Ayşegül Doğan: Sayın Öcalan’ın süreci bizzat yürütmesinin önündeki tüm engeller kaldırılmalı

Parti Sözcümüz Ayşegül Doğan, devam eden MYK toplantımızın gündemlerine ilişkin Genel Merkezimizde basın toplantısı düzenledi. Doğan, şunları söyledi: 

Diyalog kanallarının açık tutulması bizim açımızdan son derece önemli 

Merkez Yürütme Kurulumuz, Meclis’teki ortak raporun yazımının bitimi ve komisyonda oylanmasından sonra yüz yüze ilk kez toplanıyor. Dolayısıyla, bundan sonrasına ilişkin de MYK’mızın birtakım önerileri var. Öncelikle Meclis Başkanı Sayın Kurtulmuş’un dün partimize yaptığı ziyaret yalnızca partimizle sınırlı değil, diğer siyasi partilere de bir ziyaret gerçekleştirdi. Biz de MYK’mız adına bu ziyareti önemli bulduğumuzu söyleyelim. Çünkü siyasi partilerle doğrudan temas kurulmasının, bu sürecin Meclis zemininde tartışılmasının neden önemli olduğunu daha önce de ifade etmiştik. Diyalog kanallarının açık tutulması bizim için son derece kıymetli. Dolayısıyla bu yaklaşımı önemsiyoruz. Sürdürülmesi gerektiğini de düşünüyoruz.

Komisyon raporu üzerindeki uzlaşının gereği yapılmalı 

Yıllardır böyle bir temas ve müzakere zemini oluşmamıştı. Türkiye bunun ciddi ihtiyacını hissediyordu ancak bu ihtiyaç dahi tespit edilemiyordu Türkiye’de. Çünkü tespit edilmesinin bile neredeyse suç haline getirildiği bir ülke gerçekliğinden bahsediyoruz. Yani Kürt meselesi vardır, Türkiye’nin demokrasi sorunu vardır. Türkiye’nin Kürt meselesini çözememesinden kaynaklanan demokratikleşme sorunlarının çözümüne dair eleştirilerde bulunmak, itiraz etmek ya da bununla ilgili yeniden diyaloğa davet etmek bile neredeyse bu ülkede suç haline getirilmişti. Halen bu değişmiş değil ama neticede bir diyalog zemini başladı. Bu zeminin bir temas ve müzakere zemini olarak sürdürülmesi tabii ki değerli. Bu yönüyle de bu raporu çok önemsediğimizi ifade ettik. Niye önemsiyoruz bu raporu? Çünkü tüm eksikliklerine, bütün eleştirilere rağmen rapor üzerinde büyük bir mutabakat sağlandı. Ancak şunun altını tekrar tekrar çizmekte fayda var. Böyle bir komisyon tek başına ya da böyle bir rapor tek başına 100 yıllık devasa bir sorunu çözemez. Dolayısıyla bu rapor tek başına bir çözüm raporu değil. Ancak bu rapor çözüm ruhunun hukuka ve toplumsal yaşama somut olarak yansıdığı bazı noktaları içeriyor. İşte bu noktalardan başlayalım diyoruz. Aslında bu rapordan önce de bu tespitleri yapmıştık. Sonuçta rapor bu anlamda yeni bir şey tespit etmiyor ama bu tespite katılımın ne kadar yüksek oranda olduğunu gösteriyor. Eğer bugün grubu bulunan tüm siyasi partiler raporun altına imzalarını koydularsa demek ki bu tespitlerde bir ortaklık var, bir uzlaşı var ve bu konsensüsün gereği yapılmalı.

Tarihi eşik demokratik bir geçişle tamamlanmalı

Yine Meclis Başkanı ve aynı zamanda Komisyon Başkanı olan Sayın Kurtulmuş, dün özellikle bu raporla ve komisyon çalışmalarıyla ilgili tarihi eşik vurgusu yaptı. Biz de bu tarihi eşik vurgusuna katılıyoruz. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun hazırladığı raporun bundan sonra atılacak adımların başlangıcı olacağını ifade etti. Ancak şöyle bir soru soruyoruz bununla birlikte. Bu eşik nasıl aşılacak? Önemli olan bunun bir tarihi eşik olması değil. Önemli olan bu tarihi eşiğin bundan sonra nasıl aşılacağı, bu eşiğin nasıl bir geçişe dönüşeceği. Biz bu eşiğin demokratik bir geçişle tamamlanması gerektiğini düşünüyoruz. Eğer 100 yıllık bir meselenin çözümüne yaklaştığımız söyleniyorsa, bu tespitte ortaklık varsa ve bu konuda bir uzlaşı söz konusuysa, o halde bunu somut adımlarla ortaya koymak gerekir. DEM Parti olarak meseleyi tam olarak böyle ele alıyoruz. 

Kürt meselesini güvenlik meselesi gibi ele alan yaklaşım büyük bir kırılma yaratmış durumda 

Günlerdir sahadayız. Yani rapordan hemen sonra yeniden sahada halk toplantıları ve buluşmalar yaptık. Komisyona çok büyük anlamlar yükleyenler de var, aynı şekilde yaklaşmayanlar da var doğal olarak. “Madem böyle bir komisyon kuruldu, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk diyebileceğimiz böyle bir deneyim yaşandı, siyasi bir meselenin çözümü için siyaset böyle bir kararlı irade ortaya koydu; o halde neden böyle bir sonuç çıktı?” diyenler de var. Hangi sonuçtan bahsediyorum? Meselenin adını koyamama sonucundan bahsediyorum. Yani, Kürt meselesini salt güvenlik meselesiymiş gibi ele alan yaklaşım çok büyük bir kırılma yaratmış durumda. Özellikle de sahada yaptığımız görüşmelerde, kalabalıklarda, mitinglerde. 8 Mart çalışmalarının da startı verildi, bu sebeple kadınlarla da buluşuyoruz. Toplumun farklı kesimleriyle buluşuyoruz. Hemen herkesin gündemindeki konu bu. Kırılmanın adı da bu: Meseleye adı konulamıyor. Niye bu cesaret gösterilemiyor ve niye hala aynı yerde patinaj yapılıyor? Buradan çıkmak gerekiyor.

Yasal düzenlemeler için şeffaf bir şekilde ve hızla adımlar atılmalı 

Aynı zamanda şöyle bir eleştiri de var: Adı konulamayan bir sorunun çözümü nasıl sağlanacak? Yine de söylemek gerekir ki toplum sürece güven duymak istiyor. Bazen kamuoyu araştırmalarına yansıyan bu güvensizlik, güven duymak istemediklerinden değil. Güven duymak istiyorlar ama güven duyabilecekleri adımlar atılmıyor. İyi niyetli açıklamalar var, birtakım değişik sözler söyleniyor; bugüne kadar duyulagelmemiş bazı cümleler, yeni kelime ve kavramlar söyleniyor ama gerekleri niye yapılmıyor diye soruyorlar. Biz de soruyoruz. O nedenle yasal düzenlemelerle ilgili süreci zamana yaymamak gerekiyor. Bunu hızla takvimlendirmek gerekiyor. Birtakım gerekçeler bulmak yerine, yasal düzenleme gerektirmeyecek adımları hızla atmak; yasal düzenlemeler için de çok seri bir biçimde bir takvimlendirme yapmak, bunu şeffaf bir biçimde kamuoyuyla paylaşmak, hızla da bu adımları atmak gerekiyor. 

Tüm siyasi partiler ve iktidar bloku pozisyon almalı 

Güven duymak için temel bir göstergeye ihtiyaç var. Hukukun işler hale getirildiğinin, yeniden hukuka dönüldüğünün görülmesi gerekiyor. Birkaç saat bile olmadı henüz, Cumhurbaşkanı Erdoğan grup toplantısında, “Rapor yalnızca bir tavsiye metni değil” dedi. Biz de aynen böyle ifade ettik, bu raporun bizim açımızdan bağlayıcı olduğunu söyledik. Yalnızca öneriler içeren bir metin olmaması gerektiğini söyledik. Cumhurbaşkanı Erdoğan diyor ki: “Yalnızca bir tavsiye metni değil, tarihi bir belge”. Bu belgenin tarihi karakterini güçlendirecek temel unsur nasıl uygulanacağıdır. O yüzden, bu niteliğinin farkında ve bunun sorumluluğunun gereğini yerine getirmeye hazır bir şekilde tüm siyasi partiler, başta da iktidar bloku pozisyon almalı. 

Meclis’in önünde çok açık bir sorumluluk var 

Raporda yer alan ve epeydir tartışma konusu olan bazı başlıklar var. Aslında tartışma konusu değil, uygulama konusu. Merkez Yürütme Kurulumuzun da yaklaşımı böyle. Bu raporun o tespitleri yapmasına gerek kalmadan da yapılabilecekler vardı. Bu adımların atılması gerektiğini daha önce de dile getirdik. Bugün Meclis’in önünde de çok açık bir sorumluluk var: Raporun altını doldurmak, takvimlendirmek, hızlı bir biçimde başlıkları somut hale getirmek. Tüm belirsiz noktaları ortadan kaldırmak ve bu belirsizliklerden oluşabilecek tartışmaları yapıcı bir şekilde somut adımlarla hukuka dayandırarak gidermeye çalışmak. Anlattığımız haklı beklentileri karşılamak. Demokratik bir ülkede, bir hukuk devletinde yapılması gereken şey bu haklı beklentileri karşılamaktır. Peki, bu bağlamda neler yapılabilir? Yargı kararları derhal uygulanabilir. Kayyım rejimine son verilebilir. Geçiş hukuku yasalarının ve infaz hukukundaki düzenlemelerin gecikmeden gündeme alınması sağlanabilir. Böylelikle ülkede inanın hava değişir. O zaman güvensizlik değil, güven arttırıcı adımlar konuşulmaya başlanır. 

Yerel demokrasinin üstünde herhangi bir atanmışlık vesayetinin kalmaması gerekiyor 

Şimdi bir yandan Demirtaş, Can Atalay, Çiğdem Mater, Figen Yüksekdağ, Tayfun Kahraman içeride olacak. Bir yandan hasta tutsaklar salınmayacak, cezaevi gözlem ve idare kurulları haksız hukuksuz kararlar almaya devam edecek, kayyımlar iş başında olacak. Öte yandan tarihi bir eşik diyeceğiz. Evet, tarihi bir eşik. Ama bu eşik neye evrilecek? Bir an evvel kayyım pratiğine son vermek için ne bekleniyor? Eğer halk iradesinden bahsediyorsak orada oturması gerekenler kayyımlar değildir. Asıl bu iradeyi temsil eden belediye başkanları, belediye eşbaşkanlarıdır. Oysa bugün gerçek bu değil. Bir yandan tutuklu belediye başkanları gerçeğini konuşacağız, bir yandan yargılanan belediye başkanları gerçeğini konuşacağız, bir yandan kent uzlaşısı nedeniyle cezalar verilecek, diğer yandan aynı gün tahliyeler olacak. Bu paradoksal durumdan Türkiye'yi çıkarmak gerekiyor. O yüzden kayyım pratiğiyle başlanabilir. Halkın oyuyla seçilmiş belediye başkanlarının yerine kayyım atama pratiğinin artık tümden sona erdiği bir demokratikleşmeden söz etmek gerekir. Yerel demokrasinin üstünde herhangi bir atanmışlık vesayetinin kalmaması gerekiyor. 

Temel ilke, özgürlükler ve özgürlükleri garantileyen yasal güvenceler olmalı 

Herkesin aslında en yakından takip ettiği konu bu. İçinden geçtiğimiz süreç, demokratik siyaset alanının açılması ve genişletilmesi süreci. Barış ve Demokratik Toplum Süreci olarak adlandırıyoruz biz bu süreci. Yani demokratik siyasetin şiddetten arındırılması ve bunun için de birtakım yasal düzenlemelerin yapılması. Geçiş hukuku. Bu geçiş hukuku hangi yasalarla desteklenecek, nasıl oluşturulacak? Meclis Başkanının da ziyareti sırasında dile getirilen silah bırakanların topluma katılımı başlığı çok önemli başlıklardan biri. Bize göre burada temel ilke özgürlükler ve bu özgürlükleri garantileyen yasal güvenceler olmalı. Yani silah bırakan herkes ayrımsız bir şekilde bu yasal güvencelerden faydalanabilmeli. Temel ilkesi özgürlükler ve bu özgürlükleri de garantileyen yasal güvenceler olmalı. Bu konuda da kategorik bir yaklaşım söz konusu olmamalı. Herkes bundan eşit bir şekilde, ayrımsız bir şekilde faydalanabilmeli. Bunların olmadığı, sadece ceza tekniğiyle sınırlı bir bakış açısı bu sürecin ruhuna uygun olmaz.

Entegrasyon karşılıklı bir değişim ve dönüşümü içeriyor 

Yine, geçiş hukuku da dar güvenlik bürokrasisinin bakış açısıyla ele alınamaz ya da böyle bir çerçeveye hapsedilemez. Eğer böyle bir çerçeveye hapsedilirse bu eksik bir yaklaşım olur. Bunu şimdiden ifade etmiş olalım. Bunu hukuk ve siyaset zemininde ele almak gerekir. Entegrasyon, karşılıklı bir değişim ve dönüşümü içeriyor. O nedenle bu olsa olsa bir hukuki güvenceyle mümkün olabilir. Aksi takdirde yeni gerilim alanları üretir. Buna gerek yok. İhtiyaç duyulan, güvenlikçi refleksler değil demokratik siyasettir; güçlenmesi gereken de güvenlikçi refleksler değil demokratik siyasettir. Silahların susması demokratik siyaset için bir başlangıç olarak kabul edilmelidir. Bunun çözümünün de yalnızca güvenlik başlıklarında değil; hukukta, demokratikleşmede, gerekli reformlarda, yasal düzenlemelerde, kurumsal dönüşümde arandığı da siyasal iktidar tarafından açık bir biçimde ifade edilmelidir. Yani bu pek çok alt başlığı da içeriyor.

“Toplumsal Bütünleşme ve Barış Yasaları” kanun teklifimizin çalışmaları hazır 

Bu konuyla ilgili Hukuk Komisyonumuz epey zamandır çalışma yürütüyor. Bu konu çokça tecrübeli olduğumuz bir konu. Defalarca Türkiye'nin gündemine geldi, çeşitli çalışmalar yapılmaya çalışıldı ama ne yazık ki nihayete erdirilemedi. Bu defa hep birlikte bir toplumsal ortaklıkla, uzlaşıyla bunu nihayete erdirebilmeliyiz. Silahların susmasını yepyeni bir dönemin başlangıcı olarak kabul edip bunu kalıcı hale getirmeliyiz. Bizim çalışmalarımız hazır. “Toplumsal Bütünleşme ve Barış Yasaları” kanun teklifimizin çalışmaları hazırlandı. İnsanlar artık belirsizlik değil netlik istiyor. Bunun için de güçlü bir siyasal iradeye ihtiyaç duyulduğunu da ifade etmek isterim. Türkiye bu eşiği artık demokratik bir değişim ve dönüşüme çevirmeli. Burada bir başka önemli uyarı da var. “Biraz daha bekleyelim” siyaseti Türkiye'ye çok kaybettirdi. Artık hiç kimsenin erteleme lüksü yok. 

İlkeli somut adımların hayata geçtiği bir dönem olmalı 

Dolayısıyla bazı takvimlerden, Ramazan ayından sonra takvimlendirmekten bahsediliyor. Niye Ramazan Bayramı sonrasına erteliyoruz? Niye hızla bununla ilgili bir ajanda oluşturmuyoruz? Bundan daha önemli, bundan daha acil, bundan daha hayati nasıl bir gündemi var Türkiye'nin? Meclis’in niye birinci gündemi bu konu olmuyor? Herkesin bu konuda çok güçlü bir beklentisi varken, o komisyon raporu tüm eksiklerine rağmen büyük bir konsensüsle çıkmışken yapılması gereken ertelemek değil, hızla bu meseleyi gündeme almaktır. Meclis’in bütün komisyonlarını bunun için işler hale getirmektir. Gerekirse o mesaiyi buna uygun hale getirmektir. Ramazan hayırlı bir ay ve bu hayırlı ayda yapılması gereken hayırlı işler için mesai yapmaktır, ertelemek değildir. Silahların sustuğu, sözün ve demokratik siyasetin konuştuğu; bunun için de cesaretin, inisiyatifin, ciddiyetin ve ilkeli somut adımların hayata geçtiğinin görüldüğü bir zaman olmalı. Temennileri icraata, raporları yasaya, yasaları da hayata geçirelim. Hem de hemen başlayalım, hiç zaman kaybetmeyelim. 

Başmüzakereci olarak Sayın Öcalan'ın özgür yaşama ve çalışma koşullarını yaratmak gerekiyor

Bu başlıkla bağlantılı olarak tartışılan başka bir konu daha var. Sayın Öcalan ile ilgili tartışmalardan bahsediyorum. Bunu elbette MYK’mızda da değerlendirdik. 100 yıllık devasa bir sorunun demokratik ve barışçıl yollarla çözümü için büyük bir çaba gösteren, üstelik bu çabayı onlarca yıldır sürdüren bir Öcalan gerçekliği var. Biz bu hakikati onlarca yıldır Türkiye toplumuna taşıdığımız sorumluluk gereği ifade etmeye çalıştık. Siyaseti de bu hakikate uygun yaklaşımlar geliştirmeye davet ettik. Belli ki bugün bunun altını yeniden çizmek gerekiyor. Sayın Öcalan Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin ana aktörü, başmüzakerecisidir. Meselenin şiddetten arındırılması, bütünleşme ve demokratik siyaset zemininde ilerleyebilmesi için de müzakere etkinliğini, kapasitesini ve gücünü bütün Türkiye dolaylı bir biçimde görüyor. Neticede 27 Şubat 2025'te Sayın Öcalan'ın yaptığı çağrıyla ivmelenen bir süreçten bahsediyoruz. Buna hızla karşılık veren bir örgüt gerçekliğinden bahsediyoruz. Silahlarını yakarak imha eden bir örgüt gerçekliğinden bahsediyoruz. Barış ve Demokratik Toplum Grubu olarak siyaset yapmak isteğini ifade eden bir gerçeklikten bahsediyoruz. Hal böyleyken, başmüzakereci olarak Sayın Öcalan'ın özgür yaşama, özgür çalışma ve özgür iletişim koşullarını yaratmak gerekiyor. Bu koşulların önündeki tüm yasal ve idari engellerin de kaldırılması gerekiyor. Bu çağrıyı da ilk kez yapmıyoruz, bu gerçeği de Türkiye kamuoyuyla ilk kez paylaşmıyoruz. Sayın Öcalan'ın toplumun farklı kesimlerine seslenebilmesinin, toplumun farklı kesimleriyle görüşebilmesinin ne kadar önemli olduğunu defalarca tespit ettik. Artık zaman kaybetmeyelim, bunun koşullarını oluşturalım dedik. Sayın Öcalan da toplumun farklı kesimleriyle görüşmek istiyor. Toplumun farklı kesimlerinden, DEM Parti İmralı Heyetine ve Sayın Öcalan'ın avukatlarına ulaşan görüşme talepleri de var. Bunların karşılanması gerekiyor. Geçenlerde gazeteciler sorularını açıkça sordu. Bu ne demektir? Gazeteciler gidip sorularını doğrudan kendisine yöneltmek istiyor. Bunun yolunun açılması gerekiyor artık. Yazarlarla, kanaat önderleriyle, farklı siyasi parti temsilcileriyle mutlaka bir araya gelmesi gerekiyor ve bunun koşullarının oluşturulması için de gereken her şey yapılmalı. Bunu herhangi bir kalıba sığdıramayız. Geçici değil kalıcı bir çözüm için bu gerekli. Bu yoğun çalışmaları yürütebileceği şartların yaratılması gerekir. Nitekim bu yalnızca Türkiye'ye özgü bir mesele olarak da karşımıza çıkmıyor. Dünyadaki çatışma çözümü örneklerine bakalım. Dünyadaki çatışma çözümü süreçlerinde de böyle etkin liderler doğrudan muhatap alınmıştır ve bu doğrudan muhataplık için de gerekli zemin oluşturulmuştur. Özellikle bu kadar güçlü konumda olan bir liderin rolünü oynayabileceği, misyonunu gerçekleştirebileceği, etkinliğini daha efektif hale getirebileceği olanaklar yaratılmalıdır. Bu, sürecin doğasının da gereğidir.

Partimizin yetkili kurullarında kongre gündemli bir değerlendirme yapılmadı 

Bir başka konu da partimizle ilgili süren tartışmalar, kimi haberler, iddialar, kulisler. Ara ara bu haberleri görüyoruz: DEM Parti kongreye gitme kararı aldı. DEM Parti’nin eş genel başkanları değişiyor. DEM Parti’de yönetim değişiyor. DEM Parti’nin adı şöyle oluyor… Başta Merkez Yürütme Kurulumuz olmak üzere partimizin yetkili kurullarında henüz kongre gündemli bir değerlendirme yapılmadığını tüm kamuoyuyla açık bir biçimde paylaşmak isterim. Yani bu iddialarla ilgili Merkez Yürütme Kurulumuzda ya da ilgili kurullarımızda herhangi bir tartışma ya da değerlendirme yapılmadı. Henüz kongre tarihiyle ilgili bir karar alınmadı. Ancak sizler de biliyorsunuz ki kongre yılındayız, elbette ki her kongre zamanında olduğu gibi yeniden yapılanacağız. Her kongrenin doğal gündemi nedir? Yeni dönemin politikaları, nasıl yeniden güçlenileceği, nasıl yeniden örgütlülüğün artırılacağı... Dolayısıyla örgütsel yeniden yapılanma da temel başlıklardan biridir. Program ve tüzük tartışmaları da bu başlıklardan biridir. Ama henüz bunlarla ilgili bir karar alınmadı, kongre tarihi de belirlenmedi. 

27 Şubat’ta Sayın Öcalan’dan yeni bir mesaj gelecek 

İki gün sonra 27 Şubat’ın 1. Yıl dönümü. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının yıl dönümüyle ilgili DEM Parti olarak bir hazırlık içindeyiz. Sayın Öcalan'ın çağrısının 1. yıl dönümünde Kürt sorununun demokratik çözümünde gelinen aşama, yapılanlar, yapılmayanlar ve bundan sonra yapılması gerekenler değerlendirilecek. Eş Genel Başkanlarımız ve İmralı Heyeti Üyelerimizin katılımıyla bir buluşma gerçekleştireceğiz. 27 Şubat saat 11.00'de. Bu buluşmada Sayın Öcalan’dan yeni bir mesaj gelecek. Bu mesajı da kamuoyu ve basınla paylaşacağız. Büyük ihtimalle süreci değerlendiren ve bundan sonra yapılması gerekenlerin neler olabileceğine dikkat çeken bir mesaj olacaktır. Zaten yakın zamanda DEM Parti İmralı Heyetinin yaptığı görüşmeden sonra kapsamlı bir yazılı mesaj yayımlandı. Yine merak edilen bir başka konu da mesajın nasıl olacağına ilişkin. Yazılı bir mesaj bekliyoruz kendisinden. Bunu da ifade etmiş olayım. 

Süreci kalıcı hale getirmek isteyen herkese çok önemli sorumluluklar düşüyor 

Merkez Yürütme Kurulumuz sürüyor, toplantıya hızla geri döneceğim. 8 Mart ve 21 Mart hazırlıkları sürüyor. Bir yandan Newroz’a hazırlanıyoruz. Detaylar belirlendikçe sizlerle paylaşacağız. Fakat DEM Parti olarak bir çağrı yapmak istiyoruz: Demokrasiden yana olan herkese, demokrasi ve barışı istediğini söyleyen herkese, içinden geçtiğimiz süreci kalıcı hale getirmek isteyen herkese çok önemli sorumluluklar düşüyor. Çatışma ve şiddet onlarca yıldır sürdüğü için parçalanmış bir toplum gerçekliği de yarattı. Hem parçalanmış hem kutuplara ayrılmış bir toplumsal gerçeklikten bahsediyoruz. Farklı kesimler arasında iletişimin koptuğu, neredeyse hiç inşa edilemediği, empatinin yapılmadığı, köprülerin yok edildiği bir toplumsal gerçeklik. Bu toplumsal gerçekliği şimdi başka bir hale dönüştürme zamanı. Birbirini anlamaya çağıran, empati kurabilen, bir başkasının hassasiyetini yok saymayan bir dönem. Şimdi tahrip olanları onarmamız gerekiyor. Yok edilen, doğrudan hedef alınan bu köprüleri yeniden inşa etmek kolay değil. Telafisi imkansız acılar yaşandı. Bunu sağaltacak tek şey adalet ve hukukun işler hale getirilmesidir. Bunun için de hepimize sorumluluk düşüyor. Bu mesele sadece DEM Parti’nin değil Türkiye’nin meselesi. Bu mesele Türkiye'nin demokrasi meselesi. Bu mesele yalnızca siyasetin omuzlarına bırakılabilecek bir mesele de değil. Evet, siyaset kurumuna başta iktidar bloku olmak üzere çok önemli sorumluluklar düşüyor. Çok büyük bir ciddiyetle yaklaşmaları gerekiyor. Ama demokratik muhalefet adına da farklı toplumsal kesimler adına da kendini sorumlu hisseden herkes Türkiye'de bugün yaşam hakkı için, eşit ve özgür bir arada yaşam için sorumluluk üstlenmelidir. Bu sorumluluğu kimselere havale etmemeli, kimsenin insafına bırakmamalıdır. Biz istersek, biz mücadele edersek birlikte başarabiliriz. Buna inanıyoruz. DEM Parti adına bu çağrıyı da yapmak istedim. 

Sayın Öcalan’ın önünden yasal ve idari engeller kaldırılmalı 

SORU: Dün Bahçeli’nin Öcalan ile ilgili yaptığı statü açıklaması Cumhurbaşkanı Erdoğan’a soruldu. Erdoğan, Adalet Bakanlığının bu konuyla ilgilendiğini söyledi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında biz Sayın Öcalan'ın durumuna ilişkin bakış açımızı genişçe ortaya koyduk. Bu bir gerçek. Bu gerçeklikle yaklaşmak gerekiyor. Bunu böyle bir bakanlığa havale etmek, bir bakanlığın meselesiymiş gibi görmek değil; daha gerçekçi bir yaklaşım benimsemek gerekiyor. Herhangi birinden bahsetmiyoruz, yalnızca PKK'nin liderinden bahsetmiyoruz; milyonlarca insanın önder olarak kabul ettiği bir gerçeklikten bahsediyoruz. Sosyolojik, tarihsel ve siyasal bir gerçeklikten bahsediyoruz. Üstelik Türkiye coğrafyasının da sınırlarını aşan bir hakikatten bahsediyoruz. Bu hakikate yaklaşım da bugüne kadar kendisinin ortaya koyduğu çabaya yakışır ve yaraşır olmalı. 

Artık statü tartışmaları yapmak yerine, yasal ve idari olarak Sayın Öcalan’ın önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. Sürecin önemli aktörlerinden biri olarak tanımlanıyor kamuoyunca da. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın süreçle ilgili yaptığı açıklamaları ve ortaya koyduğu siyasi irade tabii ki ivme kazanması açısından çok önemli, çok değerli. Yürütmenin başında ve bundan sonra yapacakları da öyle. Sayın Bahçeli'nin bugüne kadar ezber bozan açıklamalarını, bu konudaki ısrarını da değerli bulduğumuzu hep ifade ettik. Ancak şunu görmek gerekir ki tüm somut adımlar Sayın Öcalan'ın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısından sonra başladı, ivme kazandı. Bambaşka bir dönemden, insanların ölmediği bir zamandan bahsediyoruz. Bu çok değerli. Yalnızca silahların susmasını sağlayan bir liderlik gücü gibi yaklaşılmamalı kendisine.

Yeri gelmişken, entegrasyon kavramı da çok kilit bir işleve sahip. Sayın Öcalan, yalnızca silah bırakılmasından bahsetmiyor; demokratik toplum temelli entegrasyonu bir siyaset ve toplum modeli olarak ifade ediyor. Bunu anlatıyor. Bu sesin doğrudan kamuoyuna ulaşması gerekiyor. Tabii ki Adalet Bakanlığı gerekenleri yapmalı onun önündeki engelleri kaldırmak için. Ancak daha ötesinde bir durumdan bahsediyoruz. 

İkinci aşama hukuki ve yasal düzenlemelerin yapılacağı aşamadır

SORU: Abdullah Öcalan, 27 Şubat çağrısı, KCK’yi de bağlar, KCK de feshetmelidir demişti. Cuma günü bir açıklama yapılacak, Öcalan'ın bir çağrısı olacak. Bu ikinci aşama olarak da kaydedildi, duyuruldu aynı zamanda. İkinci aşamadan kasıt bu mu? KCK’ye de mi feshetme çağrısı olacak?


Raporla birlikte artık resmen ikinci aşama bizim için başladı. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, belirlediği yol haritasına göre ortak raporu hazırladı ve bu anlamda sorumluluğunu yerine getirdi. Fakat Meclis sorumluluklarını henüz yerine getirmedi. Daha yeni başlıyor. İkinci aşama derken biz hukuki düzenlemelerin ve yasal düzenlemelerin yapılacağı aşamadan bahsediyoruz. Şimdi işte öyle bir aşamaya geçtik. Artık yasal düzenleme zamanı. Yasaların konuşması gereken bir zamana geçtik. İkinci aşamadan bizim kastımız tam olarak bu. Daha önce biz ikinci aşamanın başladığı tespitini yapmıştık. Eş Genel Başkanlarımız bu tespiti ne zaman yapmıştı? PKK açıklama yapıp çekilme kararını duyurduğu zaman. Yani sonbahardan bu yana az zaman geçmedi. Geçen bu 3-4 ayda yasal düzenlemelerin daha somut bir biçimde konuşulduğu bir zaman dilimi olabilirdi. Şimdi o yüzden hızlandırmak gerektiğini söylüyoruz bu durumu. 

Sayın Öcalan'ın mesajının içeriğine ilişkin olarak da daha önce dediğim gibi bir değerlendirme bekliyoruz kendisinden. Mesajın içeriğine dair bizde de başka bir bilgi yok. Mesaj o gün orada paylaşılacak. Bu değerlendirmeyi ve bundan sonrasına ilişkin yapacağı belirlemeleri orada hep birlikte göreceğiz. KCK ile ilgili soruya gelince, keşke mümkün olabilse de bu soruyu doğrudan Sayın Öcalan'a yöneltebilseniz. Gazetecilerin pek çok sorusu var. Aracısız bir biçimde artık Sayın Öcalan gazetecilerin ve siyasilerin sorularına, yaptığı çağrının kimleri kapsayıp kapsamadığına cevap verebilse diyorum.

25 Şubat 2026