Parti Sözcümüz Ayşegül Doğan, Genel Merkezimizde yaptığı basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Doğan, şunları söyledi:
Merkez Yürütme Kurulu toplantısı arası yine karşınızdayım. Eş Genel Başkanlarımız başkanlığında toplandık bugün ve şu an bu dakikalarda süren tartışmaların bazılarını sizlerle paylaşmak istiyorum. Her zaman olduğu gibi oldukça yoğun ve sıcak başlıklarımız var. Çünkü Türkiye'de değişmeyen gündemler ile değiştirmek istediğimiz gündemler arasında ne yazık ki hızlı geçişkenlikler olmuyor, olamıyor. Türkiye yıllardır maalesef bazı konularda patinaj yapıyor. Mesela hangileri? Bizim de günlerdir yakından takip ettiğimiz, gündemimizde olan konulardan biriydi. Ankara'da açlık grevindeki öğretmenlerden bahsediyorum. Ne yazık ki bu, Türkiye'nin değişmeyen bir tablosu. Değişmemesinin nedenlerini konuşuyoruz ve nasıl değişebileceğini de biliyoruz, anlatıyoruz. Bunun için mücadele ediyoruz.
Antidemokratik uygulamaların hayatın her alanına sirayet etmesi kabul edilemez
Günlerdir hakları için mücadele eden özel sektör öğretmenleri ile mülakat mağduru öğretmenlerden bahsediyorum. Bakınız tanımlamalara. Son derece meşru hakları için dördüncü günü bugün süresiz açlık grevlerinin. Bir ülkede öğretmenler, özel sektör ve mülakat mağduru olan öğretmenler hakları, talepleri için açlık grevine girmek durumunda kalıyorlarsa; üstelik bu talepler dolayısıyla da gözaltı, baskı ve neredeyse işkenceye varan muameleyle karşı karşıya kalıyorlarsa işte değişmeyen gündemlerin başında gelen konulardan biri olarak değerlendirmemiz gereken başlık budur. Öğretmenler ne istiyor? Taban maaş hakkının yeniden tanınmasını istiyorlar. Güvenceli çalışma koşullarının sağlanmasını istiyorlar. Mülakat mağduriyetlerinin giderilmesini talep ediyorlar. Ne oluyor? Meclis kapısına geliyorlar ve polis müdahalesiyle karşılaşıyorlar. Yerlerde sürükleniyor, ters kelepçeyle gözaltına alınıyorlar. Bu tür antidemokratik uygulamaların yaygın hale getirilmesi, hayatın her alanına sirayet etmesi bizim açımızdan kabul edilemez.
DEM Parti olarak insanca yaşam koşullarını sonuna kadar savunacağız
Şimdi bir yandan okullarda şiddet nasıl önlenecek diye tartışıyoruz ve bunlar için komisyonlar oluşturuluyor. Öte yandan şiddet öğretmenlere uygulanıyor. Bu paradoksun da giderilmesi gerekiyor. Öğretmenler seslerini duyurabilmek için her türlü fedakarlığı göze almışlar. İktidarın hala diyalogdan kaçınıyor olması, böyle bir tutum sergilemesi de yine kabul edemeyeceğimiz bir tavır. Milli Eğitim Bakanlığının ilgili tüm kurumlarının öğretmenler ve tabii ki temsilcileriyle ivedilikle görüşme, diyalog kurma çağrımızı yineliyoruz. Gözaltılara son verilmeli. Bu uygulamalardan vazgeçilmeli. Bu haklı talepler duyulmalı ve gerekleri yerine getirilmeli. DEM Parti olarak, güvenceli çalışma hakkını ve insanca yaşam koşullarını, nitelikli ve kamusal eğitim hakkını da sonuna kadar savunmaya devam edeceğiz.
Süreç açısından yasal düzenlemeler artık bir gereklilik değil zorunluluktur
Her zamanki gibi sıcak başlıklarımızdan biri de Barış ve Demokratik Toplum Süreci, süreçte gelinen aşama, yapılan görüşmeler neticesinde elde edilen sonuçlar, bu sonuçların yansıması olarak nasıl bir yol haritasının ortaya çıkacağı. Tabii MYK'mız hala bunu tartışmaya devam ediyor ve yeni planlamalar da çıkacak bu konuya ilişkin. Ancak biliyorsunuz gelinen aşamayı daha önce de tarif etmiştik, bir durağanlık yaşandığını söylemiştik. Bu monoton halden kurtarmak için de yapılan görüşmeler olduğunu ve geçiş hukuku yasası için artık zaman kaybetmemek gerektiğini özellikle ifade etmiştik. Sürecin hukuki ve demokratik güvencelere kavuşmasının neden önemli olduğunu aylardır anlatmaya çalışıyoruz. Artık yasal düzenlemelerin gerekliliğinden değil, geciktirilmeden hayata geçirilmesinin zorunluluğundan bahsediyoruz. Tam olarak böyle bir aşamadayız. Kaçınılmaz bir şekilde artık sürecin yasal güvenceye kavuşturulması gerekiyor. İmralı Heyetimiz, yine sizlerle daha önce de paylaştığımız üzere, önce iktidar yetkilileriyle, ardından da Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş'la bir görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşmeler önemli. Tabii ki devam edecek. Görüşmede geçiş hukuku yasası, bir başka ismiyle çerçeve yasa ya da kod yasa denilen ve neticede süreci bir yasal çerçeveye kavuşturacak düzenlemelerin içeriği ve buna dönük sağlanması gereken uzlaşı tartışılıyor, konuşuluyor. Sürecin ilerleyebilmesi için de Meclis çalışmalarına ara vermeden bu düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerekiyor. Bunun için de tabii bir takvimin belirlenmesi gerekiyor. İşte Sayın Kurtulmuş'la DEM Parti İmralı Heyeti üyelerinin yaptığı görüşmenin kapsamı tam olarak bu şekildeydi.
Meclis Başkanlığı temenni makamı değil, sorumluluk alması gereken bir makam
Aslında kapsama dair bir fikir birliği var. Nitekim Meclis Başkanı Sayın Kurtulmuş bunu ifade etti. Daha önce verdiği bir söyleşide, Meclis çalışmalarına ara vermeden önce bu yasal düzenlemeyle ilgili mesainin de yapılması gerektiğini ifade ediyor. Bir temennide bulunuyor. Meclis Başkanının, görüşmede çerçeve yasanın zamanlamasına dair heyetimizle hemfikir olması tabii ki önemli. Ancak yetersiz sevgili arkadaşlar, değerli Türkiye halkları. Hem Meclis Başkanı sıfatıyla hem de Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonuna başkanlık yapan kişi olarak sorumluluk alması gereken makam Meclis Başkanlığıdır. Temennide bulunması gereken makam değil Meclis Başkanlığı. Yol haritasını ortaya çıkarması gereken, bu konuda konsensüs sağlanabilmesi için siyasi partilerle bir fikir teatisinde bulunması gereken bir makamdan bahsediyoruz. O yüzden beklentimiz, yalnızca zamanlamaya ilişkin hemfikir olmak değil; bu zamanlamaya ilişkin gerekenleri de bir an evvel yapmak. Yalnızca temennilerle, buna dönük beyanlarla bu süreci bu saatten sonra yasal güvence olmaksızın ya da buna dair bir takvim belirlemeksizin ilerletmenin ne kadar zor olduğu, ne kadar çok tartışmaya yol açtığı ne yazık ki görülüyor ve bu yöntem çok eleştiriliyor. Buna ayrıca dikkat çekmek isteriz.
Yasal sürecin geciktirilmesine her kim neden oluyorsa büyük vebal ile karşı karşıya
Şimdi bir de kamuoyuna yansıyan bazı değerlendirmelerde şöyle bir şey var. Yasal düzenlemelerin farklı nedenlerle geciktirilmesi gibi bir konu tartışılıyor. Böyle bir yaklaşım da görüyoruz. Şunu çok sık söyledik, yine söyleyeceğiz. İktidar ya da devlet içinde ya da başka bir siyasi kulvarda her kim ki bu sürecin yasal çerçevesinin zamana yayılmasına, geciktirilmesine neden oluyorsa çok büyük bir vebal ile karşı karşıya kalır. Bu, Türkiye'nin geleceğinden çalınan her an demektir. Hiçbir an çalma lüksü yok hiçbir kimsenin, hiçbir siyasal muhatabın, hiçbir siyasi partinin. Hepimizin yapması gereken de çatışmaların tümden bitmesini sağlayacak, silahın tümden devre dışı kalmasını sağlayacak ve kalıcı barışın inşa zeminini oluşturacak geçiş hukuku yasasını bir an evvel Meclis’e getirip ara vermeksizin tempolu bir mesaiyle nihayetlendirmek artık. Bundan daha acil, bundan daha hayati bir gündemi olabilir mi Türkiye'nin? Yıllarca çalınmış bir gelecek tahayyülünden bahsediyoruz. Artık yeter. O yüzden geçiş hukuku yasasının önüne engel çıkarmayalım, gerekçe aramayalım. Bu konudaki kararlılığı herkes ifade ediyor. Bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan temponun artacağını ve hızlanacağını söyledi. Biz bunun yansımalarını görmek istiyoruz. Bu siyasi iradenin artık Meclis zemininde somut bir biçimde ortaya çıkmasını istiyoruz. Meclis’in görevi toplumun beklentilerine ve isteğine kulak kabartmak, bunları yerine getirmektir. Demokratik çözümün en önemli zeminini başka gerekçelerle bir başka bahara ertelemek isterse de biz buna sessiz kalmayacağız. Bunu da söylemek isterim.
Temel hedefimiz çerçeve yasanın Temmuz ayında hayata geçirilmesi
Sürecin hangi gerekçelerle ilerlemesi gerektiğini yeniden yeniden tartışmamıza gerek yok. Neden ilerlemesi gerektiğini hepimiz biliyoruz. Bu tarihsel fırsatın neden geciktirilmemesi gerektiğini yine hepimiz biliyoruz. O yüzden temel hedefimiz çerçeve yasanın Temmuz ayında gündeme gelmesi ve gerekli düzenlemelerin hayata geçirilmesi olmalı. Biz bu konuda kararlıyız. Bu konudaki çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Şu dakikalarda Merkez Yürütme Kurulumuz Meclis dahil her yerde bu yasal düzenlemelerin bir an önce hayata geçirilebilmesi için eylem planlaması yapıyor. Ses yükseltmek istiyoruz. Buna karşı suskun kalamayız. Sözünü ettiğimiz konu hayat meselesi, insan canından bahsediyoruz. Daha önemli ne olabilir? Meclis bunun için çalışmayacaksa niçin çalışacak? Ayrıca böyle beklentide bırakılması adeta bir süre sonra işkenceye dönüşüyor yol gözleyen insanlar için. 6. ve 7. maddeyi bize soran insanlar için mesela. Meclis Komisyonu bir raporda ortaklaştı. Ortak tespitler var. 6. ve 7. başlıklardaki maddeler içeri ve kapsam olarak hiçbir yeni yasal düzenleme de gerektirmiyor. Ama bununla ilgili de bir gelişme yok. Bununla ilgili adım atılırsa ne kadar çok insanın hayatının değişeceğini, özgürlüğünden mahrum pek çok insanın özgürlüğüne kavuşacağını; onların ailelerinin, sevenlerinin, sevdiklerinin nasıl yol gözlediğini hangi siyasi görüşte olursak olalım hepimiz az çok tahmin edebiliyoruzdur. Bu ülkenin yarısı hapishane sürgün gerçeği yaşadı. Dolayısıyla milyonlarca insanın hayatını ilgilendiren bir konudan bahsediyoruz. Ve bu süreç yalnızca bir siyasi partinin ya da belirli aktörlerin omuzlarına bırakılabilecek bir süreç değil. Meclis özellikle bu süreçte hem kurucu hem de kolaylaştırıcı tarihi rolünü oynamalı.
Biliyorsunuz kesintisiz bir biçimde çalışmalarımız devam ediyor Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile ilgili. Bilgilendirmeler yapıyor, yeri geliyor haklı haksız eleştirilerin doğrudan muhatabı oluyoruz. Onlara yanıtlar üretmeye çalışıyoruz. Toplumsal alanı genişletmeye çalışıyoruz. Herkesin barışa duyarlılığını biliyoruz ama bu yan yana gelişleri artırmaya çalışmak için de aralıksız bir biçimde hemen herkese bir şekilde en geniş kapsayıcılıkla ulaşmaya çalışıyoruz. Eksiklerimiz oluyor tabii ki, bunları da gidermeye çalışıyoruz tespit ettikçe. Şimdi ne yapacağız? Önümüzdeki günlerde İmralı Heyetimizin bir yandan temasları sürerken tabii ki biz de kendi temaslarımızı parti olarak senkronize bir biçimde yapacağız. Heyetimizden gelen bilgiler ışığında sivil toplum örgütleriyle, farklı toplumsal kesimlerle, şahsiyetlerle, siyasi partilerle temaslarımızı sürdüreceğiz.
Sayın Öcalan’ın koşullarının sürece uygun hale getirilmesi kritik bir önem taşıyor
Yine bir başka önemli konu da en başından beri dikkat çektiğimiz dil meselesi. Bu dil meselesinin kapsayıcılığı ve nasıl olması gerektiğini, nasıl kurucu bir etki yaratabileceğini söylemiştik. Bakınız bunun yanı sıra bir başka önemli başlık da Sayın Öcalan'ın koşulları. Şimdi bazı değerlendirmelerde şunu gördük. Sayın Öcalan'ın farklı kişi, kurum ve çevrelerle daha etkin görüşebilmesini sağlayacak düzenlemelerin önünde herhangi bir engel bulunmadığı belirtiliyor. Madem bir engel yok, neden bunlar gerçekleştirilmiyor? Engel varsa niye böyle değerlendirmeler yapılıyor? Yoksa gereği niye yapılmıyor? Veya mevzuat buna imkan tanıyorsa sürecin ilerlemesine katkı sunacak bu tür adımları kimler, neden geciktiriyor? Süreç karşıtlarının elini kimler, neden güçlendirmek istiyor? Bu kesimlerin hangi maksatla bunu yaptığına kim nasıl yanıt verebilir? O yüzden hala mesela İmralı Adası’na ziyaretlerle ilgili pek çok soru yanıtsız kalıyor. Bu belirsizlik giderilmeli ve başta heyetimiz olmak üzere toplumun farklı kesimleri görüşmeleri belli periyotlarla yapabilmeli. Bunun bir düzeni olmalı. Farklı kesimlerle görüşmenin süreç açısından önemli olduğunu hem Sayın Öcalan’ın hem bizim ifade edişimizin üzerinden aylar, yıllar geçti. Artık hem koşulların sürece uygun hale getirilmesi gerekiyor hem de iletişim olanaklarının genişletilmesi gerekiyor. Bunun da çok kritik bir önem taşıdığını tekrar ifade etmek istiyorum.
Kongremizi barış ve demokratik toplum çerçevesinde en güçlü şekilde gerçekleştireceğiz
Tabii tüm bu çalışmaların yanı sıra Barış ve Demokratik Toplum Süreci çalışmalarıyla birlikte büyük kongreye de hazırlandığımızı daha önce yine buradan sizlerle paylaşmıştım. Önemli bir dönemeçte hazırlanıyoruz büyük kongreye. Barış, demokratik çözüm ve demokratik toplum imkanlarının tartışıldığı bir zamanda hazırlanıyoruz. Tabii ki böyle zamanlar bizim gibi geleneklerin ve siyasi partilerin hem kendilerini yeniden değerlendirebilecekleri hem de eksiklerini ve artılarını görebilecekleri bir fırsat sunuyor. Ayrıca, geleceğe nasıl hazırlanmaları gerektiğine ilişkin çalışmalar için de olanaklar yaratıyor. Biz bu süreci böyle değerlendiriyoruz. Bu sürece ve büyük kongreye böyle hazırlanıyoruz. DEM Parti olarak 5. Olağan Büyük Kongremizi 20 Eylül'de Ankara Arena Spor Salonu'nda gerçekleştireceğiz. Tarihi netleşti. Şimdi tüm hazırlıklarımızı 20 Eylül'e en güçlü şekilde gidebilmek üzere yapıyoruz. Merkezi komisyonumuzun tabii ki birtakım çalışmaları var. Ama aynı zamanda bu hazırlıklarla ilgili bir yandan da bir program ve tüzük komisyonu var. Çünkü bir yenilenme sürecinden ve bunun öncülüğünden bahsediyoruz. Onların hazırlıkları var. Bir yandan teknik hazırlıklar var biliyorsunuz, bir yandan da konferans hazırlıkları yapıyoruz. Bu konferanslar kongremizin ön hazırlıkları gibi düşünülmeli. İllerde, bölgelerde, ilçelerde, pek çok yerde konferanslar yaptıktan sonra merkezi konferanslar ve kongre yapılacak. Kongremize giderken biz bu hazırlıkları yalnızca örgütsel bir takvime sıkıştırmıyoruz, partimizi yeni dönemin ihtiyaçlarına da hazırlamak istiyoruz. Ki bu bizim için yeni bir süreç de değil. Partimizi bu yeni dönemin ihtiyaçlarına hazırlıklı hale getirmek için epeydir sahadayız. Zaten bu da kesintisiz bir şekilde devam ediyor. Bir yenilenme ve yeniden yapılanma sürecini yürütüyoruz. Bunu biraz daha hızlandıracağız. Yine bizim için bu süreç yalnızca yeni yönetim organlarının belirleneceği bir kongre hazırlık süreci olmayacak. Mücadele deneyimlerimizi yeniden değerlendirmek, bunların artılarıyla ve eksileriyle yüzleşmek, güçlü yanlarımızı büyütmek, genişleyerek ve sözümüzün alanını ve etkinliğini artırarak bu büyük kongreye gitmek istiyoruz. Bu konuda kesin kararlıyız. Bugüne kadar demokrasi, özgürlük, eşitlik ve barış mücadelesinin en önemli taşıyıcılarından biri olarak; barış ve demokratik toplumun inşasında da bir kurucu özne olarak yenilenmiş ve yeniden yapılandırılmış halimizle 20 Eylül'e gitmek ve oradan öyle çıkmak istiyoruz.
Yeni bir dönemin yepyeni sözlerini birlikte söylemeye davet diyoruz
Bugüne kadar savunduklarımızı daha güçlü bir biçimde savunacağız. Kadınları, gençleri, işçileri, emekçileri, ekoloji hareketlerini, inanç topluluklarını ve dışlanan bütün toplumsal kesimleri hem daha güçlü savunacağız hem taleplerini daha güçlü bir biçimde görünür kılacağız hem de onların mücadelelerini ortak bir demokratik siyaset zeminiyle buluşturmaya çalışacağız. Bu kongrenin yine önemli yanlarından biri de şu olacak sevgili arkadaşlar. Geçiş hukuku yasasının tamamlandığı bir Türkiye düşünün bir an. Yani yasal düzenlemenin olduğu, dönüşlerin başladığı, sürgünlük halinin ortadan kalktığı, hapislerin boşalmaya başladığı, insanların demokrasiye doğru yönünü çevirerek soluk aldığı bir Türkiye. Böyle bir zamanda kongreye gittiğimizi düşünün. Bu, siyasetin toplumsal köklerini daha güçlendirecek ve toplumun barışa dönük beklentilerini karşılıksız bırakmamış olacak. Toplumun bu döneme katılımını kolaylaştırmış, inancını pekiştirmiş olacak. O yüzden hem kongre çalışmaları yapacağız hem de bu yasal düzenlemelerle ilgili takvimin bir an önce çıkması için çalışmalarımızı yürüteceğiz. Yeni bir dönemin yepyeni sözlerini birlikte söylemeye davet ediyoruz tüm örgütlerimizi, üyelerimizi, yoldaşlarımızı, dostlarımızı. Gözü, gönlü, kulağı burada olan ama mütereddit kalan herkesi sözlerimizi duymaya, bu sözleri birlikte söylemeye, yeni cümleleri birlikte kurmaya davet ediyoruz. Bu yepyeni dönem yalnızca DEM Parti'ye bırakılamaz, bırakılmamalı; birlikte omuz omuza, yan yana mücadele etmeliyiz.
Ortadoğu’nun tamamının demokrasiye ihtiyacı var
Hep söz ediyoruz, Ortadoğu bir ateş çemberi diyoruz. Ortadoğu'da yaşanan savaşların büyüme ihtimallerinin güçlendiği bir zaman diliminde bir yandan Türkiye'deki barış arayışını kalıcı hale getirmek istiyoruz. Israrımız bundan, öfkemiz bundan, isyanımız bundan dolayı. Ateş hiçbir yerde harlanmasın istiyoruz. Hiçbir yere sıçramasın ve hiçbir yerde büyümesin, bir çare bulunsun istiyoruz. Savaşlar son bulsun, barış olsun, kalıcı bir barış olsun. Buradaki gayretimiz de bu yüzden. Ama bir yandan da elimiz yüreğimizde son zamanlarda nereyi izliyorduk? İşte İran'ı, İran'daki gelişmeleri. Keza Suriye'de yaşananlar. Yarın ABD ile İran, savaşı bitirmek üzere bir mutabakata varacaklarını ve bunun da İsviçre'de imzalanmasının beklendiğini duyurdu. Bu savaş bölgemizde, Ortadoğu'da çok yıkıcı ve ölümcül bir dönemin kapısını aralama potansiyeline sahipti. Bunun kalıcı olarak sona ermesini temenni ediyoruz. Bunun kalıcı olarak sona ermesinin de yine Ortadoğu'da demokrasiyle mümkün olabileceğini düşünüyoruz. Bakınız, İran dediğimizde akla gelen ilk şey adeta bir idam, baskı cumhuriyeti olduğu. Bunlar artık son bulmalı. Demokrasi bir araçsal olgu olarak değil temel bir ilke olarak görülmeli. O yüzden Ortadoğu'nun tamamının demokratikleşmeye, demokrasiye ihtiyacı var. Bir yandan da gözümüz, kulağımız bu gelişmelerde. Sevgili arkadaşlar, varsa sorularınızı bu konulara ilişkin alayım.
Soru: 15 günlük bir programınız vardı. Bu program konferansla mı, süreçle mi ilgili?
Grup Başkanvekilimiz Sezai Temelli'nin verdiği demeçten bahsediyorsunuz sanıyorum. Zaten 15 günde bir toplanıyor MYK'mız. Olağanüstü zamanlarda da olağanüstü toplanıyoruz. Tabii 15 günde bazı merkezi planlamalar çıkıyor, sonra onlar detaylandırılıyor. Sizin sorduğunuz soru bu çerçevede. Biraz önce Barış ve Demokratik Toplum Sürecini anlatırken bu kapsamda bazı planlamalar yapacağımızı söyledik. Meclis dahil her yerde ve zeminde yasal düzenlemelerin bir an evvel hayata geçirilmesi için hem ilgili kurumlarla hem de toplumsal kesimlerle. Mesela Meclis Komisyonu raporu oluşturulurken pek çok kurum dinlenildi. Pek çok hak savunucusu, akademisyen, yazar, sivil toplum örgütü dinlenildi ve bu çok kıymetliydi. Onlar da bu sürecin takipçileri. Yer yer açıklamalar yapıyorlar. Barolar yapıyor, hak kuruluşları yapıyor. Bu sürecin yasal güvenceye kavuşturulmasının riskleri minimize edeceğini, provokasyona açık halinden kurtaracağını söylüyorlar. Bu çerçevede önümüzdeki dönemde birtakım planlamalarımız olacak. Ama aynı zamanda DEM Parti İmralı Heyeti üyeleri zaten siyasi partilerle birtakım görüşmeler yapıyor. İktidar partisiyle başladılar, Meclis Başkanı Sayın Kurtulmuş'la devam ettiler. Bundan sonra da önümüzdeki dönemde yeni bir planlamaları olursa sizlerle paylaşacağız. Bu 15 gün bu kapsamda yapılmış bir değerlendirmeydi. Bunun dışında da tabii kesintisiz bir biçimde Barış ve Demokratik Toplum Süreci ve kongre hazırlıklarımızla ilgili süreç de devam ediyor olacak.
Büyümek için, genişlemek için, kapsayıcılık için ne gerekiyorsa yapacağız
Soru: Kongrede isim değişikliği olacak mı?
Şimdi bunu Kürtçe de sordular. O zaman iki dilli cevap vermiş olayım. Önce Türkçe cevap vereyim, sonra da Kürtçesine geçeyim. İsim değişikliği olacak mı? Logo değişikliği olacak mı? Eş genel başkanlar değişecek mi? Yönetim organları değişecek mi? Tabii ki bir yeniden yapılanmaya gidiyoruz. Tüm bunları tartışacağız, konuşacağız. Ancak biz bunlara Merkez Yürütme Kurulunda oturarak karar vermiyoruz. Bizim partimizin örgütlenme modeli de böyle değil ve yaklaşımımız da böyle değil. Biz bunlara yerellerde birlikte karar veriyoruz. O yüzden ilçe konferansları yapıyoruz. Sonra büyük konferans yaparak büyük kongreye gidiyoruz. Amacımız büyümek. Büyümek için, genişlemek için, daha büyük bir kapsayıcılık için ne gerekiyorsa yapacağız. Elbette bütün olasılıklar konuşulacak. Aynı zamanda buraya da sıkıştırmıyoruz. Partimizin önümüzdeki dönem programı, bu program kapsamında yeni hedeflerimiz, değişmeyecek olan stratejik hedeflerimiz var. Barış, demokrasi, emek, ekoloji, kadın özgürlük mücadelesi bizim temel stratejik hedeflerimiz. Amacımız bunları daha güçlü kılmak. Diğer tüm başlıklar olasılık dahilinde. Büyük kongremize de bu coşkuyla gideceğiz. Korkuyla değil umutla; umudu büyüterek, korku duvarlarını bir bir birlikte yıkarak gideceğiz.
Kongreya me dê bibe wesîleya gotinên nû
Pirs: Di kongreyê de çi guhertin dê çêbin?
Dibe ku nav biguhere, dibe ku hevserok biguherin. Dibe ku em hemû biguherin. Mesele ne ev e ji bo me. Em dibêjin pêvajoyeke nû li pêş me ye. Pêvajoyeke nû, rûpeleke nû dest pê kir. Di vê rûpelê de em dixwazin hemû hevokên xwe, gotinên xwe bi hev re binivîsin. Em dixwazin bi hev re jiyaneke nû ava bikin. Em bi vê helwestê amadekariyên xwe yên kongreyê dikin. Em ê hin konferansên herêmî bikin, hin konferansên navendan bikin, navçeyan bikin, bajar û bajarokan bikin. Çiqas kesên ku bixwazin xwe bigihînin me yên ku em dixwazin xwe bigihînin wan çiqas derfetên me hebin em ê hewl bidin ku xwe bigihînin wan kesan. Kesên ku xwe li dervemayî hîs dikin heta niha, kesên ku belkî dilê wan maye, belkî dilê an şikestiye, yan jî berevajî vê. Em dixwazin vê jî weke nexşerê bixin pêşiya xwe. Û di rojên pêş de wan kesan jî hembêz bikin. Û bi wan re jî di vê rûpela nû de bi hev re bi rê biçin.
20ê Îlonê li Enqereyê li Salona Arenayê em ê Kongreya xwe ya Mezin ya 5emîn li dar bixin. Li pêşiya wê jî em ê hin konferansan çêkin. Ji bo Kongreyê jî ji bo pêşeroja Tirkiyeyp jî tişta herî girîng niha ew e ku em bikarin yasayên ku gelek kes li bendê ne, yasayên ku dê pêvajoyê bi awayekî hiqûqî qayîmtir bike derkevi. Armanca me ya sereke ev e. Ji bo vê jî em hin plansaziyan dikin. Meclis jî tê de li her derê em ê hin çalakiyan bikin, dengê xwe bilind bikin. Ji ber ku tu hincet divê li pêşiya avakirina aştiyê nesekine. Tişta herî muhîm aştiyeke mayînde ye, çareseriyeke demokratîk e. Nedemokratîkbûn gelek tişt ji Rojhilata Navîn bir, gelek tişr ji Tirkiyeyê bir. Ji ber vê yekê em dibêjin Kongreya me dê bibe wesîleya gotinên nû û em ê mezintir bibin. Gelek spas.
18 Haziran 2026
