Bakırhan Almanya’da Kürt işverenlerle buluştu: Diaspora birlik duygusuyla hareket etmeli, ulusal birliğe öncülük etmelidir

Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan, Avrupa Kürt İşverenler Birliği Kongresine katılarak burada iş insanlarına hitaben bir konuşma gerçekleştirdi. Bakırhan, şunları ifade etti:

Geçmiş Newroz Bayramımızı kutluyorum. Kürtlerin Avrupa'nın, dünyanın dört bir yanında ekonomik olarak belli bir noktaya gelmesi çok sevindiricidir. Aslında olanaklar olsa geçmişteki birikim ve mirasıyla dünyada örnek işler üretebilecek potansiyele, altyapıya sahip bir halkız. Ortadoğu'nun en kadim halklarından biriyiz. 2000 yıl önce Kürtlerin yaşadığı yerlere Kürt dağları, Kürdistan denilmiş. Yani Kürdistan'ı biz icat etmedik. Bin yıllardır bilinen ve tanınan bir coğrafyadır. İşte o coğrafyanın, o kadim halkın evlatlarının çeşitli sebeplerle diasporada bir araya gelerek kültürde, sanatta, eğitimde ve ekonomide yükselmesi bizi onurlandırıyor. Nasıl Kürt halkının kimlik mücadelesi, onur mücadelesi bizi sevindiriyorsa; Kürt halkının evlatlarının ekonomide, sanatta, siyasette ve çeşitli alanlarda büyümesi, gelişmesi de bizi bir o kadar sevindiriyor. Çünkü ekonomi ile mücadele birbirinden ayrı düşünülemez. Kürdistan coğrafyasının çeşitli kentlerinden arkadaşlarla tanışmaktan da mutlu oldum. Genelde bize inşaat, yapım, söküm işlerini layık görenler de bir kez daha bu salona baksınlar. Kürtler bilişimden teknolojiye, kültürden sanata her alanda var olmaya çalışıyor. Bu çok kıymetlidir. 

Öcalan çağrısında samimi olduğunu attığı adımlarla kanıtladı

Değerli arkadaşlar, uzun yıllardır bölgemiz bir savaş altında. Irak'la başladı, Suriye'yle devam etti. İran, Yemen, Lübnan, neredeyse hangi ülkenin sınırına baksanız yara bere içerisinde. Hangi ülkenin başkentine baksanız balistik füzelerin düştüğü, halkın umutsuz ve mutsuz olduğu bir Ortadoğu coğrafyası var. Savaş aslında miadını doldurdu. Artık savaşla varılacak bir yer kalmadı. Bu sadece bölge halkları için değil. Hegemonik emperyalist güçler için de bir gerçektir. Balistik füzelerle, toplarla, tüfeklerle, mermilerle bir ülkenin halkına huzur ve mutluluk götürülmüyor. Aksine o ülke yıllar içerisinde ekonomisini, enerjisini kaybediyor. İnsanların olumsuz koşullarda yaşamasına sebebiyet veriyor. Sayın Öcalan da savaşın miadını doldurduğunu görerek geçen 27 Şubat'ta bir süreç başlattı. Bir çağrı yaptı Kürtlere. Aynı zamanda ülkeyi yöneten iktidara ve yönetime de bir çağrı yaptı. Çağrısı çok netti. “40 yıldır savaştık. 40 yıldır sadece Kürt kentlerine değil, Türkiye coğrafyasının her karışına acı ve gözyaşı düştü. Artık kucaklaşarak ve helalleşerek, diyalogla ve müzakereyle Kürt meselesini çözerek Türkiye toplumunu hak ettiği bir noktaya getirebiliriz” dedi. Bu konuda ne kadar samimi olduğunu da geçen bir yıl içerisinde atmış olduğu adımlarla kanıtladı. 

Öcalan 27 Şubat’ta döngüyü kırmak istedi

Dünyada bugüne kadar süren çatışma ve çözüm süreçlerinin hiçbirisinde önce bir örgüt kendisini feshetmemiş, silahını yakmamış. Ama Sayın Öcalan Kürtlere ve dostlarına o kadar güveniyordu ki bir yıl önce henüz daha test edilmemişken, henüz Ortadoğu'da ne olacağı tam net ve belirgin değilken büyük bir cesaret örneği göstererek silahları susturdu. PKK'yi feshetti ve dedi ki silahlı güçler demokratik zeminde siyaset yapmalı, demokratik zemine katılmalı. Sayın Öcalan emperyalistlerin yüzyıllardır, en sonda da 100 yıl önce Sykes-Picot’da halkların kaderini masada belirledikleri o sürece itiraz etti. “Hegemonik ve emperyalist güçler başta Kürtler olmak üzere hakkı reddedilen halklara isyan, devlet yönetimlerine de bastırma görevi vermiş. Ben bu döngüyü kırmak istiyorum. Ben halkların bir arada eşitçe, kardeşçe yaşayabileceklerini düşünüyorum” dedi. Kürt'ün kendi anadilinde eğitimini göreceğini, kendi iradesini seçebileceğini, yerel demokrasiyle birlikte kendi kimliğini ve kültürünü geliştirebileceğini düşündüğünü söyledi. 50 yıldır süren bu çatışmalı ortama artık gerek olmadığını söyledi ve bu konuda adımlar attı.

Kürt halkının kendi mücadelesiyle 30 Ocak'ta Suriye hükümetiyle anlaşma yapıldı

Bir yıl önce 27 Şubat çağrısı okunduğu zaman herkes tereddütle yaklaştı. Hatta en başta Avrupa'da diasporada bulunan halkımız, “Devlet kurma zemini varken biz niye silahlardan vazgeçiyoruz? Hazır Amerika oradayken, hazır İsrail Kürtlerin lehinde açıklamalar yapıyorken biz niye Türkiye ya da diğer rejimlerle masada diyalogla bu süreci çözmeye çalışıyoruz?” diyorlardı. O Amerika, 40 yıl Afganistan halkının bir bölümünü yanında iktidarda tuttu ama bir günde terk etti. Bir günde Afgan halkını Taliban güçlerinin insafına bıraktı. Binlerce insan idam sehpalarında yaşamını yitirdi. Rojava kanla canla oluşturuldu, büyük bedeller ödendi. Amerika aynen Kürtlere şunu söyledi: “Biz sizin için asla bir mermi atmayız”. Yani dünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi yarı yolda bıraktı. Ama bir şeyi unuttular. Nusaybin'deki serhildanı unuttular. Suruç'ta Kürt halkının direnişini unuttular. Mahabad'da, Süleymaniye'de, Hewler'de Kürt halkının Rojava'yla dayanışmak için sokaklara dökülmesini unuttular. Diasporada halkımızın gece ve gündüz nasıl Rojava'yla dayanıştığını unuttular. Kürtleri yalnız bırakanlar, Kürt halkının kendi direnişiyle ve mücadelesiyle 30 Ocak'ta Suriye hükümetiyle yapılan bir anlaşmayı başardığını da gördüler.

Kürtler bir gün muhakkak dört ülkede de demokratik hak ve özgürlüklerine kavuşacaktır

Ortadoğu'nun en kadim halkıyız ve Ortadoğu'nun en örgütlü gücüyüz. İran konuşulduğu zaman oranın en dinamik, en örgütlü güçleri Kürtlerdir. Suriye’de elde avuçta sadece Kürt direnişi var. Federe Kürdistan Bölgesi Irak'ın resmen bir merkezi haline gelmiş. Irak'ta demokrasi ve huzur olmadığı için neredeyse Irak'ta yaşayan diğer bütün halklar ve inançlar Hewler’e, Süleymaniye'ye yerleşmek durumunda kalıyor. Çünkü Kürtlerde adalet var, demokrasi var.

Kürt sermayesi küçük, büyük, orta ölçek fark etmeksizin yatırım yapmalı

Kürtlerde insan hakkı var. Kürtlerde herkesin özgürce ekonomisini ve siyasetini yapma kültürü ve geleneği var. Dolayısıyla Ortadoğu'nun en dinamik, en örgütlü halkı olarak Kürtler muhakkak bir gün Suriye'de de İran'da da Irak'ta da Türkiye'de de demokratik hak ve özgürlüklerine kavuşacaktır. Bu bir ajitasyon değil. 35-40 yıldır bu mücadelenin içerisinde olan birisi olarak söylüyorum. Son Newroz etkinliklerinde Kürtler güçlü bir sahiplenme ortaya koydu. Kürtler bütün inkar ve ret politikalarının boşa çıktığını Newroz alanlarında bir kez de ortaya koydu. İşte bu kadim halkın diasporada bulunan evlatları olarak sizlere de büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. Sanatta, bilimde, ekonomide, sporda sürekli ilerlememiz gerekiyor. Kendi coğrafyamızda, kendi kentlerimizde yoksulluğu ve göçü önlemeye dönük çalışmalar yapmamız gerekiyor. Emin olun ki Siirt'te 1000-1500 kişi istihdam edecek bir fabrikanın kurulması Siirt'e nefes aldırır. Siirt'ten batıya göçü engeller, Siirt'ten Avrupa'ya göçü engeller. Evet, biz mücadele ediyoruz. Kürt sermayesi de başta Kürdistan, Kürt illeri olmak üzere küçük, büyük, orta ölçek fark etmeksizin yatırım yapmalı. Ama tabii ki haklısınız. “Yatırımı yapalım ama sermayenin güvencesi nedir?” sorusunu muhtemelen hepiniz soruyorsunuz. O güvenceyi inşallah birlikte oluşturacağız. Bu süreç ilerlerse, Türkiye gerçekten demokratik adımlar atarsa ve bizim diasporadaki sermayemiz bir güven ortamında eğer Kürt illerinde yatırım yapabileceğini görür ve inanırsa eminim ki Avrupa'daki birikimimiz, Avrupa'daki enerjimiz, Avrupa'daki yeteneğimiz Kürt çocuklarının da aş ve iş bulduğu bir zemine dönüşebilir.

21. yüzyılda Kürtlerin bir statüsü ve demokratik birliği olacak

Onun için ne panik yapalım ne de rehavet içinde bulunalım. Biz binlerce zulümden geçerek bugünlere gelmiş bir halkız. Ama rehavete de kapılmamamız gerekiyor. Bir halkın demokrasiye ve haklarına ulaşmasının bir yolu da kendi coğrafyasında doğmuş ama o coğrafyanın dışında yaşayan insanların dayanışmasıdır. Mevcut örgütlemenizi büyütün. Yüzlerce değil binlerce, on binlerce üyesi olan kurumlar kurmanın zamanı geldi. Bölgenin de size ihtiyacı var. Bölgedeki Kürt kentlerinin de size ihtiyacı var. Hem yatırımlarınızı burada yapın hem de Kürt coğrafyasında yapın. Güvenlik kaygısı ortadan kalkacak. Merak etmeyin. Biz Türkiye'nin üçüncü büyük partisiyiz. Parlamentonun üçüncü büyük zeminiyiz. Öyle kimseye eyvallahımız yok. Biz Kürt'üz, onurlu bir halkın evlatlarıyız. Dilimiz de var, kimliğimiz de var, kültürümüz de var. Dilimiz ve kimliğimizin tanınması mücadelesini veriyoruz. 12 tane partimiz kapandı. 13. partimizin şu anda başında bulunuyorum. Ne kapatmalar ne tutuklamalar. İşte İdris Baluken aramızdadır. 10 yıla yakın cezaevinde kaldı ama şimdi burada halkıyla birlikte mücadele ediyor. Süleyman Demirtaş buradadır. Selahattin Demirtaşlar, Figen Yüksekdağlar, Leyla Güvenler, Ayşe Gökkanlar da bizim Amed'de, Ankara'da, İstanbul'da mücadele ettiğimiz gibi cezaevlerinde mücadele ediyor. Herkes çok iyi gördü ki Kürtler bastırılarak, hakları ve hukukları inkar edilerek, partileri kapatılarak mücadeleden kimliğinden, dilinden vazgeçmiyor. 21. yüzyılda Kürtlerin dili özgür olacak. Kürtlerin bir statüsü olacak. En önemlisi de dört parçada bulunan Kürtler kendi aralarında demokratik bir birliğe kavuşacak.

Türkiye demokrasisinin geleceği biziz

Hiçbirimiz Kobanî'den bize ne diyebilir miyiz? Bu büyük bir vicdansızlık olmaz mı? Süleymaniye'den, Halepçe'den, Hewler'den bize ne diyebilir miyiz? Amed'deki yoksuldan, dili ve kimliği peşinde mücadele eden, tutsak olan, cezaevinde direnen Kürt gencinden bize ne diyebilir miyiz? Diyemeyiz. Onun için halkımız ayakta. Kurumlarımız güçlü ve bütün baskılara rağmen direniyor, mücadele ediyor. Sadece Meclis’te değil, cezaevlerinde ve sokakta, yaşamın her alanında biz varız. Emin olun, Türkiye demokrasisinin geleceği bizdedir. Türkiye'de gerçek bir muhalefet varsa Kürt muhalefetidir. Ekonomi konularında da hem programlarımız var hem mücadele ediyoruz. Demokrasi sadece Kürtlere değil, 86 milyona diyoruz. Barış sadece Türkiye değil, Ortadoğu'daki bütün ülkeler için olsun diyoruz. Kürtler refah içerisinde yaşasın ama Ortadoğu'da da insanlar refah içerisinde yaşasın. Bizim kardeşlik düşüncelerimiz öyle birilerinin hikayeden kardeşlik öykülerine benzemez. Kürtler kimsenin hakkını, hukukunu inkar etmez. Kimsenin dilini ve kimliğini inkar etmez. Onurlu bir halkın evlatlarıdır. Dolayısıyla bize güvenin, kendinize güvenin, direnen halkımıza güvenin; dört parçadaki Kürt'ün özellikle son Rojava sürecinde ortaya koymuş olduğu demokratik birlik ve dayanışmaya güvenin. Bu birlik ve dayanışma olduğu müddetçe inşallah en kısa sürede Kürtler yaşadığı bütün ülkelerde eşit haklara sahip olacakları bir noktaya geleceklerdir. Artık bu gerçeğin üzerini kimse örtemez. Artık kimse Kürtlerin bu demokratik dayanışmasını, birliğini, bu demokratik ruhunu yerle bir edemez. Bu gerçeklik artık göz önündedir ve herkes bu gerçekliğe uygun bir şekilde yaşamalıdır. Diaspora sadece Kürtlerin göç ettiği bir yer değil. Kürtlerin değer biriktirdiği, değerine değer kattığı, büyük bir ekonomik güç ve enerjiye sahip olduğu bir yerdir. Bu deneyimi, bu birikimi, bu ekonomiyi, bu enerjiyi Kürt kardeşlerimizle artık yatırım yaparak paylaşmak zorundayız. Türkiye ciddi bir ekonomik krizden geçiyor. Ben buradan, bu toplantı salonundan Türkiye iktidarına da sesleniyorum: Bakın, bu kadar birikmiş bir Kürt ekonomisi var, değeri var, enerjisi var. Sanattan kültüre kadar, bilimden teknolojiye kadar var. Gelin, demokrasiyi birlikte sağlayalım, bu sürecin onurlu bir barışla sonuçlanmasını sağlayalım ki bu birikim, bu ekonomi, bu enerji Türkiye'ye aksın. Ekonomik krizde olan Türkiye için bir soluk olsun. Barışın olmadığı bir yerde ekonomik gelişme yok değerli arkadaşlar. Dünyanın her yerinde böyledir. Sadece Türkiye'de böyle değil. Sermaye kendisini güvende hissetmiyorsa emin olun tek kuruşunu götürüp riske etmez. Artık Türkiye'yi yönetenler bunu çok iyi görmelidir. Demokrasimizi sağlayarak, bu süreci ilerleterek, süreç için gerekli olan adımları bir an önce atarak artık diasporada bulunan insanlarımızın da her anlamda Türkiye'nin ekonomisine katkı sunmasını beraber sağlayalım. 

Cezaevlerinde siyasi tutsak kalmayacak, Sayın Öcalan Kürtlerle buluşacak

Peki, bu süreç nedir, ne olacak? Bu süreç birilerinin söylediği gibi değil. Bu süreçte Kürtlerin dili özgür olacak. Cezaevinde siyasi tutsak kalmayacak. Selahattin Demirtaş, Sayın Öcalan Amed halkıyla, Dersim halkıyla, diğer Kürt coğrafyasındaki Kürtlerle ve dostlarıyla buluşacak. Bu süreçle birlikte siz değerli diasporadaki halkımız doğduğunuz topraklara rahatlıkla gidip gelebileceksiniz, sürgünde tek bir kişi kalmayacak. Bu süreçle birlikte elinde silah olan silahlı güçler demokratik zemine, demokratik sisteme katılabilmeli. Bu süreçle birlikte kayyımlar artık ortadan kalkmalı ve kalkacaktır inşallah. Artık hiç kimse Amed halkının, Van halkının, Siirt halkının, Mardin halkının iradesine bir devlet memuru atamamalıdır. Sandık varsa sonuçlarına saygı gösterilmelidir. Kürtler üç dönemdir kayyımlara rağmen kendi iradesine sahip çıkıyor ve herkes de buna saygı duymalıdır. Bu süreç ilerlerse düşüncelerimizi rahat ifade edebileceğiz, rahat örgütlenebileceğiz. Hiç kimse bizim örgütlenmelerimizi kriminalize edemeyecektir. Bu süreç ilerlerse Trakya'dan Hatay'a, Sinop'a kadar herkes demokratik bir zeminde özgür ve eşit yaşayacaktır. Biz sadece bizim belediyelere atanan kayyımlar gitsin demiyoruz. Şu anda Türkiye'de 13 tane belediyenin başkanı tutuklu ya da görevden el çektirilmiş. İstanbul Belediyesine de Siirt Belediyesine baktığımız gibi bakıyoruz. Siirt Belediyesindeki Safiya ve Mehmet Başkan nasıl bizim irademizse İstanbul'da 15.000.000 insanın oy vererek seçmiş olduğu Ekrem İmamoğlu da İstanbul'da yaşayanların iradesidir. Kürt'e de demokrasi, İstanbul'a da demokrasi. 

Diaspora birlik duygusuyla hareket etmeli, ulusal birliğe öncülük etmelidir

Evet, değerli arkadaşlar, çok fazla uzatmak istemiyorum. Sizden beklentimiz çok. Hiçbir dönem olmadığı kadar Kürtler arasında bir ulusal birlik, duygu ve dayanışma var. Ben diasporanın da bu birlik ve dayanışma ruhuna büyük bir katkı sunabileceğine inanıyorum. Burada neredeyse dört ülkede yaşayan Kürt temsilcilerinin bulunduğu bir salondayız. İşte diaspora bu demokratik birliği sağlamak için öncü bir rol oynayabilir. Bugün bu salonda olanları çoğaltabilir. Onun için sizden ricam Kobani'den Qamışlo'ya kadar, Süleymaniye'den Hewler'e kadar, Mahabad’dan Urmiye'ye kadar, Amed'den Kars'a kadar nerede ne kadar Kürt varsa, nerede ne kadar Kürt işveren varsa hepsini bir çatı altında toplayın ve ulusal demokratik birliğe büyük bir katkı sunun. Bunu yapacağınıza inanıyorum. Diaspora birlik duygusuyla hareket etmeli ve buna öncülük etmelidir. Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Ji were serkeftine dixwazim. Ji me hemiya ra serkeftin.

28 Mart 2026