Parti Sözcümüz Ayşegül Doğan, güncel gelişmelere ve MYK gündemine ilişkin Genel Merkezimizde basın toplantısı düzenledi. Doğan, şunları söyledi:
Okullarda yaşanan şiddete artık yeter diyoruz ve isyan ediyoruz!
Ne yazık ki yine kahredici bir haberle başlıyoruz basın toplantımıza. Maalesef Manisa’nın Turgutlu ilçesinde bulunan İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi önünde gerçekleşen bir saldırı haberiyle başladı yine bu yılki eğitim ve öğretim yılı. Ne yazık ki iyi bir haberle başlayamıyoruz eğitim ve öğretime dair. İkisi ağır olmak üzere 11 öğrenci yaralı. DEM Parti olarak yaralanan öğrencilere acil şifalar diliyor; ailelerine, sevenlerine ve tüm eğitim çalışanlarına geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Okullarda yaşanan bu şiddet karşısında öfkeliyiz, kızgınız ve artık isyan ediyoruz. Artık yeter diyoruz. Kelimeler boğazımızda düğümleniyor. Çok zorlanıyoruz böylesi anlarda. Ancak bu olayların da münferit olmadığını biliyoruz. Bu konuda çok uyarıda bulunduk. Alınmayan önlemler sonrası sistematik bir şiddet döngüsü içerisinde yaşıyoruz Türkiye’de ve bu da toplumun her alanına sirayet etmiş vaziyette.
Okullardaki şiddet münferit değil
Okullarda şiddetin boyutları ilk kez tartışılmıyor. Siverek’te olduğunda da aynı uyarıyı yapmıştık. Maraş’ta yaşanan okul saldırılarının ardından da okullardaki şiddetin münferit olmadığının özellikle altını çizmiştik. DEM Parti olarak sahaya gittik, sahadan raporları kamuoyu ve yetkililerle paylaştık. Araştırma ve soru önergeleri verdik. Ancak sonuç ne yazık ki değişmedi. Yalnızca gerekli önlemlerin alınması çağrısında bulunmadık; bu konuda yapılması gerekenlerle ilgili nasıl önleyici politikalar geliştirilebileceğini, hayatın her alanında neden barışa ihtiyacımız olduğunu da her fırsatta söyledik. Bunun mücadelesini vermeye devam ediyoruz. Ama bugün aynı acıyla bir kez daha karşı karşıyayız. Yineliyoruz sorumuzu: O günden bugüne çocukların can güvenliği, eğitim hakkı, yaşam hakkı için; çocukların en güvenli olmaları gereken, kendilerini en güvende hissetmeleri gereken okulların korunması için ne tür tedbirler alındı?
Okullardaki sorunlara palyatif çözümlerle yaklaşırsak bu sorunları çözemeyiz
Evet, bakanlar bir araya geliyor. Evet, mülki amirler bir araya geliyor. Hem de eğitim öğretim yılı başlamadan önce devasa toplantılar yapılıyor. Ne temalı yapılıyor bu toplantılar? Güvenlik temalı yapılıyor. Yeni eğitim ve öğretim yılında bu tür olayların yaşanmaması, önlenebilmesi için yapılıyor. Daha birkaç gün önce yapıldı. Üstelik Manisa'da yapıldı. Ne oldu? Bakınız sonuç ortada, yine acı bir olay. Demek ki alınan kararlar, yapılan okul güvenlik protokolleri bu saldırıları engelleyemiyor. Değiştirilmesi gereken bir şiddet kültürü ve politikası var ne yazık ki bu ülkede. Yani altında yatan nedenlere bakarak bu sorunlara yaklaşmazsak, saldırılar olduğunda yalnızca günübirlik söylem ve kınamalarla sahada bulunarak palyatif çözümlerle yaklaşırsak bu sorunları çözemeyiz. Bu sorunların bir an evvel giderilebilmesi için saldırının bütün boyutlarıyla şeffaf bir biçimde araştırılması, idari ihmaller varsa ortaya çıkarılması ve sorumluların belirlenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Çocukların kendilerini en güvende hissetmeleri gereken yerlerin başında okullar ve okul çevreleri geliyor. Ağır yaralılara tekrar geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Ailelerinin, sevenlerinin bu acılı bekleyişte iyi haberler almalarını temenni ediyoruz. En büyük dileğimiz bu. Tekrar hepimize geçmiş olsun, tüm Türkiye'ye geçmiş olsun.
Türkiye’de şiddet kültürünün yarattığı sonuçları hayatın her alanında yaşıyoruz
6 Eylül'de yaptığımız kongre sonrasında ilk Merkez Yürütme Kurulu toplantımızı yaptık. Aslında böyle bir haberle başlamayı hiç istemezdik. Ne yazık ki böyle bir acı haberle başladık. Dünkü Merkez Yürütme Kurulu toplantımızda hem yeni dönemi konuştuk hem yeni dönem görev dağılımlarını yaptık hem yeni yasama dönemini konuştuk hem de Barış ve Demokratik Toplum Sürecini konuştuk. Borsa meselesini de konuştuk. Bu konuda yaptığımız açıklamayı sizlere hatırlatmak isterim. Çünkü bunlar birbiriyle bağlantılı konular. İşte Türkiye'de şiddet kültürünün yarattığı sonuçları hayatın her alanında yaşıyoruz. O yüzden bir kökten değişime ve dönüşüme, demokratikleşmeye ihtiyaç olduğunu söylüyoruz. Bunun tek bir meseleye odaklı olmadığını söylüyoruz. Ekonomik politikalara, sosyal politikalara, eğitim politikalarına, sağlık politikalarına baktığımızda ülkede maalesef bir dökülme hali yaşandığını görüyoruz.
Yeni dönemde demokrasi ve barış mücadelesini büyütmeye devam edeceğiz
İstanbul'da borsayla ilgili yaşananlardan sonra özellikle hızla Meclis toplanmalı, 1 Ekim beklememeli dedik. Eş Genel Başkanlarımız Meclis’e olağanüstü toplanma çağrısı yaptı. Grup Başkanvekillerimiz ise araştırma komisyonu kurulması için araştırma ve soru önergesi verdi. Bu konuyu da uzunca değerlendirdik Merkez Yürütme Kurulumuzda. Şimdi başlık başlık ilerlemek istiyorum. Merkez Yürütme Kurulumuzun görev dağılımı kamuoyu ile paylaşıldı. O yüzden burada onu tekrar etmek istemiyorum. Yeni dönemde demokrasi ve barış mücadelesini büyütmeye devam edeceğiz. Büyük oranda MYK’mızdaki görev dağılımları 6 Eylül öncesindeki gibi devam ediyor. Tabii ki birtakım değişiklikler de var. 6 Eylül Kongresi sonrasında hemen Parti Meclisimiz toplandı ve MYK’mızı belirledi ve o kurul ilk toplantısını dün gerçekleştirdi. Halkların ortak geleceği, demokratik bir toplum ve kalıcı bir barış için örgütlenmeye, mücadele etmeye ve çalışmaya devam edeceğiz.
Yeni döneme kurucu siyasi özne olma iddiasıyla hazırlanıyoruz
Yeni döneme sadece itiraz eden değil, sadece muhalefet eden değil; ülkeyi yönetmeye, demokratik değişim ve dönüşümü başarmaya kararlı bir kurucu siyasi özne olma iddiasıyla hazırlanıyoruz. Bunu Eş Genel Başkanlarımız 6 Eylül'de yaptığımız kongredeki konuşmalarında da ifade etmişlerdi. Önümüzdeki dönemin tüm planlaması, Merkezi Örgütlenme Komisyonumuz başta olmak üzere tüm komisyonlarımızın çalışmaları bu iddiaya uygun ve yaraşır bir şekilde hazırlanıyor. Kimliği, inancı, dili, kültürü, cinsel yönelimi, yaşam biçimi ya da herhangi bir başka farklılığı nedeniyle ayrımcılığa ve haksızlığa uğrayan her kim olursa olsun, hangi toplumsal kesim olursa olsun onlarla yan yana gelmeye ve onlarla mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz. Emeği sömürülen, yoksulluğa ve eşitsizliğe maruz kalan ve buna itiraz eden, bunun için mücadele eden herkesle yine yan yana olmaya ve bu mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz. Doğayı ve yaşamı savunanlarla, yaşam hakkı için ağır bedeller ödeyenlerle mücadelemizi birlikte büyüteceğiz. Geleceğe dair sözü ve değişim iradesi olan herkesin sesini ve mücadelesini buluşturacak yeni bir program hedefiyle hazırlanıyoruz yeni dönemi karşılamaya.
Kürt meselesinde şiddetin devreden çıkması için atılan adımlar tarihsel sorumlulukları da beraberinde getiriyor
Önemli başlıklarından biri de tabii ki Barış ve Demokratik Toplum Süreci ve bu süreçte gelinen aşama, kamuoyunun beklentileri ve merak ettiği konular. Meclis’ten Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi Kanununun geçmesinden sonra bunun sürecin siyasi ve hukuki zemini açısından çok önemli bir adım olduğunu söylemiştik. Tüm eksiklerine rağmen, itiraz ettiğimiz noktalara rağmen bunun yaratacağı olanaklara odaklanmayı tercih ettiğimizi ve bu olanakları güçlendirmek istediğimizi her fırsatta dile getirdik. Yine bu yasanın gerekçesinde de yer aldığı üzere bu bir yasa silsilesinin ilk adımı bizim için. Dolayısıyla önemli. Kürt meselesinde şiddetin devreden çıkarılmasına yönelik atılan adımlar, önemli siyasi ve hukuki imkanlar yarattığı kadar tarihsel sorumlulukları da ortaya çıkarıyor. DEM Parti İmralı Heyetinin Sayın Öcalan'la yaptığı son görüşme bu kanundan sonraki ilk görüşmeydi. Görüşmenin hem içeriğine hem de Sayın Öcalan'ın mesajlarına ilişkin heyetimiz zaten gerekli açıklamayı yazılı bir biçimde paylaştı. Bu görüşmenin akabinde de silahsızlanmaya dair ilgili taraflar arasındaki, yani devlet yetkilileri, Sayın Öcalan ve Hareket Yönetimi arasındaki temaslar sürüyor. Tarafların zaman zaman konuya dair yaptıkları açıklamalardan da bu temasların ve silahsızlanmayla ilgili çalışmaların sürdüğünü görmek mümkün.
Sayın Öcalan’ın çalışmalara resmen başlaması son derece olumlu bir etki yaratacaktır
Önümüzdeki günlerde yine silahsızlanmaya dair önemli gelişmelerin olmasını bekliyoruz. Çünkü silahsızlanmaya ilişkin saha çalışmaları karşılıklı bir şekilde yürütülüyor. Yani bunun için kurulu mekanizma çalışıyor. Kamuoyuyla paylaşılabilecek somut gelişmeler olduğunda silahsızlanmaya ilişkin kamuoyuyla paylaşılacaktır. Pratik olarak alanda yürütülen çalışmaların karşılık bulması ve etkin bir şekilde devam edebilmesi için Sayın Öcalan'ın söz konusu kurulda Silahsızlanma ve Siyasallaşma Koordinatörü olarak çalışmalara resmen başlaması son derece olumlu bir etki yaratacaktır. O yüzden bunun önemli olduğunu düşünüyoruz. Bunu Merkez Yürütme Kurulumuzda bir kez daha değerlendirdik. Sizlerle paylaşmak isterim. Silahsızlanma ve siyasallaşma çalışmalarına böylelikle katkı sunacak birtakım çalışma gruplarına da ihtiyaç olacak. Onların da oluşturulabilmesi ve hızla bu çalışmaların sonuca doğru ilerleyebilmesi için önemli olacak bu gelişmeler. Dolayısıyla Sayın Öcalan’ın rolünü konuştuğumuz zaman tek boyutlu olarak değil, çeşitli boyutlarıyla birlikte konuşmak gerekiyor. Bir yandan silahsızlanma, bir yandan da siyasallaşma. Çünkü bu süreç, çatışmadan demokratik siyasete kalıcı bir biçimde geçiş süreci. Tüm mekanizmaların da buna uygun bir şekilde çalışması gerekiyor.
Kurullar çalışmalarını hızlandırmalı, hukuki süreç tamamlanmalı ve demokratikleşme adımları atılmalı
Biliyorsunuz yasa sonrası kurulan Takip ve Değerlendirme Kurulu neticesinde biz bugün bu tartışmaları yürütebiliyoruz. Yasanın da öngördüğü Takip ve Değerlendirme Kurulu ilk toplantısını 24 Ağustos'ta yapmıştı. Biz de akabinde yaptığımız basın toplantısında bu kurulun hızlı bir biçimde oluşturulmuş olmasının, çalışmalarına başlamış olmasının, sahada çalışmalarını yürütüyor olmasının öneminin özellikle altını çizdik. Bu kurulun dört alt kurulu vardı. Adli ve Hukuki İşler Koordinasyon Alt Komisyonu, İzleme ve Tespit Alt Komisyonu, Sosyal Uyum ve Bütünleşme Alt Komisyonu, Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu olmak üzere dört ayrı kurulu içeren bir üst kuruldan bahsediyoruz. Kurulun resmi adı da Milli Dayanışma ve Bütünleşme Koordinasyon Kurulu, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığındaki kurul. Şimdi bu açıklandı, sahada birtakım çalışmaların yürüdüğü de söylendi. Nitekim Hareket Yönetiminin yaptığı açıklamalar da var. Heyetimizin yaptığı bilgilendirmeyi de sizlerle paylaştık. Ancak henüz kurulan bu dört alt komisyonun kimlerden oluşacağına ve nasıl çalışacağına dair kamuoyuna herhangi bir açıklama ya da bilgilendirme yapılmadı. DEM Parti olarak, bu kurulların etkin bir biçimde eş güdümlü ve koordineli bir şekilde çalışmasının çok önemli olduğunu düşündüğümüzü daha önce de ifade etmiştik. Bunu yineliyoruz. Aynı zamanda bu kurulların çalışmalarına ilişkin kamuoyuna bilgilendirme yapmanın da önemli olduğunu düşünüyoruz. Kurulların kimlerden oluştuğunun, nasıl çalışacağının, eş güdümün nasıl sağlanacağının da bir an önce kamuoyuyla paylaşılması gerektiğini düşünüyoruz. Yani artık kurullar çalışmalarını hızlandırmalı, mekanizmalar etkin bir biçimde işletilmeli, hukuki süreç tamamlanmalı ve demokratikleşme adımları atılmalı.
Barış ve demokrasi için Meclis’te bu dönem önemli bir dönem olacak
Bu kurullarla birlikte çalışmasını beklediğimiz bir başka kurul da Meclis’te kurulacak olan izleme komisyonu. Öncelikle 1 Ekim’de başlayacak yeni yasama döneminin hayırlı olmasını diliyoruz. Barış ve demokrasi için çok önemli bir dönem olacak bu dönem. Çatışmanın kalıcı olarak sona erdirilmesi, demokratik siyasetin güçlenmesi ve siyasallaşmanın önündeki engellerin kaldırılması için Meclis’in çok önemli sorumlulukları var. Tüm siyasi partilerin ve tabii ki Meclis Başkanlığının da özel olarak yapabileceği çok kritik işler var. Bu konuda Meclis Başkanı Sayın Kurtulmuş zaman zaman kamuoyunu bilgilendiriyor, yapılması gerekenlere ilişkin açıklamalar yapıyor. Yeni yasama dönemine ilişkin biz de hazırlıklarımızı tamamlamaya çalışıyoruz. Yoğun bir dönem olacak. Çerçeve yasaya göre, Meclis Başkanının da ifade ettiği üzere bir izleme kurulunun oluşması gerekiyor. Bu izleme kurulunun da Meclis açıldıktan hemen sonra kuruluş çalışmalarının tamamlanması gerekiyor. Bunu da zamana yaymamak gerekiyor ki bu kurullar birbiriyle koordineli bir biçimde çalışabilsinler. Yine izleme komisyonuyla ilgili söylemek istediğimiz çok önemli bir not var, o da adil bir temsiliyetle üyeliklerinin oluşturulması. Kapsayıcı, katılım katılımcı bir şekilde. Milli Dayanışma, Kardeşlik, Demokrasi Komisyonunda katılımcılık, kapsayıcılık esas alındı. Aynı şekilde katılımcılığın, kapsayıcılığın esas alınması gerektiğini düşünüyoruz. Adil bir temsiliyetin oluşturulması gerektiğini düşünüyoruz. Atılacak her adımın bir sonraki adımı tamamlayacak ve sürecin bütünlüklü bir biçimde ilerlemesini sağlayacak şekilde planlanması gerektiğini düşünüyoruz.
Hukukun üstünlüğünün herkes için istisnasız biçimde işletilmesi gerekiyor
Bir de demokratikleşme başlığımız var, çok önemli bir başlık. Yine kamuoyunun yakından ve ilgiyle takip ettiği bir başlık. Niye? Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun ortak raporundan bu yana gündeme alınan, beklenen ve uygulanması talep edilen, bizim tarafımızdan da takip edilen ve uygulanmasının çok önemli olduğunu düşündüğümüz bir başlık demokratikleşme başlığı. Barış aynı zamanda insanların haklarının tanındığı, mağduriyetlerinin giderildiği ve geleceğe güvenle bakabildikleri bir siyasal ve toplumsal düzeni ifade eder. Burada yargı meselesi de çok önemli bir başlık olarak karşımızda duruyor. Adil işleyen, tarafsız ve bağımsız bir yargıdan artık bahsetmemiz gerekiyor. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının eksiksiz bir biçimde uygulandığı, ivedilikle uygulandığı bir dönem olmalı bu dönem. Hukukun üstünlüğünün herkes için istisnasız bir biçimde işletilmesi gerekiyor.
Barışı ve demokrasiyi örgütlemeye en güçlü şekilde devam edeceğiz
Tahmin edersiniz ki pek çok başka başlık da Merkez Yürütme Kurulumuzun gündemindeydi önümüzdeki dönemin planlamasına dair. Bu sabah mesela Eş Genel Başkanlarımız Alevi kurum ve kuruluşlarıyla bir araya geldi. Yani toplumun farklı kesimleriyle bir araya gelişimiz önümüzdeki dönemde de devam edecek. Farklı formatlarda ve biçimlerde Türkiye'nin dört bir yanında barışı ve demokrasiyi örgütlemeye, aynı zamanda da en güçlü şekilde yeniden yapılanmaya ilişkin çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz. Yine bu süreçte birtakım tartışmalar, özellikle Sayın Öcalan'a ilişkin tartışmalar var. Sayın Öcalan'ın rolü, etkin liderlik hakikati hepimizin malumu artık. Türkiye'de yıllardır tartışılagelen bir konu ama son yıllarda kendi liderlik gücü, etkisi, kapsamı zaten herkesçe görülüyor. Dolayısıyla bu süreçte Sayın Öcalan'ın fikirlerini kamuoyuyla doğrudan paylaşabilmesinin; gazetecilerle, farklı toplumsal kesimlerle, hak savunucularıyla, siyasetçilerle, akademisyenlerle görüşebilmesinin; sürecin etkin bir biçimde işlemesi için iletişim olanaklarının sağlanabilmesinin ve bu koşulların oluşturulabilmesinin öneminin altını bir kez daha çizdi Merkez Yürütme Kurulumuz. Bunun açık, şeffaf ve hukuki bir zemine kavuşturulmasının ne kadar kritik olduğunu biliyoruz. Birlikte deneyimledik. Bu anlamda son dönemde kullanılan dilin, yalnızca Sayın Öcalan’a dönük değil genel olarak kullanılan dilin değişmesi gerektiğine ilişkin çok tespit yaptık. Fakat tespit yapmak yetmiyor. DEM Parti de dahil olmak üzere, bizler de dahil olmak üzere hepimizin yeni bir dile ihtiyacı var. Yeni cümlelere, yeni kelimelere ihtiyacı var. Bu ihtiyacı karşılayabilecek şey de yeni dili yaratmak konusunda ortak bir çabaya sahip olmak. Kullanılan olumsuz ve çoğu zaman zehirleyici dil ki biz böyle tanımlamak istemiyoruz ama ne yazık ki böyle toksik bir etki yarattığı için bunu söylemek durumunda kalıyoruz. Bu negatif dilin de negatif etkileri oluyor. Toplumsal kutuplaşmayı derinleştiriyor, birleştirici bir etkisi olmuyor. Biz artık bu uyarıları yapmak yerine yeni dili nasıl oluşturabiliriz gayretinde ortaklaşmak istiyoruz. O yüzden tekrar ediyoruz: Barış gibi tarihsel öneme sahip bir mesele karalama, spekülasyon ve manipülasyonla değil; hakikate dayalı sorumlu bir dille yapılmalı, böyle ele alınmalı. Gayri ciddi değil ciddiyetle yaklaşarak barışı ve demokratik toplumu, en çok ihtiyaç duyduğumuz hep birlikte eşit ve demokratik yaşam hakkını sağlayabiliriz.
Başarının önemli aktörlerinden Elif Eralp’i kutluyoruz
Sizlerin olduğu gibi bizim de gözümüz kulağımız bir yandan da Berlin’de Eyalet Meclisi seçimlerindeydi. Sol Parti’nin elde ettiği başarıyı takip ettik. Bu başarının önemli aktörlerinden biri olan Elif Eralp’i kutluyoruz. Kendisine dayanışma ve başarı dileklerimizi bir kez de bu kürsüden Merkez Yürütme kurulumuz adına iletiyorum. Yüzümüzü güldüren bir sonuç. Göçmen ve göç karşıtı politikaların dünyanın birçok yerinde güç kazandığı bir dönemde, tam da bunlara karşı mücadele eden genç bir kadının bu kadar güçlü bir şekilde bir başarı elde etmiş olması, ayrımcılığın ve dışlayıcı söylemlerin yaygınlaştığı bir dönemde çok büyük bir umut tazeledi. Göç hikayesi olan bir siyasetçinin bu denli güçlü bir toplumsal destek bulması da hem anlamlı hem de bir mesaj içeriyor. Bu mesajı herkes doğru okumalı, doğru değerlendirmeli. Berlin'de de olsa, burada da olsa demek ki ayrımcılığa karşı mücadele edince başarabiliyoruz, başarılabiliyor. Bunu genç bir kadının başarmış olması da ayrıca bizleri çok heyecanlandırdı. Bu sonuç halkçı ve sosyal adalet odaklı bir siyasetin Berlin'de de önemli bir karşılık bulduğunu gösteriyor. Umuyoruz ki önümüzdeki süreçte Berlin'in geleceği şirketlerin ve sermaye çıkar gruplarının doğrultusunda değil, doğrudan Berlin'de yaşayan insanların, Berlinlilerin ihtiyaçları ve talepleri temelinde şekillenir.
Yasal çerçeve hızla çıkarılmalı, silahsızlanmanın takvimi geciktirilmemeli
SORU: Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, sahada henüz istenilen ve beklenilen adımların atılmadığını ifade etti. Sizin bu açıklamaya dair söyleyecekleriniz var mı veya silahsızlanmaya dair elinizde bir takvim var mı?
CEVAP: Silahsızlanmaya dair şu anda bizde bir tarih yok. Yalnızca basın toplantısının ilk başında da ifade ettiğim gibi tarafların yaptıkları açıklamalar var, sahada pratik olarak karşılıklı yürütülen çalışmalar var. Ancak biz önümüzdeki günlerde silahsızlanmaya ilişkin somut gelişmelerin olabileceğini bekliyoruz ve bu gelişmeler de kamuoyuyla paylaşılacaktır. Gelelim sizin ikinci sorunuza. Sayın Fidan'ın açıklamasıyla ilgili sorunuza. Duymayanlar için tekrar edeyim. “Gönül isterdi ki silahsızlanma hızla gerçekleşmiş olsun” dedi Dışişleri Bakanı. Özetledim ben sizin sorunuzu. Kendisine olduğu gibi katılıyoruz. Gönül isterdi ki silahsızlanma, örgüt kendisini feshettiğini ilan ettikten hemen sonra gerçekleşebilseydi. Ancak biz bu kürsüden de çeşitli yerlerden de şu uyarıyı yaptık. Yasal çerçeve hızla çıkarılmalı, silahsızlanmanın takvimi geciktirilmemeli, çatışmadan demokratik siyasete kalıcı bir biçimde geçişin olanakları oluşturulmalı dedik. Oluşturulmadı, keşke oluşturulsaydı.
Bakınız, Mayıs ayında örgüt kongreyi toplayacağını önce duyurdu. Sonra mayıs ayında da kongreyi topladığını, fesih kararı verdiğini, silahları bıraktığını, bunun stratejik bir karar olduğunu ve artık silahlı mücadeleye son verdiğini, demokratik siyasete katılım için hazır olduklarını söyledi. Akabinde ne yaptılar? 11 Temmuz'da silahları yakarak imha ettiler. Biz de oradaydık. Oradan da bir çağrıda bulundular ve dediler ki biz hazırız, demokratik siyasete katılım için hazırız. Bunun için gerekli hazırlıkların yapılmasını istiyoruz dediler. “Nasıl olacak? Bu koşullarda nasıl geri dönüş sağlayabileceğiz? Ya da geri dönüş hangi koşullarda gerçekleşecek? Silahların devreden çıkarılması için hangi mekanizmalar kurulacak?” Biz tüm bunları tartıştık, tartıştık, konuştuk ama sözün ötesine ne yazık ki bir yılı aşkın bir zaman geçilemedi ve daha geçen aylarda çerçeve yasa çıktı. Dolayısıyla bazı konularda hıza ihtiyaç olduğunu biz de söyledik. Hepimizin gönlü barıştan ve demokrasiden yanaysa, silahların tümden devre dışı bırakılmasından yanaysa şimdi artık hızlandıralım. Kurullar etkin bir biçimde çalışsın, takvim belli olsun, yol haritası çıksın ve geri dönüşler başlasın artık. “Hangi koşullarda başlayacak, nasıl başlayacak?” tartışmasından ziyade uygulamaya geçmek gerekiyor. Çünkü gök kubbe altında bu konuya dair söylenmedik hiçbir şey kalmadı. Sayın Fidan da meseleyi gayet iyi bilenlerden biri, iç ve dış dinamikleriyle birlikte gayet iyi bilenlerden biri. Dolayısıyla yapılması gerekenler ortada. Bizim de çağrımız bunların hızla yapılması, silahsızlanma ve siyasallaşmayla ilgili tüm engellerin ortadan kaldırılması.
DEM Parti olarak bizim seçimlere ilişkin yaklaşımımız son derece açık
SORU: Meclis’te kurulacak komisyonda eşit temsiliyeti önemsediğinizi söylediniz. Bundan her partiden birer veya daha fazla sayıda üye olacağını mı anlayabiliriz? Yeni anayasa çalışmaları konusunda tavrınız ne olacak? Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda tavrınız ne olur?
CEVAP: Henüz belirlenmiş bir üye sayısı yok. Öncelikle onu söyleyeyim. Bu konuda kuruluş çalışmalarının aslında başlamadığını bizzat Sayın Kurtulmuş da ifade etti son yaptığı açıklamada ve yeni yasama dönemiyle birlikte izleme komisyonunun kuruluş çalışmalarının da başlayacağını söyledi. O yüzden bizim çağrımız da bu kuruluş çalışmalarının 1 Ekim'den hemen sonra hızlı bir biçimde nihayetlendirilmesi ve diğer kurullarla eş güdümlü bir biçimde çalışabilmesi. Buradaki eşit ve adil temsiliyetten kastımız her zaman olduğu gibi kapsayıcılık ve siyasi partilerin kendilerini ifade edebilecekleri; eleştirileriyle, önerileriyle, itirazlarıyla süreçte bulunabilecekleri bir komisyonun oluşturulması. Bunun da hakkaniyetli bir biçimde yapılması. Şu anda belirlenmiş bir yol haritası ya da belirlenmiş üye sayışı, çalışma usul ve esası yok henüz. Takdir edersiniz ki bu konuda bir şey söylemek kuruluş çalışmaları bitmemiş bir komisyona dair yalnızca tahmin yürütmek olur. Ben de böyle bir spekülasyon yapmak istemiyorum. Çünkü DEM Parti'ye iletilmiş veya bu konuda yapılmış bir görüşme henüz yok Meclis Başkanlığıyla. Olduğu zaman bunu sizinle zaten paylaşırız.
Anayasa meselesine gelirsek, Cumhurbaşkanı danışmanlarından Mehmet Uçum'un yazısına atıfla sordunuz. Şimdi bir kere henüz gündemde seçim yok. Ayrıca gündemde seçim olmadığına ilişkin açıklamayı bizzat iktidar partisi yetkilileri de yapıyorlar. Ama bir yandan seçim olursa kendi adaylarına ilişkin açıklama yapıyorlar. Bu kendi takdirleri. Ancak biz DEM Parti olarak seçim gündemli nasıl bir yaklaşım içerisinde olacağımızı hiçbir zaman gizlemedik. Bizim yaklaşımımız son derece açık. Fakat böyle bir seçim tartışmasını Merkez Yürütme Kurulumuz ya da Parti Meclisimiz yapmış ve böyle bir eğilim ortaya çıkmış gibi bir değerlendirme yapmak takdir edersiniz ki partimiz adına henüz mümkün değil. Yani cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin. Biz henüz bu tartışmayı yapmadık.
Türkiye’de demokratik bir anayasaya ihtiyaç var
Evet, Türkiye'nin bir anayasaya ihtiyacı var. Bu bizim zaten mücadelemizin varlık nedenlerinden biri. Ama nasıl bir anayasaya ihtiyaç var? Türkiye'nin demokratik bir anayasaya ihtiyacı var. Türkiye'nin demokratik bir topluma ihtiyacı var. Biz Türkiye'de siyasal ve toplumsal düzenin yalnızca demokratikleştirilmesinden bahsetmiyoruz; yeni bir düzenden, demokratik bir düzenden, bir inşa sürecinden bahsediyoruz. Dolayısıyla bizim anayasaya yaklaşımımız da böyle. Anayasanın içeriğinin, yapım usul ve yönteminin demokratik ve katılımcı olması gerekiyor. Bunların tamamı bizim için çok önemli. Eşit yurttaşlık meselesi anayasa içeriğinde önemli. Henüz böyle bir tartışma açılmadı. Ama bir anayasa tartışması açılırsa, ki açılması gerektiğini düşünüyoruz, elbette biz bu tartışmanın bir tarafıyız, öznesiyiz. Bu bizim mücadelemizin varlık nedenlerinden biri ve Türkiye'de demokratik bir anayasaya ihtiyaç var. Nasıl yapılır, hangi yöntemle yapılır? Bunları da önümüzdeki günlerde tartışırız. Fakat sorunuza daha da açık bir şekilde yanıt vereyim. Bizim anayasa konusunda herhangi bir pazarlık, gizli ajanda ya da buna benzer bir gündemimiz yok. Bizim barış ve demokrasi gibi bir derdimiz var, eşit yurttaşlık gibi bir derdimiz var. Bunun mücadelesini veriyoruz ve Türkiye'de herkesin eşit yurttaş olarak hissedebileceği bir toplumsal ve siyasal düzenin oluşması gerektiğini düşünüyoruz. Mücadelemiz bunun için. Hak ve özgürlük mücadelesi bizim için herhangi bir pazarlığın konusu değildir.
PIRS: Hûn dibêjin Lijneya Çekdanînê û Siyaseta Demokratîk lê rayedar ji bo komîsyonê dibêjin Lijneya bêçekkirin û koordînasyona stratejîk. Li vir hin cudahî hene. Ew tenê behsa bêçekkirinê dikin lê hûn dibêjin divê siyasîbûn jî hebe. Lihevkirinek yan jî nakokiyek heye di navbera we de? Pirsa din jî hin nîqaş hene dibêjin hikumet pêvajoyê weke amûreke hilbijartinê bi kar tîne. Hûn çawa dinirxînin?
BERSIV: Her çi be jî divê em rol û mîsyona Rêzdar Ocalan bizanin. Bi salan e ev yek hat înkarkirin, nehat qebûlkirin. Ne tenê çekdanîn e pêvajoya ku em di nav re derbas dibin. Aştî tenê bi çekdanînê çênabe. Li tu derê dinyayê çênebûye. Dema em behsa çekdanînê dikin em berfireh digirin dest. Em dibêjin çekdanîn û encamên ku çek derxistin holê ji holê bê rakirin. Çi bû sebeb ku ev şerê çekdarî derket holê? Divê ew sebeb ji holê rabin. Ev jî têkoşîna pêvajoya nû ye. Divê çek ji holê rabin. Ew kesên ku çek stendine destê xwe dibêjin em dixwazin vegerin siyasetê bikin. Ew kes girêdayî Rêzdar Ocalan in. Rêxistinek heye, Rêberê wê rêxistinê jî Rêzdar Ocalan e. Ew kesên ku dê çekan deynin û vegerin welat dê siyaseta demokratîk bikin, ew ê mafên xwe biparêzin, ew ê mafên xwe yên rêxistinkirinê bi kar bînin? Ew ê çawa derbasî siyaseta demokratîk bibin bêyî ku Rêzdar Ocalan di wê lijneyê de ciyê xwe bigire? Ev yek çênabe bi vî şeklî. Ji ber vê yekê navê wê lijneyê çi be ferq nake divê di wê lijneyê de weke koordînatorek ciyê xwe bigire û derbasbûna ji çekdanînê bo siyasetê jî divê ew bixwe bikaribe birêkûpêk bike.
Ji bo pirsa duyan, maf û azadî ne mijarên bazirganiyê ne. Maf û azadî û demokrasiyê û jiyaneke wekhev ne mijarên bazirganiyê ne. Nêzîkatiya me jî tu carî bi vî şeklî nebûye. Em naxwazin tu kes weke amûrekî vê pêvajoyê bi kar bîne. Em dixwazin her kes, hemû partiyên siyasî, kesên berpirsyar, kesên desthilatdar, kesên ku rêveberên siyaseta Kurd in, kesên ku rêveberên tevgerê ne, Partiya DEMê divê her kes bi berpirsyariyeke mezin, bi cidiyeteke mezin nêzîkî vê pêvajoyê bibe. Ev pêvajoyeke gelek giranbuha ye, gelek biqedr e. Dema ku em tê re derbas dibin gelekî girîng e. Em di vê pêvajoyê de bi ser bikevin em ê bikaribin bandoreke erênî jî li Rojhilata Navîn bikin. Meseleya makezagonê ji bo me gelek girîng e. Li Tirkiyeyê pêwîstî bi makezagoneke demokratîk, wekhevî aştî û demokrasiyê heye. Ev mesele ji bo me ne meseleyên bazirganiyê ne. Gelek spas.
22 Eylül 2026
