Ayşegül Doğan: Salih Müslim halkların eşit, özgür ve onurlu yaşamı için özveriyle çalıştı

Parti Sözcümüz Ayşegül Doğan, güncel gelişmelere ve dün yapılan MYK toplantımızın gündemlerine ilişkin Genel Merkezimizde basın toplantısı düzenledi. Doğan, şunları söyledi: 

Bu tarihsel dönemde hala darbelerle yüzleşilmiyor

Eş Genel Başkanlarımız başkanlığında MYK’mız dün toplandı. Gündem oldukça sıcak. Ancak bugünün bize hatırlattıklarıyla başlamak istiyorum. Bugün 12 Mart. 1971 askeri darbesinin 55, Gazi Katliamının 31 ve Qamişlo Katliamının 22. yıl dönümündeyiz. Öncelikle bu katliamlar ve darbeler esnasında kaybettiğimiz herkesi partimiz adına bir kez daha saygıyla anıyorum. Hakikat, adalet, barış ve demokratik toplum mücadelesini büyütme kararlılığı içinde olduğumuz çok tarihsel bir dönemdeyiz. Ancak hala darbelerle yüzleşmek için mekanizmaların kurulamadığı, toplumsal adaletin sağlanamadığı ve adaletin tesisine dair mücadelenin can pahasına devam ettiği bir dönemden geçtiğimizin de altını önemle çizmek istiyorum. 

Nazım Babaoğlu 32 yıl önce katledildi, yargı önünde hesap veren olmadı

Yalnızca katliamlar ve darbe değil, hatırlatmamız gereken ne yazık ki acılar bitmiyor. Onlardan biri de bugün yine bir gazeteciyle ilgili. Nazım Babaoğlu. Kendisini de saygıyla anıyoruz. Özgür Gündem gazetesinin Urfa muhabiriydi. Haber için gittiği Siverek’te karanlık ve derin güçler tarafından, kontrgerilla tarafından katledildi. O güçler tarafından kaçırılıp gözaltında kaybedildi Nazım Babaoğlu. Bugün 32. yılı. Hala yargı önünde kimsenin hesap vermemiş olması, bizim bu konudaki mücadeleyi daha büyük bir kararlılıkla sürdüreceğimizin ifadesi olabilir ancak. Tekrar ediyorum: Hakikatlerle yüzleşme mekanizmaları oluşturulmalı, toplumsal adalet sağlanmalıdır. Adil bir gelecek ancak gerçekçi bir şekilde geçmişle yüzleşerek inşa edilebilir.

Salih Müslim halkların eşit, özgür ve onurlu yaşamı için özveriyle çalıştı

Kötü bir haber daha, dün akşam aldığımız bir haber. Ağır bir hastalık nedeniyle kaybettiğimiz sevgili Salih Müslim’e veda etmek gerçekten çok zor. Çünkü öncü isimlerden birinden bahsediyoruz. Kürt siyasetine damga vurmuş isimlerden biri. Bu isim aynı zamanda barış, demokrasi ve özgürlük mücadelesinde çok önemli bir iz bıraktı. Öylesine bir iz ki yaşamını Kürt halkının barış ve özgürlük mücadelesine adadı. Evlat acısı gibi tarifi imkansız bir acı yaşadı, çok büyük bedeller ödedi. Ama buna rağmen, ağır hastalığına rağmen son ana kadar inandığı değerler uğruna mücadele etmeye devam etti. Emektar bir devrimciydi. Rojava Devrimi ile birlikte Ortadoğu'da yaşayan tüm halkların eşit, özgür ve onurlu yaşamı için özveriyle çalıştı. Ağır koşullarda çalıştı, çalışmaya devam etti. Ömrünün her anında halkının yanında durmak için çok büyük gayret gösterdi. Sevgili Salih Müslim'in vefatından duyduğumuz derin acıyı bir kez daha partimiz adına ifade ediyor; başta mücadele arkadaşı ve eşi Ayşe Efendi olmak üzere Kürt halkına, Rojava ve Suriye halklarına başsağlığı ve sabır diliyoruz.

İran’da yaşananlar yalnızca İran’ı bağlamıyor

Malum olduğu üzere gündem çok yoğun ama en sıcak gündem ne yazık ki yine savaş. Hepimizin dikkatleri bir yandan da İran'da. İran'da yaşananlar yalnızca İran'ı bağlamıyor. Bunu çok iyi biliyoruz. Daha önceleri de deneyimledik. Bu konuda kerelerce uyarılarda bulunduk. Antidemokratik rejimlerde yaşanma ihtimali yüksek ne yazık ki sonuçlardan bahsettik. Ama yalnızca bu da değil; orada savaş derinleştikçe, ölüm ve yıkım arttıkça bölgeye yayılma ihtimaline ilişkin endişeler de artıyor. Nitekim kimi yayılma alanları da görüyoruz. Dolayısıyla sadece İran'la sınırlı olmayan, başta Ortadoğu olmak üzere tüm dünyayı doğrudan ilgilendiren ve dolaylı biçimde de etkilerini yaşayabileceğimiz bir savaşla karşı karşıyayız. Biz de en başından beri bu savaşın bir an önce bitmesi gerektiğini ifade ettik ve tüm sorunların diyalog yoluyla çözülmesinin ne kadar önemli olduğunu söyledik. İran, bölgenin ve hatta dünyanın en baskıcı devletlerinden, rejimlerinden biri. On yıllardır ülkede yaşayan kadınlar, sosyalistler, emekçiler, farklı inanç grupları, azınlıklar, farklı kimlikler bu ceberut rejimden çok çekti. Ancak hiçbir şey oraya bu şekilde bir müdahalenin, bir savaşın gerekçesi haline dönüştürülmemeli ve bu şekilde devam etmemeli. 

Özgürlük ve demokrasi hiçbir yerde bombardımanlarla sağlanmıyor

Özgürlük ve demokrasi bombardımanla sağlanmıyor. Hiçbir yerde sağlanamadı. Özgürlük ve demokrasi F35'lerle, dronlarla gelmiyor. Hiçbir yerde gelmedi. Özgürlük, halkların ortak iradesi ve mücadelesiyle gelir. İran halkları da uzun zamandır bu özgürlük mücadelesini veriyor. Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan'ın grup toplantısında detaylı bir şekilde anlattığı gibi Kürtlerin özgürlük mücadelesi de yeni değil. Epey eskiye dayanıyor. Tarihsel kökleriyle birlikte ifade etti. 100 yıldır İran'da hem kendileri hem diğer halklar için özgürlük ve demokrasi mücadelesi veriyorlar. DEM Parti’nin bu konudaki duruşu son derece net. En başından beri ifade ettik, yinelemekte fayda var. Dün Merkez Yürütme Kurulumuz bunun altını bir kez daha bu şekilde çizdi. Halkların eşit ve özgür bir şekilde yaşayacağı, emperyalist müdahalelerden uzak bir Ortadoğu idealine inanıyoruz. Bunun için mücadele ediyoruz. DEM Parti’nin bu konudaki mücadelesi de ilkesel bir mücadele. İlkesel tavrını da her zaman, her fırsatta tüm zorluklara, tüm saldırılara rağmen ortaya koyabilen bir siyasi parti. DEM Parti’nin fikri bütün bölgeyi kapsayan bir demokrasi ve ortak yaşam programı. Bu konudaki fikriyatı için de yıllardır mücadele ediyor. Bu partinin temsil ettiği gelenek de bugüne kadar hiçbir şekilde savrulmadan bu mücadeleyi sürdürdü. Bize göre, halkların ve inançların kendi özgünlüklerini koruyarak bir arada yaşayacakları ve bunun da hukuki güvenceye alınacağı bir sistem başta İran olmak üzere bütün bölgemizin çözüm için yol haritası.  

İran savaşı daha fazla ölüme ve yıkıma yol açmadan sona ermeli

İran savaşı daha fazla ölüme ve yıkıma yol açmadan sona ermeli. 1300'den fazla sivil hayatını kaybetti. Hastaneler vuruluyor, okullar vuruluyor. Bölgesel ve küresel hegemonya mücadelesinin bir aracı haline dönüştürülen; iki tarafın, siyasi ve askeri elitlerinin karar verdiği ama halkların bedelini her zaman olduğu gibi ödediği bu savaş bize küresel silahlanmanın ne düzeyde olduğunu da gösterdi. Bu kadar silah stokunun bulunduğu bir dünyada ne yazık ki böyle sonuçlar çıkıyor ortaya. Artık bu sonuçları, silahları değil; barışı, gerçekten adil ve demokratik bir düzeni konuşmanın zamanı. Bunu tesis edebilmenin zamanı. İran savaşı da daha fazla ölüme ve yıkıma yol açmadan sona ermeli.

Barış ve Demokratik Toplum Sürecinde artık yasal düzenlemelere geçilmelidir

Bir başka önemli konu elbette Barış ve Demokratik Toplum Süreci. Sözünü ettiğimiz başlıkların hiçbirinden bağımsız bir süreç değil. Hepsinin iç içe geçtiği; İran, Irak ve Kürdistan bölgesindeki gelişmelerin, Suriye ve Rojava’daki gelişmelerin ve neticede doğrudan ve dolaylı etkilerinin nasıl sirayet ettiğini birlikte yakından takip ettiğimiz bir konu Barış ve Demokratik Toplum Süreci. Daha önce de ifade etmiştik. Artık hukuki ve yasal düzenlemeleri konuşmamız gereken bir aşamadayız. Konuya dair çeşitli görüşmeler oldu. DEM Parti İmralı Heyetimiz hem İçişleri Bakanı hem de Adalet Bakanı ile geçenlerde bir görüşme yaptı. Görüşme sonrası görüşmenin içeriğine dair kamuoyu bilgilendirildi. Söz konusu bakanlıklar bu konuya dair kendilerine yöneltilen sorulara zaman zaman yanıt veriyor. Ama bunlar halen belirsiz yanıtlar. Önümüzdeki dönemin takviminin nasıl olacağının, nasıl işleyeceğinin içeriğine dair bilgiler vermeyen ya da bunları kapsamayan yanıtlar. Toplumsal beklenti, artık yasal düzenleme aşamasına geçilmesi ve bunun takvimlendirilmesidir. Çeşitli tarihlere göre ertelenmesi değil. 

Yasal düzenleme beklemeyen adımlar var, bunlar yapılabilir

Ne demek istiyorum? Bunu daha önce de söylemiştik. Bayrama sayılı günler kaldı. Dedik ki bunu bayramdan önce yapalım, bu hayırlı ayda hayırlı işlere imza atalım. Ama görülüyor ki bu süre zarfında Meclis’in gündemine böyle bir takvim bilgisi verilmedi. Böyle bir takvim bilgisinin verilmemiş olması da bu yasal düzenlemelerle ilgili bayram sonrasının beklendiğine ilişkin yorumlara neden oluyor. Bir daha çağrımızı yineleyelim buradan: Yasal düzenleme beklemeyen adımlar var, bunları yapabiliriz. Bunları yapıp Ramazan ve Newroz’da, bu iki bayramın coşkusunu artırabiliriz ve çok büyük bir haksızlığa son verebiliriz. AİHM kararları uygulanabilir. AYM kararları uygulanabilir. Hakikaten daha ne bekleniyor AİHM ve AYM kararlarının uygulanması için, siyasi tutsakların bırakılması için? Ağır hasta mahpuslar neden hala cezaevinde tutuluyor? Bu adaletsizliği gidermek için ne bekleniyor? Mesela önceki dönem Eş Genel Başkanlarımız Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve diğer Kobanî Davası tutsakları dışarı çıksa, AİHM kararları uygulansa ve Kobanî Kumpas Davası inadından ve ısrarından vazgeçilse Türkiye demokrasisine kazandırmaz mı? Bu, Türkiye'de hukukun yeniden işler hale geldiğine ilişkin önemli bir işaret sayılmaz mı? Sayılır. Milyonlarca insan bu kararların uygulanmasını bekliyor. İlla bir gerekçe arıyorsanız hukuksuzluğu hukukla kapatmak için yapın. Çünkü bunlar siyasi davalar. O yüzden Kobanî Kumpas Davası diyoruz.  Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun raporu bu aradığınız “hukuki gerekçe”ye son derece uygun bir alan açıyor. O halde neden bu inat, neden bu ısrar? Bu soruyu milyonlar adına soruyoruz. Vazgeçmek gerekiyor bundan. Tayfun Kahraman da çıkmalı, Can Atalay da çıkmalı, Osman Kavala da çıkmalı, Ayşe Gökkan da çıkmalı, Leyla Güven de çıkmalı, Selçuk Mızraklı da çıkmalı, Bekir Kaya da çıkmalı, Mine Özerden de çıkmalı. Hepsi çıkmalı. Ve bunlar bir an önce yapılmalı. AİHM’in verdiği kararların gereği son derece açık. İlla bunun farklı bir şekilde ifade edilmesini istiyorsanız biz de DEM Parti olarak size çağrı yapıyoruz. Yalnızca DEM Parti değil, toplumun farklı pek çok kesimi artık bu konuda yaprak kımıldasın istiyor. Hukuk, adalet ve somut adım görmek istiyor.

İBB davası: Gayet iyi tanıdığımız hamleler ve aşina olduğumuz operasyonlar

Şimdi yalnızca bu mu? Bir yandan da milyonlarca insanın oyuyla seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu’nun davası olarak kamuoyunda bilinen dava var. CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olan tutuklu belediye başkanı yargılanıyor. 107'si tutuklu, 402 sanıklı İBB davasından bahsediyorum. Silivri'deki Marmara Açık Ceza İnfaz Kurumu yerleşkesinde görülüyor bu duruşma. Gerginliklerle başladı. Sizler de takip ediyorsunuz, biz de çok yakından takip ediyoruz davayı. Üstelik heyetimiz de orada. Sonuna kadar da takip edeceğiz. Demokratik Yerel Yönetimler Kurulundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcımız Mehmet Rüştü Tiryaki, İstanbul Milletvekilimiz ve aynı zamanda Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Üyemiz Celal Fırat da oradaydı. İstanbul il yönetimimiz, il eşbaşkanlarımız ve yöneticilerimiz de davayı takip ediyorlar. Şimdi bu açıkça demokrasiye darbe, muhalefete bir tasfiye ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine şimdiden müdahale olarak görülüyor. Bunu ilk günden tutuklama ve operasyon esnasında da ifade ettik. Muhalefeti dizayn olarak değerlendiriliyor ve böyle. O nedenle cezaevi kampüslerinde kamuoyunun erişimine uzak şekilde, davaya hususi atanmış, tarafsızlığından ve bağımsızlığından şüphe duyulan mahkeme heyetleri yürütüyor. Biz bunları gördük, yaşadık, yaşıyoruz. Gayet iyi biliyoruz. Gayet iyi tanıdığımız hamleler bunlar. Aşina olduğumuz operasyonlar bunlar. Ama bu aşinalığın yeri değişmeli artık. Hukuksuzluk, haksızlık, operasyon, tutuklama değil aşina olmak istediğimiz; demokrasiye, hukuka, adalete ihtiyacımız var. Herkesin eşit bir şekilde muamele gördüğü, yargının adil ve tarafsız bir şekilde işlediği, insanların masumiyet karinelerinin gözetildiği bir ortama ihtiyacımız var. Türkiye'nin buna ihtiyacı var. Öyle keyfi duruşma düzenleri, keyfi yasaklar, her gün saatlerce devam eden aralıksız duruşmalar, siyasetçilerin söz haklarına getirilen kısıtlamalar… Bunlar değil beklenti. Bunlardan vazgeçmek gerekiyor. On binlerce sayfa iddianame ve eklerinden bahsediyoruz. Milyonlarca yurttaşın oyunu almış siyasetçilere saygısızca hitapların olduğu ve adil yargılanma adına yine utanç olarak hatırlanacak ve tarihe böyle geçecek işler yapmak yerine, Türkiye'yi bu utançtan kurtarmak gerekiyor. Toplamında bu utançtan kurtarmak gerekiyor. CHP ya da DEM Parti fark etmez, hangi partiye yapılırsa yapılsın bunu kabul etmek mümkün değil. 

Adalet Bakanının adaletsizlikleri gidermesi gerekiyor

Avukat Fikret İlkiz duruşmada, “İddianame diye önümüze konulan metin, hukuki denetimi imkansız kılan, hacmiyle hakikati boğan, sanığın ne yaptığını değil ne yapmış olabileceğini ileri süren bir evraktan ibarettir”. İki cümle gibi değil mi? Ama ne kadar ağır iki cümle. Üzerine sayfalarca konuşabileceğimiz belirlemeler var burada. Hukuki denetimin imkansız olduğu bir metnin hukuki gerekçelerle yazıldığını kim iddia edebilir? Olsa olsa siyasi bir metin denebilir böyle bir metne. Nitekim bakın savunma böyle diyor. O yüzden buradan çağrımızı yineleyelim. Adalet Bakanı çok kritik bir zamanda oturdu bakanlık koltuğuna. Oturduğu zaman da söylemiştik. O koltuğun gereği adaleti sağlamaktır ve Adalet Bakanının yapması gereken de tam olarak budur. “Mahkeme salonları siyaset arenası değil” demişti koltuğa oturduktan hemen sonra yaptığı açıklamada. Milyonlarca oy almış bir belediye başkanının tutuklu yargılandığını unutmuş olsa gerek Sayın Bakan. Dolayısıyla, öyle savunma hakkını sınırlaması değil; aksine bu haklara, temel tüm insan haklarına alan açması gerekir Adalet Bakanının. Bu adaletsizlikleri gidermesi gerekir.

Sayın Öcalan özgür yaşam ve özgür çalışma koşullarına sahip olmalı

Bir başka konu, Merkez Yürütme Kurulumuzda da konuştuk. O yüzden sizlerle paylaşmak isterim. Sayın Öcalan etrafında dönen birtakım kulis haberler var biliyorsunuz. Evdi, konuttu, statüydü gibi çeşitli başlıklarda bazı tartışmalar var. Zaman zaman yapılan çağrılar var. “Ne olacak bu statü açığı, nasıl kapanacak?” deniyor. “Gördünüz mü?” diyenler oluyor siyasilerden yine İran'daki gelişmelerden sonra. “Bu sürecin başlamasından memnuniyet duymayanlar sürecin niye başladığını anladılar mı?” diye serzenişler de oluyor bazen. DEM Parti olarak en başından beri şöyle bir şey ifade ettik. Ekim 2024'ten bu yana ki bunun öncesi de var. Ağır tecrit koşullarının ve mutlak iletişimsizliğin bir işkence hali olduğunu hep söyledik. Temel bir insan hakkı ihlali olduğunu söyledik. Buna karşı mücadele ettik. Kime yapılırsa yapılsın bunun karşısında duracağımızı söyledik. 27 yıldır sürdürülen bu durumun artık sonlandırılması gerektiğini ifade ettik. Sonra yeni bir süreç başladı. 27 Şubat 2025'te yapılan çağrının üzerinden bir yılı aşkın zaman geçti. Bu süre zarfında Sayın Öcalan'dan temelde iki mesaj geldi. Biri, 27 Şubat 2025'teki mesaj. O mesajda da çok önemli bir dönemin somut adımlarının atılmasının başlangıcını, startını vermiş oldu aslında. Büyük bir sorumluluk üstlenerek, büyük bir inisiyatifle yaptı bunu. Üstelik ağır iletişimsizlik koşullarında yaptı. Biliyorsunuz İmralı Ada Hapishanesinden yaptı bunu. Şimdi bu kritik eşiklerin tamamını Türkiye atladı. Meclis Komisyonunun gidip Sayın Öcalan'la görüşmesi gibi bir eşik de geçildi. Eksik de olsa çok tarihi bir adım atıldı. Tüm bunların ne kadar değerli olduğunu her defasında yeniden dile getirdik. Ama şunu hep söyledik; Sayın Öcalan özgür yaşam, özgür çalışma, özgür iletişim koşullarına sahip olmalı. Diğer aktörlerin yaptığını kendisi neden yapamasın diye sorduk her seferinde. Niye sorduk? Evet, bir ağır insan hakkı ihlali var. Bir kere bu giderilmeli. 

Özveri ve çaba sahibi Sayın Öcalan'ın özgür çalışabileceği koşullar nasıl oluşturulacak?

AİHM kararı var uygulanmayan. Hani hukuki boyutlarını tartışmak gerekirse diye. Ancak mesele bir ev ve konut meselesi değil. Burada yanlış anlaşılan bir durum var muhtemelen. Mesele açıkça şu sorunun altını hukuken doldurabilmek: Ne yapılacak bundan sonra? Bu sürecin ana aktörü, bu sürecin başmüzakerecisi, bu süreçte bugüne kadar atılan pek çok adımın temel olarak sağlayıcısı ve inisiyatif alanı, sorumluluk üstleneni; yıllardır halkların karşı karşıya gelmemesi, halkların bir arada eşit ve özgür bir biçimde yaşayabilmesi için çok büyük bir gayret, özveri ve çabanın sahibi Sayın Öcalan'ın özgür çalışabileceği koşullar nasıl oluşturulacak? Özgür yaşayabileceği koşullar nasıl oluşturulacak? Özgür iletişim kurabileceği koşullar nasıl oluşturulacak? Dünyada pek çok çatışma çözümü deneyiminde benzer durumlar yaşanmış ve böyle bir liderlik gücü bir ada hapishanesinde, bu koşullarda tutulmamış bu süreler boyunca ve sonrasında. Tartışmamız gereken temel mesele bu. Bunun altını doldurmak gerekiyor. Ama de facto bir biçimde değil, fiili bir biçimde değil. Bunun altını somut hukuki düzenlemelerle, yasal düzenlemelerle doldurmak gerekiyor. Orada bir konut yapıldı mı, yapılmadı mı? Bize böyle sorular geliyor. Buna ilişkin partimize ulaşmış herhangi bir bilgi yok. DEM Parti İmralı Heyetinin yaptığı görüşmelerden de bize ulaşmış herhangi bir bilgi yok. Yakın zamanda muhtemelen bayram arifesinde ya da sonrasında DEM Parti İmralı Heyeti tekrar adada Sayın Öcalan'la bir görüşme yapabilir. Böyle bir gelişme varsa, bu konuya dair bir gündem olursa zaten kendileri de sizlerle paylaşacaktır. Ama partimize şu ana kadar ulaşmış böyle bir bilgi yok. 

Milletvekilimiz Çiçek Otlu’nun sağlık durumu iyiye gidiyor

Kıymetli İstanbul Milletvekilimiz Çiçek Otlu’nun hastanede tedavisi devam ediyor İstanbul’da. Sağlık durumu iyiye gidiyor. En kısa sürede tekrar bizimle olacağına, mücadele alanlarında yan yana olacağımıza inanıyoruz. Hastaneye ulaştığı ilk andan itibaren hiçbir detayı atlamadan titizlik ve hassasiyetle hem buradan hem oradan arkadaşlarımız takip ediyor. Bu konuda Çapa Tıp Fakültesi sağlık emekçilerine de ayrıca çok teşekkür ederiz ilgileri için. Sağlık durumu hakkında endişelenip hastaneye giden, arayan, mesajla ulaşan herkese DEM Parti olarak teşekkür ederiz. 

Newroz bizim için yalnızca bir bahar bayramı değil

Bir yandan Newroz’a hazırlanıyoruz. Newroz yalnızca bir bahar bayramı değil bizler için, aynı zamanda mücadele sözümüzü ve kararlılığımızı yinelediğimiz ve taleplerimizi yeniden alanlardan yükselttiğimiz bir gün. Bir yandan Newroz’un coşkusu, bir yandan Salih Müslim'e vedanın hüznünü yaşıyor olacağız. İkisini bir arada yapmaya çalışacağız. Eş Genel Başkanlarımızın başkanlığında bir heyetimiz de planlama belirlenince kendisini uğurlamak üzere orada olacak.

Komisyondan beklentimiz aynı zamanda ailenin de beklentisi

Biz 8 Mart'ta alanlardaydık ve alanlarda en çok da kadına yönelik şiddete, eril zihniyete karşı sesimizi yükselttik. Yalnızca sesimizi yükseltmedik, kadın özgürlük mücadelesindeki ilkelerimizi birbirimize yeniden hatırlattık. Değerlerimizi, bizi yan yana getiren birikimimizi yeniden haykırdığımız ve bu konudaki kararlılığımızı ifade ettiğimiz gün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Türkiye'nin dört bir yanında kadınlar bir kez daha bir araya geldiler. Alanlardaydılar. Çoğu yerde yağan yağmura, soğuğa, kara rağmen o gün taleplerini haykırdılar. 8 Mart mücadeleyi büyüttükleri gün olduğu için büyük bir coşkuyla kutlama ısrarı gösterdiler. Şiddetsiz bir yaşam talebini güçlü bir şekilde dile getirdiler. Çoğulcu, kapsayıcı ruhu da hatırlattılar bir yandan. Şimdi tam bu bağlamda ifade etmek isterim ki günlerdir DEM Parti tartışılıyor. Haklı, haksız bazı ithamlar da var. Tüm yapıcı eleştirileri çok önemli bulduğumuzu, eleştiri ve önerilerin bizler için ne kadar yol gösterici olduğunu hep ifade ettik.  Özellikle de Barış ve Demokratik Toplum Süreci başladıktan sonra bu konuya dair sayısız defa çağrılar yaptık. Yolu birlikte bulmak, yolu birlikte inşa etmek ve mücadeleyi birlikte büyütmek için. Bunun için alanlarda buluştuk, bunun için sokaklarda yan yana geldik. Bunun için en uzak insana kadar ulaşma hedefimiz olduğunu hep sizlerle paylaştık. Şimdi tam bu bağlamda ve tüm bunları hatırlatarak çok zor bir konuda yaptığımız açıklamayı tekrar sizlerle paylaşmak isterim. Sevgili Dilan yoldaşımızla ilgili. Çok zor, çünkü acısı hala çok taze, çok derin ve çok üzücü. Asla kabul edebildiğimiz, kanıksayabildiğimiz bir durumla karşı karşıya değiliz. Kabul edemediğimiz Dilan'ın yokluğu; bizden yokluğuyla alıp götürdüğü gülüşü, enerjisi, coşkusu, kattıkları. Bunlar çok ağır. Sevgili yoldaşımızı kaybetmenin acısının derinliği ve tazeliğiyle birlikte ve onu anarak DEM Parti Kadın Meclisinin dün yaptığı açıklamayı burada tekrar paylaşmak istiyorum. Hem yoldaşımız Dilan'ın anısına saygı hem kadın özgürlük mücadelemizin ilkeleri hem ortak değerlerimiz hem de birikimimizin gereği olarak arkadaşımızın kaybına ilişkin beş kadın kurumunun oluşturduğu komisyon tarafından hazırlanan raporun geri çekilmesini talep ettiğimizi dün DEM Parti Kadın Meclisi olarak kamuoyuyla paylaştık. Bizim komisyondan beklentimiz yine aynı zamanda ailenin de beklentisi ve talebidir. Kamuoyunda da bu konuda çeşitli çağrıların yapıldığını bildiğimiz, bizim de bu yönde bir çağrımızın olduğunu da ifade ettiğimiz beklenti. Komisyon tarafından tüm bu çağrıların dikkate alınarak Dilan Karaman'la ilgili hazırlanan raporun geri çekilmesini talep ediyoruz.

Dilan’ın kaybına dair tüm gerçekler açığa çıkarılana dek takipçisi olacağız

Öte yandan şimdi Kadın Koordinasyonumuzun toplantısı devam ediyor. Dün de ifade ettiğimiz üzere bu konudaki sorumluluklarımızı tamamlama, eksiklerimizi giderme sözümüzü dünkü açıklamada da yinelemiştik. Ancak şu ana kadar DEM Parti de beş kadın kurumu tarafından oluşturulan bu komisyonun raporunu bekledi. Elbette raporu beklerken DEM Parti olarak da üzerimize düşen sorumluluklarla ilgili çalışma ve değerlendirmelerimizi sürdürdük. Dilan'ın kaybına dair tüm gerçekler açığa çıkarılana dek ve failler soruşturulana, yani hakikat olduğu gibi ortaya çıkana dek biz bu sürecin hassasiyetle ve titizlikle takipçisi olacağız. Çok yakın zamanda da DEM Parti Kadın Meclisinin ilgili kurullarında bu konuya dair süren tartışma ve kapsamlı değerlendirmeler kamuoyuyla paylaşılacak. Yoldaşlığı, dayanışması, coşkusu ve hayat enerjisiyle bize çok büyük değerler katan sevgili Dilan'ı özlüyoruz. Sevgi ve saygıyla anıyoruz. Çok teşekkür ederim sevgili arkadaşlar.

Her şeye rağmen Newroz’un coşkusunu ve mücadele kararlılığımızı büyütme sözümüzü yinelemek için, yan yana gelişlerimizi arttırmak için, acımızı sağaltabilecek şeyin bu demokratik mücadeleyi büyütmek için alanlarda hepinizi buluşmaya, birlikte halaya durmaya da davet ediyorum.

12 Mart 2026