsenin hassasiyetinin yok sayılmadığı, hiçbir tarafın incinmediği, herkesin bu süreci güvenle ve gururla taşıyabildiği bir dilden, bir yaklaşımdan ve bir zihniyet ihtiyacından bahsediyoruz. O yüzden bir an önce bu kapsamın en azından bizlerle, siyasi partilerle paylaşılıp konsensüse varılıp Meclis’e gelmesi gerekiyor. Yaptım oldu gibi bir yaklaşım tercih edilmemeli. Böyle bir yaklaşımı bu kadar çok tecrübeden sonra kimsenin tercih etmeyeceğini de düşünüyoruz. Mutlaka istişare edebileceğimiz bir zemin oluşacaktır ve mutlaka bu istişareler neticesinde çatışmasızlığı kalıcı hale getirebileceğimiz, barışı sağlayabileceğimiz bir sonuca ulaşacağız diye düşünüyoruz. Bu temenninin de ötesinde. Böyle olması gerektiği için de özellikle altını çizmek istedim.
Kayyımcı anlayış toptan terk edilmeli ve bir daha asla denenmemeli
SORU: Mardin Büyükşehir Belediye Eş Başkanlığı görevinden alınan Ahmet Türk'ün göreve dönebileceği ifade ediliyordu. Ancak kayyımın görev süresinin 2 ay daha uzatıldığı şu an basına yansıdı. Bu konuyla ilgili ne düşünüyorsunuz?
Şaşırtıcı değil. Kayyımın görev süresi epeydir uzatılıyor biliyorsunuz zaten. Göreve dönmeyle ilgili bir gelişme olmuyor. Ayrıca bu konuya dair Ahmet Türk'ün de daha önce yaptığı açıklama vardı. Mesele yalnızca Ahmet Türk'ün ya da Devrim Demir'in belediye eş başkanlığına dönebilmesi, halkın seçtiği belediye eş başkanlarının görevleri başına dönmesi değil. Bu kayyımcı anlayış toptan terk edilmeli ve bir daha asla denenmemeli. Bununla ilgili kanun teklifi var Meclis’te bekliyor. Üstelik çok geniş skalada siyasi partilerin uzlaştığı bir teklif. Hızlıca geçirilebilir ve artık kayyımcı anlayış tümden terk edilmiş olur, hukuki güvence sağlanmış olur. İnsanlar da kendilerini güvende hisseder. Bu anlayıştan vazgeçilmeli ve tüm kayyımlar geri çekilmeli. Bundan sonra da Türkiye’nin kayyımcı zihniyetten bahsetmeyeceği yeni demokratik gelişmeler görülmeli. Umarız öyle olur. Yakın zamanda olacağına dair emareler işte bu haberlerle birlikte görünmüyor. Görünmeyince de ne oluyor? Toplumsal güvende sarsıcı negatif etkiler yaratıyor.
KCK’nin yaptığı açıklama ortada. Onların da değerlendirmesi gerekir. Onlar adına DEM Parti'nin bir yorumda bulunması ya da bir açıklama yapması doğru değil. Ancak biz de ifade ettik biliyorsunuz burada ne yapılması gerektiğini. Dolayısıyla KCK'nin açıklamasının muhatabı daha çok seslendiği taraflar. Onların yanıt vermesi gerekir bu soruya.
DEM’in ismi değişecek mi değişmeyecek mi? Tabii bir büyük kongreye gidiyoruz, yeni bir dönemden bahsediyoruz. Bu dönemde de her seçeneği tartışmaya açığız. Biliyorsunuz isimlerimiz çoğu zaman zaruriyet dolayısıyla ortaya çıktı. Yasaklamalar, kapatmalar ya da bir başka ismi çağrıştırıyor gibi tamamen yargının siyasete müdahale etmek istediği birtakım kararlarla ortaya çıktı. Bu seçenek de tartışmaya açık bir seçenek ama şu anda ben bu soruya bir yanıt veremiyorum. Çünkü biz bütün bunları konferanslarda konuşacağız, değerlendireceğiz ve ondan sonra da isim değişikliği de dahil olmak üzere pek çok konu başlığı netleşmiş olacak.
3 Temmuz 2026
