Parti Sözcümüz Ayşegül Doğan, Genel Merkezimizde yaptığı basın toplantısında MYK’da yürütülen tartışmalara ve güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Doğan, şunları söyledi:
Gündemler yoğun. MYK’mız dün Eş Genel Başkanlarımız başkanlığında toplandı. Çok kapsamlı değerlendirmeler yapıldı. Hem Ortadoğu’daki gelişmeler hem de Türkiye’deki son gelişmeler, bugüne kadar yaşanan olaylar ve bundan sonrasıyla ilgili yapılması gerekenler pek çok başlıkta değerlendirildi.
Doğal afet gibi gösterilmeye çalışılan ancak doğal olmayan sonuçlar yaratan afetler
En önemli başlıklarımızdan biri son zamanlarda yaşanan afetler. Maalesef doğal afet gibi gösterilmeye çalışılan ama doğal olmayan sonuçlar yaratan afetler. Normal koşullarda başka ülkelerde yaşadığında bu tür tahribatlarla karşılaşılmayan, can kayıplarına neden olmayan afetler. Geçtiğimiz hafta Urfa, Antep, Malatya ve kısmen Diyarbakır’ın da etkilendiği şiddetli fırtına, dolu ve yağış bir afete dönüştü ve neticede Urfa’da bir yurttaşın hayatını kaybetmesine, Malatya’da can kayıplarına neden oldu. En az 50 yurttaş yaralandı bu afetlerde. Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyoruz, ailelerine ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Yaralılara acil şifalar diliyoruz. Bu afetten etkilenen herkese DEM Parti olarak geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.
Doğal afet değil, açık politik tercihler ve ihmaller var
Ciddi bir tahribat oldu. Binlerce binada hasar görüldü, çatılar düştü, enerji nakil hatları ve altyapılar hemen her yerde zarar gördü. Tarımsal üretim açısından da bölge ağır bir darbe aldı. Dolu ve fırtınadan ekili alanlar da maalesef etkilendi. Neticede büyük kayıplar ortaya çıktı. Yüksek maliyetler ve destek yetersizliği nedeniyle zaten üretimden kopma riski yaşayan çiftçiler için bu afet geçim koşullarını daha da zorlaştırdı. Biliyorsunuz, Türkiye'de önleyici bir politika bu konuda yok ve hepimiz bir şekilde bunun mağduruyuz. Hangi bölgede, nerede yaşıyor olursak olalım. Ama bazı bölgeler özellikle bu mağduriyetleri ağır bir şekilde yaşıyor. Bir sürü nedenle ağır bir şekilde yaşıyor. Büyük ölçüde kendi imkanlarıyla ayakta kalmaya çalışan insanların halinden bahsediyoruz bu tür durumlarda. İklim krizinin de etkileri son zamanlarda iyice yakıcı hale gelmeye başladı. O yüzden bu tür dönemler için hazırlıkların yapılması, önleyici tedbirlerin alınması gerekiyor. Planlama ve kamusal sorumluluk tamamen bu yönde değerlendirilmeli. Dolayısıyla bu yaşananları biz doğal afet olarak değerlendirmiyoruz. Doğa olayları neticesinde ortaya çıkmış sonuçlar olduklarını düşünmüyoruz. Burada açık politik tercihler var, ihmaller var. Yerine getirilmeyen kamusal sorumluluklar var. Tüm bunları yerine getirmeye yönelik çağrımızı da yinelemiş olalım. Tabii ki DEM Parti olarak sahadayız ve bu sürecin takipçisi olmaya devam edeceğiz.
Amedspor, barış ve demokrasi isteyen milyonların ortak sesine soluk oldu
Hepimizi çok sevindiren bir gelişme oldu. Hepimizi derken belki bu kategorizasyonda kendisini görmek istemeyenler vardır. Onlara da DEM Parti olarak en başında şunu söyleyelim. Amedspor eğer Süper Lig'e çıktıysa bu, hepimizi sevindiren bir gelişme olmalı. Buradan başka amaçlar üretmeye çalışanlara da şunu söyleyelim. Amedspor iyi ki geldi, “Em hatin” dedi ve geldi. Amedspor'un elde ettiği bu şampiyonluk sadece bir başarı değil. Amedspor yalnızca bir spor takımı olmaktan çıktı. Neden çıktı? Yaşadığı, maruz kaldığı baskılar dolayısıyla çıktı. Ayrımcı politikalar dolayısıyla çıktı. Saha kapatma cezaları, deplasman yasakları yaşadı. Her türlü ekonomik baskıyla karşı karşıya kaldı. Ama ne yaptı? Direndi ve neticede kulüp tüm bu zorlukları aşarak bugün geldiği noktada, demokrasi ve barış isteyen milyonların ortak sesine bir soluk oldu. Bu soluk aldırıcı gelişme için Amedspor yönetimini de kutluyoruz. Tabii ki taraftarların kararlılığını ve takımın direncini de DEM Parti olarak tebrik ediyoruz.
Amedspor ile birlikte ortaya şöyle bir şey de çıktı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan MHP Genel Başkanı Bahçeli'ye, Özgür Özel'den İmamoğlu'na, Barzani'den Mazlum Abdi'ye kadar uzanan, hatta birçok futbol takımını da kapsayan farklı kesimlerin tebrikleri de heyecan yarattı. Bu heyecan yaratıcı gelişmeler bazı konulara duyduğumuz özlemin bir göstergesi olarak değerlendirilmeli. Hangi konular bunlar? Özgürlük, eşitlik, demokrasi, bir arada yaşam. Halkların bir arada ortak bir şekilde soluklanabildikleri demokratik bir Türkiye tasavvurunu, özlemini güçlü bir biçimde Amedspor ortaya koymuş oldu. Sonrasında başka şeyler de oldu. İşte camia değerleriyle örtüşmüyor gibi gerekçelerle mesajlarını geri çekenler oldu ama ben bunlardan bahsetmeyi tercih etmiyorum. Aksine pozitif yanlarını görmeyi ve pozitif bir yerden bu gelişmeyi takip etmeyi tercih ediyorum. Bir spor başarısını bile mütereddit bir şekilde karşılayan bu tutum toplumsal barışa katkı sunmuyor; ayrıştırmaya, kutuplaştırmaya katkı sunuyor.
Türkiye'nin temel ihtiyacı çözümü esas alan ve kalıcı barışı hedefleyen bir irade
Merkez Yürütme Kurulumuzun da önemli başlıklarından biri olan Barış ve Demokrasi Toplum Sürecine geçmek istiyorum. Birbiriyle bağlantılı konular olarak da değerlendirildi hatta. Etkisi oldu mu, nasıl bir etkisi oldu gibi... Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile ilgili tartışılması gereken pek çok alt başlık var. Çok tartışılan, Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü önerisi de tartıştığımız konulardan biriydi. Bu süreçte Meclis’in üstlenmesi gereken, üstlenmesi beklenen sorumluluk, yani Meclis’in misyonu. Yine birtakım tartışmalar var. Malum olduğu üzere teyit, tespit, silahların bırakılması. Silahların bırakılması sürecinde yapılması gerekenler ve bu sürecin nasıl ilerleyeceği. Öncelik, sonralık, eş zamanlılık, eş güdümlülük, yasal düzenlemeler ve bunun nihai bir çerçeveye kavuşturulması gibi pek çok alt başlığı da barındıran devasa bir sorunun çözümüne ilişkin tarihsel bir fırsatın kalıcı hale getirilmesinden bahsediyoruz. Türkiye'nin temel ihtiyacı, adı ne olursa olsun, demokratik çözümü esas alan, toplumsal uzlaşıyı büyüten ve kalıcı barışı hedefleyen bir irade. Biz bunu yıllardır söylemekten vazgeçmiyoruz. Çünkü demokratik çözüm, toplumsal uzlaşı ve kalıcı barış hepimizin geleceğini ilgilendiriyor. Yaşadığımız doğal afetler, ekonomik kriz, kadın cinayetleri, çocuk yoksulluğu ve birçok konu ne yazık ki demokrasi açısından gelişmemiş ülkelerde daha çok yaşanıyor. O halde bu konu kadınları, gençleri, çocukları; Türkiye'de dili, rengi, kimliği ne olursa olsun herkesi ilgilendiren bir konu. En önce bunu söyleyelim.
Sürece dair ön açıcı ve pozitif her katkıyı anlamlı buluyoruz
Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü önerisi çok tartışılan bir konu biliyorsunuz. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin grup toplantısında yaptığı öneriden sonra aynı gün Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan da grup toplantısında bu konuya ilişkin DEM Parti’nin tavrını söyledi, “Bu önerinin altına imza atıyoruz” dedi. Çünkü barış sürecinin güçlenmesinin, siyasallaşmanın önünün açılmasının, yani demokratik siyaset alanının genişlemesinin Türkiye için vazgeçilmez olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla bu konuya ilişkin yapılan ön açıcı, pozitif her katkıyı elbette anlamlı ve değerli buluyoruz. Türkiye'nin yıllardır çözüm bekleyen Kürt meselesi başta olmak üzere, toplumsal sorunlarının demokratik ve barışçıl yöntemlerle ele alınması ihtiyacını bu öneriyle birlikte bir kez daha tartışıyorsak, bu önerinin aslında bu sorunları bir kez daha görünür kıldığını da tespit etmemiz gerekir. Yine bu tür önerileri çatışmasızlık, demokratik çözüm ve toplumsal barışın inşasına destek sağlayabilecek yönde değerlendirmek gerekiyor. Neticede MHP Genel Başkanı bir öneride bulunuyor, bir tartışma açıyor ve halihazırda açık olan bir tartışmaya ilişkin de yol gösterici bir katkı sunmaya çalışıyor.
Sayın Öcalan’ın hukuken koşullarının oluşturulması bizim açımızdan kritik önemde
Tabii bizim de konuya ilişkin çeşitli önerilerimiz var. Bu tartışmanın, Sayın Öcalan ve statü meselesiyle birlikte ortaya çıktığını, böyle başladığını da hatırlatmak gerekiyor. Türkiye'de geçmiş deneyimlerin de bize gösterdiği şu tespiti yaptık ve kamuoyuyla açık bir biçimde paylaştık. Süreç başlamadan önce de paylaştık. Bu anımsatmayı yapmakta fayda var. Türkiye'de geçmiş deneyimler bize şunu gösterdi ki resmiyet kazanmış, yani yasal güvencelerle çerçevelenmiş bir demokratik muhataplık zemininin oluşturulması barış için kritik bir önem taşıyor. Hayati bir önem taşıyor hatta bu tür süreçlerde. Hem barışın inşası için hem siyasallaşma ve demokratik siyaset alanının açılması için ana aktör olan Sayın Öcalan’ın tabii ki hukuken bu ana aktörlüğünü değerlendirebileceği koşulların oluşturulması bizim açımızdan çok kritik önemde. Çünkü en başından beri söylediğimiz gibi bu, belirsiz bir tartışma değil; birtakım belirsizlikleri de ortadan kaldırabilecek bir konuya dikkat çekiyoruz.
Sürece dair uyarı ve tespitlerimiz kararlılığımızın bir göstergesi
Süreç tıkandı mı, dondu mu, ilerliyor mu, ilerlemiyor mu, ne oldu? Tüm kamuoyu bunu merak ediyor. Süreçte belirsizlikler var, süreçte zorluklar var. DEM Parti olarak bu zorlukların aşılması için elimizden geleni fazlasıyla yapmaya çalışıyoruz. Gecikme var ve bu gecikme endişeleri artırıyor. Sürecin tasarımıyla ilgili başından beri birtakım değerlendirmeler var. Tasarıma dair olumlu, olumsuz, müspet, menfi, her siyasal pozisyona göre zaman zaman değişkenlik gösterebilen birtakım tartışmalar ve öneriler de var. Ama tüm bunlarla birlikte şunu da biliyoruz ki bu süreç çok kıymetli, çok değerli ve çok stratejik. Yaklaşım da bu şekilde olmalı. Biz bunu ilk günden itibaren özellikle söylüyoruz. Bunlar yalnızca söylemler değil. Bunlar yalnızca DEM Parti'nin talepleri değil. Bunlar yalnızca DEM Parti'nin tespitleri değil. Dünyanın çeşitli yerlerindeki çatışma çözümü modellerinde de şunu gördük ki barışın kalıcı hale gelmesi için birtakım konularda hukuki güvencelere ihtiyaç var. En başta da bunlarla ilgili yapılması gereken ne? Eş Genel Başkanımız grup toplantısında bu konuya da değindi. Dün Merkez Yürütme Kurulunda da bunu kapsamlı bir şekilde yeniden değerlendirdik. PKK'nin feshinin üzerinden bir yıl geçti. Bu bir yıl içerisinde silahlar yakılarak imha edildi. Çekilme kararı açıklandı ve bunun geri dönüşü olmayan bir karar olduğu söylendi. Gecikme var diyoruz. Evet, mesela yasal düzenlemelerle ilgili gecikme var. Yine hatırlatmak gerekirse; silahları yakarak imha eden, buna öncülük eden isimlerden biri de yönetici kadroda bulunan Bese Hozat’tı. Akabinde bazı siyasiler, “Keşke dönebilselerdi” dedi silahlarını imha ederek yakanlar için. Ama dönemediler. Niye? Çünkü dönüşlerini sağlayabilecek bir hukuki zemin yoktu. Hem fesih üzerinden hem de 11 Temmuz'daki silah yakma anının üzerinden bir yıl geçmiş olacak. Biz hala yasal düzenlemeler konusunda gecikmenin daha fazla olmaması gerektiğine ilişkin uyarılarda bulunuyoruz. Uyarılarda bulunmak, tespitler yapmak, bu konuya dikkat çekmek bizim bu konudaki kararlılığımızın bir göstergesi olarak kabul edilmeli.
Hukuk, demokrasi ve özgürlük bu süreç için olmazsa olmaz
Biz bu tarihsel fırsatla ilgili şöyle diyoruz: Evet, fiili olarak yapılabilecekler var, yapıldı. Artık bu aşamada fiilen yapılacakların yerine hukuken yapılacakları da yapılanları da konuşabiliyor olmamız gerekiyor. Ama henüz böyle bir aşamaya gelmedik. Temennimiz bu aşamanın hızlı bir biçimde ilerlemesi, artık gerçekten kategorik olmayan kapsayıcı ve bütüncül bir yasanın oluşturulması ve bu fırsatın da bu şekilde değerlendirilmesi. Bunlar sürecin olması gerekenleri. Hukuk, demokrasi ve özgürlük bu süreç için olmazsa olmaz. Bu nedenle bu iradenin güçlenmesi için siyaset kurumunun da cesur, yapıcı ve çözüm odaklı adımlar atması gerekiyor. Yani bu süreçte eski reflekslerle yaklaşılmamalı. Buna tüm taraflar dahil. Biz bunun çabası içerisindeyiz. Yeni döneme göre yeni bir yol haritası belirlemek, yeni dönemin dilini belirlemek, yeni dönemde yapılacak siyasetin yol haritasına özenle çalışmak, demokratik siyaset alanının genişlemesi için ihtiyaç duyulan düzenlemeleri hep birlikte yapmak, barışın toplumsallaşmasını sağlamak ve bu sürecin güçlü bir toplumsal destekle sahiplenilmesine zemin oluşturacak hukuki olanakları herkes için ayrımsız bir biçimde yaratmak. Dolayısıyla tüm siyasi aktörler sorumlu bir dil kullanmalı ve barış ihtimalini büyüten bir yaklaşım sergilemeli.
Öcalan’ın doğrudan iletişim kurabileceği koşulların oluşması kritik önem taşıyor
Çok temel bir konuya dikkat çekerek örnek vermek istiyorum. İmralı’da DEM Parti İmralı Heyetinin, Sayın Öcalan'ın avukatlarının ve ailesinin yaptığı görüşmelerle ilgili. Biliyorsunuz Öcalan'la ilgili hukukun artık oluşturulması gerektiğine ilişkin açıklamayı yaptığımız ilk günlerden bugüne hep şunu söyledik: Sayın Öcalan'ın toplumla iletişimini sağlayacak kanallar açılmalı, gazeteciler sorularını sorabilmeli, isteyenler doğrudan gidip görüp sorularını yöneltebilmeli. Koşulları bu sürece doğrudan katkı sunabileceği bir halde olmalı. Özgür bir şekilde, o koşullarda bu sürece doğrudan iletişimle destek sunabilmeli. Sürecin ana aktöründen, temel muhatabından bahsediyoruz. İletişim olanaklarından yoksun bir şekilde bu sürece nasıl ivme kazandırabilir? Nitekim kendisi de buna özellikle dikkat çekmişti DEM Parti İmralı Heyeti aracılığıyla yayımlanan son yazılı mesajında. Dolayısıyla, bir ayı aşkın zamandır DEM Parti İmralı Heyetinin Sayın Öcalan'la görüşemiyor olması ya da görüşmemiş olması, bu görüşmenin sağlanmamış olması kamuoyunda hem endişe yaratıyor hem de farklı soruların belirmesine neden oluyor. O nedenle biz bir an önce Sayın Öcalan'la yapılması gereken görüşmelerin gerçekleştirilmesini diliyoruz ve bunun da hızlandırılması gerektiğini düşünüyoruz. Ayrıca doğrudan kendisinin iletişim kurabileceği koşulların oluşmasının da kritik bir önem taşıdığını; geldiğimiz aşamada sürecin olağan temposundaki belirsizliklerin giderilmesi ve kamuoyunda yarattığı kaygıların ortadan kaldırılması için de çok elzem olduğunu düşünüyoruz.
Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğüne ilişkin manipülatif bir tartışma var
Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğüne ilişkin manipülatif bir tartışma da var. Bu manipülatif tartışmaların da ne bu sürece ne Türkiye toplumuna bir katkısı var. Bunların bilerek yapıldığını ve kasti bir şekilde bu şekilde yaygınlaştırılmaya çalışıldığını biliyoruz. Bu konuda tecrübeliyiz. Ancak bu konuda bizim yalnızca tecrübeli olmamız yetmez. Bu konu yalnızca yine DEM Parti'nin omuzlarına bırakılacak bir konu değildir. Biz memnuniyetle ağır bedellere karşın inandığımız ve vazgeçilmez değerler olarak kabul ettiğimiz için yıllardır bu sorumluluğu omuzlarımızda taşıyoruz, taşıyacağız, taşımaya da devam edeceğiz. Ama tüm Türkiye’de bu sorumluluğun, farklı siyasal kesimler tarafından da toplumsal kesimler tarafından da bizimle ortak bir şekilde taşınacağına ilişkin bir beklenti olduğunu biliyoruz. Bu beklentinin de karşılanması gerektiğini ifade etmek istiyorum.
Eylül ayında kongreye gitmeyi planlıyoruz, isim dahil her şey tartışmaya açık
Sonbaharda kongre hazırlıkları yapmaya başladığımızı ve DEM Parti’nin yenilenme kongresine doğru ilerlediğini sizlerle paylaşmıştım. Kongre çalışmaları da MYK’mızın gündemindeydi. O kongreye dair yapılacak çalışmalar ve şu ana kadar yapılmış olan hazırlıklarla ilgili de bilgilendirme yapıldı. Eylül ya da Ekim ayı demiştik. Eylül ayında kongreye gitmeyi planlıyoruz. Günü netleştiğinde onu da sizlerle paylaşacağız. Kongreye gitme hazırlıklarını resmen başlattığımızı duyurmuştum ama bu hazırlıklar biraz daha ilerledi. Mesela hazırlık komisyonu oluşturma çalışmalarımız da dün itibarıyla başladı. Daha önce yaptığımız MYK toplantısında iki gün süren kapsamlı değerlendirmeler yapmıştık. Şimdi artık il ve ilçe konferansları da yapmaya başlayacağız. Bölge konferansları da yapacağımızı sizinle paylaşmıştık. Yine bölge toplantıları yapıyoruz bir yandan. Yani bütün bu süreci hem il, ilçe yöneticilerimizle birlikte hem PM üyelerimizle birlikte hem de DEM Parti'ye gönül veren insanlarla böyle bir takvim içerisinde ilerletmeye çalışarak yapacağız. İsim değişikliği olacak mı? Logonuz değişecek mi? Eş Genel Başkanlar ne olacak? Yönetim nasıl olacak? Böyle birtakım tartışmalar ve sorular var. Bir yenilenmeden, bir yeniden yapılanmadan bahsediyoruz. Biz bütün bunları konferanslarda değerlendiriyoruz. Dolayısıyla il, ilçe bölge konferanslarında tartışmadan ne yönetimle ilgili ne PM ve MYK ile ilgili ne ismimizle ilgili ne de logomuzla ilgili şu anda bir yanıt vermek mümkün değil. Çıkan manipülatif haberlere lütfen itibar etmeyiniz. Bu konularla ilgili alınmış karar yok henüz. Çünkü bunlar konferanslarda tartışılacak. Konferans iradesinin önüne geçmeye çalışan bu tür spekülatif değerlendirmeler yerine DEM Parti kaynaklarının bu konudaki açıklamalarını lütfen dikkate alınız, konferansları ve kongre sürecini takip ediniz. Tabii ki her şey tartışmaya açık, isim de dahil olmak üzere. Çünkü yeni döneme Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin ruhuna uygun bir şekilde hazırlanıyoruz. Ama bu konularla ilgili alınmış herhangi bir karar yok sevgili arkadaşlar.
TÜİK’in dahi manipüle edemediği enflasyon verileri karşımızda
Örgütlenme Komisyonumuz, Emek Komisyonumuz ve diğer komisyonlarımızın sunumları da Merkez Yürütme Kurulumuzun masasındaydı. Ülkenin en büyük sıkıntılarından biri de ekonomide giderek büyüyen sorunlar. Her ne kadar iktidar ve ekonominin başındaki yetkililer, “Az kaldı, mücadelemiz başarıyla devam ediyor. Çözdük, çözeceğiz, Şimşek programı buna deva olacak” dediyse de üzerinden yıllar geçti ve bir çare bulunamadı. Maalesef yoksulluk arttı. Zenginler daha da zenginleşti her zaman olduğu gibi. Farklı beyanlar olsa da ne dertler çözülebildi ne de sorunlar eksildi. Artarak devam ediyor. Her geçen gün büyüyerek devam eden, katmer katmer artan bu sorunlar herkesin belini bükmüş vaziyette. Bunu bir daha gördük. Artık TÜİK'in dahi manipüle edemediği enflasyon verileri karşımızda. Bu da önemli mücadele alanlarımızdan biri.
Aile Yılı genelgesi pek çok tartışmayı beraberinde getiriyor
Yine çok konuşulan başka bir konuya değinmek istiyorum. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın imzasıyla, 2026-35 yıllarını kapsayan Aile ve Nüfus 10 Yılı Genelgesi Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Bu genelgeye göre Mayıs ayının son haftası “Milli Aile Haftası” olarak kabul edilecekmiş bundan sonra. Şimdi bu genelge pek çok tartışmayı beraberinde getiriyor. Çünkü genelgede evlilik ve çok çocuklu aile yapısının destekleneceği söyleniyor. İşte nüfus artırıcı, çocuk sahibi olmayı özendiren uygulamaların hayata geçirileceği ifade ediliyor. Yine doğurganlık hızındaki düşüşten bahsediliyor. Evet, bir düşüş var. Ancak bu düşüşün nedenlerine eğilmek gerekiyor. Bu düşüş neden ortaya çıktı, ne oluyor? Buna bakmak gerekiyor. Bu konulara da ayrı esaslı politikalar geliştirmek gerekiyor. Ancak bu genelge bu politikaları kapsamıyor ne yazık ki. Yoksulluğun bu denli derinleştiği bir Türkiye'den bahsediyoruz. Çocukların okula aç gittiği bir ülkeden bahsediyoruz. Ailelerin çocuklarının temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamadığı bir gerçeklikten bahsediyoruz. Yine asgari ücretin en düşük kiraya denk geldiği bir ülkeden bahsediyoruz. Bu yaklaşım ve politikalar bu durumun karşısında ne kadar gerçekçi ve geçerli politikalar üretiyor? Temel soru bu. Dolayısıyla konuya yine çok katmanlı bakmak gerekiyor. Konuya farklı açılardan bakarak politikalar üretmek gerekiyor. Toplumun gerçekleriyle, gerçek sorunlarıyla, öncelikleriyle örtüşmeyen bir genelge belli ki bizleri daha çok tartıştıracak ve daha çok konuşacağız bunu. DEM Parti olarak, mevcut sorunları görmezden gelen, öncelik olmaktan çıkaran ve bu yönüyle de bazı sorunları daha da ağırlaştıran bu zihniyet ve politikalara karşı da mücadele edeceğiz.
Kayyım yönetiminin sonuçlarını son bir ayda özellikle Hakkari’de net şekilde gördük
Çok önemli başka bir konu da kayyım meselesi ve tabii ki yerel demokrasi konusu. En başından beri bu konuya ilişkin de çeşitli uyarılarda bulunmuştuk. Keşke bugün bu sonuçları bu kadar ağır bir biçimde yaşamıyor olsaydık. Kayyım tecrübesi, halk iradesinin yok sayılması, seçilmişlerin bir şekilde yargı aracılığıyla siyasi operasyonlarla hapsedilmesi, yerlerine atanmışların iş başında olması gerçekliği ne yazık ki hala Türkiye'de sürüyor. 31 Mart 2024 Yerel Seçimlerinde Viyan Tekçe ve Mehmet Sıddık Akış, Hakkari Belediye Eş Başkanları olarak seçildi. Seçimden hemen sonra iki ay sonra belediyeye kayyım atandı ve Eş Başkan Mehmet Sıddık Akış tutuklandı. O günlerde de bu konuya çok dikkat çekmiştik. 2009’daki bir soruşturmaya dayandırıldı. Ancak 2009'daki o soruşturmayla ilgili, 2014'te gözaltındayken de kendisine herhangi bir soru dahi yöneltilmedi. Fakat ne oldu? 2014'te açılan bir dava sonucunda 19 yıl, 6 ay ceza verildi. İstinaf bu kararı bozdu. Ancak Hakkari 1. Ağır Ceza Mahkemesi kararında direndi ve geçtiğimiz hafta aynı cezayı tekrar verdi. 19 yıl ve 6 aydan bahsediyoruz. Mehmet Sıddık Akış'ın tek bir suçu var o da DEM Partili olmak, yerel seçimlerde DEM Parti belediye eş başkanlığına Hakkari'den aday olmak ve belediye eş başkanı seçilmek. Bu yüzden de kurgulanmış bir dosyayla, birbiriyle ilgisi olmayan mesnetsiz soruşturma dosyalarının birleştirilmesiyle ceza verildi. Her zaman olduğu gibi delil yok, baştan sona hukuksuzluklarla dolu, gizli tanık var. Ne ararsanız var. Üstelik yanıltıcı beyan var gizli tanıkla ilgili. Kürtçeden Türkçeye yanlış çeviri var. Davayı açan savcı şu anda terör örgütü yöneticiliğinden kırmızı bültenle aranıyor. Ama bunların hiçbiri dikkate alınmadı. Ne oldu biliyor musunuz? Sıddık Akış'a verilen ceza tekrar verildi. Burada şunu da hatırlatmak isterim. Şu anda Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğulları ve Hakkari Milletvekillerimiz Van Cezaevinde Mehmet Sıddık Akış'ı ziyaret etmek için. Birazdan Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğulları oradan bir açıklama da yapacak ve muhtemelen ziyaretten kendisinin mesajını da sizlerle paylaşacak. Ama şunu da söylemeden geçemeyeceğim kayyım yönetiminin sonuçlarını son bir ayda net şekilde gördük. Özellikle Hakkari'de. Kente bir aydır ulaşım sağlanamıyor. Bırakınız güvenli ulaşım sağlanmasını, ulaşım sağlanamıyor Hakkari'ye. Böyle bir durum var ortada. Çöpler toplanmıyor, musluklardan çamurlu su akıyor. Bunları zaten hiç söylemek dahi istemiyorum. Ulaşımın sağlanamadığı bir yerde çöpler mi toplanacak, suya mı erişim olacak? Ya da halkın ihtiyaçları mı giderilecek?
Kürtçe ayrımcı politikaların hedefinde
15 Mayıs Kürt Dil Bayramı ve komisyonumuz tarafından 15 Mayıs'la ilgili birtakım hazırlıklar yapılıyor tabii. Ancak Barış ve Demokratik Toplum Sürecinde 15 Mayıs'a özel olarak vurgu yapmak istiyorum. Latin alfabesiyle çıkarılan Kürtçe Dergi Hawar'ın ilk sayısı 15 Mayıs 1932'de Celadet Ali Bedirxan öncülüğünde yayımlandı. Kürtçenin Latin alfabesiyle modern yazım diline kavuşması çok önemli tarihi bir eşik olarak kabul ediliyor. O yüzden de bu tarih Kürt Dil Bayramı olarak kutlanıyor. Türkiye'de Türkçeden sonra en yaygın konuşulan dilden bahsediyoruz, milyonlarca yurttaşın dilinden bahsediyoruz ve buna rağmen Kürt diline yönelik baskılar Cumhuriyet tarihi boyunca çeşitli şekillerde devam etti. Halen fiilen Kürtçe ayrımcı politikaların hedefi halinde. Anadilini konuşma, anadiliyle eğitim ve öğretim görme, anadilinde kamusal hizmet alma gibi temel haklar dahi Kürtçe özelinde ne yazık ki bu ülkede yasaklanmış görünüyor ve halen bu devam ediyor. Bugün de Kürtçe ve lehçelerine yönelik baskılar, yasal ve fiili engellemeler eğitimden kamusal hizmetlere, kültürel üretimden medyaya kadar çok çeşitli şekillerde sürüyor. Gönül isterdi ki Kürt Dil Bayramını ortak bir değer olarak kutlayabilelim, Kürt dili ve lehçelerinin kullanımı önündeki engeller kaldırılabilmiş olsun ve Türkiye’de herkes anadilinde özgür bir biçimde yaşayabilsin ve anadilini özgür bir biçimde kullanabilsin, konuşabilsin. Gecikmiş olsak da çok kayba neden olmuş olsa da böyle bir imkan hala mevcut. Bunu değerlendirmemiz gerekiyor. Dil ve diller yalnızca bir iletişim aracı değildir; tarihsel ve kültürel bir belleğin, toplumsal var oluşun ve aynı zamanda hem toplumsal hem de bireysel olarak da kimliklerin taşıyıcılarıdır. Dolayısıyla dillere özgürlük toplumu ayrıştırmak yerine demokrasiyi güçlendiren temel adımlardan biri olacaktır.
Barış Anneleri ile birlikte siyasi partileri ziyaret edeceğiz
Bundan sonrasına ilişkin de çeşitli planlamalarımız var. Bugün Barış Anneleri ile birlikte siyasi partileri ziyaret edeceğiz. Aslında Barış Anneleri heyetine eşlik edeceğiz. Buradan sonra ziyaret edeceğimiz yer MHP olacak. Anneler Günü vesilesiyle bugün MHP’den başlayarak Gelecek, DEVA ve Saadet Partisi ziyaretleriyle sürecek bugünkü temaslarımız. Yarın CHP ile görüşeceğiz. Tabii ki iktidar partisi ile de görüşmeyi planlıyor Barış Anneleri. Artık annelerin ağlamadığı, Türkiye’de barışın sağlandığı, demokratik çözümün kalıcı bir hale getirildiği, silahların tümden devre dışı kaldığı ve demokratik siyaset alanının açıldığı, herkesin kendini eşit ve özgür hissettiği bir dünya çabası için anneler siyasi partileri ziyaret edecekler. Bizler de kendilerine eşlik etmekten büyük bir gurur duyacağız. Bu mesajı taşımalarını kolaylaştırmaktan büyük bir memnuniyet duyacağız. Neticede kendi sözlerini kendileri daha sonra ifade edeceklerdir.
Sayın Öcalan ile kurulan hukukun adının artık konulması gerekiyor
Soru: CHP Genel Başkanı ve İyi Parti Genel Başkanı yaptıkları açıklamalarda Bahçeli'nin statü önerisinin ardından Erdoğan'ı işaret ettiler. Erdoğan tarafı ve iktidar tarafında sessizlik var. Siz bu sessizliği nasıl değerlendiriyorsunuz? Bahçeli'nin statü önerisine herhangi bir açıklama yapmadılar. Siz bu sessizliği nasıl değerlendiriyorsunuz?
Parti olarak açık bir biçimde ifade ettik. Yani bu statü tartışması, Sayın Öcalan'ın pozisyonu, ana aktör olması, muhataplığı, bunun bir resmiyete kavuşması, bir aleniyete kavuşması, bir demokratik muhataplık şeklinde devam edebilmesi, kendisiyle kurulan hukukun adının artık konulması. Bu tartışmalar önemli ama bunları tartışma boyutunda bırakmamak gerekiyor. Tüm sözler söylendi. Bu gök kubbe altında Kürt meselesinin çözümüne, bunun nasıl olabileceğine, muhataplığa dair söylenmedik bir şey kalmadı aslında. Taraflar da biliyor, biz de biliyoruz siyaset kurumu olarak yapılması gerekenleri. Önümüzdeki dönemde bunları yapmak gerekiyor. Sessiz kalmak değil; aksine ses vermek, bu sesi güçlendirmek, bu siyasal iradeyi açık ve cesur bir biçimde ortaya koymak gerekiyor. Biz önümüzdeki günlerde sürecin ivme kazanmasına ilişkin bazı gelişmeler olmasını temenni ediyoruz. En başta da heyetimizin bir an önce Sayın Öcalan’la görüşmesi, bu tartışmalara ilişkin önerilerini kamuoyuyla paylaşması ve artık İmralı'ya giden yolların tümden açılması gerektiğini; Öcalan'ın özgür bir şekilde çalışabileceği, iletişim kurabileceği, yaşayabileceği olanakların sağlanması gerektiğini düşünüyoruz.
Yasıl adımlar süreci hukuken güvenceye kavuşturacak adımlardır
Soru: Yasal adımlar konusunda ısrarınız belli, taslağınız hazır mı?
Yasal adımlarla ilgili tabii ki ısrarcıyız. Çünkü yasal adımlar bu süreci hukuken güvenceye kavuşturacak adımlardır. Yasa olmadan sürecin ilerlemediğini, durağan hale geldiğini kamuoyu da tespit ediyor. Bu zorlukların aşılması gerekiyor. Bu belirsizliklerin ortadan kaldırılması gerekiyor. Elbette bir yasal çerçevenin -ki en başından beri böyle konuşuluyordu- oluşturulması gerekiyor. Bu sürecin temposunun gereği olağan, akışında yapılması gereken zaten bu. Dolayısıyla bu yasal çerçeveyle ilgili bizim hazırlıklarımız da elbette var. Biz yıllardır silahların tümden devre dışı bırakılması ve demokratik siyaset alanının genişlemesi için çalışıyoruz, mücadele ediyoruz. Şu anda pek çok siyasetçinin de tutuklu olmasının temel nedenlerinden biri demokratik siyaset alanının daraltılmış olması. Bu alanın genişlemesi için mücadele ettiklerinden bugün ya hapisteler ya sürgündeler. Dağdan dönüşleri sağlamak istiyorsanız tabii ki bunun bir yasal güvencesinin olması gerekiyor. Bizim bu konuda çalışmamız var. Evet, bir taslağımız var. Olur da bu süreç dediğiniz şekilde başlar ve siyasi partiler bu konuya ilişkin görüşmeye başlarsa ki, partimiz bu konuda çeşitli açıklamalar yaptı. Meclis’in sorumluluk alması, inisiyatif üstlenmesi ve hızla harekete geçmesi gerektiğiyle ilgili açıklamalar yaptık. Bu vesileyle Meclis’e tekrar bu sorumluluklarını hatırlatalım önümüzdeki dönemle ilgili. Biz hazırız, taslağımız da hazır. Yasal çerçeveyle ilgili hazırlıklarımız tamamlanmış vaziyette. Tabii biz de diğer siyasi partilerin bu konudaki taslaklarını konuşabileceğimiz, Meclis’in bu konuda mesai yapabileceği bir ortamı bekliyoruz.
7 Mayıs 2026
