Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan, Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları kapsamında Bitlis’te düzenlenen halk buluşmasına katıldı. DEM Parti Meclis Başkanvekili ve İmralı Heyeti Üyesi Pervin Buldan’ın da katıldığı buluşmada konuşan Bakırhan, şunları söyledi:
Umudumuz beklentimiz ve mücadelemiz iyi olsun
Bitlis tarih yazan, medreseleriyle, ilmiyle bölgeye örnek olmuş; direnişi, mücadelesiyle örnek bir kentimizdir. Bugün Pervin başkan ve milletvekillerimizle birlikte Bitlis’te bulunmaktan gurur ve mutluluk duydum. İlmin, irfanın, mücadelenin yeşerdiği bir kentte olmak gerçekten çok önemli ve kıymetlidir. Sizinle süreci paylaşacağız. Bu süreci, bizim dışımızda herkes anlatıyor ancak yanlış anlatıyorlar. Biz hem Rojava’da olup bitenleri hem Meclis Komisyonu’ndaki çalışmalarımızı size anlatacağız. Bu sürecin başarıya ulaşması halinde Kürt halkının, Türkiye demokrasisinin ne kazanacağını, elimize neyin geçeceğini sizlerle paylaşacağız. İnşallah mübarek Ramazan ayı iyi şeylere vesile olur. Bizim umudumuz, beklentimiz, mücadelemiz iyi olsun. Barış olsun. Kimliksiz ve statüsüz Kürtlerin, kimliği olsun. Onurlu ve eşit yurttaşlar olarak yaşayacakları bir hukuka kavuşsun diyoruz.
Yeni dönemin nasıl olacağı mücadelemize bağlıdır
Hukuk demişken Sayın Bahçeli’nin bizim sıralara gelip elimizi sıktığı günle, 27 Şubat’ta Sayın Öcalan’ın yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nı tekrar hatırlatmak istiyorum. İki çağrı ve girişim de çok önemlidir. Bunlar sadece takvimin birer yaprakları değil. Çatışmaların, acıların, kayıpların ardından aslında yeni bir dönemin başlamasına vesile oldu. Bu yeni dönemin nasıl olacağı ve ilerleyeceği de duruşumuza, mücadelemize bağlıdır. Dolayısıyla; tekrar masa kurdurtan, diyalog ve müzakere zemini açan bu iki önemli günün başarılı olup olmaması bize bağlıdır. Anti-demokratik uygulamalar karşısında vermiş olduğumuz tepkilere bağlıdır. Rojava’da olduğu gibi Kürtlerin tekrar orada statüsüzlüğe, kimliksizliğe, dilsizliğe mahkum etmeye çalışan uluslararası komplo karşısında göstermiş olduğumuz duruşa bağlıdır.
30 Ocak Anlaşması önemsiz bir anlaşma değil
Bakın Rojava'da 30 Ocak'ta bir anlaşma olduysa, buna inanın bütün samimiyetimle söylüyorum. Nusaybin’in, Cizre'nin, Bitlis'in, Siirt'in, Türkiye'nin ve Kürtlerin yaşadığı bütün ülkedeki Kürtlerin ve dostlarının direnişi sayesinde oldu. 18 Ocak'ta Kürtlere, Suriye'de bir teslimiyet dayatılıyordu. Aradan geçen 12 günlük süreçte sizin ortaya koymuş olduğunuz onurlu duruştan dolayı, 30 Ocak Anlaşması imzalandı. Tabii ki hiçbir şey beklediğimiz gibi bazen olmuyor. Ama 30 Ocak Anlaşması da önemsiz değil. Bakın Kürt kentlerinin aslında statüsü tanındı. Kürtler kendi doğal sınırlar içerisine çekildi. Afrin'deki işgal sona erecek. Giresipî’de, Serekanî’de bugün kimi paramiliter güçlerin elinde olan Kürt kentleri inşallah yakın zamanda boşaltılarak, Kürtler kendi evlerine dönecek. Evlerine dönecek ama bir hukukları olacak. Kendi güvenliklerini kendileri sağlayacak. Anadilleri, Arapça'nın yanında resmi dil statüsüne kavuşacak. Mücadele edersek, Rojava'yı yalnız bırakmazsak, Rojava kendi belediye başkanlarını, yerel yönetimlerini kendileri seçecek. Kendi seçtikleri valiler onları yönetecek. Yani Suriye devleti, Rojava’da Kürtlerin yaşamış oldukları yerlerde, kamu kurumlarında temsili olarak bulunacak. Rojava’da bu anlaşmayı sağlayan emek veren, bedel ödeyen, mücadele eden bütün Kürtlere, Kürt liderlerine, Kürt dostlarına bir kez daha Bitlis’ten selamlarımı, saygılarımı, sevgilerimi gönderiyorum.
Mücadele sayesinde dünya Rojava’da Kürtlerin statüsünü kabul etti
Merak etmeyin! Suriye’de, Rojava inşallah garantide olacak. Münih Konferansı’nda terörist dediği Kürtlerin temsilcilerini bütün dünya kabul etti. Amerika Dış İlişkileri Bakanlığı’ndan Suudi Arabistan’a, Fransa’ya, Almanya’ya Münih Konferansı’na katılan neredeyse bütün ülkelerin temsilcileri Sayın Mazlum Abdi ve İlham Ahmed ile görüşmek için sıraya girdiler. Henüz ülkemizde tırnak içerisinde onlara başka tanımlamalar yapıyorsa da, "Günaydın” diyoruz. Dünya artık Kürtleri kabul etti. Rojava'da Kürtlerin statüsünü kabul etti. Kürtlerin geleceğini kabul etti. Kimse Kürtlere bir şey bahşetmedi. Kürtler kendi emekleriyle, mücadeleleriyle, çabalarıyla çok önemli bir merhaleye geldiler. Kürtler, Suriye'de sadece kendi bölgelerini yönetmeyecek, Suriye yönetiminin de ortağı olacak. Onun için o yazılan çizilenlere bakmayın. Emin olun samimi bir partiyiz, şeffaf bir partiyiz. Biz hiçbir zaman halkımızdan ne bir şey kaçırır ne de onları yanıltan bilgiler veririz. Ama bir şeye ihtiyaç var. Uluslararası zemin kaypak bir zemindir. Bazen anlaşmalar oluyor, altına imza atılıyor ama Kürt düşmanı rejimler bir anda çark edip, o anlaşmaya uymuyorlar. Onun için Rojava'daki 30 Ocak Anlaşması’nın yakinen takipçisi olacağız. O anlaşmanın doğru bir şekilde uygulanması için de dünyanın dört bir yanında bulunan Kürtler olarak ayakta olacağız, izleyeceğiz, takip edeceğiz. Kürt'e nerede olursa olsun bir yanlış yapıldığı zaman da karşısında duracağız. Zaten bu konuda bizim geçmişimiz, birikimimiz, tecrübemiz ortadadır. Kimse Kürtlerin sahada kazandığını masada onlara kaybettirmeyecektir.
Kürt sorunu bir terör sorunu değil demokrasi ve özgürlükler sorunudur
Türkiye'de bir süreç var. Yeniden bir kapıyı araladı Sayın Öcalan. Devletle görüşülüyor. Bu süreç henüz başlangıç aşamasındadır. Meclis’te bir komisyon kuruldu. Bir komisyon kimi kararlar verdi. Şimdi Meclis Komisyonun vermiş olduğu kararlar, kati ve sonsuz şeyler değil. Meclis Komisyonu aslında bir Meclis’in kimi yasalar çıkarması için kapıyı araladı. Zaten Meclis Komisyonu, 100 yıllık Kürt meselesini çözecek bir iradeye bir hücre sahip değil. Meclis Komisyonu’nun bir görevi vardı. Bu çatışmalı süreci sonlandıracak, hukuki ve yasal zemini oluşturacak bir altyapı oluşturup, ilgili ihtisas komisyonlarına önerilerini sunmaktır. Bizim Meclis’te bulunan arkadaşlarımız Meclis’te bulunan komisyonun hazırlamış olduğu bazı şeylere katıldığını belirtti. Bazı maddelere de şerh koydu. O itirazlarımızı ortaya koyduk. Çünkü biz bazı şeylere aynı bakmıyoruz. Yani bizi yok sayan, bizi hala terör parantezine sıkıştıran, 100 yıllık bir siyasi ve tarihi meseleyi getirip, terör ve güvenlik parantezini alan bir yaklaşımla aynı düşünmüyoruz. Kürt sorunu bir terör sorunu değil bir demokrasi sorunudur. Bir özgürlükler sorunudur. Bir dil sorunudur, bir kimlik sorunudur. Dolayısıyla bu konuda Meclis raporunun altına biz çekincelerimizi ortaya koyduk. Siz de bunu takip ettiniz. Ve bir kez daha Bitlis’ten seslenmek istiyoruz. Sayın Öcalan, son görüşmesinde çok önemli bir şey söyledi. Diyor ki; "Kürtsüz Cumhuriyet olmaz, olmamalı." 100 yıldır Kürtsüz bir Cumhuriyet örmeye çalıştılar ama olmadı.
Kürt’ü terör ve güvenlik parantezine alan aklı tanımıyoruz
Kavga oldu, çatışma oldu, şiddet oldu. Neredeyse Türkiye'nin dört bir yanına kan düştü, acı düştü. Türkiye'nin ekonomisi, Türkiye'nin enerjisi boşa gitti. Türkiye bugün emekçisine doyacak kadar ücret veremiyorsa, asgari ücret diye geçinebileceği kadar çocuklarını okula göndereceği, karnını doyuracağı kadar ücret veremiyorsa sebebi Kürt meselesindeki çözümsüzlüktür. Kürt dilini konuşmasın diye boşu boşuna milyarlarca dolar harcandı. İşte Sayın Öcalan'ın başlattığı Barış ve Demokratik Toplum Süreci aslında başarıya ulaşırsa en başta ezilenler, emekçiler ve emekliler insanca yaşayacakları koşullara kavuşacaktır. Onun için Cumhuriyetin 2. yüzyılda Kürtler olmalı, Kürtlerin dili, kimliği ve kültürü yasal ve hukuki bir güvenceye kavuşmalıdır diyoruz. Kürtler, bu ülkenin asli unsurlarıdır. Bitlis de bunu bilir. Bin yıllardır, Türklerle birlikte bir dayanışma içerisindedir. Beraber yaşıyor. 100 yıl önce bu ülkenin kurtuluşunda hep birlikte yer almadık mı? Bitlisliler, bu cumhuriyet kurulurken Türklerle birlikte mücadele etmediler mi? Şimdi kuruluşunda, kurtuluşunda Kürt'ü kardeş gören ama kurulduktan, kurtulduktan sonra Kürt'ü öteki gören, 100 yıl sonra terör parantezi, güvenlik parantezi içerisine alan bu aklı biz tanımıyoruz. Bu akıl yanlıştır. Bu akıl doğru yolda gitmiyor.
Madem kardeşsek doğuştan var olan haklarımızın tanınması gerekiyor
Kurtuluşunda yer alan Kürt'ün Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında artık dilinin, kimliğinin tanınması gerekiyor. Bunun mücadelesini yürütüyoruz. Kardeşlik hukukunun gereğinin yerine getirilmesini istiyoruz. Madem kardeşsek, bizim farklı bir dilimiz var. O dilimizi yaşatmamız, o dilimizde eğitim görmemiz, kültürümüzü geliştirmemiz, çocuğumuzun gelecek nesillerimizin kendi dilini öğrenmesi ve dilinde eğitim görmesi gerekiyor. Kardeşlik budur. Kardeşiz ama hepiniz Türksünüz! Vallahi böyle bir yağma yok, böyle bir dünya yok. Yusuf Beg'den Said-i Kurdî'ye kadar birçok insan buna itiraz etti. Ferhat Tepe'nin, Şevket Epözdemir’in katledilmesinin sebebi bu değil miydi? Madem kardeşsek eşit olacağız. Madem kardeşsek, doğuştan var olan haklarımızın tanınması gerekiyor. Kardeşlik ancak böyle yerini bulabilir, böyle karşılığını bulabilir.
Artık Kürt’ün diline ve kimliğine bir hukuk gerekiyor
Biz gerçekten barışa inanıyoruz. Bazı devlet bürokratları böyle agresif bir şekilde DEM Parti'ye karşı konuşuyorlar ya. Yok DEM Parti iyi niyetli değildir. DEM Parti barıştan yanadır. DEM Parti, kimse sahada yokken bu süreci toplumsallaştırmak için gece gündüz toplantılar yaptı. İşte bugün bütün arkadaşlarımızla birlikte şu anda Türkiye'nin dört bir yanında bu süreci anlatmak için toplantılar yapıyoruz. DEM Parti iyi niyetlidir. İyi niyetli olmayanlar hala Kürt meselesini terör parantezine almaya çalışanlardır. Biz buna itiraz ediyoruz. Buna itiraz edeceğiz. Raporda olduğu gibi bunun altına şerh düşeceğiz. Kimi iyi niyetli sözler söyleniyor ama artık iyi niyeti aşacak bir durumdayız. Artık Kürt'ün diline, kimliğine bir hukuk gerekiyor. Dilinin, kimliğinin yasal, anayasal olarak tanınması gerekiyor. 21. yüzyılda hala “herkes Türktür” diye tanımlanan bir vatandaşlık tanımı var. Dünyanın hiçbir yerinde vatandaşlık tanımı bir etnik kimlik de tanımlanmıyor. Ama bizim ülkemizde ısrarla ve zorla, bilmem ne bağıyla bağlı olan herkes Türktür diyor. Biz buna itiraz ediyoruz.
Kürt'ün halayını yasaklayan savcı ve hakimler hakkında soruşturma başlatılmalı
Bakın, daha dün Ağrı'da İl Genel Meclis üyemiz Mihriban Dal ve annesi Güneş Dal tutuklandı. Niye? Sarı, kırmızı, yeşil mendillerle halay çekmişler. Ya 21. yüzyılda bu bir ayıptır. Ve o savcılar ve hakimler de tutuklama kararı veriyor. Şimdi soruyorum Ankara'daki o parmak sallayan, kızan bürokratlara! Böyle mi barış sağlayacağız? Böyle mi kardeş olacağız? Hala Kürt'ün elindeki renklere tutuklama veren, hala Kürt'ün halayını yasaklayan bu yargıyla mı barış sağlayacağız? Buradan Bitlis'ten bir çağrı yapmak istiyorum. Başta Adalet Bakanı olmak üzere ülkeyi yöneten yetkililer, bu provokasyonu yapan savcılar ve hakimler hakkında soruşturma başlatmalıdır. Bu bir provokasyondur. Ne demek? Halayı çekmeyeceğiz. İstediğimiz renkleri taşımayacağız. Kürt hangi renkleri seveceğini sana mı soracak? Bu savcı ve hakimler kimse derhal görevden el çektirilmeli, haklarında soruşturma açılmalıdır. Bunların kime ve neye hizmet ettikleri açığa çıkmalıdır. Bunu kabul etmiyoruz, reddediyoruz, kınıyoruz. Bu bir provokasyondur diyoruz ve demeye devam edeceğiz.
Güvenlikçi akıl değişmeden yol alınamaz
Türkiye'de güvenlikçi bir akıl var. Bu güvenlikçi akıl değişmeden, bu zihniyet değişmeden yol almayacağız. Kürt’ün halayını tutuklatan bir akıl, bu barışı sağlayabilir mi? Türkiye’yi yönetenler önce bu tekçi, güvenlikçi akıl karşısında bir çift laf etsin. Bizim başlattığımız süreç Kürt’ün kendisini inkar edeceği bir süreç değil böyle bir süreç başlamadı. Sayın Öcalan böyle bir süreç başlatmadı. Biz de görüştük. Biz 100 yıldır inkar edilen Kürt'ün dilinin, kimliğinin kabul edilmesinin mücadelesini verdik ve bir diyalog ve müzakere zemini başladı. Şimdi İmralı'da görüşme olacak. Meclis’te bir komisyon kurulacak. Ama Ağrı'da savcı ve hakimler, bir seçilmiş il genel meclis üyesi ve yaşlı bir annesini halay çektikleri için tutuklayacaklar. Böyle olmaz. Biz bunu kabul etmeyiz. Bitlis kabul etmez. Dün Siirt kabul etmedi. Antep kabul etmez. Herkesin oturup, daha sağduyulu ve daha hassas bir şekilde yaklaşması gerektiğini belirtmek istiyoruz.
Rapordaki önerileri Meclis’in yasallaştırıp hayata geçirmesi gerekiyor
Bu rapor dediğim gibi herşey değil sadece bir kapı aralıyor. Raporun içerisinde olumlu şeyler de var. Bu olumlu belirtilen maddelerin hayata geçmesi bile Türkiye toplumunu rahatlatacaktır. Ama bu rapor Kürt meselesinin çözüldüğü bir rapor değil, bir başlangıçtır. Başlangıç için önemli adımların bir an önce atılması gerekiyor. Rapordaki yasal önerileri bir an önce Meclis’in yasallaştırıp, hayata geçirmesi gerekiyor. Eksik olan başlıklar varsa da Meclis bu konuda cesur davranmalıdır. Meclis, cesur adımlar atmalıdır. İnşallah bu Ramazan ayında bu hayırlı ayda Meclis hayırlı işler yapar diyoruz. Evlere inşallah bayram sürecinde mutlu haberler ulaşır. Biz DEM Parti olarak bu konuda hazırız. AİHM, AYM kararlarına Meclis raporunda bir gönderme vardı. Şimdi Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Leyla Güven, Ayşe Gökkan ve binlerce arkadaşımız boşu boşuna cezaevinde yatıyor. Bir an önce AİHM ve AYM kararlarına uyulsun. Raporda da yazılıyor. Bu rapor kime konuşuyor? Bu rapor yazıldı, gereğini kim yapacak? Bu konuda da bir yetkili göremiyoruz. Adalet Bakanı direkt bu konuda üzerine düşeni yerine getirmeli.
Anadilinde eğitim bu ülkenin zenginliğidir
Meclis raporunda doğuştan hak olan bir kavram geçiyor. Doğuştan kazanılan haklar var. Ya biz Kürt'üz, doğuştan Kürt'üz. Dolayısıyla doğuştan var olan hak demek anadili demek. Anadili özgürlüğü demek. Kültür özgürlüğü demektir. Bir an önce bunların da gereğinin yapılması gerekiyor. Bazıları çıkıyor, Kürt kimliği ülkeyi böler diyor. Allah aşkına! Dünyada 110 tane fazla ülkede resmi dilin yanında başka dillerde anadilinde eğitim yapılıyor. Siz anadilde eğitim yapılan bu 110 ülkenin bölündüğünü gördünüz mü? Kavga ettiğini gördünüz mü? Çatıştığını gördünüz mü? Ama Türkiye'de dil böler diyor. Dil bölmez. Dil ülkeyi birleştirir. Dili reddedilen insanların anadilinde eğitim görmesi, öğrenim görmesi, kimliğini, kültürünü geliştirmesi bu ülkenin zenginliğidir. Bu ülkeyi kalkındırır. Bu ülkeye barışı ve kardeşliği getirir. Dolayısıyla herkesin Sayın Öcalan'ın başlatmış olduğu önemli ve kıymetli sürece daha iyi niyetli yaklaşması gerektiğini belirtmek istiyoruz.
Somut adımlar Kürtleri sahici bir biçimde cumhuriyete bağlar
Yerel demokrasi vurgusu yapıyor rapor. Raporun gerekleri yerine getirilsin. İçişleri Bakanı'nın bir kararnamesiyle kayyım atanan belediye eşbaşkanları hemen görevine dönebilir. Kimi bekliyorlar? Neyi bekliyorlar? Al sana Ramazan'da Mardin halkına, Van halkına, Batman halkına, Siirt halkına ve diğer kayyım atanan kentlerin halkına çifte bayram. Bunun gereklerini artık bir zahmet yerine getirsinler. Yurttaşlık tanımı kesinlikle değişmeli. Türkiye'nin bütün renklerine uygun bir yurttaşlık tanımı olmalı. Hepimiz Türkiyeliyiz. Ama içinde Kürt de var, Türk de var, Arap da var, Alevi de var. Farklı inançtan ve kimlikten halklar da var. Buna uygun bir tanımlama olmalı. Bu adımlar Kürtleri sahici bir biçimde cumhuriyete bağlar. Kürtlerin gerçek anlamda bu cumhuriyetin vatandaşları olmaları isteniyorsa bir an önce, saydığım adımların atılması gerekiyor. Yarım asırdır hepimiz büyük acılar çektik. Bu coğrafyada kan aktı, şiddet oldu. Artık bunları sonlandırabileceğimiz bu ağır bedelini ödediğimiz, bu süreçleri bir daha yaşamayacağımız bir dönemi hep birlikte karşılayabiliriz.
Mücadele bitmedi yeni başlıyor şimdi hak alma aşamasına geldik
Tabii ben bunları söylerken bir şeye de açıklık getirmek istiyorum. Değerli arkadaşlar, mücadele bitmedi yeni başlıyor. Diğeri de çok önemli bir mücadeleydi. Ama şimdi hak alma aşamasına geldik. Geçmişte sahada mücadele ettik. Şimdi salonları daha da doldurmamız, il içi örgütlerimize sahip çıkmamız, partimize sahip çıkmamız, Rojava'da Kürtlerin hukuk içerisinde yasal bir güvenceye kavuşmasının mücadelesini vermemiz gerekiyor. Türkiye'de Kürtlerin anadilinde eğitim görmesi, kültürünün özgür olması, insanların halay yüzünden, salladığı renkler yüzünden cezaevine girmemesi gerekiyor. Cezaevlerinin boşaltılması gerekiyor. Sürgündekilerin dönmesi gerekiyor. PKK ve bütün sonuçları ortadan kalkacaksa bütün sonuçlarına uygun yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Bir taraftan diyor ki; PKK silah bıraksın tamam. İşte bırakmak istiyor. Sayın Öcalan çağrı yaptı ama diğer taraftan yasa yok. Ya Allah aşkına silah bırak dediğin insan hangi hukuka göre silahı bırakacak. Nereye gidecek? Silahı bırak ama ülkeye gelemezsin. Silahı bırak ama ailene gidemezsin. Silahı bırak ama yerinde buharlaş. Böyle bir dünya var mı ya? Kürtler tek taraflı dünya kadar adım attı. Biz buralara gelirken şimdi biraz sonra siz de soracaksınız. Bazen sizin sorularınıza yanıt olmakta zorlanıyoruz. Bize ne oldu diye soruyorsunuz. İşte biz de size açıklıyoruz. Biz tek taraflı, samimiyetle, iyi niyetle dünya kadar adım atıyoruz. Ama karşımızdakilerine de diyoruz ki: "Haydi, neyi bekliyorsunuz? Kimi bekliyorsunuz?” Suriye'ye engel olarak koymuştunuz sürecin önünde. Suriye kendi içerisinde bu sorunu tartışıyor, çözmeye çalışıyor. Şara, Mazlum Abdi’yi resmi olarak tanıyor. Münih'te birlikte aynı masada oturuyorlar. Suriye Devleti'ni temsil ediyorlar. Suriye, Kürtlerle meşruiyet kazandı. O Suriye'nin Münih'teki heyetinin yanında Mazlum Abdi ile İlham Ahmed olmasaydı kimse Suriye hükümetini dikkate almazdı. Buyurun siz de bir şeyler yapın. İyi niyet adımları bakacağız, göreceğiz, edeceğiz diyerek bu işler olmaz. Kürtler adım bekliyor. Türkiye'de antidemokratik uygulamalar altında ezilen insanlar adım bekliyor. Cezaevlerinden başlayalım, kayyımlardan başlayalım. Bu halayı çeken kardeşimizi tutuklayan savcı ve hakimlerden başlayalım.
Sürece biz sahip çıkarsak devlet adım atar
Bizim bir arkadaşımız eksik ve yanlış bir değerlendirme yaptığı zaman biz hemen kendisini uyarıyoruz. Buyurun. Ağrı’daki hakim ve savcılar HSK'ya bağlı değil mi? Ya da başka bir şey mi hayata geçirmeye çalışıyorsunuz da bizim haberimiz mi yok? Onun için herkesi samimiyete davet ediyoruz. Yarım asırdır süren ağır tahribatlara yol açan inşallah bu meseleler çözülür. Türkiye barışı hak ediyor. Bitlis barışı hak ediyor. Türkiye'de yaşayan 86 milyon huzur içerisinde demokratik bir zeminde yaşamak istiyor. Bizim görevimiz de bu barışı toplumsallaştırmak, anlatmak. Açık söylüyorum. Bir daha buraya geldiğimizde daha büyük salonlarda daha güçlü toplantılar yapmamız gerekiyor. Biz sahip çıkarsak devlet adım atar. Nitekim Rojava'ya sahip çıktık. İşte bakın uluslararası kamuoyu bile Rojava'yı temel gündemi haline getirdi. Orada Kürtler bir anlaşmaya doğru gittiler. Şimdi o anlaşmanın uygulamalarını bekliyoruz. T
Kürt'ün hakkını hukuki güvencelerle karşılayan bir yönteme ihtiyacımız var
Aramızda Faik Taç, Hurşit Çetin, Feyzullah Mutlu, Ercan Oral, Mazer Tümen cezaevinden çıkan yoldaşlarımız, arkadaşlarımız da var. Onlara da aramıza hoş geldiniz diyoruz. Hiçbir şeye değil sadece bu 30 yıl cezaevinde yatan arkadaşlarımıza bile bakarak, bu güvenlikçi, bu yok sayan, devlet aklı kendisini dönüştürmeli. Ya 30 yıl içeride tuttun, dört duvar arasında. 30 yıl sonra o insanlar çıktı, geldi yine haklı, halkının haklı mücadelesinin yanında Bitlis'te, Siirt'te Türkiye'nin dört bir yanında mücadele ediyorlar. Haklı bir dava, cezaevleriyle, ölümlerle, faili meçhul cinayetlerle engellenemez. Ferhat Tepe'yi katlettiniz. Ferhat Tepe'nin ailesi Kürtlüğünden, dilinden, kimliğinden vaz mı geçti? Şevket Epeözdemir'i katlettiniz. İşte onun akrabası Belkız hanım geldi belediye başkanı oldu, mücadelesinden vaz mı geçti? Dolayısıyla artık yeni bir zihniyete, yeni bir anlayışa, kapsayıcı bir yaklaşıma, Kürt'ü kabul eden, Kürt'ün hakkını yasal hukuki güvencelerle karşılayan bir yönteme ihtiyacımız var diyorum.
22 Şubat 2026
