Ayşegül Doğan: Kürt ve Süryani mahallelerine saldırıların durdurulması için gereken her şey yapılmalı

Parti Sözcümüz Ayşegül Doğan, MYK toplantımızın gündemleri ve güncel gelişmelere ilişkin Genel Merkezimizde basın toplantısı düzenledi. Doğan, şunları söyledi: 

Metin Göktepe’nin hala failleri belli değil 

Yeni yılın ilk basın toplantısını gerçekleştiriyoruz. İyi haberlerle başlamak isterdik ama ne yazık ki öyle başlayamıyoruz. Çünkü bugün yine bir anmayla başlıyoruz. Türkiye’de yalnızca siyaset tarihinde değil, basın tarihinde de anmalar var. Gözaltında katledilen, işkence edilerek öldürülen gazeteciler var. Onlardan birinin gözaltında işkenceyle katledildiği gün. 30’uncu yıl üstelik. Hala failleri belli değil, hala aydınlatılmadı. Sevgili Metin Göktepe’den bahsediyorum. Kendisini saygı, sevgi, özlem ve minnetle anıyoruz. Yine yeni yılın ilk saatlerinde, kalemi yıllarca hakikatin izinde olan önemli bir ismi kaybettik. Sevgili Hüseyin Aykol’u kaybettik. Onu da saygı ve minnetle anıyorum.

Yeni yılda antidemokratik uygulamalar artık son bulmalı 

Eş Genel Başkanlarımızın başkanlığında 2026 yılının ilk MYK toplantısını dün gerçekleştirdik. Hem MYK’mızın masasında iyi haberler olsun hem sokakta, alanda, evlerde iyi haberler olsun artık. Tutsaklıklar bitsin, özgürlüklerin yılı olsun 2026. Adaletsizliklerin giderildiği, eşitliğin tesis edilebildiği bir yıl olmasını temenni ediyoruz. Antidemokratik uygulamaların artık son bulmasını istiyoruz. Demokrasinin güçlendiği bir sene olsun istiyoruz. Bunlar temennilerimiz ama biliyorsunuz yalnızca temenni etmiyoruz, yıllardır bunlar için mücadele ediyoruz. Dolayısıyla tüm bu dileklerimizin gerçekleşebilmesi ortak mücadele azmimize, dayanışmamıza ve kararlılığımıza bağlıdır. Biz DEM Parti olarak kararlıyız, umutluyuz, özgüvenliyiz. Biliyoruz ki başarmak tek seçeneğimiz. Buna inanıyoruz ve mutlaka başaracağız.

Sokağın gündemi, bizim de gündemimiz 

Şimdi gelelim, MYK’mızın başlıklarına. Sokağın gündemi, bizim de gündemimiz. Barış ve Demokratik Toplum Sürecinde gelinen aşamayı değerlendirdik. Komisyon çalışmalarını değerlendirdik. Meclis Komisyon çalışmalarından bir süredir ses yok. Onunla ilgili de size yeni gelişmeleri ileteceğim. Yasal çerçeveye ilişkin birtakım tartışmalar var. Çoğunluğu olduğu halinden farklı şekilde yansıtılan tartışmalar. Siyasi partiler raporlarını sundukları andan bu yana özellikle DEM Parti böyle tartışılıyor. Bunu da konuşacağız. Tabii ki yalnızca iç siyasetteki gelişmeleri değil. Dünyada olanlar, Ortadoğu'da yaşananlar; bir yandan Venezuela, bir yandan İran, bir yandan Suriye'deki gelişmeler de Merkez Yürütme Kurulumuzun en sıcak başlıkları arasındaydı. Önümüzdeki döneme dair yeni planlamalar da var. Başkaca merak ettikleriniz de var. Onları da yanıtlamaya çalışacağım.

Süreç boyutuyla somut emareye ihtiyacımız var 

Süreçle başlayalım. Daha önce son yaptığımız toplantıda, süreç olması gereken hızda değil ama yürümeye çalışıyor, yürüyor diye ifade etmiştim. Bunu yineliyorum. Geçen yıl, 100 yılı aşkın bir süredir çözülememiş bir meselenin çözülebilmesi için çok önemli tarihsel bir fırsatı ortaya çıkardı. Bu konuda herkes zaten mutabık. Ancak bu fırsatın nasıl değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin çeşitli görüş ayrılıkları var, çeşitli tartışmalar var. Bu da son derece olağan. En başından beri partimiz bu tartışmaların olması gereken tartışmalar olduğunu söylerken, bir yandan yapılması gerekenleri de hep hatırlattı. Somut emareye ihtiyacımız var dedik, göstergeler ortaya çıkmalı dedik. Çünkü içinde barış ve demokrasi geçen bir süreçten bahsediyoruz. Komisyonun da adında milli dayanışma, kardeşlik ve demokrasi var. İşte bunlarla uyumlu beklenen adımların atılması gerekiyor. Oysa ne oluyor? Böyle olmuyor ne yazık ki. Ya da bu konuya dair olanlar sadece tartışma, söz, söylem boyutunda kalıyor. Eyleme geçmiyor, uygulamaya geçmiyor. Tüm bunlar da toplumsallaşması önünde engel olan endişeleri ve kaygıları artırmaya yarıyor.

Demokratik barış imkanı yasal adımlarla güçlendirilmelidir 

Biz bu demokratik barış imkanının yasal adımlarla güçlendirilmesi gerektiğini ve 2026 yılında Meclis’in en çok bunun için mesai yapması gerektiğini söyledik. Çünkü Türkiye'nin en acil ihtiyacı, en hayati ihtiyacı bu. Bunu da yinelemek isterim. Yani bir yandan süreçle ilgili görüşmeler yürüyor biliyorsunuz. Ama öte yandan siyasetin, siyasi partilerin yapabilecekleri var. Meclis’te yalnızca bir komisyonun değil, tüm komisyonların yapabileceği işler var önümüzdeki dönemde. Ya da ne yapılmalı mesela? Herkes önceki dönem Eş Genel Başkanlarımız Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başta olmak üzere Kobanî Kumpas Davası tutsaklarının serbest bırakılmasını bekliyor. Biz de bekliyoruz. Artık gerçekten bu suç işleme haline son verilmeli. 

Yasal olarak yapılması gerekenler dahi yapılmıyor 

Tayfun Kahraman günlerdir en çok konuşulan konulardan biri. Yeni yıla böyle girdik. Bir yılı böyle kapattık. Artık bunlarla devam etmemeliyiz. Yani hasta tutsaklar, haksız ve hukuksuz bir biçimde hapiste tutulanlar, Kobanî'den Gezi Davasına kadar serbest kalmalılar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları uygulanmalı, Anayasa Mahkemesi kararları uygulanmalı. Bunları beklerken ne oluyor? Selahattin Demirtaş'a yeni bir ceza veriliyor. Üstelik ne cezası veriliyor? Cumhurbaşkanına hakaretten ceza veriliyor. Siyasetçi eleştirir, siyasetçi sorgular. Yalnızca siyasetçiler de değil. Eleştiri, sorgulamak ya da muhalefet etmek temel insan hakkıdır. Biz tekrar ediyoruz: Artık bu tutsaklığa son verin. Bir darbe anayasasıyla yönetilen bu ülkede, mevcut anayasa dahi bunun suç olduğunu söylüyor. İşte Anayasanın 90. maddesi apaçık ortada. İşte bunlar yapılması gerekenler. Barış ve Demokratik Toplum Süreciyle neden bağlantılı değil diyorum bir yandan? Çünkü zaten olması gerekenler dahi yapılmıyor. Ancak süreçle bağlantılandırdığınız zaman bunlar umudu tazeleyen, güveni artıran adımlar olarak kabul edilir. Toplum tarafından da siyaset tarafından da böyle görülür.

Zorla yol alınamadı, diyalog yolu tercih edilmeli 

Ortaya çıkmış bu tarihsel barış imkanını, bu demokratikleşme imkanını, bu eşitlik imkanını lütfen artık eski alışkanlıklarla değerlendirmeyelim ya da eski söylemlerle ifade etmeyelim. Sivrilen diller bugüne kadar Türkiye'ye çok şey kaybettirdi. Yeni bir dil ihtiyacı yönteminize de yönteme de yansımalı; sivrilen dil yerine birleştiren bir siyaset dili tercih edilmeli. Madem toplumsal dayanışmadan ve yeni bir bütünleşmeden bahsediyoruz. Ki biz buna can-ı gönülden inanıyor, kararlılıkla bunun için mücadele ediyoruz. Yalnızca son bir buçuk yıldır ortaya çıkan demokratik ve tarihsel barış imkanı dolayısıyla değil. Onlarca yıldır bunun için mücadele ediyoruz. O halde ne yapalım? Hiç kimse dilini sivriltmesin. Artık zordan bahsetmeyelim. Yapıcı olalım. Yapıcılıktan bahsedelim. Zorla yol alınamadı. O halde zor değil, diyalog yolu tercih edilmesi gereken yoldur. Son günlerdeki pek çok tartışma dolayısıyla bunu bir kez daha hatırlatma ihtiyacı hissettik. Siyasi çıkarlar yerine toplumsal kazanımlar göz önünde bulundurularak bu eşsiz fırsat, bu barış imkanı kalıcı hale getirilmeli. 

Türkiye’de eşit yurttaşlık hukukunun tesis edilmesi gerekiyor 

Meclis Komisyonu iki ay daha bir süre öngördü çalışma takvimi olarak. Yani Mart başına kadar, Şubat sonuna kadar Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmalarını sürdürecek. Beklenen de yapılması gereken hukuki çalışmaların artık nihayete ermesidir. Bu hukuki çalışmaları farklı anlayanlar ya da farklı yorumlayanlar da oldu. Olay son derece basit, son derece açık. Komisyonun adında da olan milli dayanışma için, yani toplumsal bütünleşme ve dayanışma için yapılması gerekenler var. Nasıl bir kardeşlik hukuku tesis edilmeli? Elbette eşit bir kardeşlik hukukunun, eşit bir yurttaşlık hukukunun tesis edilmesi gerekiyor Türkiye'de. Bu ihtiyacı da herkes ortak bir biçimde saptıyor. Farklı öneriler olabilir. Bu da son derece olağan. Bir de demokratikleşme. Bu konuda da yapılması gerekenler var. Ama tüm bunlardan önce, biz 27 Şubat'tan bu yana, yani Barış ve Demokratik Toplum Çağrısından bugüne kadar neyi tartışıyoruz? Silahların tümden devre dışı bırakılması ve bunun kalıcı hale getirilmesi için kendini feshetmiş bir örgütün demokratik siyaset alanına katılımı için yapılması gereken yasal düzenlemeleri tartışıyoruz. Artık o yasal düzenlemeleri yapmanın vakti. 

Şimdi Meclis’te kurulan komisyon, bu anlamda tarihsel bir işlevin sonuna doğru yaklaşıyor. Komisyonun çalışmalarını çok değerli buluyoruz. Bugüne kadar toplumsallaşma adına yapılan çalışmalar değerli. Dinlenen sivil toplum kuruluşları, akademisyenler, farklı kesimler, tüm bunlar önemli. Hepsinin ortak saptamaları var. Bunun bir güvenlik meselesi olmadığını komisyonda da ifade ettiler. Bunun bir eşit yurttaşlık, özgürlük ve hak meselesi olduğunu söylediler. İşte tüm bu ortaya konulan analizlerden de hareketle partimiz de bu konuda gayet kararlı ve komisyonun bu anlamdaki çalışmalarını, bu tarihsel işlevini güçlendirebilecek şekilde kolaylaştırıcı bir rol üstleniyor. Bu konuda çaba sarf ediyor. Bu konuda sahici bir gayret var ortada. Bunu toplumsallaştırabilmek için buluşmalar, etkinlikler gerçekleştirdik. Gerçekleştirmeye de devam ediyoruz. Geri dönüşsüz bu yolda kararlı ve kalıcı irade beyanımızı da yinelemek isterim.

Meclis artık barış, demokrasi ve adalet için mesai yapmalı 

Şimdi komisyondan beklentimiz ne? Biliyorsunuz ortak rapor yazım grubu oluşturuldu. Önümüzdeki hafta üçüncü toplantılarını gerçekleştirecekler. Aşağı yukarı bir ortak çerçevenin ortaya çıktığını bugüne kadar yapılan toplantılardan söyleyebiliriz. Komisyonun çok değerli bir misyon üstlendiğini söyledik DEM Parti olarak. Sorunu çözmek için yol açması gerekiyor. Birtakım kanalları oluşturabilecek bir komisyondan bahsediyoruz. Ancak en az 100 yıllık devasa bir meseleyi, yani Kürt meselesini bir dayanışma, kardeşlik ve demokrasi komisyonu tek başına çözemez. Zaten tek başına bunu komisyona havale etmek, o komisyona da haksızlıktır. Dolayısıyla biz sorunun tamamını bir komisyonun çözemeyeceğini gayet iyi biliyoruz. Bunun o komisyonun misyonunu aşan bir şey olduğunun gayet farkındayız. O yüzden çeşitli önerilerde bulundu hem komisyon üyelerimiz hem de biz. O yüzden diyoruz ki Meclis artık barış mesaisi yapmalı; demokrasi için mesai yapmalı, adalet için mesai yapmalı. Eşitlik için mesai yapmalı. İlgili tüm komisyonları bunu yapmalı. Hatta gerekirse yeni komisyonlar kurulmalı bunun için. Bundan daha önemli, bundan daha hayati, bundan daha ivedi hiçbir gündemi olamaz Türkiye'nin. Nitekim olmadığını hem içerideki gelişmelerle hem dışarıdaki gelişmelerle görüyoruz. Dolayısıyla bu ortak rapor yazımının bir konsensüsle tamamlanması, karşılıklı müzakere ve diyalogla yol alınması da beklentimiz. Bu beklentimizin de gerçekleşeceğini düşünüyoruz. Yasal çerçeveye ilişkin tartışmalarla, demokratik siyaset alanının genişletilmesine ve silahlarını bırakanların demokratik siyaset alanına nasıl dahil olacağına dair tartışmalarla ilgili bir mutabakatın sağlanacağını düşünüyoruz. 

Venezuela’ya yapılan saldırı uluslararası hukukun ihlali

Herkesin bir yandan da yeni yılın ilk haftasından bu yana gözü kulağa dünyadaki gelişmelerde, Ortadoğu'daki gelişmelerde. Ancak Ortadoğu'daki gelişmeler yalnızca son zamanlarda takip edilen gelişmeler değil, yıllardır takip ediliyor. Ne yazık ki acı bedelleriyle birlikte takip ediliyor. Hepimizin murat ettiği bu acı bedellerin tekrar yaşanmaması, kayıpların olmaması, insanların göç yollarına düşmemesi, kuşatma altında yaşamaması. Bütün çabamız da bunun için. Venezuela’da yaşananlar BM’nin kurucu antlaşmaları, uluslararası hukuk ve daha pek çok başlık açısından çok açık bir saldırı. Tüm bu etik değerlerin, ilkesel normların, uluslararası standartların açıkça ihlali kabul edilemez bir saldırı bu. Yani Venezuela olayının günümüzü aşan etkileri olacak gelecekte. O yüzden biz bugünden bu uyarıyı yapıyoruz ve çok açık bir biçimde yapıyoruz. Üstelik uyarıyı yaparken de bu niteliğinin, bu karakterinin özellikle altını çiziyoruz. Çünkü bir ülkenin istenilen yönetim oluşana kadar başka bir dış güç tarafından yönetileceği açıklaması hangi uluslararası hukuk standartlarıyla izah edilebilir? Edilemez. O halde kimden gelirse gelsin uluslararası hukuku yok sayan ihlallere karşı ilkesel bir tutum sahibi olmak gerekir. İşte DEM Parti o ilkesel tutumuyla bunun kabul edilemez olduğunu söylüyor. Yani ne otoriterlik ne de bu tür müdahalelerle yönetilebilir ülke. Yönetilemediğini gördük, görüyoruz. Bu yaklaşım bütün dünya açısından çok tehlikeli bir dönemin kapısını aralıyor bir yandan. Yani gücü elinde bulunduranların uluslararası hukuk standartlarını kale almayacağı bir dünyanın kapısını açacak. Bu şekilde gerçekleşecek bir yönetime DEM Parti olarak elbette hayır diyoruz. 

Venezuela’da sorumluluğu yalnızca dış müdahalelerle tarif edemeyiz 

Bir yandan da Venezuela'da uzun süredir bir siyasal kriz var. Sorumluluğu yalnızca bu açıdan baktığımızda dış müdahalelerle tarif edemeyiz. Buraya indirgeyemeyiz. Yani Maduro yönetiminin insan hakları ihlalleri, muhalefete yönelik baskıları. Demokrasi alanını neredeyse yok etmiş bir yönetim olması, yalnızca daraltan değil ve bu uygulamalarda ısrarı dolayısıyla ülkeyi derin bir krize sürüklemiş olması. Evet bunlar gerçek. Ancak bu sorunların çözümü askeri operasyonlar, kuşatmalar ya da dışarıdan dayatılan yönetim değişiklikleri değildir. Halklar karar verir ve halkların kararına saygı göstermek gerekir. 

İran halklarının geleceği diyalog ve müzakereyle inşa edilebilir 

İran'da yaşananlar da bugün ortaya çıkmış gelişmeler değil. Onlarca yıldır süren katı merkeziyetçi, mezhepçi uygulamalar var İran'da. İran'da halk yoksulluğu, adaletsizliği, baskıyı protesto ediyor. Bunun için sokakta ve ne ile karşılaşıyorlar? Onlarca yıldır karşılaştıkları antidemokratik uygulamalarla, şiddetle, bastırmayla, sindirmeyle, gözdağı vermeyle, idamla yanıt alıyor İran rejiminden. O halde var olan antidemokratik uygulamalara sarılmak yerine, demokratikleşerek sorunları çözmek, diyalogla sorunları çözmek gerekiyor. Bu haklı protestolara rejimin her zamanki gibi şiddet ve katliamla cevap vermesi bu sonucu yaratıyor. Bu şekilde devam edilemeyeceği de görülüyor. İran halklarının geleceği zor ve şiddet yoluyla değil, toplumsal diyalog ve müzakereyle ancak yeniden inşa edilebilir. Yine İran'da mesela halklar için harcanması gereken kaynaklar yayılmacı bir dış politika için kullanılıyor. Bu da İran halkını derin bir yoksulluğa mahkum etti. Hala daha etmekte. Orada da farklı halklar var. Başta Kürtler olmak üzere farklı siyasi görüşlere sahip yüzlerce insan bugüne kadar idam sehpasına gönderildi ve uluslararası toplum buna karşı gösterilmesi gereken duyarlılığı göstermedi. Göstermeli. Buradan duyarlılığa davet ediyoruz kamuoyunu. Çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı bir toplumdan bahsediyoruz. Ekmek, adalet ve özgürlük için mücadele eden insanlarla dayanışma içinde olduğumuzu ifade etmek istiyoruz. Yine DEM Parti olarak İran'da Farsların, Kürtlerin, Beluçların, Azerilerin, kadınların ve gençlerin dile getirdiği haklı ve meşru talepleri destekliyoruz. İran’ın içinde bulunduğu bu durumdan kurtulabileceği, bu siyasal ve toplumsal çıkmazdan çıkabileceği tek yolun demokratikleşme yolu olduğunu yinelemek istiyorum. Protestolarda hayatını kaybeden insanlar için de İran halklarına DEM Parti olarak başsağlığı diliyoruz.

Kürt ve Süryani mahallelerine saldırıların durdurulması için gereken her şey yapılmalı 

Suriye de yine çok toplumlu, çok kültürlü. Pek çok farklı halkın, pek çok farklı kimliğin, pek çok farklı inancın bir arada yaşadığı bir yer. Onlarca yıldır çok büyük bedeller ödeyen bu halklar yeniden bir tedirginlik içerisinde ve aylardır bu sürüyor. Bu konuda uyarılar yapıyoruz. Bunun yalnızca Suriye'yi ilgilendiren bir mesele olmadığını söylüyoruz. Çünkü Ortadoğu'da yaşanan gelişmeler, Ortadoğu'daki tüm ülkeleri bir şekilde etkiliyor. Bunları da tarihte gördük. Şam Yönetiminin Kürtlere ve Süryanilere yönelik saldırıları derhal durdurulmalı. Durdurulması için gereken her şey yapılmalı. Bakınız, Halep'teki Kürt mahalleleri Şeyh Maksut ve Eşrefiye, yine Süryanilerin yoğun olarak yaşadığı Benî Zeyit'te tank, top, obüs ve dronlarla gerçekleştirilen saldırılar var. Şu ana kadar edindiğimiz bilgilere göre en az 7 sivil hayatını kaybetmiş. Yine en az 58 kişi yaralanmış. Sözünü ettiğimiz mahallelerde 200 bin insan yaşıyor. 200 bin insanın kuşatma altında olduğu; tanklarla, toplarla, obüslerle, dronlarla saldırı altında olduğu mahallelerden bahsediyoruz. 

Türkiye için istediğimiz demokrasiyi Suriye için de istiyoruz

Bu saldırılarda Türkiye'nin desteğini aldığı bilinen Hemzat, Hemşat, Sultan Murat ve Nurettin Zengi gruplarının da yer aldığı belirtiliyor. Şimdi buradan sormayalım mı? Soruyoruz tabii ki. Türkiye'nin Suriye'de yapması gereken nedir? Yapıcı bir rol oynamak. Diyalog için teşvik edici bir rol oynamak. Birleştirici, bütünleştirici bir rol oynamak. Hiçbir ülke parçalayıcı rol oynamamalı. Ama özellikle Türkiye asla yapıcı rol dışında bir rol oynamamalı. Bizim DEM Parti olarak beklentimiz bu. Uyarımız demokratik bir Suriye için. Uyarımız Suriye'de yaşayan tüm halkların, kimliklerin, farklı inançların kendilerini güvende hissetmeleri için, bir arada eşit bir biçimde yaşamaları için. Mücadelemiz de bunun için. Yani Türkiye için istediğimiz demokrasiyi Suriye için de istiyoruz. Türkiye'nin komşu olduğu bütün ülkeler için istiyoruz. Üstelik Türkiye içeride geliştirdiği bu süreçle Ortadoğu'da öncü bir rol ve misyon üstlenmek istiyor. O halde Suriye'de yapması gereken de bu öncülüğe uygun yapıcı bir rolü üstlenmektir.

10 Mart Mutabakatı çoğulcu, demokratik ve eşitlikçi bir Suriye hedefinin belgesi

Bu mahallelerde yaşayan sivillerin temel ihtiyaçlarını aylardır engelleyen bir geçici Şam yönetiminden bahsediyoruz. Ona bağlı güçlerin bu saldırıları da yalnızca Suriye'nin siyasi ve idari yapısına değil; doğrudan idaresine, istikrarına dönük de açık bir tehdit oluşturuyor. Oysa beklenen ne? 10 Mart Mutabakatının hayata geçirilmesi. Peki, 10 Mart Mutabakatı ne? Her ne kadar zaman zaman yine farklı yorumlansa da 10 Mart Mutabakatı çok açık bir mutabakat. Bu mutabakat demokratik bir Suriye'nin belgesi. İşte bugün de test alanı olarak Halep çıkıyor karşımıza. 10 Mart Mutabakatı çoğulcu, demokratik, eşitlikçi bir Suriye hedefinin belgesi. Suriye yalnızca Sünni Arapların ülkesi değil. Suriye Sünni Arapların olduğu kadar, Arap ve Sünni olmayan Kürtlerin, Hıristiyanların, Dürzilerin, Alevilerin, Türkmenlerin, Çerkeslerin de yurdu. Suriyelilerin de yurdu. Onurlu ve eşit bireyler olarak kendi yurtlarında özgürce yaşamalı insanlar. Bize düşen bunun zeminini oluşturmak, bize düşen 13 yıldır çok büyük acılar çekmiş bir toplumun yeniden acı çekmemesi için elimizden geleni diyalog ve müzakere yoluyla yapmaktır. 

Öcalan’ın sürece özgür biçimde katkı sunabileceği koşulları oluşturun 

Yine hatırlatmak isterim, buradan aylar önce bir çağrıda bulunduk. Açın İmralı'nın yolunu, herkese açın dedik. Öcalan’ın özgür iletişim kurabileceği koşulları oluşturun, sürece özgür bir biçimde katkı sunabileceği koşulları oluşturun dedik. Dedik ki Öcalan'ın görüşmek istediği, sürece dair bazı isimler var dedik. Sayın Öcalan'ın, Sayın Mesut Barzani ile de görüşmek istediğini ifade etmiştik. Sayın Neçirvan Barzani ile de görüşmek istediğini ifade etmiştik. Sayın Mazlum Abdi ile de görüşmek istediğini ifade etmiştik. Bize ulaşan bilgiler çerçevesinde sizlerle paylaşmıştık bunları. Şimdi bölgedeki önemli gelişmelerle ilgili Sayın Öcalan'ın önerileri var. Bu önerileri yapılan ziyarette bizzat komisyona da aktardığına dair tartışmalar yürüdü. Bunlar eksik de olsa, bir özet halinde de olsa komisyon tutanaklarına da geçti. Şimdi değilse ne zaman? Çünkü orada yaşanan gelişmelerin buraya etkisinin olduğu kaçınılmaz bir gerçek. Daha önce yine tecrübe edildi bu gerçekler. Açın yine yolu, Öcalan doğrudan temas kursun ve önerilerini doğrudan iletsin. 

Garantör ülkeler Suriye’de halkların yaşam hakkını güvence altına almalı 

Yine Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, SDG adına Mazlum Abdi görüşmek istediklerini, kendilerinin de böyle bir talebi olduğunu ifade etmişti. DEM Parti olarak bu tarihsel kavşakta, bu kadar önemli bir eşiğin kalbinde hatırlatmayı çok önemli bir sorumluluk olarak görüyoruz. Çatışmayla, savaşla, saldırıyla, kuşatmayla yol alma mümkün değil. O yüzden tüm garantör ülkeler orada yaşayan halkların yaşam hakkını şu anda güvence altına almalı. Bunun için çalışmalı. Bunun için çaba ortaya koymalı. Demokratik bir Suriye için, herkesin özgür ve eşit bir şekilde nefes aldığı bir Suriye için. Yineliyorum. Suriye orada yaşayan tüm halklara ve inanç gruplarına ev sahipliği yapıyor ve onlara aittir. Suriye Suriyelilerindir ve Suriyeliler homojen değildir. Bu çeşitlilik dolayısıyla zaten Suriye çok önemli bir yer. Halep bu çeşitliliğin en önemli simge şehirlerinden biridir. Tarihte hep böyle olageldi. O halde bu simgeye uygun davranılmalı. Garantör ülkeler de buna uygun davranmalı. Herkesi bir an önce bu çatışmalarının sonlandırılabilmesi, diyalog kanallarının açılabilmesi ve demokratik bir Suriye için hızlıca sorumluluk üstlenmeye davet ediyoruz. 

Suriye’de yaşanan durumun kaçınılmaz bir biçimde sürece etkileri oluyor

Şimdi gelelim partimizin önümüzdeki döneme dair yeni planlamalarına. Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile başladım. Aslında onunla da finale doğru gittik. Suriye meselesinin, orada yaşanan durumun kaçınılmaz bir biçimde sürece etkileri oluyor. Olumlu etkileri olmasını istiyoruz. Birbirini güçlendiren etkilerin olmasını istiyoruz. Bizim önümüzdeki dönemde de sürece dair, barışın toplumsallaşmasına dair çalışmalarımız kesintisiz bir biçimde sürecek. Buna ilişkin yeni planlamalar yapıyoruz. Detaylar netleştikçe sizlerle paylaşacağız zaten. Geçen yılı nasıl kapattık? İl il, ilçe ilçe, köy köy gezdik. Evlere kadar ulaşmaya çalıştık. 2000'i aşkın toplantı gerçekleştirdik. Hemen herkese, en uzak duran insana da gidip süreci anlatmaya çalıştık. Bölge farkı gözetmeksizin yaptık bunu. Siyasal görüş, ideolojik yaklaşım, bunları gözetmeksizin yaptık. Çünkü önemli olan uzak olanı da yakınlaştırmak, dahil etmektir dedik.

Kadın Meclisimiz ve Parti Meclisimiz yeni döneme dair öneri, tartışma ve planlama gündemleriyle toplanacak

Bugüne kadar karşısında duranlara, bugüne kadar yanlış anlayanlara, bugüne kadar yanlış değerlendirenlere, DEM Parti’nin sesi duyulmasın diye çaba sarf edenlere karşı. Yani sürece karşı örgütlenenlere ne dedik? Yapmayın dedik, vazgeçin bunlar çok denendi. Eğer bu sürece destek olmayacaksanız da en azından gölge etmeyin dedik. Onlara bile seslenmeye çalıştık. Yine sesleniyoruz. İşte bizim bu çalışmalarımız devam edecek. Yine önümüzdeki günlerde milletvekili grubumuz, Kadın Meclisimiz ve Parti Meclisimiz yeni döneme dair öneri, tartışma ve planlama gündemleriyle toplanmaya hazırlanıyor. MYK başlıklarımız en özete indirgeyebileceğim haliyle böyle. Saatlerce sürdü. Tahmin edersiniz ki gözümüz kulağımız Suriye'deki gelişmelerde. Gelişmelere ilişkin yeni bilgiler geldikçe sizlerle paylaşacağız. Umarız bu yeni gelişmeler olumlu gelişmeler olur. Kayıpların artmadığı, insanların göç etmek zorunda kalmadığı; 13 yılın neticesinde yaşananların hatırlandığı, geçmişten derslerin çıkarıldığı, yalnızca diyaloğun ve müzakerenin güçlendirildiği gelişmeler olur. 

Heyetimiz ile Erdoğan arasındaki görüşmenin yakın zamanda gerçekleşmesini bekliyoruz


SORU: İmralı Heyeti pek çok siyasi parti lideriyle görüştü. Hatta Erdoğan'la da görüşeceğine dair söylemleri oldu heyetin. Bu görüşmeye dair netleşen bir tarih, gün, saat var mı? Heyet Erdoğan'la görüşecek mi? Bir de İmralı Heyetinin, ayda bir Abdullah Öcalan'la görüşmesi oluyordu. Ancak bir ayı geride bıraktık. Normal şartlarda her ayın 3'ü, 4'ünde görüşme oluyordu. Görüşme olacak mı, olmayacak mı? Son yaşananlardan dolayı bir olumsuz durum var mı?

Bu görüşme şu ana kadar gerçekleşmeliydi. Gerçekleşmemiş olması süreçte bir sorun olduğu anlamına mı gelir? Bunu sordunuz Halep'teki saldırılarla bağlantılı olarak. DEM Parti İmralı Heyetinin gündeminde daha önce de açıkladıkları gibi Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşme talebi var. Ancak görüşme ve randevu planlamasının henüz netleşmediğini ifade edebilirim. Heyetimiz takip ediyor. Fakat böyle bir gündem var ve böyle bir görüşme talebi var. Yine Sayın Öcalan ile yapılan görüşme rutin bir şekilde biliyorsunuz devam ediyor. DEM Parti İmralı Heyetinin yeni yıldan önce yaptığı açıklamaları, siyasi partilerle görüşmelerini yine hatırlatalım. Sizler de takip ettiniz. O partilerle yaptıkları görüşmelerden sonra ve Adalet Bakanıyla da bir görüşme gerçekleştirdiler. Kamuoyuna görüşmenin içeriğine ilişkin açıklamaları bizzat kendileri yaptı yine. İmralı Heyetimizden Pervin Buldan ve Mithat Sancar yaptı bu açıklamaları. O zaman da şunu ifade ettiler. Gündemlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan'la da görüşmenin olduğunu ifade ettiler. Tarihin ve o randevu planlamasının henüz netleşmediğini söylemişlerdi. Şu ana kadar netleşmedi. Ancak bunun netleşmemiş olmasını bir olumsuzluk olarak değerlendirmemek gerekiyor. Takdir edersiniz ki çok yoğun gündemler bir yandan da. Dolayısıyla yakın zamanda bu görüşmenin gerçekleşmesini bekliyoruz. 

Öcalan’ın önerilerini dinlemek için yol daha açık hale getirilmeli 

Yine Öcalan'la yapılacak görüşmenin de henüz gerçekleşmemiş olması bir olumsuzluk olarak değerlendirilmemeli. O da kendi rutin akışı içerisinde ilerliyor. Halep'teki saldırılar ve saldırılardan sonraki değerlendirmeleri ne olur Öcalan'ın? Onu şu anda bilmemize imkan yok. Saldırıları ve Şam yönetimi ile SDG arasında yapılan görüşmeleri nasıl değerlendirir kendisi ve buna ilişkin önerileri ne olur? Bunu şu anda bilmemizin imkanı yok. Çünkü bir görüşme gerçekleşmedi. Ancak yeri gelmişken tekrar etmek istiyorum. Tam sorduğunuz nedenlerle birbirini etkileyen durumlardan bahsediyoruz. İki ayrı süreçten, iki ayrı ülkeden, farklı konjonktürlerden, farklı dinamiklerden, farklı parametrelerden bahsediyoruz bir yandan da. Bunu bir yere not edelim. Ancak her ne kadar farklı parametreler ve dinamikler üzerinden ilerliyor olsa da iki ayrı süreç birbirini etkileyen doğal sonuçları oluyor. İşte tam bunlara ilişkin de Sayın Öcalan’ın önerileri var. Bu önerileri dinlemek için bu yol daha açık bir hale getirilmeli. Daha özgür, daha serbest bir şekilde iletişim kurabilmeli kendisi ve istediği aktörlerle görüşebilmeli. 

Hûn bi xêr hatin temaşevanên hêja, dildarên partiya DEMê ez wê jî silav dikim hevalên rojnameger.

Bûyerên Helebê we pirs kirin. Heya nîha tu daxuyaniyên fermî ji aliyê rayedarên Tirkiyeyê ne hatiye. Daxwaz û helwesta me çi ye? Em dibêjin Tirkiyeyê dive li vê derê rol û misyonekî erênî bilîze. Ji sêrî heya niha xwestin û helwesta Partiya DEMê jî ev e. Em dibêjin îcar êş û jan û kul û kesera li Suriyeyê hatî kêşandin , li Rojava hatî kişandin ji bo hemû gelên ku li wê derê dijin ji bo hemû nasnameyên cûda, ji bo hemû bîr û baweriyên cûda yên li wê derê. Ji xwe Suriye bi wan Suriye ye. Dive helwesteke wan a erênî hebe. Em bahsa pevajoyeke aşitiyê dikin, em dibêjin pêvajoya navxweyî ya Tirkiyeyê dibe ku bibe mînaka Rojhilata Navîn. Nexwe Tirkiye divê rolek bi vî rengî bilîze. Hêviya me ev e. Rast e wek we jî got, hin grûbên ku li wê derê niha êrîşan li her du taxên ku piranî Kurd lê dijin dikin. Ne tenê Kurd di bin tehlîkê de ne lê giraniya wan her du taxên Şêx Meqsûd û Eşrefiyê du sed hezar însan li wir dijîn. Ji doh ve kesên ku hatin birîndarkirin dibêjin hêrî kêm 8 kes in. Belkî niha vê deqiqê jî ev hejmar zêde dibe. Kesên ku jiyana xwe ji dest dane hêrî kêm 7 in. Bi hezaran însan ji warê xwe derketin koçber bûn. Mirov li ser axa xwe nabe koçber. Mirov li ser axa xwe nabe penaber. Ev ne ji bo tu gelî qederek e. Divê nebe qederek. Dive ev biguhere. Divê bi rengê şêwaz, rê û rêbazên demokratîk biguhere. Rêya hêrî baş û durist ew e ku hemû pirsgirekên gelên li Rojhilata Navîn gelên li Tirkiyeyê bi rê û rêbazên demokratîk bi rê û rêbazên tekiliyê bi zimanêkî çêker çareser bibin. Ne bi zimanê tehdîdê ne bi zimanê zilmê zordariyê. Em carek din bangawaziya xwe ji vê derê dikin. Em piştgiriyê didin wan kesên ku îro li wê derê ji bo hebûna xwe biparezin ji bo ku bikaribin jiyanek wekhev li wê derê biafirînin li ber xwe didin em wan silav dikin. Hem rayedarên Tirkiyeyê hem kesên ku îro di nav wî welatî de garantoriya mîsyoneke girtine divê li gor mîsyona xwe tevbigerin. Bangawaziya me ev e. Misyona wan jî ne tenê runiştina li ser maseyan e. Ne tenê danustandin e. Rê û rêbazek divê were dîtin. Ku civakek li wê derê aşitiya navxweyî ava bike û karibe bi vî şiklî bijî û hemû kes jî bi mafên xwe yên xwezayî bên qebûlkirin.

8 Ocak 2026