Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan, 5. Olağan Bursa İl Kongremize katıldı. Burada konuşan Bakırhan, şunları söyledi:
Demokrasi ve barış mücadelesini başarıya ulaştıracağız
Bizi var eden, bugüne getiren ama yaşamını yitirmiş ve aramızda olmayan tüm yurtsever, devrimci arkadaşlarımı Mehmet Abbasoğlu şahsında rahmet ve minnetle anıyorum. Mehmet Abbasoğlu benim de İl Başkanı olduğum dönemde genel başkanlığımızı yapmıştı. Bursa’da oturuyordu. Dersimli Alevi bir ailemizin bireyiydi. Hepimize çok emekleri oldu. Bursa’ya gelmişken Mehmet Başkanı anmamak olmazdı. Mehmet Başkana rahmet ve minnet diliyor ve onların uğruna yaşamlarını yitirdikleri demokrasi ve barış mücadelesini başarıya ulaştıracağımızın sözünü yeniliyoruz. Yine Suruç’ta şehit düşen Ferdane ve Nartan Kılıç kardeşlerimizi de rahmet ve minnetle anıyorum. Suruç’ta yaşamını yitiren yoldaşlarımızı saygı ve minnetle anıyorum. Metin Kılıç arkadaşımıza da başsağlığı dileklerimizi iletiyorum. 10 Ekim şehitlerimiz vardı. Hasan Baykan ve Ramazan yoldaşlarımızı da saygı ve minnetle anıyorum.
Geçmişteki onurlu mücadelenin mirasçılarıyız
Biz değerler partisiyiz. Emekçilerin, yoksulların partisiyiz. Bugün Türkiye'nin parlamentosunun üçüncü büyük partisi haline geldik. Türkiye’nin birçok kentinde örgütlüyüz. Bugünler kendiliğinden oluşmadı. İnsanlarımızın emeğiyle, canıyla, kanıyla oluştu. Cezaevindeki yoldaşlarımızın onurlu direnişleriyle oluştu. Kendi geçmişine ve değerlerine bağlı olmayan, kendi geçmişini ve değerlerini unutan hiçbir parti, hiçbir hareket ilerlemez. Biz değerlerin geçmişteki birikimin onurlu mücadelenin mirasçılarıyız. Onun için anacağız, ama bir daha insanlarımızın yaşamını yitirmemesi için, bir daha Suruçların, bir daha 10 Ekim Gar Katliamlarının yaşanmaması, bir daha faili meçhul cinayetlerin yaşanmaması için de Kürt'ün, Türk'ün, Çerkes'in, Alevi'nin, kadının özgürce ve eşitçe yaşadıkları bir Türkiye'yi eğer örebilirsek biraz önce bahsettiğimiz değerlerimize, bedellerimize vermiş olduğumuz sözü yerine getirmiş oluruz. Onun için bugün Bursa'dayız ve kongremizi yapıyoruz. Ben de 89'da Bursa'da 5 yıl kaldım. Siyasetle ilk tanıştığım yer Bursa'ydı. Yani devrimciliği, yurtseverliği, duruşu, insan olmayı, devrimci olmayı buradan öğrendim. Bursa'da bize iyi ve doğruyu, güzeli öğreten bütün eski yol arkadaşlarımıza da buradan sevgi ve saygılarımı iletiyorum.
Bursa'nın ormanından, yeşilinden, suyundan, doğasından elinizi çekin
Tabii Bursa bizim dönemlerimizde böyle değildi. Yeşil Bursa deniliyordu. Şimdi yeşili kalmamış, beton Bursa olmuş. Yolun altı neredeyse tamamıyla meyve ağaçlarıydı. Yemyeşildi. İçerisinde neredeyse yapı bulamazdınız. Şimdi dağlarımız, ormanlarımız sermayeye peşkeş çekiliyor. Her yer maden, her yer beton. Doğa neredeyse artık imdat diyor. Bursa'nın doğası da en fazla katledilen, en fazla ranta peşkeş çekilen kentlerin başında geliyor. Keşke böyle olmasaydı. O eski halklarımızın, yoksulların, emekçilerin bir arada yaşadıkları, oksijenini rahatça soludukları, suyunu çeşmeden içtikleri o eski Bursa'mız olsaydı ama maalesef dönem değişti, devran değişti. Zenginler için artık her yer peşkeş çekilmesi gereken bir alan olarak görülüyor. Belki de bu iktidarı en fazla eleştireceğimiz konulardan biri doğamızın, dağlarımızın, ovalarımızın, suyumuzun katledilerek sermayeye peşkeş çekilmesidir. Bursa'dan elini çek diyoruz. Bursa'nın ormanından, yeşilinden, suyundan, doğasından elinizi çekin diyoruz ve bu ekokırıma karşı da DEM Parti olarak her daim mücadele edeceğiz.
Yeşil kent Bursa’yı sanayicinin zengin olduğu kent haline getirdiler
Evet, Bursa bir sanayi kenti ama neredeyse emin olun yoksulların en yoğun yaşadığı bir kenttir. Sanayi kenti ama sanayici kazanıyor. Emekçi kazanamıyor. Sanayi kenti ama işte o küçük ve orta ölçekli esnafımız kepenklerini kapatmak durumunda kalıyor. Zenginlik var ama emekçi pay almıyor, ama yoksul pay alamıyor. Ama yerinden, yurdundan burada ekmek ve aş bulmak için gelenler iş bulamıyor, ekmek bulamıyor. Kira borcunun derdine düşmüş. Çocuklarına okula giderken nasıl bir beslenme çantası oluşturacağının derdine düşmüş. Eşitsizlik var. Neredeyse mekânsal eşitsizlikte Bursa Şırnak'ın çok çok ilerisinde bulunuyor. Hiç olmasa Şırnak'ta bir denge var. Yıldırım'la Nilüfer arasında dünya kadar bir fark var. Yıldırım'ın kendi arasında, mahalleleri arasında farklar var. Yani sanayicinin, zengin olduğu iktidara yakın iş insanlarının zengin olduğu, emekçilerin ve yoksulların gittikçe yoksullaştığı, hatta yer yer evine götürecek ekmeği bulunmayan bir kent haline getirdiler bu verimli kenti, bu yeşil kenti. Bu gerçekten insanların rahatça nefes alabildikleri kent şu anda can çekişiyor. Tabii ki özellikle son 25 yılda iktidarın uygulamış olduğu ekonomi politikalarıyla, sanayi politikalarıyla da biraz birbiriyle bağlantılıdır.
Türkiye’de insanlar barınmak için kendisini tutuklatıyor
Bursa'da da olduğu gibi Türkiye'de bir avuç zenginleşiyor ama milyonlar yoksullaşıyor. Bu karanlık tablo da gittikçe devam ediyor. İnsanlar gerçekten mutfağına, kirasına, borcuna yetişmeye çalışıyor. Bakın size bir örnek vereceğim. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yok. Antalya'da bir yurttaşımız bilerek ve isteyerek Cumhurbaşkanı'na hakaret ediyor. Niye mi? Deli falan değil, aklı yerinde. Çok zeki bir insan. Niye biliyor musun? Dışarıda barınacağı yer yok, yiyeceği ekmek yok. Bari Cumhurbaşkanı'na hakaret edeyim de beni cezaevine atsınlar, karnım doysun, orada bir ranzada yatarım diye hakaret ediyor ve tutuklanıyor. Bir ülke düşünün Türkiye gibi yeraltı ve yerüstü kaynaklarıyla birlikte dünyanın 20. büyük ekonomisi içerisindedir. Ama insanlar bilerek ve isteyerek hakaret edip kendisini tutuklatıyor. Niye? Barınmak için ve karnını doyurmak için. İşte bu ülkenin ekonomisinin hangi noktaya geldiğinin en iyi örneklerinden birisi de budur değerli arkadaşlar. Maalesef ülkemizde ekonomi gitmiyor.
Bu ülkenin kaynaklarının 86 milyon insana eşit ve adilce dağıtılmasının mücadelesini yürütüyoruz
Bursa bir tekstil kentidir. Tekstil fabrikaları kapanıyor, insanlar Mısır'a gidiyor. Tekstilin dünya kadar sorunu var ama tekstilin sorununu dikkate alan, bunun için bir program çıkaran, Türkiye'yi geçmişte olduğu gibi, yine işte Bursa'da olduğu gibi dokumanın, tekstilin, mobilyanın başkenti haline getirmek için devletin bir politikası yok. Kepenkler iniyor. Bursa toprağı ve coğrafyasıyla zengin ama yoksul. İşte DEM Parti olarak son yaptığımız büyük olağan kongremizde de dediğimiz gibi biz bu ülkenin kaynaklarının, bu ülkenin değerinin ve bütçelerinin emekçilere, yoksullara ve 86 milyon insana eşit ve adilce dağıtılmasının mücadelesini yürütüyoruz, yürüteceğiz dedik. Ve emin olun inşallah bir gün iktidar olabilirsek Amed Belediyesi'ni nasıl yönetiyorsak, rantın, yolsuzluğun olmadığı biçimde, açık, şeffaf bir biçimde bir gün Bursa dahil Türkiye'yi yöneteceğiz. Adaletin, eşitliğin, aşın ve işin ne olduğunu da inşallah herkese pratiğimizle göstereceğiz. Tabii ki amin diyeceğiz ama çalışacağız da. Ama örgütleneceğiz de.
Barışın ve demokrasinin, emeğin ve emekçinin partisini hak ettiği yere getireceğiz
Kongremizi yaparken sadece Bursa'daki Kürtleri değil, Alevileri, Çerkesleri, kendi ülkesini terk etmiş, Bursa'yı kendisine yurt edinmiş göçmenleri, Arapları, Türkleri, herkesi kendi parti zeminimize çekeceğiz. Niye? Emin olun o kadar büyük onur duyuyorum ki, çok bedel de ödedik partimizde. Ama gerçekten Türkiye siyaset fotoğrafına bir bakın. Yolsuzluğun olmadığı, hırsızlığın olmadığı, hakkın, hukukun, adaletin olduğu, liyakatin olduğu, baskılara karşı onurlu bir duruşun, direnişin olduğu, halkın ve emekçinin, ezilenin hakkını ve hukukunu her şeye rağmen savunan, sadece Türkiye'de değil, dünyada örnek bir partinin bugün siz üyelerisiniz. Bugün birlikte Bursa'da kongresini yapıyoruz. Bununla ne kadar gurur duysak o kadar yeridir. Bu kadar baskı görmüş ama hala Bursa'da halkları bir araya getiren bir partiyle gurur duymak gerekiyor. Evet, iktidar olacağız, Türkiye'yi yöneteceğiz ama değerli kadın arkadaşlar, çok kıymetli genç arkadaşlarımız, bunun için güçlü olmamız lazım. Bursa'da, Nilüfer'de de, Yıldırım'da, diğer il ve ilçelerde de örgütleneceğiz. Sadece mevcut altyapımızla yetinmeyeceğiz. Barışın ve demokrasinin, emeğin ve emekçinin partisini hak ettiği yere getireceğiz. Bunun için Bursa'nın her sokağı, her caddesi, her fabrikası, her iş yeri bizim çalışma alanımız ve sahamız olmak durumundadır. Çünkü sicili temiz bir partiden bahsediyoruz. Selahattinlerin, Figenlerin, Nazmilerin, Leylaların, Ayşe Gökkanların partisinden bahsediyoruz. Vedat Aydınların, Musa Anterlerin, Mehmet Sincanların partisinden bahsediyoruz. Denizlerin, Mahirlerin, Sakinelerin, Mazlumların geçmişte emek vererek, mücadele ederek bugüne getirdikleri değerlerin savunucusu olan bir partiden bahsediyoruz. Kadının eşit olduğu, eş başkanlık sisteminin olduğu, kadınların parlamentoda kurumumuzun yarısını oluşturdukları bir kadın partisinden bahsediyoruz. Emekçilerin ve yoksul çocukların belediye eş başkanı olduğu, milletvekili oldukları bir partiden bahsediyoruz. İş insanının değil, emekçinin partisinden bahsediyoruz. Sadece Kürt'ün değil, eşit yurttaşlık arayışı içerisinde olan Alevilerin partisinden bahsediyoruz. Çerkeslerin, Lazların partisinden bahsediyoruz. Ayrımcılık yapmayan, ırkçılık yapmayan, her daim bulunduğu her yerde barış diyen, eşitlik diyen, kardeşlik ve adalet diyen bir partiden bahsediyoruz.
Bu kadar mücadele eden bir partinin yeri Türkiye'nin birinci partisi olmaktır
İşte bu kadar yüce değerler için mücadele eden, bedel ödeyen bir partinin yeri Türkiye'nin 3. büyük partisi olmak değil, 1. partisi olmaktır. Sizlere söz veriyoruz. 1989'da burada mücadele ederken tutuklandım. 19 yaşındaydım. O zaman bize deselerdi DEM Parti ya da sizin temsil ettiğiniz değerler Türkiye'nin 3. büyük zemini olur mu? İnanmazdık. 89'da deselerdi ki Kürt ve Türk emekçi ve yoksul çocukları parlamentoda 3. büyük grup olacak mı? Belki inanmazdık. İşte 89'lardan bugüne kadar çok önemli bir aşama kat ettik. Yeterli mi? Değil. Doğa kırımının durması için, kadın katliamlarının durması için, yoksulluğun, işsizliğin durması için, Kürt'ün kendi anadiliyle, kimliğiyle eşit yurttaş olması için daha çok yol yürümemiz lazım. Biz bu yol için varız. Bursa var mı? Bursa'daki emekçiler var mı? Sizlere sormak istiyorum.
2 milyon insanın aşı ve ekmeği çalınıyor ama istifa eden yok
Bakın, öyle bir memlekette yaşıyoruz ki ya bir gecede 20 milyar dolar iç edildi. Bir gecede. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük vurgunu ve soygunu gerçekleşti. Fon vurgunundan bahsetmek istiyorum. Allah aşkına, bu fon sistemini kuranlar kim? Belli. SPK'sı, devlet bürokrasisi, öyle değil mi? Peki, bu fon vurgununu yapanlar kim? Maşallah tek tek isimleri ortalığa dökülüyor. İsimleri belli. Öyle değil mi? Peki, buna izin veren devlet kurumları, devlet bürokrasisi kim? Onların da ismi belli. Ama ne hikmetse hiçbirisi ne gözaltına alındı ne tutuklandı. 20 milyar emekçinin, yoksulun parası çalındı, hiç edildi. Ama maşallah daha SPK'nın yönetimi, yönetimini devam ettiriyor. Yahu istifa etmeniz için, bu halktan özür dilemeniz için, bu vurgun ve yoksulluk karşısında biraz utanmanız için daha ne olsun Allah aşkına? Daha ne olsun ya? Dünyanın başka yerinde insanlar 3-5 kuruş para bir yolsuzluk ve hırsızlığa bulaştığı zaman istifa ediyor. 2 milyon insanın aşı ve ekmeği çalınıyor. Türkiye'de hiçbir şey olmamış gibi davranılıyor.
Cezaevi vurguncu ve talancıya işlemiyor
Değerli arkadaşlar, emin olun memleket iyi yönetilmiyor. Keşke iyi yönetilseydi. Emin olun demokrasi yok. Tweet atan yargının radarına takılıyor. Ama 20 milyar doları çalanlar yargının radarına bir türlü takılamıyor. Bursa'dan Eskişehir'e arabasını 1 kilometre daha hızlı sürenler radara takılıyor. 2 milyon insanın aşını, ekmeğini cebinden bir gecede iç edenler yargının radarına takılmıyor. Devlet alırken radarı çalışıyor ama yolsuzluk ve hırsızlık konusunda radar bozuk. İşte o radarı, bozuk radarı düzeltmeye geleceğiz. Adalet için geleceğiz. Cezaevinde bulunan sadece siyasi tutsaklar değil, 450 bine yakın insan cezaevinde. Allah aşkına. Bir ülkede cezaevi kapasitesinin 1,5 katı insan cezaevinde olur mu? Hadi fabrikalarda vardiyalı çalışma usulünü gördük. Cezaevinde arkadaşlar var vardiyalı yatıyor. Düşünebiliyor musunuz? Niye? Yer yok. Allah aşkına, bizim hukuk sistemimiz emekçiyi, yoksulu, garibanı cezaevine göndermesini biliyor ama bir türlü vurguncuya, talancıya işlemiyor. Dolayısıyla biz geldiğimiz zaman uyuşturucu olmayacak, vurgun olmayacak, çeteler olmayacak, çocuklarımız uyuşturucu belasına bulaşmayacak, cezaevleri yerine okullar, müzeler, işyerleri yapacağımızın sözünü veriyoruz. Nasıl mı? 20 milyar dolar vurguna giden parayla. Nasıl mı? Doğamızı katleden ama vergi muafiyeti sağlanan, o iş insanlarına sağlanan vergi muafiyetinden sağladığımız paralarla. Nasıl mı? Yolsuzluk ve hırsızlık yapmadan.
Kürt'ü ve Türk'üyle DEM Parti'yi büyüterek iktidara getireceğiz
Bakın, DEM Parti'nin yerel yönetimlerini takip ediyorsunuz. Varto Belediyemiz demokratik, şeffaf, yerel yönetimci dik anlayışıyla, katılımcı belediyecilik anlayışıyla dünyada 2. oldu. Varto Belediyemiz, Muş'a bağlı Varto Belediyemiz. Bakın, yüz yıldır Türkiye'de belediye var. Yüz yıldır belediyeler kazanılıyor ama bizim Varto Belediyemiz dürüstlüğüyle, katılımcı bütçesiyle beraber Türkiye'nin gururu ve onuru oldu. Türkiye adına 2. oldu. İşte bizim yerel yönetimler anlayışımız Varto'daki gibidir. Bizim yerel yönetimler anlayışımızda vurgun ve talan yok. Kayyım hırsızlığı yok. Bizim yerel yönetim anlayışımızda Kürt var, Türk var, emekçi var, yoksul var, kadın var, genç var. Hizmet var. Kimse cebini ve kasasını doldurarak gitmiyor. Bu açıdan inşallah bu ekonomideki sorunları gidermek için, yargıdaki sorunları gidermek için, insanların aş bulamadığı için intihar ettiği bu sistemi ortadan kaldırmak için, dili ve kimliği için 40 yıldır dövülen, sövülen, itilen, horlanan, hala binlerle cezaevinde olan bu antidemokratik uygulamaları ortadan kaldırmak için Türk'üyle, Kürt'üyle, emekçisiyle, kadınıyla, Çerkes'iyle birlikte DEM Parti'yi büyüterek iktidara getireceğiz.
Müzakerenin de kıymetini biliriz ama fon vurgununun da açığa çıkması için elimizi masaya vururuz
Değerli arkadaşlar, bir taraftan da bir süreç yönetiyoruz. Şimdi değerli misafirlerimiz diyecek ki ya bu kadar eleştiri ama işte bu iktidarla da masada oturuyorsunuz. Evet, biz bir taraftan müzakere yaparız, bir taraftan muhalefet yaparız. Biz DEM Parti'yiz. Biz nerede olursa olsun ilkelerimize göre hareket ederiz. Müzakerenin de kıymetini biliriz. Onun için gerekli olan çabayı da samimice, dürüstçe ortaya koyarız ama fon vurgununun da açığa çıkması için mecliste Gülistan vekilimizin yaptığı gibi elimizi masaya vururuz. Biz değerler partisiyiz. Biz öylesine oluşan bir parti değiliz. Bizim değer dediğimiz şey sizin yıllardır ödemiş olduğunuz bedeller ve emeklerle ortaya çıkan bir bütündür. Bizim değerler dediğimiz şey Türkiye demokrasi tarihinde Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri hak diyen, emek diyen, yoksul diyen, ezilen diyen, halklar ve inançlar diyen insanların mücadelesinin birleşkesidir.
Barış birinci aşama, ikinci aşamada demokratik adımları birlikte tartışacağız
Tabii ki eleştireceğiz ama Türkiye için tarihi önemli olan bu Barış ve Demokratik Toplum Sürecini de sahipleneceğiz. Niye? Türkiye'nin barışa ihtiyacı var. Bakın değerli halkımız, barış kötü bir şey değil. Burada bu mücadelede çocukları ve eşleri, kardeşleri yaşamını yitirmiş annelerimiz ve insanlarımız var. Barış iyidir. Barış için mücadele etmek iyidir. Türkiye'de bir barış sürecine ihtiyaç vardır. 40 yıldır Türkiye'nin ekonomisi Kürt anadilini konuşmasın diye çarçur edildi. İşte biz Kürt diliyle, kimliğiyle, varlığıyla anayasal vatandaşlar ve eşit yurttaşlar olsun diye barış müzakeresinde oturuyoruz. Tabii ki barış birinci aşamadır. Bu sürecin birinci aşamasını başarıya ulaştırabilirsek inşallah ikinci aşamada Kürt'ün dilini, Alevi'nin eşit yurttaşlık hakkını, emekçinin ekonomide adalet arayışını, gençlerin geleceksizliğini ortadan kaldıracak demokratik adımları birlikte tartışacağız.
Barışı kurumsallaştırmak için demokratik bir basınç oluşturarak iktidarı adım atmaya zorlamalıyız
Bu iktidarla barış yürütülmez diyenler de var. Saygı duyarım. Ama şunu söylemek istiyorum. Barış kim olursa olsun onunla yürütülen bir şeydir. Barış ertelenmesi gereken bir mesele değil. Barış geciktirilmesi gereken bir mesele değil. Her barışmadığımız süreç içerisinde Türk ve Kürt gençleri yaşamını yitiriyor. Dolayısıyla barışı kurumsallaştırmak için karşımızdaki muhatap kimse Türk'ü, Kürt'ü, devrimcisi, demokratı, sosyalistiyle birlikte demokratik bir basınç oluşturarak iktidarı adım atmaya zorlamalıyız. Biz adım atmaya zorlatmadığımız müddetçe vallahi her şey iktidarın istediği gibi devam eder. Onun için barış süreci tarihidir, önemlidir. Kiminle sürdüğünün, kiminle yürüttüğümüzün tartışması yerine barış sürecinde iktidara adım attırmak için ortak mücadele etmek, barış sürecine ortak destek vermek, omuz omuza Kürt'ün dili, Alevi'nin eşit yurttaşlık hakkı, emekçinin iş ve aş hakkını, gençlerin geleceğini garantiye almak için mücadele etmemiz gerekiyor.
Tek taraflı adımlar atılırken iktidar neyi bekliyor?
Bakın Sayın Öcalan çok önemli bir risk aldı. Bursa'dan İmralı Adası'na da Sayın Öcalan'a ve yanındaki arkadaşlara, cezaevindeki tutsak yoldaşlarımıza da selam, sevgi ve saygı gönderiyoruz. Sayın Öcalan dünyanın hiçbir çatışma ve çözüm süreçlerinde olmayan bir şey yaptı. "Silah mı? Hadi buyurun devreden çıkarabilirim. Hadi PKK'yi feshedeyim. Örgüt gelip de demokratik siyasal yaşama dair olsun'' dedi. Ve büyük bir sorumluluk aldı. İyi niyetle, samimice 86 milyonu düşünerek büyük bir risk aldı. Şimdi ben size soruyorum. Ya bizim devlet adım atmak için neyi bekliyor? Tek taraflı bu kadar önemli adımlar atılmışken, tek taraflı bu kadar sorumluluk alınmışken acaba bizim iktidarımız Ahmet Türk'ün görevine dönmesi için neyi bekliyor? Siirt Belediye Eş Başkanlarımızın, halkın iradesiyle seçilip yerine kayyım atanan kardeşlerimizin, yoldaşlarımızın görevine dönmesi için neyi bekliyor? AİHM kararını uygulamak için neyi bekliyor? AYM kararını uygulamak için neyi bekliyor? Figenleri, Selahattinleri bırakmak için daha neyi bekliyor?
İktidara sesleniyoruz; adım atmak için beklemeyin
Bugün Kürt kentlerini uyuşturucuya, kriminal işlere bulaştıran bu çetelerle mücadele etmek için neyi bekliyor? Dolayısıyla Bursa'dan çağrımızdır. Kürtler genciyle, barış anneleriyle, 7'den 70'e bir bütün olarak bu barış sürecini destekliyor ve samimidir. Siyaset yapmıyor, takiye yapmıyor, gerçek barışa ulaşmak için elinden gelen bütün sorumluluğu ortaya koyuyor. Bursa'dan diyoruz ki iktidar neyi bekliyor? İktidar da görev ve sorumluluklarını yerine getirsin diyoruz. Emin olun gittiğimiz her yerde sadece Kürtlerin değil, Türkiye'deki emekçilerin ve yoksulların ortak talebi de artık bir an önce iktidarın yol temizliği yaparak adımlar atması yönündedir. Dolayısıyla iktidara sesleniyoruz. Adım atmak için beklemeyin. Başta cezaevlerinden başlayın. Sürgünlerden başlayın. Bölgedeki hukuksuzluklardan, adaletsizliklerden başlayın. Can Atalay'dan başlayın. Selçuk Kozağaçlı'dan başlayın. Selahattin Demirtaş'tan, Leyla Güven'den, Figen Yüksekdağ'dan başlayın. Kanun Hükmünde Kararnamelerle işinden ve aşından edilen KHK'lılardan başlayın. "Barış bir insanlık sorunudur." diyen barış akademisyenlerinden başlayın. Her gün kadınları katleden bu cezasızlık içeren yasalarınızı değiştirmekten başlayın. Bursa'daki doğa talanı ve doğa kırımından vazgeçmekten başlayın. Yoksulun asgari ücretini artırmaktan başlayın. Geçinemeyen, torununa harçlık dahi veremeyen emekçilerin alın terinden başlayın. Demokrasiden, hukuktan, adaletten başlayın diyoruz.
Türkiye'nin demokratik bir cumhuriyet olması için mücadele etmeye devam edeceğiz
Şimdi iktidar isteksiz davranıyor ama bizim istekli olmamız lazım. AİHM kararları uygulansın dememiz lazım. Doğa talanına son verin dememiz lazım. Hukuk olsun, adalet olsun dememiz lazım. Gençlerin alın terini ve geleceklerini, umutlarını bir avuç sermayeye peşkeş çekmeyin dememiz lazım. Bir an önce bu barış sürecinin başarıya ulaşması için adım atın dememiz lazım. O kadar çok şey anlatabiliriz ki ama şuna emin olun sizin kardeşleriniz, yoldaşlarınız olarak sizin adınızla mecliste, belediyelerde, yerel yönetimlerin diğer kademelerinde bulunan yoldaşlarınız sizlere layık olmak için elinden gelen her şeyi yapıyor ve yapacaktır. Bizler hiçbir zaman şimdi burada oturan annelerimizin başını eğecek bir pratik içerisinde olmayacağız. Bizler gençlerimize örnek siyasetçiler, devrimci siyasetçiler olmak için nasıl bir duruş, nasıl bir tutum, içerisinde olunması gerekiyorsa öyle olmaya devam edeceğiz. Bizler ekolojist kurumlarıyla birlikte doğamızı sahiplenmeye devam edeceğiz. Cemevleri ibadethane statüsü kazansın diyen Alevi yurttaşlarımızın eşit yurttaşlık hakkını sahipleneceğiz. Çerkeslerin, Abhazların, göçmenlerin, kimin olursa olsun hakkını savunacağız. Çünkü bizler insanız. Bizler dünya değerlerine sahip çıkan, kendisinin ve komşusunun hakkını ve hukukunu arayan Kürtleriz. Bizler Amed'iz, Dersim'iz, Siirt'iz, Batman'ız. Bizler kendisine barış eli uzatıldığı zaman o eli sıkı sıkıya, samimice tutan Bedirxanların, Cegerxwînlerin, Apê Musaların torunlarıyız. Onun için tekrar ediyorum. Samimi bir şekilde bu meselenin çözülmesi, Türkiye'nin önümüzdeki yüz yılda demokratik bir Türkiye, demokratik bir cumhuriyet olması için mücadele etmeye devam edeceğiz. Bu kongremiz de inşallah önümüzdeki dönem Kürtlerin kimliği, vatandaşlık hakkı, kültürü, Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı, diğer hakların ve inançların demokratik hak ve özgürlüklerini daha güçlü savunacak. İnşallah bir sonraki kongremize geldiğimiz zaman yönetimimizde göçmenler de olacak. Çerkesler de olacak, Araplar da, Türkler de olacak. Çünkü biz bu ülkeyi yönetmeye talibiz. Bu ülkeyi birlikte yöneteceğiz. Kürt'ü dışlayan, Alevi'yi yok sayan, emekçiyi ve yoksulu kapının kenarına bırakan, ölüme ve yoksulluğa terk eden bir anlayış yerine emekçilerin, ezilenlerin de içinde olduğu bir yönetim anlayışıyla birlikte Türkiye'yi hak ettiği yere getireceğiz.
Kürtler arası bir birliğe ihtiyaç var
Bir grup arkadaşımızla birlikte Federe Kürdistan Bölgesine bir ziyarete gitmiştik. Orada bir konferans vardı. Oraya katılmıştık. Neredeyse hem Irak'ın bütün dinamikleri, hem Kürdistan Bölgesinin bütün yönetim kademesi, Ürdün'den tutalım, Arap coğrafyasındaki ülkelerin devrimcileri, demokratları, hak ve hukuk arayan siyasi kurumlarının bütün temsilcileri o konferanstaydı. Biz de oradaydık. Orada bir kez daha gördüm ki Ortadoğu'daki ülkeler de Türkiye'deki barış sürecini önemsiyor, kıymetli ve değerli olduğunu biliyor. Türkiye'nin demokratik, onurlu bir barışa kavuşması halinde bu barışın Ortadoğu'yu da iyileştireceğini söylüyorlardı. Dolayısıyla bizim kendi barışımız sadece bizimle ilgili değil, aynı zamanda bölgede de, Ortadoğu'da da onurlu bir barışı getirebilir. Bizim barışımız Ortadoğu'da örnek olabilir. Bizim barışımız Beluçların, oradaki Kürtlerin, oradaki Filistinlilerin, orada hak ve hukuk mücadelesi yürütenlerin de mücadelesini güçlendirebilir. Yine o konferansta bir şey daha gördüm. Kürtler arası bir birliğe ihtiyaç var. Bu birlik kimseye düşmanlık yapmak üzerine kurulu bir birlik değil. Bu birlik Hewlêr'deki Kürt'ün de hakkını arayan, Qamişlo'da, Kobanî'de adalet ve özgürlük arayan Kürt'ün de hakkını koruyan, bu birlik Hewlêr'e, Süleymaniye'ye İran'ın topları ve bombaları düştüğü zaman bu yanlıştır, bunu yapmayın diyen, bu birlik Türkiye'deki Kürt'ün kimlik hakkını ve demokratik hakkını arayan bir geleceğe hizmet edecek bir birliktir. Kürtlerin kendi içinde birliğe ihtiyacı var. Kürtlerin Türkiye'de devrimciler, demokratlar, kadınlar, ekolojistlerin birliğine ihtiyacı var, ittifakına ihtiyacı var. Önce kendi birliğimizi, sonra dostlarımızla demokratik bir birlik oluşturabilirsek, emin olun yolsuzluğun olmadığı, hırsızlığın olmadığı, aç ve açıkta kimsenin olmadığı, insanların aç olduğu için bilerek kendisini cezaevine attırmadığı bir Türkiye fotoğrafının olmadığı, emeklilerin ve emekçilerin ekonomik sebeplerden dolayı intihar etmediği bir Türkiye yaratacağımıza inanıyorum.
Hep birlikte demokratik Türkiye olacağız
Kongremize başarılar diliyorum. Eski başkanlarımız Mehmet Deniz ve Abide Ok başkanlarımıza da selam ve sevgilerimi gönderiyorum. Bize çok büyük emekleri oldu. Son iki yıldır Bursa'da ciddi bir örgütlenme ve hareketlenme var. En son Newroz'da da bunu ortaya koydunuz. İnşallah daha büyük Newrozlar, daha büyük eylem etkinlikler, daha büyük barış mücadelesini gerektirecek işleri hep birlikte yapacağız. Yeni seçilecek yönetime de başarılar diliyorum. Mahkum Taş'la Rabia Toktaş arkadaşlarımız eş başkan adayıdır. Onlara da başarılar diliyorum. Birlikte olacağız. Beraber olacağız. Hakkı, hukuku, demokrasiyi savunmaya devam edeceğiz. Yoksulların, emekçilerin partisi olmaya devam edeceğiz. Kürt'ün, Alevi'nin partisi olmaya devam edeceğiz. Kadınların özgürce siyaset yapabildikleri, özgürce kendilerini ifade edebildikleri bir zemin olmaya devam edeceğiz. İnşallah hep birlikte demokratik Türkiye olacağız. İnşallah hep birlikte demokratik ve kimsenin ezilmediği bir Türkiye'nin yönetimi olacağız diyorum. Hepinizi selamlıyor, saygılarımı ve sevgilerimi iletiyorum.
18 Ekim 2026
