Parti Sözcümüz Ayşegül Doğan, Genel Merkezimizde yaptığı basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Doğan, şunları ifade etti:
MYK’da gündemlerin başında barış süreci var
Dün MYK’mız Eş Genel Başkanlarımız başkanlığında toplandı, kapsamlı değerlendirmeler yaptık. Gözler ve dikkatler DEM Parti’de. Dikkatlerin bizlere yöneliyor olması hem sorumluluklarımızı artırıyor hem de gördüğümüz ilgi ve teveccüh bizi gururlandırıyor. MYK’mızın başlıklarını paylaşmak isterim. Takdir edersiniz ki hem bölgesel gelişmeler hem de iç gelişmeler dolayısıyla oldukça yoğun bir gündemle toplandık. Tabii ki gündemlerin en başında inşa etmeye çalıştığımız Barış ve Demokratik Toplum Süreci var. Çünkü birbirine değen bir sürü konuyu ilgilendiren bir başlık. Tüm bu çabaya rağmen süren antidemokratik uygulamalar da elbette en önemli gündem başlıklarımızdan biri. Ortak mücadele alanımız olarak hepimizin önünde çok kritik bir ödev ve sorumluluk olarak duran başlıklardan biridir.
Bir yandan da yargı paketi hazırlıkları var, sızan bazı bilgiler var. Sızan bilgilere göre bir taslak var. Yine hak alanlarını daraltan ve kadınların, çocukların ve LGBTİ+’ların kazanımlarına göz diken bir yasa tasarısı taslağıyla ilgili bilgiler var. Bunu da enine boyuna değerlendirdik. Yanı başımızda İran’daki gelişmeler var. Bitmek bilmeyen bir idam rejimine dönmüş vaziyette. Gelişmeleri hem kaygıyla takip ediyoruz hem de bunları durdurabilmek için neler yapabileceğimizi konuşmaya devam ediyoruz. Tabii ki kongre çalışmalarımız var. Yalnızca bizim için değil Türkiye için önemli başlıklardan biri. Çünkü bir değişim ve dönüşümden bahsediyoruz. Türkiye'de siyaseti dönüştürmeye aday bir siyasi parti olarak da biz kendimizden başlıyoruz bu değişme ve dönüşüme. Tabii hummalı çalışmalarımız da sürüyor, bunlarla ilgili planlamalarımız da var. Tek tek bu başlıkları açacağım.
Çatışma halinin artık kalıcı bir barışa evrilmesi için yoğun çabaların olduğu bir dönemdeyiz
En merak ettiğiniz konudan başlıyorum. Günlerdir üzerinde çokça konuşulan bir konu, Barış ve Demokratik Toplum Süreci. Türkiye ağır bedellere mal olan bir çatışma ve çözümsüzlük döngüsünden çıkmaya çalışıyor. Epey zamandır demokratik bir çözüm ve kalıcı bir barış için de hayati bir fırsatın eşiğindeyiz. Bunu sıkça söylüyoruz. Hayati bir eşik, çünkü hayattan bahsediyoruz. Bugüne kadar pek çok canı kaybetmemize neden olan bir çatışma halinin artık kalıcı bir barışa evrilmesi için yoğun çabaların olduğu bir dönemdeyiz. Ülkede her gün artan antidemokratik uygulamalarla birlikte daha görünür hale gelen demokratik ihtiyaçlar, toplumun barış beklentisi; bütün bunlar neyi gösteriyor? Bu sürecin hız kazanmasının gerekliliğini gösteriyor. Bu sürecin artık somut adımlarla hayatımıza değmesi gerektiğine işaret ediyor. Son günlerde basına ve kamuoyuna da yansıdı. Bayramda gittiğimiz her yerde en sık sorulan soruydu. Şırnak’tan Tekirdağ'a insanlar bunu merak ediyor. “Bundan sonra ne olacak? Ne yapılacak? Hangi adımlar atılacak? Bu adımlar neleri kapsayacak? Hayatımızı nasıl değiştirecek?” Bir yandan Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin ivme kazanmasını beklerken; öte yandan antidemokratik uygulamalardan, seçilmişlerin tanınmayan iradelerinden bahsediyoruz. Bu kaygılı hali, toplumsal beklentiyle birebir örtüşmeyen bu durumu nasıl ortadan kaldırabiliriz sorusu en az iki yıldır gündemde apaçık bir biçimde duruyor.
Geçiş hukuku yasası tarihsel bir dönemin sorumluluğunu karşılayabilecek içerikte olmalı
Barış ve Demokratik Toplum Sürecine dair bir çerçeve yasa, yani bir geçiş hukuku yasası şu ana kadar yapılabilmiş olsaydı; Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun, yani TBMM’de grubu bulunan ve bulunmayan tüm siyasi partilerden (biri hariç) oluşan komisyonun ortaklaşa çıkardığı raporun tespit ettiği ortak noktalara ilişkin adımlar atılmış olsaydı bu sorular seyrelecekti. Şimdi tam da böyle bir zamandan geçiyoruz. Kamuoyunda çeşitli isimlerle tartışılıyor bu konu. Çerçeve yasa diyenler var, kod yasa diyenler var, geçiş hukuku yasası diyenler var. Bu yasa bu sürecin aynası olacak. Bizim için bu niteliğe sahip olması gerektiğini, bu içerikte olması gerektiğini defaatle söyledik. Sözünü ettiğimiz yasa, tarihsel bir dönemin sorumluluğunu karşılayabilecek içerikte olmalı. Teknik hukuk yaklaşımıyla bu dönemin ihtiyaçlarını karşılamak mümkün olmaz.
Sayın Öcalan'ın süreci hızlandırmaya dönük önerilerini içeren bir yol haritası var
Sizler de biliyorsunuz bir süredir yine çokça konuşulan bir konu. Bir durma hali var, bir yavaşlama hali var. Temponun böyle monoton hale gelmesi bir tıkanıklığa mı işaret eder? Yalnızca bir durağanlık mıdır? Geçici bir durum mu yaşıyoruz? Bu sorularla sıklıkla karşılaşıyoruz. Evet, bir yavaşlama hali söz konusuydu. Bu yavaşlama halinin hızlanması için de İmralı'da son yapılan görüşmede Sayın Öcalan'ın birtakım önerileri oldu. Bu konuda çok büyük bir çabası ve gayreti olduğunu tekrar vurgulamak isterim. 27 Şubat 2025 çağrısından bugüne süren çağrıları, ara ara kamuoyuna İmralı Heyeti aracılığıyla verilen mesajları var. Başka bir temas sağlanabilseydi belki daha görünür hale gelebilecek bir gayretin Sayın Öcalan tarafından ortaya konulduğunu ifade etmek gerekir. Bu son görüşmede de benzer bir durum yaşandı. Bu da en merak edilen konulardan biri. Yani Sayın Öcalan'ın süreci hızlandırmaya dönük yeni öneriler içeren bir yol haritasından bahsettiği konuşuluyor. Evet, bu doğru. Nitekim bu, İmralı Heyeti tarafından açıklanan yazılı mesajında da var. Somut adım atılmasını içeren ve tüm taraflara ilişkin sorumlulukları hatırlatan; yine zamanın kırılganlığını, bu açıdan hassas yaklaşılması gerektiğini ifade eden bir yaklaşımı tekrar o görüşmede yinelemiş kendisi.
Süreci enfekte olmaktan kurtarmak için yasal ve somut adımlar atılmalıdır
Yayımlanan son mesajında Sayın Öcalan, "Beklentide kalmak, beklenti halini sürdürmek sadece risk üretir” diyor. Yine hatırlayacaksınız en başında da, “Süreci enfekte olmaya açık hale getirmekten korumak gerekir” demişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan da “Gizli açık pek çok badire atlattık” dedi. İşte süreci bu risklerden korumak, enfekte olmaya açık hale getirmemek için yapılması gereken çok basit: Hukuk, hukuk, hukuk. Yani yasal adım, somut adım atmak ve atılan bu somut adımlarla da bir hukuki çerçeveye kavuşturmak. Yine Sayın Öcalan'ın süreci hızlandırabilmek için önerilerinden bazılarını sizlerle paylaşmak isterim. Bu sürecin takibini sağlayacak, izleyecek isimler konuşulabilir. Çeşitli kurulların oluşturulmasını da öneriyor. Tüm bunlar için de yeni bir takvime ve planlamaya ihtiyaç var. Bu doğrultuda kimi çalışmaların yapıldığını da ifade etmek isterim.
Yasal düzenleme demokratik dönüşümün kök hücresi olmalı
Öcalan'dan alıntıyla devam etmek gerekirse, ki bizler de ifade etmiştik, yapılacak olan yasal düzenleme demokratik dönüşümün kök hücresi olmalıdır. Kendisi son görüşmede “kök hücre yasası” olarak tanımlamakta bu yasayı. Yalnızca tercih edilen bu kavramsallaştırmaya baktığımızda bile en yalın anlamıyla onarıcı ve sağaltıcı bir etkisi olduğunu, böyle bir etki yaratması gerektiğini söylemek lazım. Niye? Çünkü zaten tam buna karşılık gelen bir yasal çerçeveden bahsediyoruz. Yani kök nedenleri de en dipte yatan nedenleri de ortadan kaldıracak bir başlangıç adımı gibi düşünülmeli bu. Yine toplumu referans vereceğim. Çünkü yaklaşık iki yıldır büyük bir dikkat ve ihtiyat içerisinde, yani temkini elden bırakmıyor. Temkinli bir ruh hali var toplumda. Fakat inançsızlığı besleyecek tüm gelişmelere rağmen desteğini sürdürmeye çalışan bir toplumsal gerçeklik var. Bu toplumsal gerçekliğin mesajını toplumsal barışa destek olarak değerlendirmek gerekiyor. O yüzden herkes hazır. İlgili taraflar sorumluluklarını yerine getirdiğinde bu hayati eşikte önemli bir ivmeyle yol almış olacağız. Sürecin varlığı memnuniyet verici bulunuyor. Evet, çok değerli. Ancak nasıl, ne kadar ve hangi hukukla ilerleyeceği, hangi hukukla düzenlemelerin yapılacağı, yani hukuki güvencelerin neler olacağı da bir o kadar kritik önem taşıyor.
Meclis süreci belirsizlikten kurtarmak için üzerine düşen sorumluluğu almalı
DEM Parti olarak en başından beri bu sürecin ilerleyebilmesi için gereken sağlamlığın hukuk, adalet ve demokrasiyle sağlanabileceğine ilişkin açık ifadeler kullandık. Bu konuda da çok büyük bir çaba içerisinde olduğumuz biliniyor. Biz üzerimize düşen sorumlulukları yerine getiriyoruz. Diğer tarafların da sorumluluklarını aynı hassasiyetle olmasa da tüm Türkiye'nin hassasiyetini gözetir bir şekilde yerine getirmesi gerekiyor. O yüzden tekrar iktidara çağrı yapıyoruz: Türkiye'nin demokratik geleceğini esas alan kapsayıcı yasal adımlarla sürecin hız kazanmasını sağlamak gerekir. Belirsiz bırakmamak gerekir. Belirsiz bırakılan her şey manipülasyon üretir, spekülasyon üretir. Bu belirsizliklerden süreci kurtarmak gerekiyor. Meclis de bu konuda üzerine düşen sorumluluğu üstlenmekten kaçınmamalıdır. Tabii bir o kadar da diğer siyasi partilerin sorumlulukları var.
Yasal düzenleme dar bir anlayışla hazırlanmamalı, kapsayıcı ve bütüncül olmalı
Yine ortaya çıkacak yasal düzenlemenin kapsamına dair birtakım tartışmalar var. Henüz netleşmeden bu yasal düzenlemelerin içeriği ve kapsamıyla ilgili çok detaylı açıklamalarda bulunmak mümkün değil. Tabii ki bizim bir hazırlığımız var. Bunu daha önce sizlerle paylaşmıştık. Bizim hazırlığımız bugünle sınırlı değil. Demokratik siyaset alanının genişlemesi, yerel demokrasinin güçlenmesi için zaten partimizin programında da çok açık bir biçimde tespitler var, çözüm önerileri var, yol haritası var. Dolayısıyla bizim bu konuya ilişkin hukuki olarak hazırlıklarımız da var. Yalnız buradaki önemli konulardan biri de şu: Bu yasal düzenleme dar bir anlayışla ele alınmamalı. Bu yasal düzenleme demokratik siyaset alanını genişletmek için yapılıyorsa ve geçiş hukuku yasası diyorsak buna; o halde genişleyen yaklaşımı, genişletici perspektifi de açık bir biçimde görülebilmeli. Dar bir anlayışla hazırlanmamalı, kapsayıcı olmalı. Bütüncül bir hukuk yaklaşımı benimsenmeli. Toplumsal barışı, ortak yaşamı ve demokratik siyaseti güçlendirecek bir şekilde olmalı. Elbette tek başına bu yasal düzenlemeyle Türkiye bir anda demokrasinin hakim olduğu demokratik bir ülke olmayacaktır. Sonrasında da birtakım paketlere, reformlara, demokratikleşmeye dönük adımlara ihtiyaç var. Mücadeleye ihtiyaç var ve bu ortak mücadeleyi yükseltmeye de ihtiyaç var. Çünkü Türkiye'nin barış ve demokrasi ihtiyacı birbirinden ayrılamaz.
İktidar partisiyle temasımızın amacı yasa tasarısının bir an önce Meclis'e gelmesi
Son zamanlarda sürecin hızlanması ile ilgili birtakım görüşmeler yapıldığına ilişkin de haberler çıktı. O haberlerin bazıları doğru. Doğru olan haberleri de sizlerle paylaşalım. İktidar partisi ile İmralı Heyetimiz ve Hukuk Komisyonumuz arasında bir temas gerçekleştiğine ilişkin haberler vardı. Evet, böyle bir temas oldu. Partimizin görüşlerini ve Sayın Öcalan'ın önerilerini iletmek üzere bir görüşme gerçekleştirildi iktidar partisiyle. Bu görüşmeler diğer siyasi partilerle de sürecek. Amacımız bu yasa tasarısının bir an önce hazırlanıp Meclis’e getirilmesidir. Tasarının bir konsensüsle gelmesini önemsiyoruz. Konsensüsle gelmesinin faydalarını Meclis Komisyon Raporunda da gördük. İtirazlarımıza, çekincelerimize, kimi başlıklardaki şerhlerimize rağmen ortak bir komisyon raporu çıkabildi. Sürecin hızlanması için de yapılması gereken şey siyasi partiler arasında bu yasa tasarısının kapsamına ve nasıl uygulanacağına ilişkin başlıklarda mutabakatın sağlanabilmesi. Çünkü sözünü ettiğimiz yasa tasarısı yalnızca bir silahsızlandırılma yasası olarak görülmemeli. Sosyal, siyasal, ekonomik bazı haklar nasıl düzenlenecek? Tüm bunlar da değerlendirilmeli. O yüzden Meclis’in de demokratik siyaset alanının da bu çerçevede üstlenmesi gereken önemli sorumluluklar var.
Sayın Öcalan gazetecilerle bir araya gelmek istediğini ifade etti
Şimdi bir başka konu da yine son İmralı görüşmesinde Sayın Öcalan’ın ifade ettiği bir konu. Biliyorsunuz toplumun farklı kesimleriyle görüşmek istediğini bundan bir önceki görüşmede de ifade etmişti. Toplumla doğrudan temas kurabilmek, görüşlerini aktarabilmek şeklinde formüle edilmişti yapılan yazılı açıklamada. Biz de sıklıkla DEM Parti olarak bunun ne kadar önemli olduğunu söylüyoruz. Bugüne kadar her yavaşlama halinde, tempoyu hızlandırmak için muazzam bir çaba ortaya koyan çok önemli bir aktörün, baş aktörün, temel muhataplardan birinin hala bu koşullarda iletişim kuruyor olması sürecin ruhuna da uygun değil, ciddi paradokslar da yaratıyor. Sayın Öcalan; barış gazeteciliğine katkı sunan, toplumu barışa yakınlaştırmak isteyen gazetecilerle bir araya gelmek istediğini bir kez daha İmralı Heyetimize ifade etmiş. Biz de bunu kamuoyuyla paylaşmak istedik. Bunu kamuoyuyla paylaşmak aynı zamanda DEM Parti gibi demokratik siyaset alanının genişlemesi için çok büyük çaba ortaya koyan bir siyasi partinin en temel görevlerinden biri.
Eylül ayında yapacağımız kongre için çalışmalarımız başladı
Bir başka gündem başlığımız kongre çalışmalarımız. Hazırlık komisyonumuz kuruldu. Bir yandan o komisyon alt komisyonlar da kuruyor. Hızlanıyor bu takvimimiz. Yaz ayları boyunca kongreye hazırlanacağız. Bir yandan Barış ve Demokratik Toplum Süreci çalışmalarını sürdürürken ve barışın toplumsallaşmasına dönük örgütlülüğü artırmaya çalışırken; bir yandan da Eylül ortalarında yapmayı planladığımız kongremizin hazırlıklarını sürdüreceğiz. Biliyorsunuz, DEM Parti olarak kongre çalışmalarını konferans çalışmalarıyla aslında finalize ediyoruz. Nihayete erdirdiğimiz bir büyük konferansla birlikte gidiyoruz kongreye. İşte bu konferans hazırlıkları da sürüyor. İl, ilçe konferansları yapacağız. Bölge konferansları yapılacak ve en nihayetinde büyük konferansla kongreye gideceğiz. Bunun da planlaması sürüyor. Yine Merkezi Örgütleme Komisyonumuz önümüzdeki dönemin çalışmalarına ilişkin de yeni planlamalar yapıyor. Bunları da detaylarıyla birlikte netleştiğinde sizlerle paylaşacağız.
Seçim de olsa Barış ve Demokratik Toplum Süreci hız kazanması gereken bir süreç
SORU: Olası bir erken seçim öncesinde bu yasalar beklesin, seçim sonrasında kalsın gibi bir yaklaşım olursa buna ilişkin bir planınız var mı ya da bir erken seçim bekliyor musunuz?
Barış ve Demokratik Toplum Sürecine DEM Parti olarak bakışımız, seçime tahvil eden bir anlayışla süreci ilerletmek ya da yürütmek değil. Bunun ötesinde bir yaklaşıma ihtiyaç var. Biz hayati bir fırsatın eşiğinde olduğumuzu düşünüyoruz. O yüzden de tüm bu kaygılardan bağımsız bir biçimde ele alınmalı. Tabii ki gündeme geldiğinde her siyasi parti gibi biz de bunlarla ilgili hazırlıklarımızı kamuoyuyla paylaşırız. Ancak tüm bunların dışında bir bakışa ihtiyaç var. Bugüne kadar seçime uyarlanan, seçim takvimine göre planlanan pek çok gündem oldu. Özellikle Kürt meselesinin demokratik çözümüne ilişkin önemli fırsatlar heba oldu. Böyle olmamalı. Kimse böyle yaklaşmamalı. Yani bu hiçbir siyasi partinin ajandasına, anketine, başka bir siyasi partiyle rekabet hesabına göre dizayn edilebilecek bir süreç değil. Yaklaşım da böyle olmamalı. Bizim yaklaşımımız böyle değil. Seçim de olsa Barış ve Demokratik Toplum Süreci ivme kazanması gereken, hız kazanması gereken bir süreç; bu saatten sonra kaybedecek vaktin olmadığının bilinmesi gereken bir süreç. Bölgesel gelişmeler bunu gösteriyor, toplumun beklentisi bunu gösteriyor, sokağın sesi bunu söylüyor. Her yerde beklenti barışın kalıcı bir biçimde inşa edilebilmesi, artık hiçbir şekilde çatışmalı bir halden söz dahi edilmemesi. Silahların tümden sustuğu, demokratik siyasetin inşa edildiği ve insanların özgürce düşüncelerini ifade edebildiği, örgütlenme haklarını kullanabildiği bir ülke tasavvuru. Hal böyleyken burada önemli olan bunu hayata geçirmeye çalışmaktır.
Süreçte gölge değil pozitif etkiler yaratan gelişmeler bekliyoruz
Bir erken seçim olursa biz de her siyasi parti gibi tabii ki her zaman seçime hazır bir partiyiz. Ancak burada özellikle dikkat çekmek istediğimiz konu şu. Her ne olursa olsun hiçbir olasılık bunu ertelememeli. “Ortadoğu'da kimi gelişmeler oluyor, o halde Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin temposunu biraz düşürelim”. Bu doğru bir yaklaşım değil. Ortadoğu'da kimi gelişmeler oluyor. Evet, bu gelişmeler dolayısıyla da ortaya çıkabilecek riskleri öngörerek Barış ve Demokratik Toplum Sürecine hız vermek gerekiyor. Yani bu takvimler birbirlerini kesebilecek ya da engelleyebilecek takvimler olarak değerlendirilmemeli. Merkezine adaleti, barışı ve demokrasiyi koyduğunuz bir yol haritasının sizi en fazla sevk edebileceği şey hız olmalı. Sonuçta siyasi partiler arasında konsensüs sağlansa ve hızlıca bir yasa tasarısı hazırlanıp komisyona gelse, komisyondan genel kurula gelse Türkiye'de hiç kimsenin demokratik siyaset alanının genişlemesine hayır diyeceğini düşünmüyoruz. Türkiye'de hiç kimsenin silahların tümden devre dışı kalabileceği bir ülkeden, insanların düşüncelerini yalnızca siyaset yaparak örgütleyebileceği bir ülkeden rahatsız olacağını düşünmüyoruz. Aksine insanlar bunu destekliyor, toplum buna hazır. Toplumun buna hazır olmadığını söylemek ve bu yönlü manipülasyonlar yapmak ne yazık ki süreci gölgeliyor. Tıpkı antidemokratik uygulamalar gibi, mutlak butlan kararı gibi, CHP'ye yönelik baskılar gibi. Tüm bunlar bu süreç üzerinde gölge yaratıyor. Biz böyle gölgeler değil pozitif etkiler yaratan gelişmeler bekliyoruz.
6 Haziran 2026
