Parti Sözcümüz Ayşegül Doğan, Genel Merkezimizde yaptığı açıklamada güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Doğan, şunları söyledi:
Eş Genel Başkanlarımız başkanlığında dün MYK’mız oldukça önemli gündem başlıklarına ilişkin saatler süren bir tartışma yürüttü. Bu tartışmalar neticesinde varılan yeni planlamaları ve kararları sizinle paylaşmak istiyorum.
Hızır ve Ramazan’ın umuda vesile olmasını diliyorum
Bu ay biliyorsunuz hem Hızır orucu hem de Ramazan ayı yaklaşıyor. İyiliği, paylaşmayı, dayanışmayı ve bunu çoğaltmayı hedefleyen bir ay. Türkiye açısından da önemli bir ay. Çünkü bir yandan Hızır orucuna, bir yandan Ramazan orucuna hazırlanılıyor. Yoksulluğa karşı dayanışmanın, eşitsizliğe karşı kardeşliğin ve bir arada ortak sofralarda buluşmanın zamanı. Hem Hızır orucunun hem de Ramazan ayının bu vesileyle berekete, bolluğa ve umuda vesile olmasını diliyorum. Bu tabii iyi tarafı.
ESP dosyasında gazetecilik var, sendikacılık var, ekoloji mücadelesi var
Öte yandan operasyonlar sürüyor. Gözaltılar, tutuklamalar, yasaklamalar ve erişim engelleri devam ediyor. Bileşen partimiz ESP’ye yönelik 3 Şubat’ta başlatılan bir operasyon kapsamında 102 kişi gözaltına alındı. Arkadaşlarımızdan 81’i tutuklandı, 25 kişi hakkında ise adli kontrol kararı verildi. Tutuklananlar arasında önceki dönem milletvekilimiz ve ESP’nin Eş Genel Başkanı Murat Çepni ile bir PM üyemiz var. Yalnızca ESP’yi değil; SKM, SGDF, ETHA, Polen Ekoloji Kolektifi, BEKSAV yine DİSK’e bağlı Limter-İş Sendikası ve çeşitli kurumları kapsayan geniş bir operasyondan bahsediyoruz. Yani bir kez daha yargının nasıl siyasallaştığını gösteriyor aslında. Örgütlü olan demokratik toplumsal muhalefeti bastırmak ve sindirmek üzere harekete geçtiğini, aslında bu hareket halinden hiç vazgeçmediğini gösteriyor. Yargının siyasallaşmasına dair ortaya çıkan başka fotoğraflar da var. Bu dosyada ne var biliyor musunuz? Gazetecilik faaliyetleri var. Sendikal çalışmalar var. Ekoloji mücadelesi var. Siyasal faaliyetler var. Şimdi bir yandan demokratik siyaset alanının genişletilmesine dair çalışmalar beklenirken, bir yandan demokratik siyaset alanını daraltan ve kuşatmayı derinleştiren operasyonlar yaptığınızda haklı olarak endişe ve güvensizlik artıyor. Gerçekten bundan vazgeçmek gerekiyor. Artık vazgeçmek için de zaman kaybetmemek gerekiyor. Türkiye'nin tüm enerjisini demokrasiye doğru mesai için harcamak gerekiyor. Antidemokratik uygulamalar için değil. Bunun için çokça vakit zaten kaybedildi. Onlarca yıl kaybedildi.
ESP dosyası yargının siyasetin aracı haline getirilmesinin bir örneği
Grup toplantısında Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğulları da zaten bu dosyaya ilişkin bazı örnekleri söyledi. Ama ben de altını çizmek istiyorum. Bu gözaltı ve tutuklamalara neden olarak gösterilen şeyler arasında Komünist Manifesto’yu okumak var. İşçileştirilen çocukların sömürüsüne karşı MESEM uygulamasına ilişkin eylemler yapmak var. Son derece demokratik bir hak kullanımından bahsediyoruz. Suruç ve Gezi katliamlarını anmak var. Che Guevara ve Mahir Çayan gibi devrimci önderlerin biyografilerini bulundurmak var. Yurt dışında, sürgünde hayatını kaybeden, Özgür Radyo'da çalışan gazeteci Leyla Abay'ın cenazesine katılmak var ki kendisini de sevgi ve saygıyla anıyorum bu vesileyle. Demokratik faaliyetler örgütsel suç gibi gösterilmiş, böyle değerlendirilmiş ve bu kapsama alınmış. Soruşturma sürecinde de 24 saat avukat görüş yasağı uygulandı. Dosya hakkında kısıtlama kararı alındı. Savcılık şüphelilerin ifadelerini bizzat almadan, neredeyse yüzlerini bile görmeden tutuklama talebiyle Sulh Ceza Hakimliğine sevk etti. Şimdi bu siyasal bir karar değil de nedir? Bunun haksız, hukuksuz bir karar olmadığını kim iddia edebilir hal böyleyken? Üç-dört itirafçının beyanları yan yana getiriliyor. Savcılık doğrudan ifade almayarak tutuklama talebiyle sevk ediyor. Bu dosya üzerine sadece gölge düşüren değil, doğrudan onu siyasallaştıran ve yargının siyasetin aracı haline getirildiğini gösteren bir durumla karşı karşıyayız.
ESP’ye yönelik bu operasyon tasfiye amacı taşıyor
Yargının siyasal iktidarın baskı aracına dönüştürüldüğüne, tutuklamanın istisnai bir tedbir olmaktan çıkarılıp başlı başına bir cezalandırma yöntemine dönüştürüldüğüne ilişkin çok tespit yaptık bu kürsülerde. Bu ilk değil ve sürdürülmemeli. Artık buna bir son verilmeli. Basına, sendikalara, kadın ve ekoloji hareketlerine yönelik tüm bu operasyonlar, antidemokratik uygulamalar bitmeli. ESP’ye yönelik yapılan bu operasyon tasfiye amacı taşıyor. Demokratik siyasette ısrar edenler bu tür operasyonlarla yılmazlar. Bu konuda Türkiye’deki demokratik siyaset tarihi ve buna dair verilen mücadele ortada. Bir yandan barış görüşmelerinden bahsederken, öte yandan bu operasyonları derinleştirmemek gerekiyor. Arkadaşlarımız bir an önce serbest bırakılmalı. Yine konu bu bağlama geldiği için şunu DEM Parti olarak ifade etmek isteriz. Bizim amacımız, hedefimiz bu alanı genişletmek. Demokratik siyaset ufkumuz oldukça geniş. Bu tür operasyonlarla daraltılamayacak kadar geniş. Bu bizi sahip olduğumuz hedeften vazgeçiremez. Aksine buna dair güçlendirici bir etki yaratır. Şu saatlerde Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğulları'nın da yer aldığı bir heyet İstanbul'da ESP’nin genel merkezine dayanışma dileklerini ifade etmek için gitti. Dayanışacağız, birlikte güçleneceğiz, birlikte bu zor günleri de geride bırakacağız.
Komisyondan beklenti uzlaşıya varılmış bir ortak raporun çıkmasıdır
27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının üzerinden bir yıl geçti diyebiliriz. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı. Sayın Öcalan'dan gelen bu çağrı örgütten hemen bir karşılık buldu. PKK önce ateşkes ilan etti, sonra kongresini toplayarak fesih kararı aldı. Ardından Temmuz ayında silahlarını yakarak imha etti. Ekim ayında geri çekilme kararı aldığını duyurdu. Geçen süre zarfında Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu kuruldu. Böyle bir komisyonun kurulmasını ne kadar değerli bulduğumuzu, eksik de olsa bu komisyonun İmralı’da Sayın Öcalan'la yaptığı görüşmenin ne kadar kıymetli olduğunu, bu görüşmeyle ne kadar önemli bir eşiğin aşılmış olduğunu, yanı sıra yapılan tüm dinlemelerin ne kadar kıymetli olduğunu her fırsatta dile getirdik. Bugün de yineliyoruz bunu. Tüm bu gelişmelere karşın demokratik siyaset kanallarının açılması için gerekli yasal ve hukuki düzenlemeler ne yazık ki yapılmadı. Aylardır süren komisyon çalışmaları artık nihai bir aşamaya geldi. Kamuoyunun da beklentisi bu nihai aşamada üzerinde uzlaşıya varılabilmiş bir ortak raporun çıkmasıdır. Meclis Başkanı Sayın Kurtulmuş'un da kamuoyuyla paylaştığı üzere ortak yazım ekibi çalışmalarını tamamladı ve bir taslak metin çıktı. Bu taslak metinle ilgili komisyon ve koordinasyon üyelerimiz çalışmalarını sürdürüyor.
DEM Parti olarak nihai raporda altın oranı görmek istiyoruz
Komisyon kurulduğunda biz de bir koordinasyon kurmuştuk. Eş Genel Başkanlarımız başkanlığında hem komisyon üyelerimiz hem koordinasyon üyelerimiz bu taslak metne ilişkin çalışmalarını sürdürüyor. Bugüne kadar DEM Parti'nin tüm ilgili kurulları, özellikle komisyon çalışmaları ve ortak bir rapor çıkarma konusunda oldukça disiplinli bir şekilde çalıştı. Bundan sonraki çalışmalarını da bu şekilde yürütecekler. DEM Parti olarak hep kolaylaştırıcı ve yapıcı olmaya çalıştık. Bunu özellikle gözettik. O masada tüm farklı kesimlerin sözünün olmasının ne kadar kıymetli olduğunu yalnızca söylemedik, bunu sağlayabilmek için de çalışmalarımızı sürdürdük. Dayatmacı bir yaklaşım yerine gerçekten ihtiyaçları gözeten bir tutum sergilemeye ihtiyacımız olduğunu ifade ettik. Sayın Kurtulmuş komisyon kurulduğunda yaptığı açılış konuşmasında şöyle bir ifade kullanmıştı: “Yüz kez düşünüp bir kez konuşarak, çok temkinli davranarak en kısa süre içerisinde bu işin bitirilmesi gerekiyor ki gündemimizden bu sorunu tamamen kaldıralım”. Aylar geçti. Komisyon artık ortak rapor aşamasına geldi. Kurtulmuş şunu da demişti: “Bir başka esas mesele ise tam anlamıyla bir güven ortamı oluşturmak. Bunun için de altın oran Kürt'ün onuru, Türk'ün gururu”. Nihai rapor aşamasında bu altın oranı DEM Parti olarak görmek istiyoruz. Yani Kürt'ün onuru, Türk'ün gururu bir altın oran ise bu altın oran nihai rapora da yansımalı. Tam olarak görmek istediğimiz yaklaşım böyle. Komisyona yakışan kapanış performansı da buna uygun olmalı.
Tarihi kapı aralandı, ortak bir raporla bu kapı ardına kadar açılabilir
Tarihi bir kapı aralandı. Bu kapı ortak bir raporla ardına kadar açılabilir ve yepyeni bir dönem somut bir biçimde hukuk ve adaletle başlamış olur. Toplumun ortak beklentisi ve ihtiyacı da hukuk ve adalettir. Hukuk ve adalet sağlandığında, buna ilişkin endişeler ortadan kalktığında, zaten bu antidemokratik uygulamalardan da söz etmiyor olacağız ve demokrasi mücadelemizi, bir arada eşit ve özgür yaşama mücadelemizi demokratik siyaset kanallarının açıldığı bir zeminde sürdürüyor olacağız. Tarihsel bir andayız. Bu tarihsel anlarda önemli günler hepimiz için de yeniden dönüp bakma fırsatı sağlıyor. Birkaç gün sonra 15 Şubat. 15 Şubat 1999'da Sayın Öcalan uluslararası bir komployla Türkiye'ye getirildi ve 27. yılında biz de parti olarak bu komployu iyi analiz etmek gerektiğini söylüyoruz. Çünkü 15 Şubat 1999’u doğru anlamayanlar, Ortadoğu'da olup bitenleri de doğru kavrayamayabilir. Yine bu vesileyle şunu ifade etmek isteriz. Son günlerde Sayın Öcalan'a yönelik bilinçli olduğundan hiç şüphemiz olmayan bir saldırı kampanyası da yürütülüyor bir yandan. Ancak tarih ortada, yaşananlar ortada. Bugün özellikle Öcalan'ın ortaya koyduğu bir arada yaşam projesinin nasıl doğrulandığını hayat bize gösteriyor, gösterdi. Acı deneyimlerle gösterdi, kayıplarla gösterdi. Ne yazık ki gözyaşıyla gösterdi. Bir daha bunların yaşanmaması için, çatışmasız ve savaşsız bir dünya için, yeni bir dünya tahayyülü için, yeni bir yaşam tasavvuru için yapılması gereken de bu tarihi fırsatı kalıcı hale getirmektir.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci siyasi çıkar ve küçük hesaplar için yürütülmüyor
Böyle ortalığı bulandırmaya dönük bir örgütlü gayret içerisinde olmak yerine, demokratik bir Türkiye mücadelesi için bu tarihi fırsatı kalıcı hale getirmeye dair çalışmak gerekiyor. En başından beri diyoruz ki böylesi zamanlar ciddiyet ve sorumluluk gerektirir. Böylesi zamanların vebali ağırdır. Böylesi zamanlarda bu ağır vebali taşımak istemeyenler doğrudan katkı sunamıyorlarsa, eleştirileri ve önerileriyle ön açıcı bir pozisyon geliştiremiyorlarsa en azından sürece zarar vermemeli. Buradan kastımız tam olarak şu: Barış ve Demokratik Toplum Süreci binbir emek ve gayretle yürütülüyor. Bu emek ve gayret aynı acılar yeniden yaşanmasın diye. Bu emek ve gayret siyasi hesaplar, küçük hesaplar için değil. Herhangi bir siyasi çıkar ya da menfaat uğruna değil. Bu emek ve gayretin karşılığı yeni hayatlar. Kimsenin ölmediği, çatışmaların yaşanmadığı, insan hayatının her şeyden kutsal olduğu demokratik bir toplumu inşa edebilmek için bu çaba ve gayret sürdürülüyor. O yüzden DEM Parti olarak, 15 Şubat'ın 27. yılında, Sayın Öcalan'ın mutlak iletişimsizlik koşullarının olduğu dönemlerden bugüne taşıdığı barış ve demokrasi mücadelesine saygı duymaya herkesi davet ediyoruz. Eğer Öcalan'la ilgili merak edilenler varsa yapılması gereken tek bir şey var, o da Öcalan'ın doğrudan temas edebileceği koşulları oluşturabilmek. Bunu zaten biz söylüyoruz.
İmralı Heyetinin doğrulamadığı açıklamalara itibar etmeyin
Buradan şunu da yinelemek istiyoruz. DEM Parti İmralı Heyeti tarafından ya da ilgili kurullarımız tarafından yapılmayan, doğrulanmayan, teyit edilmeyen hiçbir açıklamaya lütfen itibar etmeyiniz. Manipülasyon, dezenformasyon ve bilgi kirliliğiyle bu tarihi fırsatı zayıflatmaya çalışanlara lütfen aldanmayınız. Dikkatlerinizi onlara değil bize yöneltiniz. Eleştiri ve özeleştiri geleneğinden gelen siyasi partiyiz. Gerektiğinde eksiklerimize dair özeleştiri vermeyi en iyi bilen bir siyasal geleneği temsil ediyoruz. Nihayetinde bunu defalarca yaptık ve sizlerle de paylaştık. O yüzden özellikle Öcalan'la ilgili gelişmelere, mesajlara, bağlamından koparılan tartışma, yorum ve analizlere itibar etmek yerine bunu kaynağından öğrenmeyi tercih ediniz. Biz buradayız. Bu konuya dair elimizdeki tüm bilgileri şeffaf bir biçimde sizlerle paylaşıyoruz. Şimdi aklı ve vicdanı zehirleyen bir dil yerine; yapıcı, olumlu, güveni arttıracak, umudu tazeleyecek dil çağrısını da yinelemek ve bu konuya ilişkin çağrımızın da tekrar altını çizmek istiyorum.
Ortak rapor kapsayıcı bir yaklaşımla hazırlanmalı
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bildiğiniz üzere heyetimiz dün bir görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşmede de sürece dair ortak irade bir kez daha teyit edildi. Heyetimiz bu konuyla ilgili bir yazılı açıklama yaptı. Geldiğimiz aşamada güven verici ve somut adımların atılması için hem TBMM’nin hem ilgili bakanlıkların hem de kamu kurumlarının çalışmalarını nasıl yoğunlaştırmaları gerektiğine ilişkin ihtiyaçlar dile getirildi bu görüşmede. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun ortak raporunun kapsayıcı bir yaklaşımla hazırlanmasının, demokratikleşme ve özgürlükler konusunda özellikle sağlam bir temel sunmasının gerekliliğine dair de vurgu yapıldı. Biliyorsunuz en başından beri biz bu rapora ilişkin yaklaşımımızı bu şekilde ifade ediyoruz. Tabii ki Ortadoğu'da yaşanan son gelişmeler de Cumhurbaşkanı Erdoğan ile DEM Parti İmralı Heyeti Üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar arasında yapılan görüşmede değerlendirildi.
Mürşitpınar Sınır Kapısı yardımlar için açılmalı
Şimdi gelelim hepimizin dikkatlerinin yöneldiği bir başka yer olan Suriye ve Rojava'daki gelişmelere. Biliyorsunuz yardımların ulaşmasına ilişkin de kamuoyunda merak edilenler var. Diyarbakır Kent Koruma ve Dayanışma Platformu dün bunu kamuoyuna duyurdu. 25 tırın Kobanî’ye ulaştığını. Bu yardım tırlarının Çobanbeyi Sınır Kapısı üzerinden Kobanî’ye ulaştırıldığını açıkladı. Tabii hala Mürşitpınar Sınır Kapısı açılmadı. Hala bu sınır kapılarının açılmamasına ilişkin bir ısrar var. Buradan onu da yineleyelim. Bu sınır kapıları artık açılmalı. Yalnız bu sınır kapıları değil, zihinlerdeki sınırlar ve duvarlar da ortadan kaldırılmalı. Tam böyle bir aşamadan geçiyoruz. Bu aşamada yapılması gerekenlere çok dikkatle yaklaşmak gerekiyor. Tabii bu konudaki yardım kampanyası devam ediyor ve yardımlar toplandıkça onlar da bir şekilde ulaştırılmaya çalışılacak.
Adalet Bakanı yemin ettiği metne uygun davranmalı, yani AİHM ve AYM kararlarını uygulamalı
Bir yandan gözünüz kulağınız Meclis’teydi. Dün olan gelişmelerde ve kabine değişikliğindeydi. Biz de Merkez Yürütme Kurulumuzda bu gelişmeleri yakından takip ettik. Buradan özellikle yeni Adalet Bakanına DEM Parti olarak bir çağrıda bulunmak istiyoruz. Eğer konumuz geçmişe dönmek ve sicil anlatmak ise upuzun bir liste var elimde yeni Adalet Bakanı ile ilgili. Buna girmeyeceğim. Herkes her şeyi biliyor. Herkesin bildiği en önemli şeylerden biri de Türkiye'de hiçbir zaman yargının tarafsız ve bağımsız olmadığı. Türkiye'de hiçbir zaman yargı siyasetin gölgesinden kurtulamadı. Türkiye'de yargının tarafsız ve bağımsız olması için mücadele edenler, yargı eliyle en çok cezalandırılanlar oldu. Bugün yine böyle bir tablo var ortada. Şimdi böyle bir tabloda ve böylesi önemli bir anda bir başsavcı Adalet Bakanlığı koltuğuna oturdu. İsmi çok tartışmalı. Bu tartışmaların gölgesinde Adalet Bakanlığı koltuğuna oturan Akın Gürlek’e buradan çağrımız var. Yemin ettiği metne bir kere uygun davranması, yani Anayasaya uygun davranması. Ne yapmalı? Anayasanın 90. maddesinin gereklerini yerine getirmeli. AİHM ve AYM kararlarını uygulamalı. Buradan başlayabilir kendisi. Adalet Bakanlığı koltuğuna oturmanın farkını nasıl ortaya koyabilir? Anayasaya uygun davranarak ortaya koyabilir öncelikle. Yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruduğunu somut emarelerle ortaya koymak istiyorsa yeni bakan, öncelikle adaletin tecelli etmesini sağlamalı. Yapar mı? Bilmiyoruz. Yapmasını tavsiye ediyoruz.
Milyonlarca insanın gözü Adalet Bakanının alacağı kararlarda
Haksız, hukuksuz yere sürdürülen tüm bu davalarla ilgili şu anda toplumun farklı kesimlerinden milyonlarca insanın gözü Adalet Bakanlığının o koltuğunda ve alacağı kararlarda. Anayasaya uygun davranıp davranmayacağını izleyecek, gözlemleyecek herkes. O koltuk başka koltuklara benzemez. “Türkiye hukuk devletidir” diyerek bugüne kadar hukuka uygun davranmayanları hepimiz biliyoruz. O yüzden başta AİHM ve AYM kararlarını uygulamak olmak üzere ki buradaki uzun listeden çeşitli örnekler verebilirim. Kent uzlaşısından başlayıp Barış Akademisyenlerine kadar uzanan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi soruşturması kapsamında hapsedilen belediye başkanlarından ve meclis üyelerinden başlayıp çağdaş hukukçulara kadar uzanan dosyalara kadar bahsedebilirim. Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başta olmak üzere Kobanî Kumpas Davası tutsaklarından söz edebilirim. Gezi Davası tutsaklarından söz edebilirim. Can Atalay'dan bahsedebilirim. Tayfun Kahraman'dan bahsedebilirim. Ayşe Barım'dan söz edebilirim. Hangi birini anlatalım? Ama diyoruz ki şimdi Adalet Bakanı bunları telafi edebilecek bir fırsatla karşı karşıya ve o fırsat Türkiye'de adaletin de sağlanmasına olanak sağlayabilecek çok önemli bir fırsat. Bu fırsatı iyi değerlendirmesi gerektiğini düşünüyoruz ve kendisine tavsiye ediyoruz. Bu yönlü de çağrıda bulunuyoruz.
Provokatif girişimlerin önünü alabilmek için çalışmalarımız devam ediyor
Pek çok konu başlığı da var. Bir yandan da yeni döneme dair planlamalarla ilgili Merkezi Yürütme Kurulumuzda tartışmalar oldu. Malumunuz 8 Mart yaklaşıyor, Dünya Kadınlar Günü. Bir yandan 21 Mart yaklaşıyor, Newroz. Büyük bir coşkuyla hem 8 Mart'ı hem de 21 Mart'ı karşılamaya hazırlanıyoruz. Öte yandan biliyorsunuz diplomatik faaliyetler de sürüyor bir yandan. Tüm komisyonlarımız Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin başarılı bir şekilde devam etmesi için, bu süreci sekteye uğratabilecek provokatif girişimlerin önünü alabilmek için çalışmaya devam ediyor. Özellikle 8 Mart ve 21 Mart'la ilgili planlamalar netleştiğinde sizlerle paylaşacağız.
Pirs: Pirsa min têkildarî rapora hevpar ya Komîsyona Meclîsê ye. Weke we jî anî ziman teslaxeke metna hevpar hatiye amedekirin. Di vê teslaxê de Mafê Hêviyê ku herî zêde civak meraq dike cih girtiye an çawa cih girtiye? Ew dê di rapora hevpar de cih bigire an na?
Mafê Hêviyê we pirsî. We naveroka metna weke we jî gotî ya taslax ku ji aliye endamên komisyonê ve yê ku komek hatibû çêkirin weke hûn dizanin, ji aliye wê komê ve hatiye amedekirin. Hûn wê dipirsin. Ez di herheqê naveroka metna komisyonê de niha nikarim tiştekî bibêjim. Ji ber ku hevalên me li ser wê metne xebatên xwe didomînin. Mafê Hêviyê tê de heye an nîn e, ev nîqaşên giring in. Belê rast e. Weke we jî gotî raya giştî jî bala xwe daye van nîqaşan. Ji aliyekî ve hêviyê wan jî hene dixwazin hin bingehê qanûnî ya nû li Tirkiyeyê derkeve ku sîyaseta demokratik bi vî awayî neye dorpêçkirin. Lê di derheqê naveroka wê de hêj xalên zelal û diyar ne amade ne ya rastî. Ji ber vê yeke jî piçek wext lazim e da ku em bibînin naverokê de çi heye û çi nîn e? Ev yek, ya duyê jî divê komîsyon vê yekê seranser bi raya giştî re parve bike. Ya sêyê jî hêviya me ew e weke Partiya DEMê weke me jî gava din bi Tirkî jî got weke Partiya DEMê em dibêjin pêwistiya Tirkiyê xûya ye, wekhevî ye, edalet e, azadî ye û ev dorpêçkirina li hember sîyaseta demokratik jî divê êdî rabe. Komîsyon jî divê li gor wê tevbigere.
12 Şubat 2026
