Parti Sözcümüz Ayşegül Doğan, güncel gelişmelere ilişkin Genel Merkezimizde basın toplantısı düzenledi. Doğan, şunları söyledi:
Kobanî düşmedi, düşmeyecek; çalışmalarımız kararlılıkla devam edecek
Suriye’deki gelişmeler ve Rojava gündemiyle ilgili bir kriz koordinasyon masası kurduğumuzu paylaşmıştım MYK’mızın bünyesinde 7/24 çalışan. Bu kriz koordinasyon masasının hazırladığı bilgileri, son gelişmeleri, yapılanları ve yapılması gerekenleri sizlerle paylaşmak üzere yeniden karşınızdayım. Daha sık buluşacağımızı da ifade etmiştim. Bugün çok anlamlı bir gün bir anlamda da. 26 Ocak Kobanî’nin IŞİD karanlığından kurtuluşunun yıl dönümü bugün. Bu cesur direnişi 11. yılında, bir kadın olarak, bir Kürt olarak, bir Türkiyeli olarak şükran ve minnetle selamlıyorum. Kobanî düşmedi, düşmeyecek! Bu kararlılıkla da çalışmalarımız devam edecek. O gün Kobanî'yi kuşatan karanlık, bir karanlık zihniyeti yaymak istiyordu. Onları destekleyen güçlere karşı kadınların öncülüğünde verilen mücadele ise insanlık onuru için verilen bir mücadelenin simgesine dönüştü. Adeta ortak bir vicdana dönüştü. Kobanî, o yüzden karanlığa karşı aydınlığın zaferine; karanlığa meydan okuyan kadınların öncülüğünde de cesaretin simgesine dönüşmüş vaziyette. Direnişin sembolü olan Kobanî işte bu nedenlerle bugün yeniden kuşatma altında. Bugünkü kuşatma Suriye ordusuna bağlı güçler tarafından yapılıyor. Bu önemli noktanın altını defaatle çiziyoruz, çizmeye devam edeceğiz.
Kobanî’nin özgürlüğü halkların özgürlüğüdür
Kobanî’nin özgürlüğü, halkların özgürlüğü demektir; Kobanî'deki kuşatmanın yarılması, savaşmak isteyenlerin boşa çıkarılması demektir. Şimdi kriz koordinasyon masasıyla neredeyse tüm komisyonlarımız eşzamanlı olarak kesintisiz bir biçimde çalışıyor. Bir yandan diplomatik faaliyetler sürüyor, bir yandan görüşmeler yapılıyor. Bu hafta içerisinde Eş Genel Başkanlarımız başkanlığında bir heyet siyasi partilerle, muhalefet partileriyle görüşecek. Yarın Cumhuriyet Halk Partisi ile görüşecekler. Ondan sonraki günlerde de diğer siyasi partilerle; DEVA, Saadet Partisi ve Gelecek Partisi ile de planlanan bir ziyaret olacak. Gündem Suriye olacak.
Ablukanın yarılması için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz
Yine bildiğiniz üzere Eş Genel Başkanlarımız Tülay Hatimoğulları’nın da içinde olduğu bir heyet Rojava'ya gitmişti. Oradaki izlenimlerini ve gözlemlerini yine Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan'la birlikte sizlerle paylaştılar. Önümüzdeki günlerde yapılacak bu görüşmelerin ana gündemi Suriye'deki gelişmeler, Rojava'daki izlenimler ve siyaset kurumunun yapması gerekenler olacak. Partimizin bir başka heyeti de sivil toplum örgütleri ve demokratik kitle örgütleriyle görüşecek. Bu ablukanın yarılması, bu kuşatmanın dağıtılması için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Çünkü bu bir Kürtlük meselesi değildir, bir insanlık meselesidir. Savaş ile barış arasında tercih meselesidir. O yüzden çok önemli bir mesele. Bu meseleye tüm bu kimliklerin üstünde insani ve vicdani açıdan yaklaşmak gerektiğini düşünüyoruz.
Çözüm ve barış arayışlarını bitirmeye dönük girişimler oldu
Şu ana kadar gerek sahada gerek Meclis’te gerek farklı buluşmalarda ve ziyaretlerde özellikle dikkat çektiğimiz bir nokta var. Bu tarihsel anda bunun altını bir daha çizmek isteriz. Türkiye'de ne zaman iç barışa dönük bir arayış olsa, Türkiye'de ne zaman Kürt meselesinin savaş, şiddet ve silah dışı yöntemlerle çözümünün devreye girdiği bir ihtimal güçlü bir şekilde belirse; gerek Türkiye içinden gerek dışından her zaman müdahaleler, provokasyonlar olmuştur. Çözüm ve barış arayışlarını sabote etmeye, süreci bitirmeye dönük girişimler olmuştur. Suriye'de bugün yaşananları, Rojava'daki kuşatmayı da bunlardan bağımsız değerlendirmemek gerekiyor. Şimdi öncelikli olarak yapılması gereken provokatif zemine çekmek değil Türkiye'yi; aksine, çözüm ve demokratik hak arayışına alan açmaktır.
Suruç’tan İstanbul’a kadar demokratik tepkilere müdahale ediliyor
Bakınız, günlerdir herkes ayakta. Kürtlerin, duyarlı insanların, vicdan sahibi insanların kalbi orada atıyor. Nerede kuşatma varsa orada atıyor. Rojava’da atıyor dolayısıyla. Çözüm isteniyor, kalıcı bir ateşkes isteniyor. Demokratik bir Suriye talep ediliyor. Bunlarda demokratik olmayan ne var? Hiçbir şey yok. Her şey son derece açık. İtirazımızın, isyanımızın nedeni açık. Öfkemizin nedeni açık. Gizli saklı hiçbir şey yok. İnsanlar bir araya geliyor, yürüyüşler düzenliyor. Biz bu yürüyüşlere katılıyoruz. Demokratik tepkilerini ifade ediyorlar. Bunlar çeşitli kurum, kuruluş, siyasi parti ve şahsiyetlerin birlikte yol aldığı, yürüdüğü yürüyüşler. Bunlar Türkiye'yi provokatif bir zemine çekmek için değil, aksine bunu yapmak isteyenlere dur demek için yapılan yürüyüşlerdir. Dayanışmayı büyütmek için yapılan yürüyüşlerdir. Haksızlığa, hukuksuzluğa, zulme karşı bir araya gelişlerin sesidir. Böyle değerlendirilmeli. Oysa ne görüyoruz? Suruç'tan İstanbul'a kadar bu demokratik tepkiye müdahaleler görüyoruz. Müdahale demek az kalır, doğrudan saldırı görüyoruz. Son derece demokratik olan bu eylemlere haksız ve hukuksuz bir şekilde saldırı var. İnsanların neredeyse doğrudan yaşamlarına kastediliyor.
Yetkililerin yapması gereken bu öfkenin nedenini anlamak
İstanbul Aksaray'da Rojava için yapılan barışçıl yürüyüşe mesela polis müdahalesi oldu. Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyesi milletvekilimiz, yani çözüm ve demokrasi sağlayacak komisyonun üyesi milletvekilimiz Celal Fırat öyle darp edildi ki geceyi hastanede gözetim altında geçirmek durumunda kaldı. Üstelik oldukça kritik bir aşamaya gelmişti sağlık durumu. Bunun haklı bir güç kullanımı, orantılı bir güç kullanımı olduğunu kim iddia edebilir? Buradan İçişleri Bakanlığına bir daha sesleniyoruz: Demokratik tepkileri böylesine orantısız güç kullanımıyla engellemeye çalışarak insanların öfkesini daha fazla kabartmayın, bunu yapmayın. Bu ülkedeki tüm yetkililerin bugün yapması gereken şey bu öfkenin nedenini anlamaktır. Bu demokratik tepkinin neden şimdi bu kadar yüksek bir biçimde ortaya çıktığını anlamaya çalışmaktır.
Rojava’da sivil insanların yaşamı tehdit altındayken hiçbir duyarlı insan susamaz
Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, MYK üyelerimiz bölgedeydi. Suruç'taydık, Nusaybin'deydik. Yayladağı'ndaydık. Çeşitli yerlerde bu tepkiyi birebir gördük. Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan özellikle altını çizdi. Kürtlerin derin bir kırılma yaşadığını söyledi. Kürtlerin öfkesini zorla bastırmaya çalışmak yerine bu öfkenin nedenini ve sonuçlarını ortadan kaldırmak gerekiyor. Üstelik Türkiye böyle bir yola girmişken yapılması gereken budur. Aksine acı, kayıp Türkiye'ye hiçbir şey kazandırmadı. Günlerdir meydanları dolduran halk iradesine, seçilmişlere, aktivistlere, yurttaşlara dönük saldırıları kabul etmek mümkün değil. Bu saldırılara karşı durması gereken yine yalnızca DEM Parti değil. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerini doğrudan hedef alan saldırılara ilişkin, darp ve işkenceye ilişkin TBMM de sorumluluk hissetmeli. Meclis Başkanı buna dur demeli, inisiyatif kullanmalı. Meclis’in üzerine bu şekilde bir gölge düşmesine izin vermemeli. Rojava'da sivil insanların yaşamı tehdit altındayken hiçbir duyarlı insan susamaz. Nasıl sussunlar? Nasıl isyan etmesinler? Yaşanmış onca katliamdan, onca zulümden ve onca zorla yerinden edilmeden sonra nasıl sussun insanlar? Bu haklı itiraza bu tür zorbalıklarla yanıt vermeyin. Bu yıllarca denendi. Buradan bir yol açılmıyor, açılmayacak. Provokasyon ve kışkırtmalara karşı tüm kesimleri sorumlu davranmaya davet ediyoruz.
Protesto, anayasal bir haktır; insanlar protesto haklarını kullanıyor
Dün akşam Tarsus'ta olanlar, 24 yaşında gencecik bir insanın hayatına mal oldu. Baran Abdi katledildi. Baran Abdi Suriyeli bir Kürt. Muhtemelen Suriye'de yaşanan savaştan sonra göç etmek zorunda kaldı. Ve ölüm, katliam, katledilme geldi kendisini nerede buldu? Mersin'in Tarsus ilçesinde. 24 yaşında bir genç. Valilik ne yapıyor? Açıklama yapıyor. Savcılık soruşturması henüz tamamlanmamış, olay yerindeki kamera kayıtları incelenmemiş, tanık beyanları ve diğer maddi deliller toplanıp değerlendirilmemiş. Bunların hiçbiri yokken Mersin Valiliği, olanlara dair hukuken ilerletilmesi gereken süreç işletilmeden açıklama yapıyor. Soruşturma yükümlülüğüne aykırı bir şekilde davranıyor. Bu doğru değil. Lütfen son günlerde yaşananları yan yana getiriniz ve düşününüz. Tüm Türkiye kamuoyuna sesleniyoruz: Sorumlu davranmamız gereken bir zamandan geçiyoruz. Bu sorumluluğa öncülük etmesi gerekenler de siyasetçiler, hak savunucuları, sivil toplum örgütleri, yaşam hakkı savunucuları ama en önce bu ülkeyi yönetenlerdir. Bu ülkeyi yönetenler provokasyonlara karşı tedbir almalıdır. Sokaklarda olması gereken, gaz, cop, polis şiddeti değil; hukuktur. Hukuk da insanlara demokratik tepkilerini ifade etme hakkı tanıyor. Protesto hakkı anayasal bir haktır. İnsanlar protesto haklarını kullanıyor. İnsanlar dayanışma haklarını kullanıyor. İnsanlar barış içinde yaşam hakkı için itirazlarını yükseltiyor. Buna zorbalıkla yanıt vermek suçtur. Bu suçu işlemekten lütfen artık vazgeçin. Yine mesela Diyar Koç. Hapishane koşullarında tutulamayacak bir halde tutuklandı. Bunları yapmaya devam etmeyin. Bunları yapmaya devam ettiğiniz zaman o derin kırılmaları daha da derinleştirirsiniz. Bu da DEM Parti olarak uyarımız. Bunu paylaşmak görevimiz, sorumluluğumuz. Siyaset, sorunları derinleştirmek için değil çözmek için var. Sorunların çözümünde sorumluluk üstlenmek, inisiyatif almak, cesur olmak için var. Şimdi tam da böyle bir zamandan geçiyoruz.
Suriye’de sorunlar diyalog ve müzakere yoluyla çözülmelidir
Çok kritik bir dönemden geçiyoruz. Uzun süren bir iç savaştan çıkmış bir ülkeden bahsediyoruz. Suriye halen bu savaşın izlerini taşıyor. Yeni bir iç savaş denemesine izin vermemek gerekiyor. Kürt-Arap ya da Türk-Kürt çatışması çıkarmak isteyen karanlık odaklara karşı Rojava ile dayanışmayı yükseltmek gerekiyor. DEM Parti olarak yaklaşımımız, sorunların diplomasi, diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesidir. Bugüne kadar yapılan bütün anlaşmaların da gereklerinin yerine getirilmesi için çabalıyoruz. Anlaşmaya uygun davranılması için çabalıyoruz. Suriye'nin demokratik bir rejim olarak şekillenmesi gerektiğini söylüyoruz. Suriye'nin demokratik bir rejime kavuşana kadar Türkiye'nin özellikle sorumlu ve yapıcı bir rol oynaması gerektiğini söylüyoruz. Demokratik Suriye rejimi, Suriye'de yaşayan farklı kimlik ve inançların haklarını anayasal güvenceyle tescil etmeli diyoruz. İnsanların eşit haklarının tanındığı bir ülke olmalı Suriye. Suriye'de bunların olabilmesi için de Türkiye öncülük yapmalı. Böyle bir misyon üstlenmeli. Askeri bir zihniyetle, silah tehdidiyle ya da güvenlikçi bir paradigmayla Suriye’de demokrasi, istikrar ve barış sağlanamaz. Esas olan diyalog, müzakere ve diplomasidir. Bizim için de vazgeçilmez olan yaklaşım tüm sorunlar için budur. Yeni dönemin stratejisi de böyle olmalı. İttifakları da böyle kurulmalı. Bizim teklifimiz budur.
Suriye’de Kürt bölgesini soluksuz bırakan insanlık dışı kuşatma son bulmalıdır
Suriye Demokratik Güçleri Komutanı Mazlum Abdi dün akşam bir televizyon kanalına verdiği söyleşide, yaşananlara ilişkin son bilgileri de paylaştı. Çok açık bir biçimde diyalogdan, müzakereden ateşkesin uygulanması gerektiğinden yana olduklarını söyledi. 18 Ocak mutabakatının hayata geçirilmesi gerektiğini ve tüm tarafların buna uyması gerektiğini söyledi. Bugüne kadar kendilerinin neler yaptığına, üzerlerine düşenin neler olduğuna, bu sorumlulukları hangi koşullarda nasıl yerine getirdiklerine ilişkin de kamuoyunu detaylıca bilgilendirdi. Şimdi biz de diyoruz ki; Suriye'deki Kürt bölgesini soluksuz bırakan insanlık dışı kuşatma artık son bulmalıdır. Çocukların donarak ölmesine kimse ama kimse seyirci kalmamalı. Bu bir sayı meselesi değil, can meselesidir. Bu kadar zor koşullarda bütün dünyanın gözü önünde donarak açlıktan, soğuktan ölmemeli çocuklar. Eğer çocuklar donarak ölüyorsa biz siyasetçiler ne yapıyoruz? Bu soruyu herkes kendine sormalı ve bunun önünü almalı. Endişeyle izlemek yetmez. Endişeyle izlemek yerine aktif bir pozisyon alarak tüm olanaklar insani yaşam koridorlarının açılması için değerlendirilmeli.
Kapılar açılmalı, Kobanî’ye acil bir şekilde yardım ulaştırılmalıdır
Şu anda büyük bir insanlık krizi yaşanıyor orada. İlaç yok. Sağlık krizi, barınma krizi var. Gıda krizi var. İnternet yok. Hiçbir şeye erişim yok ve kuşatma altında bir Kobanî'den bahsediyoruz. Kobanî'nin özgürleşmesinin 11. yılını geride bıraktığımız bir zamanda böyle bir insanlık krizinden bahsediyoruz. Bu krizin büyümesini kimse seyretmemeli. Yapılacaklar da belli, o yüzden herkesi duyarlı olmaya çağırıyoruz. Mesela Mürşitpınar Sınır Kapısı açılmalı. Bunun için neden inisiyatif kullanılmıyor? Buradan DEM Parti olarak çağrımız sınır kapılarının açılmasıdır. Nusaybin Sınır Kapısı da açılabilir. Mürşitpınar Sınır Kapısı açılmalı, Kobanî'ye acil bir şekilde yardım ulaştırılmalıdır. Biz bu çağrıları daha önce de yapmıştık. Suriye'deki Kürtlerle dostluk ilişkileri kurulabilir, kapılar açılabilir dedik. Siyasi ilişkiler geliştirilebilir dedik. Kültürel ilişkiler geliştirilmelidir dedik. Ekonomik işbirliği yapılmalıdır dedik. Kriz olması beklenmemeliydi. Şimdi işte zamanı, tüm bunları yapabiliriz. İnsani yardım koridoru bir an önce açılmalı. Sokaklardaki zorbalığa son verilmeli. Kürtlerin öfkesi kabartılmamalı ve bu kırılma derinleştirilmemeli.
Ateşkes önemli, bu süreçte mutabakat hayata geçirilmeli
DEM Parti olarak, ateşkesin uzatılmasını son derece önemli buluyoruz. Bu süre zarfında mutabakatın hayata geçirilmesini sağlamak gerekiyor. Bunun için de tüm imkanlar, tüm olanaklar kullanılmalı. Zamana yayma, başka hesaplar için zaman kazanma ya da oyalama hesapları yapılmamalı. Tüm taraflar ortak mutabakata uygun davranmalı. Sahada yeniden silahların konuşmasına, bir iç savaş denemesine kesinlikle alan açılmamalı. Bu, Suriye'nin geleceği açısından son derece tehlikeli olur. Bu tehlikenin müsebbibi ya da ortağı olmamak gerekir. Bu, insanlık tarihinin affetmeyeceği bir suç olur. Böyle bir suça ortaklık yerine bu suçu organize edenleri, isteyenleri boşa çıkarmak, diyalog ve müzakere kanallarını güçlendirmek gerekir. Kolaylaştırıcı ve garantör ülkeler de buna uygun bir şekilde hareket etmeli ve kalıcı barışın sağlanması için çaba göstermeli.
Kürtlüğün her türü suçtur diyorsunuz
Son olarak şu noktanın da altını çizmek istiyorum. Sokaklarda haksız gözaltılar, tutuklamalar var. Demokratik protesto hakkını kullandığı için insanlar yalnızca gözaltına alınmıyor, tutuklanıyor da. Bundan vazgeçilmeli. Bir de kadınların saç örgüsü korkuttu belli ki. Buradan da bir suç icat edilmeye çalışılıyor. Kürtlüğün her türü suçtur diyorsunuz. Mesaj Kürtlere böyle ulaşıyor. Dünyanın dört bir yanında yaşayan Kürtler, yüzünü bugün Ankara'ya dönmüş olan Kürtler şu soruyu soruyor: Ankara Kürtlerin kazanımlarını böyle önemli bir tarihsel kırılma anında bir tehdit olarak mı kabul edecek, yoksa kendi kazanımı olarak mı görecek? Bu sorunun yanıtını vermenin ve bu kararı stratejik bir şekilde vermenin zamanı. Bizim isteğimiz, bu sorunun yanıtının stratejik bir şekilde demokratik bir çözümden yana verilmesi, kazanımların korunması için Ankara'nın sorumluluk üstlenmesidir. Buna hemen Mürşitpınar’ı açarak başlayabiliriz. Bunun için hemen haksız gözaltı ve tutuklamalara son vererek somut bir emare ortaya koyabiliriz. Bu demokratik tepkileri yasaklamak, onlardan korkmak, saçını ördüğü için insanları gözaltına alıp açığa almak yerine, kesilen saç örgüsüne karşı gösterilen tepkinin ve direnişin hangi karanlık zihniyete gösterildiğini anlamaya çalışmak gerekir. O zihniyet Türkiye'nin sınır komşusu olduğunda biz bunları o gün söylemiştik demek istemiyoruz. Onların sonuçlarını yaşamak istemiyoruz. Hepimizin güvenliği, hepimizin özgürlüğü, hepimizin yaşam hakkı bu stratejik yan yana gelişten geçiyor. Bu saç örgüsünden neden korkuluyor biliyor musunuz? Çünkü o karanlığa karşı aydınlığa doğru direnişin gücü biliniyor. Bunun o gün de yenildiği, bugün de yenileceği gayet iyi biliniyor.
SORU: İktidar ortakları AK Parti ve MHP'den bir görüşme talebiniz oldu mu acaba?
Şu anda iktidar blokundan bir görüşme talebimiz olmadı.
Toplanan yardımların ulaştırılması için kapılar açılmalı
Sevgili Türkiye halkları çok teşekkürler. Gözünüz, gönlünüz, kulağınız ve dikkatleriniz bizde olduğu için teşekkürler. Aynı zamanda Kobanî'de olduğu için, Rojava'da olduğu için. İnsani yaşam koridoru açılmalı dedik ama bir yandan şunu da merak edenler var. Bu yardımlar nasıl ulaştırılacak? İşte o yüzden kapılar açılmalı. Son olarak bunu tekrar etmek istiyorum. Kapılar açılmalı ve bir an önce bu yardımların ulaştırılması sağlanmalı. Ayrıca pek çok kurumun da bu yardımların koordinasyonu için açıklamaları var. Mesela Diyarbakır Kent Koruma ve Dayanışma Platformunun böyle bir açıklaması var. Kobanî'ye insani yardım koridorunun açılması konusunda yetkililerle yaptıkları görüşmelerden de bahsediyorlar. Ama aynı zamanda hazır olduklarını da söylüyorlar. Yine işte yerel yönetimler bu konuda bir açıklama yaptı. Yerel Yönetimler Kurulu olarak bu hazırlıkları kolaylaştırmak, koordinasyonu sağlamak, organizasyonla ilgili gerekli kolaylaştırıcı rolü üstlenmek için herkes adeta seferber olmuş vaziyette. Toplanan yardımlar da var. Bunları da ulaştırabilmek için bir an evvel bu kapıların açılması gerekiyor. Tekrar teşekkür ederim.
PIRS: Niha kar û xebatên we ji bo Rojava çi ne? Hûn dikarin hinekî qalê bikin.
Me kordînasyonek ava kiriye. Ev kordînasyon ji aliye lijneya me ya rêveberiyê ve hat ava kirin. Di vê kordînasyonê de jî hemû lijneyên me cih digirin. Hemû lijneyên me bi hev re dixebitin. Her roj û saet di tekiliyê de ne. Ji bilî vê jî her roj du-sê caran dicivin. Sedema avakirina vê koordinasyonê, şopandina xebat û gotinên di der heqê Rojavayê de ye. Ji bilî vê jî ev kordînasyon pêşniyaran dike ji bo nexşerêyên rojanê. Yanî agahiyên ku ji Rojavayê û giştiya Sûriyê tên diguherin, kordînasyon jî li gorî van pêşniyaran dike. Wekî hûn jî dizanin gelek hevdîtin jî li wir berdewam dikin. Ew hevdîtin jî ne tênê di navbera Şamê û Rojavayê de ne. Hin hevdîtin li Hewlerê jî çedibin. Em wan jî dişopînin. Hin hevdîtin li derveyî Kurdistanê jî çedibin. Em wan jî dişopînin. Ne tênê şopandin nexşêrêyek ji bo çareseriyek, ji bo ku ev heta niha mutabaqata hatî kirin bi peymanên hatin kirin bi cih were. Em dikarin çi bikin, wek siyasetmedarên Kurd, siyasetmedarên Tirkiyê, siyasetmedarên cîhanê? Ji aliyê din vê jî kar û xebatên dîplomasiyê tên kirin. Ji aliyê din ve ev alikariyên ku kes dixwazin bigihenin Rojava, gelek kes serlêdanê li me dike. Hûn dizanin partiyên siyasî li gor qanûnan nikarin tiştek bi vî şiklî bikin lê em ji bo ev kesên ku dixwazin alikarî bigihenin deriyê Kobaniyê dive ew derî Kobaniyê vebibe. Em hin kar û barên dîplomasiyê di der heqê vê yeke de jî dikin. Em dixwazin ew derî were vekirin. Ji bilî vê jî rojeva me Rojava ye û giredayî Rojava yê hin hevdîtina şandeya me ya Partiya DEMê bike. Ne tênê bi partiyên siyasî re ji bilî partiyan bi saziyên demokratîk, saziyên mafên mirovan, saziyên giştî ku heta niha li ser kar û barên bi vî rengî xebitîne re jî tekilî yê me hene. Yanî tekiliya me ne tênê bi Tirkiyeyê re giredayî ye. Ji aliyekî em li nav Tirkiyeyê tekiliyan çedikin, ji aliyekî ve jî em li derveyî Tirkiyeyê tekiliyan ava dikin.
26 Ocak 2026
