Ayşegül Doğan: İmralı yolunu açan bu siyasi adımın devamı getirilmeli

Parti Sözcümüz Ayşegül Doğan, güncel gelişmelere ilişkin Genel Merkezimizde basın toplantısı düzenledi. Doğan, şunları söyledi: 

Kadına yönelik şiddet yalnızca bir gün ifade edilebilecek bir konu değil 

Alandan ayağımızın tozuyla geldik. İsyanımızla, itirazımızla, öfkemizle geldik. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddet ve Ayrımcılıkla Mücadele Günü’nde tüm kadınlarla birlikte Ankara’dan Diyarbakır’a, İzmir’den Hakkari’ye, İstanbul’dan Dersim’e kadar sesimizi, sözümüzü ve ortak mücadele kararlılığımızı yükselttik. Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri, her zaman söylediğimiz gibi politiktir. Bunun nedenlerini haykırarak geldik, bugün karşınızdayız. Katledilen, kaybedilen; erkek devlet şiddetine, yoksulluğa, eşitsizliğe, haksızlığa, hukuksuzluğa maruz bırakılan; özel savaş politikalarının mağduru haline getirilmeye çalışılan hiçbir kadın yalnız değildir dedik. Yalnız olmayacak, yalnız yürümeyeceğiz. Hep beraber “Jin Jiyan Azadî”, Kadın Yaşam Özgürlük” diyerek bu mücadeledeki kararlığımızı bir kez daha ifade ettik. Şiddete ve yasaklara boyun eğmedik. Bu defa da eğmediğimizi gösterdik. Tüm yasaklara rağmen her yerde, her meydanda zılgıtlarımızla, sloganlarımızla yürüdük. Kadına yönelik şiddet yalnızca bir gün ifade edilebilecek bir konu değil. Şu anda bütçenin de öznesi kadınlar değil. Genel olarak Türkiye'de politikalar kadına yönelik şiddete dair cezasızlığı teşvik ediyor. Ancak tüm bunlara rağmen kadınlar vazgeçmiyor, vazgeçmeyecek. Kadınlar barış için en önde yürüyorlar, demokrasi ve adalet için de öyle. Bugüne kadar yoksun kaldığımız, yoksun bırakıldığımız, mahrum bırakılmaya çalışıldığımız tüm konularda alanlarda en önde mücadele edenler. 

Komisyonun İmralı ziyareti ile kritik bir eşik geride bırakıldı 

Barış dedik. Alanlarda en çok yankılanan sloganlardan biri de Barış ve Demokratik Toplum Sürecine yönelik olanlardı. Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin en önemli öznesi olan ve kararlılıklarını her zaman ifade eden kadınlar, 25 Kasım'da bir kez daha yüksek sesle haykırdılar. Ben 25 Kasım’da Diyarbakır’daydım. Komisyonun İmralı’da Sayın Öcalan ile görüşme kararını en önde Barış Anneleri olmak üzere kadınlar kalpten selamladılar. Beklentilerini ifade ettiler. Biz de bir yılı geride bırakan Barış ve Demokratik Toplum Sürecinde komisyonun aldığı bu kararı çok önemli bulduğumuzu ve bu kararla birlikte gerçekleşen ziyaretin kritik bir eşiği geride bıraktığını ifade etmiştik. Bunu bir kez daha yineleyelim.

Sayın Öcalan’la yapılan görüşme önemli olduğu kadar tarihidir de

Bu kararın alınmasında emeği geçen, bunun için mücadele eden, engelleyen değil destekleyen bir tutum sergileyen ve dolayısıyla kalıcı barışa güç veren herkese müteşekkiriz. Türkiye adına, toplum adına müteşekkiriz. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyelerinin İmralı’da Sayın Öcalan'la görüşmesi önemli olduğu kadar tarihi bir görüşmedir de. Tarihi, çünkü Kürt sorununun demokratik çözümünün birincil muhatabıyla ilk defa böyle bir temas kuruluyor. Bu diyalog, sürece güç ve ivme kazandıracak nitelikte bir diyalog olacaktır dedik bugüne kadar. Bundan sonra da bunun nasıl bir güç ve ivme kazandıracağını hep birlikte göreceğiz. 

Yasal düzenlemelerin geciktirilmeden hayata geçirilmesinin vakti


Şimdi artık gerekli yasal düzenlemelerin geciktirilmeden hayata geçirilmesinin vakti. Komisyonun raporunun bir an önce tamamlanmasının, Genel Kurulda hukuki düzenlemelerin hızla hayata geçirilmesinin, hepimiz açısından çok önem arz eden bu başlıkları konuşmamızın ve güvence altına almamızın zamanı. Herkes tabii bu görüşme gerçekleştikten şu ana kadar şunu merak ediyor: Komisyon ne zaman toplanacak, niye hala toplanmadı? Komisyona yapılacak aktarımların mahiyeti nedir? Yani Sayın Öcalan’ın ne söylediği, ne sorduğu, sorulara ne yanıtlar verdiği. Bunlar Türkiye gündeminin en sıcak başlıkları arasında günlerdir tartışılıyor. Sayın Kurtulmuş, 4 Aralık saat 14:00’te komisyonun toplanacağını açıkladı. Bu toplantıda tüm bu soruların yanıtını öğreneceğiz. Bu eşik cesur ve kararlı adımların atılmasıyla anlam kazanacak sevgili arkadaşlar, değerli Türkiye halkları. Barış ancak güven inşa ederek toplumsallaşabilir. Bunu ilk günden beri söylüyoruz ve barışın toplumsallaşmasının önemine de ilk günden beri dikkat ediyoruz. 

Öcalan ile yapılan görüşmenin tutanakları kamuoyuna açık olmalıdır 

Yine bir başka tartışma konusu da bu görüşmenin mahiyetini kamuoyunun öğrenip öğrenemeyeceği. Şeffaf olacak mı? Bu görüşmenin içeriğine ilişkin gerekli bilgiler aktarılacak mı? Komisyonun Öcalan'la görüşme gündemiyle toplandığı gün aldığı karar bunun elbette şeffaf olmasına dönüktü. Toplumsallaşması için çok önemli. Ancak şunu da biliyoruz ki Sayın Öcalan'ın onlarca yıldır söyledikleri son derece sarihtir. Bu görüşmede de olsa olsa aynı sarihlikte altı çizilen ve pekiştirilen, eşit kardeşlik hukuku ve Türkiye'de demokratikleşme olabilir. Ancak tüm bunların detaylarını 4 Aralık'ta toplanacak komisyona aktarılacak bilgilerle hepimiz öğreneceğiz. Beklentimiz bu tutanakların kamuoyuna açık bir biçimde erişilebilir olması. Bugüne kadar yapılagelen dinlemelerin tutanaklarına nasıl Türkiye kamuoyu istediği zaman Türkiye Büyük Millet Meclisinin internet sitesi üzerinden erişim sağlayabiliyorsa, İmralı’da komisyon üyelerinin Sayın Öcalan'la yaptığı görüşmenin içeriğine de aynı şekilde erişebilmelidir. Bu konudaki şeffaflıktan taviz verilmemelidir. Dolayısıyla buradan şunu da ifade etmek isterim. Gizli tutanak tartışması var. Bunun doğru olmadığını, bize böyle bir bilgilendirmenin komisyon üyeleri ve komisyon üyelerimiz tarafından yapılmadığını, kamuoyuna da böyle bir bilgilendirmenin komisyon tarafından yapılmadığını, bunların manipülatif amaçlı olduğunu görüyoruz. Bunu da buradan duyurmak istiyoruz. 

Öcalan ile görüşme eksiksiz bir katılımla olmalıydı 

Yine çok konuşulan bir başka konu daha var. Buradan bazıları kendilerine ayrıca birtakım payeler çıkarmaya çalışıyor. Cumhuriyet Halk Partisi ve DEM Parti üzerinden süregelen tartışmalardan bahsediyorum. Tabii ki başta CHP olmak üzere komisyonda yer alan diğer siyasi partilerin temsiliyetinin de komisyon adına İmralı’ya gidip Sayın Öcalan'la görüşen heyette olmasını çok arzu ederdik. Olması gereken buydu. Çünkü Türkiye meselesinden bahsediyoruz. Türkiye toplumunun tamamını ilgilendirdiğini deneyimlerimizle gördük bugüne kadar. 86 milyonun geleceği için kurulan bir komisyonun yaptığı görüşmelerin eksiksiz bir katılımla gerçekleşmesi olması gerekendi. Olmadı. Bunun ne kadar büyük bir eksiklik olduğu da olumlu ya da olumsuz bir biçimde günlerdir konuşuluyor. Buna dair haklı haksız tartışmalar yürütülüyor. 

Asıl ihtiyaç duyduğumuz şey sürecin ivme kazanması ve demokratikleşme için yapılması gerekenler 

İthamlar yapılıyor. Asıl ihtiyaç duyduğumuz şey ne bu ithamlar ne bu yargılamalar ne de bunları pekiştirecek tartışmalar. Asıl ihtiyaç duyduğumuz şey bundan sonra sürecin ivme kazanması için, demokratikleşme için yapılması gerekenlerdir. Dolayısıyla tartışmanın seyrini esasından uzaklaştırarak konuşmak yerine, bu esasla ilgili yapabileceklerimizi konuşmak daha faydalı olacaktır. Çünkü barışın toplumsallaşması ancak kolektif bir iradeyle mümkün olabilir. Bunu da en başından beri söylüyoruz. Bu nedenle süreç demokratik muhalefetin katkılarından mahrum bırakılmamalı. Eleştiriler ve bu süreçteki eksikliklerin tespiti bu sürecin teminatıdır. Biz de söylüyoruz bunları. Demokratikleşme kanallarının açılması gerektiğini, bunun Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin olmazsa olmazları arasında olduğunu; zaten süreçle bağlantılı olmadan da yapılması gerekenlerin bugüne kadar yapılmamasının ne kadar büyük bir eksiklik olduğunu biz de tespit ediyoruz. Ancak komisyonun bütün bileşenleriyle adaya gitme ve Sayın Öcalan'la orada görüşerek özellikle şeffaflığa dair kaygıları olanların bu soruları doğrudan yöneltme imkanını değerlendirmemiş olmasını yalnızca bir talihsizlik olarak ifade edemeyiz. Ne yazık ki bir siyasetsizliğe de işaret ediyor Kürt meselesinin demokratik çözümünde. Bunu üzülerek belirtiyoruz. Biz bu konuda elimizden gelen her türlü diplomasiyi yaptık. Ancak bu mesele yalnızca HDP'nin sorumluluğunda olamaz, olmamalı. İktidar da bu konuda teşvik edici, kapsayıcı, ikna edici ve ilerletici olmalıydı. Ne yazık ki bu anlamda iktidar da sorumluluğunu yerine getirmedi ve toplumsal temsiliyetin bir kısmı şimdilik bu görüşmenin dışında kaldı.

İmralı yolunu resmi olarak açan bu siyasi adımın devamı getirilmeli

Bu görüşme önemliydi, ancak biricik kalmaması da aynı önemde. İmralı yolunu resmi olarak açan bu siyasi adımın devamı getirilmeli. Sayın Öcalan'la görüşmenin olanakları genişletilmeli. Bunu sürecin geleceği açısından önemli görüyoruz. Yine daha önce burada ifade ettik. Farklı siyasal kesimlerden temsilciler, hak savunucuları, akademisyenler, gazeteciler, kimler gidip temas kurmak istiyorsa, kimler gidip orada kendisiyle görüşmek istiyorsa görüşebilmeli. Bunun imkanları sağlanmalı. Biz bu yürüyüşün uzun olduğunu biliyoruz. Bir yandan barışı inşa etmeye çalışıyoruz. Eşit, adil, onurlu ve kalıcı bir barışı. Öte yandan demokratik bir toplum tahayyülü için mücadele ediyoruz. Bu uzun yürüyüşe bundan sonraki dönemde ada görüşmesine gitmeyen, bu yönlü bir eğilimle karar alan diğer siyasi partilerin de katılacağına inanıyoruz. Başta Cumhuriyet Halk Partisi olmak üzere demokrasi, değişim ve dönüşüm ancak güçlü bir demokratik muhalefetle gerçekleşebilir. Toplumsal temsiliyetin genişletilmesi, Türkiye halklarının en geniş biçimde sürece dahil edilmesi, örgütlenmesi barış ve demokrasi için iktidarından muhalefetine hepimizin sorumluluğunda. Demokratik çözüm için yapılması gerekenleri birlikte omuzlamalıyız. Bunu yalnızca DEM Parti’ye bırakmamalıyız. Hatta iktidar partisi tüm imkanlarını bunun için, bu temsiliyeti yaygınlaştırmak için, barışı toplumsallaştırmak için değerlendirmeli. 

İktidarından muhalefetine herkes cesur adımlar atmalı 

Yine söyleyelim. Bu mesele küçük, dar, parti çıkarlarına uygun pozisyon alışların meselesi değil. Bu mesele, can kayıplarının durdurulması ve bir daha olmaması açısından baktığımızda hayati bir mesele. Bundan daha değerli, bundan daha kutsal bir şey olamaz. O yüzden bunları seçim ve seçmen ölçümleri, anketler ya da bununla ilgili şekillenen kaygılar etrafında izah etmeye çalışmak yerine meselenin tarihsel arka planıyla ve sosyolojik olarak bugüne kadar ortaya çıkan diğer boyutlarıyla da yüzleşmek gerekir. Dünden farklı bir tutum sergilemek gerekir Kürt sorununun demokratik çözümü için. Yani tüm o alışılagelmiş kalıplardan çıkalım derken, bunu söylem düzeyinde tutmamak; eylemde de gerçekleştirmek gerekir. Bir yandan basit parti çıkarlarına havale etmememiz gereken bir mesele, diğer yandan ciddi ve tarihsel yaklaşılması gereken bir mesele. Hem de iktidarından muhalefetine herkesin cesur adımlar atması gereken, mütereddit kalan siyasi partilerin ve farklı toplumsal kesimlerin de cesaretlendirilmesi gereken bir mesele. Muhalefet de “bekle gör” siyaseti yerine daha aktif bir pozisyon almalı ve kurucu bir siyaset ufkuna sahip olmalı. “Kürt sorunu vardır” demek yetmiyor artık. Kürt sorunu vardır dedikten sonra bu sorunun çözümüne ilişkin önerilerinizi de kamuoyuyla paylaşmalı ve buna uygun bir pozisyon almalı, buna uygun bir siyaset üretmelisiniz.

Kent uzlaşısı davasında tutuklu bulunan herkes serbest bırakılmalı 

Öte yandan gözümüz kulağımız bugün nerede? Kent uzlaşısı. Kürtlerin de herkes gibi bu ülkede seçme seçilme hakkı vardır. Seçme seçilme hakkına doğrudan müdahale, hatta darbe niteliğinde olan ve onu yok sayan bu davada şu dakikalarda tahliye haberleri bekliyoruz. Zaten olması gereken de budur. Aylardır birtakım farklı gerekçeler bulmaya çalışıyorlar. Oysa hiçbir gerekçe yok ortada. Tek gerekçe var. Kent uzlaşısı suç teşkil etmez. Buna rağmen insanlar aylardır hapiste tutuluyor. Neden? Kent uzlaşısı gerekçesiyle. “Kürtlerin belediye meclislerine sızması” diyorlar. Düşünebiliyor musunuz? Bundan daha büyük bir ırkçılık örneği ya da böyle ırkçı bir metin olabilir mi? O yüzden kent uzlaşısı davası artık bitmeli. Buna son verilmeli. Hiç böyle bir davayla karşı karşıya kalmamalıydık. Şu anda bundan dolayı tutuklu bulunan herkes serbest bırakılmalı. Şu dakikalarda Çağlayan Adliyesinden gelecek haberi bekliyoruz. Temennimiz bu davanın özgürlükle, tahliyeyle sonuçlanması. Bir başka beklentimiz de elbette buna benzer davaların artık son bulması ve bu davalar nedeniyle hapiste tutulan herkesin serbest bırakılması. 

Adalet Bakanına soruyoruz: Demirtaş’ın serbest bırakılması için ne bekleniyor? 

Yine en çok sorulan sorulardan birini buradan geçen hafta Adalet Bakanı Sayın Yılmaz Tunç'a yönelttik. Bir daha yöneltelim. Ne bekleniyor? Selahattin Demirtaş'ın serbest bırakılması için ne bekleniyor? Niye bu suç işleme haline seyirci kalıyorsunuz? Tekrar ediyoruz. Başta Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere Kobanî Kumpas Davasından tutsak herkes serbest bırakılmalı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ve Anayasa Mahkemesi kararları uygulanmalı. Artık buna son vermek gerekiyor. 

Suriye’de Alevilere dönük örgütlü nefret suçu işleniyor 

Dikkatle ve yakından takip ettiğimiz bir konu da Suriye'de yaşanan gelişmeler. Ne yazık ki yine son günlerde çok kötü saldırı haberleri geliyor Suriye'den. Özellikle Alevilere dönük örgütlü bir nefret suçu işleniyor orada. Bu saldırıların tesadüfi saldırılar olduğunu düşünmüyoruz. Süveyda'da 18 yaşında genç bir kadın ve annesi başından vurularak öldürüldü. Tartus, Banyas'ta yine yüksek bir tansiyon var. Kürtlerin yoğunlukta olduğu Şeyh Maksut’ta dron saldırısı haberleri var. Alevilerin çoğunlukta olduğu bölgelerde gerçekleşen bu yeni saldırı dalgasına karşı sessiz kalmamak gerekiyor. Suriye'de yaşayan farklı kimliklerin ve inançların, onların yaşam hakkının savunulması tüm insanlığın görevi. Bu katliamlara karşı sessiz kalmamak ve mutlaka Suriye'de demokratik bir düzenin sağlanabilmesi için mücadele etmek gerekiyor. Alevilerin, Kürtlerin ve Dürzilerin yoğun yaşadığı bölgelere yönelik gerçekleşen bu saldırıların tam da 10 Mart Mutabakatının son aşamasına dair tartışmalar ve açıklamalar yapılırken geliyor olmasını bir tesadüf olarak değerlendirmiyoruz.

Suriye'de yaşananlara sessiz kalmak suça ortak olmaktır

O yüzden yakından takip ediyoruz ve yalnızca takiple yetinilmemesi gerektiğini söylüyoruz. Buradan bir daha çağrımızı yineliyoruz. Bu konuda herkes dikkatli, duyarlı, sorumlu ve ciddi olmalıdır. Olumlu ve yapıcı bir katkıyla yaklaşmak gerekir. Suriye'de yaşanan gelişmelere yönelik de şimdilik bunları sizlerle paylaşmak istiyorum. Suriye İnsan Hakları Gözlemevinden aldığımız verilerle de paylaşmaya çalıştık ama yineliyorum. Bunlar bir tesadüf değil. Dolayısıyla bu vahşetin karşısında sessiz kalmak ancak bu suça ortak olmak olur. Bu suça kimse ortak olmamalı. Yapılması gerekenler belli, uluslararası alanda da yapılması gerekenler belli. Tabii Türkiye'nin de bu konuda sorumlulukları var. Herkes bu sorumlulukları yeniden hatırlayarak hareket etmeli. Hangi etnik kimliğe ve inanca mensup olursa olsun, herkesin yaşam hakkının en temel insan hakkı olduğu gerçeğinden hareketle, bu hakkın güvence altına alınması gerektiğini unutmadan hareket etmeli.

6-7 Aralık’ta İstanbul’da konferans, 12-14 Aralık’ta Ankara’ya yürüyüş

6-7 Aralık'ta uluslararası bir konferans düzenliyoruz DEM Parti olarak İstanbul'da. Uluslararası Barış ve Demokrasi Konferansı. Dünyadaki çatışma çözümü deneyimlerine bakan, Türkiye'deki deneyimleri değerlendiren ve bundan sonra yapılması gerekenlere ilişkin tartışmalar yürütülecek olan bir konferansın duyurusunu da sizlere yapmak isterim. Yine yürüyüşümüz olacak. Bu yürüyüşle ilgili duyuruyu da daha önce sizlerle paylaşmıştık. Dört koldan bir yürüyüş başlatıyoruz. 12, 13, 14 Aralık'ta dört koldan Ankara'ya bir yürüyüş gerçekleştiriyoruz. İşsizliğe, açlığa, yoksulluğa, emek sömürüsüne, savaşa ve çatışmalara karşı yürüyeceğiz. Bu yürüyüşü en önde kadınlar sahiplenecek. En önde yine kadınlar olacak bu yürüyüşte ama bu yürüyüş hepimiz için. Plan Bütçe Komisyonunda bütçe görüşmeleri bitmek üzere, yakında Genel Kurulda konuşacağız bunu. Bir kez daha gördük ki halkın, emeğin, alın terinin bütçesini konuşmuyoruz; aksine holdinglerin, patronların bir ton istisnayla ödüllendirileceği bir bütçeden bahsediyoruz. Onların vergi yükünün de yine bizlere yükleneceği bir bütçeden bahsediyoruz. İşte biz buna karşı da sesimizi yükseltmek için yine alanda olacağız. Bunun da duyurusunu yapmak ve sizi de dört koldan başlatacağımız ve Ankara'da finalize edeceğimiz bu yürüyüşte yanımızda görmek istiyoruz. Mutlaka başaracağız. Bunu biliyoruz. Barış ve Demokratik Toplum Sürecinde ulaşmak istediğimiz tahayyüle, demokratik topluma ve eşit, adil, kalıcı ve onurlu barışa mutlaka ulaşacağız.

27 Kasım 2025