Bakırhan: Barış terazisinin bir kefesine silah bırakıldıysa diğer kefesine hukuk konulmalıdır

Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan, Meclis Grup Toplantımızda güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bakırhan, şunları söyledi: 

Kürt'ün bir filmi yapılacaksa Mame Sıddık’ın filmi yapılmalı 

Yeni yasama döneminin ilk grup toplantısına hoş geldiniz. Dün Pervari İlçe Eş Başkanımız Mame Sıddık’ı kaybettik. Siirt’te uzun süre çalışma yürüttüm. Kar yağdığında 3-4 ay kapalı kalan bir yerdir Pervari. Türkiye’nin en yoksul ilçelerinden biridir. Mame Sıddık 40 yıldır bazen tek başına kaldı. Hem sisteme hem de kimi aşiretlerin partimize karşı olan tutumuna rağmen bu partinin geleneğinden gelen bütün partilerimizde yöneticilik yaptı. Kürt’ün bir filmi yapılacaksa Mame Sıddık’ın filmi yapılmalı. Çünkü 40 yılda Kürt toplumu, dostlarımız ne yaşadıysa Mame Sıddık onun katbekatını yaşadı. Pervari halkının başı sağ olsun, halkımızın başı sağ olsun. Mame Sıddık’ın ailesinin ve yol arkadaşlarının başı sağ olsun.

Çocuklar arasında şiddet ve zorbalığa karşı kalıcı önleyici programlar hayata geçirilmeli 

Yine üzücü bir haberle devam edeceğiz. Yine bir okul, yine bıçaklı bir saldırı. Üçü ağır, 8 öğrenci bu saldırıda yaralandı. Yaralı öğrencilere acil şifalar diliyorum. Ailelerine de iyi olmaları dileklerimizi iletiyoruz. Daha önce söyledik, yine söyleyeceğim. Okul, çocukların kendilerini en güvende hissetmeleri gereken bir mekandı eskiden. Şimdi de öyle olması gerekiyor. Bugün yaşanan saldırı bu güvenin ne kadar kırılgan hale geldiğini bir kez de ortaya koydu. Okullarda gerekli tedbirlerin yeniden ele alınması gerekiyor. Bu saldırılarla birlikte önümüze büyük bir görev olarak çıktı bu. Ancak tek başına güvenlik önlemi almak yeterli değil. Her okula yeterli sayıda psikolojik danışman atanmalı. Çocuklar arasında şiddet ve akran zorbalığına karşı kalıcı önleyici programlar hayata geçirilmeli. Bu programlar eğitim sendikaları, aileler, öğrenciler ve uzmanlarla birlikte hazırlanmalıdır. Çocuklara yönelik koruyucu ve önleyici politikalar geliştirerek yaşamsallaştırmak sorumluluğunu taşıyan herkesin öncelikli görevi budur.

12 yıl geçmesine rağmen Kobanî Kumpas Davasında hukuk garabeti devam ediyor

Bugün 6-8 Ekim Kobanî olaylarının yıl dönümüdür. Bu vesileyle Kobanî olaylarında yaşamını yitiren bütün yurttaşlarımızı rahmetle anıyorum. Tekrar ailelerine başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Daha önce de söyledik, çok karanlık bir dönemdi. Yaşamını yitiren bütün vatandaşlarımızın faillerinin bir an önce açığa çıkarılması gerektiğini tekrar belirtmek istiyorum. Çünkü insanlar yaşamını yitirdi ama failleri ortada yok. Kimse oraya yoğunlaşmadı. Aradan geçen 12 yıla rağmen Kobanî Kumpas Davasında hukuk garabeti hala devam ediyor, arkadaşlarımız hala tutuklu. Kobanî Kumpas Davasından tutuklu arkadaşlarımızın hala bu sürece rağmen, yerel mahkemenin vermiş olduğu karara rağmen tutuklu olmalarını kabul etmiyoruz. Bunun izahı yok. Kobanî Kumpas Davasında yargılanan arkadaşlarımızın artık özgürlüklerine kavuşması gerekiyor. İnşallah en yakın zamanda arkadaşlarımızla özgür günlerde kavuşacağız.

Milli kelimesi halkın sırtından servet transferi yapanların maskesi haline geldi

Günlerdir toplumun tamamı Cumhuriyet tarihinin en büyük vurgunlarından, yolsuzluklarından birini konuşuyor. Bir yanda geçinemediği için hayatına son veren emekliler ve aile bütçesine katkı sunmak için çalışan çocuklar var. Diğer yanda ne var? Birini bin yapan, milyonunu milyona çeviren vurguncular, hırsızlar var. Türkiye bir yandan Soma’da madende yaşamını yitiren beş emekçinin hazin hayat hikayelerini dinliyor, diğer yandan ise Terra fonunun sahiplerinin özel jetiyle yolculuk yapan siyasetçileri ve bürokratları soruyor. Çiftçi mazotun, esnaf borcun, öğrenci geleceksizliğin, emekli geçim derdinin altında eziliyor. Takipteki alacaklar büyüyor, icra dosyaları 26 milyonu aşıyor. Yurttaş geleceğe umutla değil büyük bir kaygıyla bakıyor ülkemizde. Böylesi karanlık bir düzende milyar dolarlık vurguna takılan maskenin adı nedir? “Yerli ve milli finans” diye halkımızı kandırdılar. Milli kelimesi halkın sırtından servet transferi yapanların maskesi haline getirildi maalesef. Yerli olan tek şey ise mağdur edilen 86 milyon insanımızın emeğidir, alın teridir. Bu soygun sadece borsayla, fonlarla sınırlı kalmadı; milletin en masum tutkusuna, futbola kadar uzandı. Bugün aramızda Hakkari Türkiye Futbol Federasyonu temsilcisi arkadaşımız da var. Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), büyük kulüplerin yöneticilerinin de içinde yer aldığı 448 yöneticiyi son 5 yılda bahis oynamaları sebebiyle disipline sevk etti. Düşünün TFF’nin 500'e yakın yöneticisi bahis oynadıkları için disipline sevk ediliyor. Yine Merkez Hakem Kurulu Başkanının sahtecilik soruşturmasında tutuklandığına hep birlikte şahitlik ettik. Rantın milletin formasına, sevincine, futbol tutkusuna kadar sızdığını ortaya koyan bir rezaletle karşı karşıyayız. İnsan tuttuğu takımın formasına, hakemin düdüğüne, oyunun temizliğine inanmak istiyor. Ama bugün görüyoruz ki takımlarımız bile sahada değil masada oynanan bir oyunun parçası haline getirilmiş. Futbolda ortaya çıkan bu kirli manzara genel kurumsal ve siyasal çürümenin aynı zamanda bir iz düşümüdür. Başta gençler olmak üzere 86 milyon insana çağrımızdır: Nerede kof bir milliyetçilik, nerede içi boş bir hamaset görürseniz önce duygularınızı sonra ceplerinizi kontrol edin. 

20 milyar dolar gitti ama hala yargının radarına yakalanan kimse yok 

İktidar sanki bu vurgunda hesap vermesi gereken bir muhatap değilmiş, bir sorumlu yokmuş gibi davranıyor. Biz de tüm Türkiye'nin huzurunda bu grup toplantımızda açıklığa kavuşması gerektiğini düşündüğümüz basit sorular soracağız. Bu sorularımıza iktidar ve Fon Kurulunun cevap vermesi gerekiyor. Soruyorum: Vurgundan önceki son birkaç ayda fonlardan yüklü miktarda para çekenler kimlerdir? Fon vurgununda milyarları, yani eski parayla trilyonları vuran Fatma Betül Sayan Kaya'nın mal varlığı donduruldu mu? Sabahın ilk ışıklarında insanların mahremiyetini kameralara alıp servis edenler zahmet buyurup Fatma Betül Sayan Kaya'yı ifadeye çağırdı mı? Espri yapan gençleri bile gözaltına alan yargı düzeni bu şahsı ve vurgunu yapan AKP'lileri neden hala gözaltına almıyor? Gözaltı listesi AK Parti'deki görev tanımlarına göre mi değişiyor? Nasıl oluyor da asıl sorumluların adı bir türlü hukuk radarına yakalanmıyor? Ankara'dan Kars'a giderken 1 km fazla hız yaptığınızda radara takılıyorsunuz ama 20 milyar doları gitti bu ülkenin, hala yargının radarına yakalanan kimse yok. Bu da çok düşündürücü. Bazı AKP yöneticilerinin yakınlarının mal varlığına tedbir konuldu ama birkaç saat sonra kaldırıldı. Niye mal varlığına koyduğunuz tedbiri 2-3 saat sonra kaldırdınız? Bu vurguna rağmen SPK Başkanı nasıl hala görevinde? Ya bu nasıl bir utanmazlıktır, bu nasıl bir aymazlıktır? 20 milyar dolar gitmiş, 500.000'e yakın insan mağdur olmuş ve SPK Başkanı hala görevinin başındadır. Böyle aymazlık olmaz. Bunu Türkiye toplumu kabul etmiyor. Bunu hiçbirimiz kabul etmiyoruz.

Büyük vurgunun üstünü spekülasyonlarla kapatmalarına izin vermeyeceğiz

2025 yılının Kasım ayında, “Borsada haksız kazanç elde edenler var” diyen Hazine ve Maliye Bakanı milyar dolarlık vurgunu neden seyretti? Soruyoruz. Bir yıl önce bunu söylediniz Sayın Bakan, madem vurgun vardı niye bugüne kadar müdahale etmediniz? Niye bu vurgunun önüne geçmediniz? Niye gereğini yapmadınız? 455 bin yurttaşın kaybı nasıl karşılanacak? Bugüne kadar duydunuz mu? Hep hamaset. Mağdurların zararını kim ödeyecek, nasıl ödeyecek? Bu soruları grubumuzdan soruyoruz. Bu vurgunun bütün boyutlarıyla ortaya çıkarılmasını istiyoruz. Bunun için de Meclis’te bir araştırma komisyonu kurulması talebimize acaba iktidar evet diyecek mi? Onu da bekleyip göreceğiz. Ve soruyoruz: Bu rant-fon ittifakının gerçek sahipleri kimlerdir? Bu talanın arkasındaki kişiler kimlerdir? Bir an önce açığa çıkarılmalıdır. Bu büyük vurgunun üstünü spekülasyonlarla örtmeye çalışıyorlar. Buna asla izin vermeyeceğiz. Bu soruların cevabını istiyoruz. Meclis’te, sokakta her yerde sormaya da devam edeceğiz. 100 yıllık vurgunun takipçisi olacağız, söz veriyoruz mağdurlara. Gariban gurebanın hakkını geçmişte olduğu gibi bu fon vurgununda da savunacağımızı bir kez daha grup toplantımızda ilan ediyoruz. Bu vurgunun açığa çıkarılmasını ve sorumlularının yargılanmasını sağlayıncaya kadar da mücadelemizi devam ettireceğiz.

Barış umudu belirsizlik içinde tüketilemez, artık sözler yerine somut adım bekliyoruz 

Hem bu tablo hem de Türkiye’de yaşadığımız bütün tablolar bize bir şeyi açıkça gösteriyor. Bu ülkenin yolsuzluğa, yoksulluğa ve şiddete mahkum olmadığı bir geleceğe ihtiyacı var. O geleceğin kapısı bugün yürüttüğümüz süreçle aralanıyor. Bir yandan büyük vurgun var, diğer yandan milyonlarca insanın yıllardır özlemini duyduğu önemli bir süreçten geçiyoruz. Gençlerin hayatını kaybetmediği, annelerin çocuklarını toprağa vermediği bir ülke hayali kuruyoruz. Herkesin kimliğiyle, diliyle, inancıyla özgürce yaşayabildiği bir ülkeyi birlikte kurmak istiyoruz. Bu sorumluluğun büyüklüğünü biliyoruz. Tam da bu nedenle söylüyoruz: Barış umudunu belirsizlik içinde tüketmeye, toplumun beklentisini sürekli ertelemeye kimsenin hakkı yoktur.

Barış terazisinin bir kefesine silah bırakıldıysa diğer kefesine hukuk konulmalıdır

Değerli arkadaşlar, çerçeve yasa 467 gibi tarihi bir oyla Meclis’ten geçti. Çerçeve yasa kapsamında bir koordinasyon kurulu oluşturuldu. Bu kurul bünyesinde de dört alt komisyon oluşturuldu. Bunların adını saymaya gerek yok. Ama artık bu kurulan komisyonların çalışmalarını ve sonuçlarını görmek istiyoruz. Kürtçede bir söz var: “Gavek ji hezar gotinan çêtir e”. Yani, bir somut adım bin sözden iyidir. Biz de artık sözler yerine somut adım bekliyoruz. Bu çerçevede, Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Kurulunun etkin şekilde çalışması sürecin başarıyla tamamlanması açısından tarihi bir önemdedir. Bu kurul bir an evvel Sayın Öcalan'ın koordinatörlüğünde çalışmalara başlamalıdır. Kurulun bu tarihi sorumluluğu yerine getirebilmesi için iktidarın ve devletin cesur ve ciddi adımlar atmasının zamanı artık gelmiştir. Tarihsel deneyimlerin bize öğrettiği şey şudur: Barışın terazisinin iki kefesi vardır. Bir kefeye silah bırakıldıysa diğer kefeye hukuk konulmalıdır. Çünkü silahsızlanma, hukuki karşılığı olan bir meseledir. Demokratik hakların tanınmasının ve hukuki güvencelerin sağlanmasının önüne bariyerler konulamaz. Bir kefeye fesih konulduysa öbür kefeye hukuki güvence ve siyaset konulmalıdır. Tek kefesine yük binen bir terazi doğru çalışmaz, doğru tartmaz. Eğer bir sorumluluk isteniyorsa o sorumluluğun yerine getirilebileceği koşullar da oluşturulmalıdır. Barışın matematiği budur. Bir sorumluluk isteniyorsa onun koşulları yaratılmalıdır.

Barış sürecini ilerletmek gerçek bir kardeşlik sözleşmesinin önünü açacaktır

Barış sürecini ilerletmek gerçek bir kardeşlik sözleşmesinin de aynı zamanda önünü açacaktır. Demokrasi ve hukuk düzeninin tesisiyle ortaya çıkacak barış iklimi, toplumsal sözleşmenin aynı zamanda kapısını aralayacaktır. Yani her adım karşılığında bir adım üretir. Her karşılık yeni bir güven üretir. Güven arttıkça da daha zor meseleler konuşulabilir hale gelir. Mesela Sayın Öcalan'dan böylesine ağır bir sorumluluk üstlenmesini bekliyorsunuz ama o sorumluluğu yerine getirebileceği imkanları ve hukuku oluşturmak gerekmiyor mu? Ondan dolayı diyoruz ki Sayın Öcalan'ın özgür çalışma, görüşme ve iletişim koşulları sağlanmalı, ilgili taraflarla düzenli temas kurabilmesinin önü açılmalıdır. Türkiye iki yıl önce bulunduğu yerde değil. Bunu biz de biliyoruz. Çok zor anlardan geçildi, çok ağır eşikler aşıldı. Artık geçmişin korkularıyla değil, bu iki yılda oluşan tecrübeye güvenerek hareket etmek gerekiyor. Meclis’in önünde ertelenmeyecek bir görev var. Çerçeve yasanın öngördüğü İzleme Komisyonu en kısa zamanda kurulmalı ve çalışmalarına başlamalıdır. Meclis uygulamayı izlemeli, aksayan noktaları gündemine almalı, taraflarla görüşmeli ve ihtiyaç duyulan yasal düzenlemeler için harekete geçmelidir. Biz sorumluluk almaya hazırız DEM Parti olarak. Bütün partileri de bu tarihi süreçte sorumluluk almaya çağırıyoruz.

Haber yaptığı için gazeteciler tutuklanıyor, fonda vurgun yapanlar ifadeye dahi çağrılmıyor 

Değerli arkadaşlar, barışın konuşulması gereken günlerde yasakçı zihniyet maalesef yine iş başında. 17 yıldır faaliyet gösteren T24 internet sitesi ve sosyal medya hesapları ile Mezopotamya Ajansı'nın Kürtçe sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirildi. T24'e erişim engeli getirildiği zaman ne yapmışlar biliyor musunuz? T24'ün 10 yıl içerisinde yapmış olduğu bütün haberleri takip etmişler. T24'ün haberlerini bu kadar titizlikle takip edeceğinize keşke vurgun yapan Terra’yı, fonlarda vurgun yapan insanların hesaplarını bir ay kontrol edebilseydiniz. Muhalif olanın 10 yıl öncesine gidip vurgun yapanın bir gün öncesine gitmemek emin olun ki bu ülkeye yapılacak en büyük kötülük ve haksızlıktır. Zannediyorlar ki insanlar bunları görmüyor. Dicle Fırat Gazeteciler Derneğinin eylül ayındaki raporuna göre internet ve dijital medya alanında 4.000'e yakın dijital medya içeriğine erişim engeli getirildi. 4.000 hesaba erişim engeli getirildi. Açık söylüyorum, Eş Genel Başkanımız Tülay Başkan'la bize bugüne kadar on binlerce hakaret ve tehdit geldi. Evlerimizin adresini, çocuklarımızın ismini, hangi okulda okuduklarını, hangi dersten kaç puan aldıklarını yazarak ailemizi tehdit edenler hakkında bugüne kadar bir soruşturma açtıramadık. Ama düşüncesini ifade edene soruşturma açılıyor. Bu böyle olmaz, böyle gitmez. Bu böyle doğru değil. Toplum bunu görüyor, bunu yemiyor. Biraz vicdanlı, biraz hakkaniyetli olmak gerekiyor. Bunun yanında dört tane internet sitesi erişime kapatıldı. Eylül ayında 16 gazeteci gözaltına alındı, 9 gazeteci tutuklandı. Fonda vurgun yapanlar ifadeye dahi çağrılmıyor, haber yaptığı için gazeteci tutuklanıyor. İşin daha trajik yanı nedir? Türkiye'deki bu erişim engellerini haberleştiren EngelliWeb’in sosyal medya hesabı da engellendi. Aynı günlerde Mersin'de üç belediyeye yönelik operasyonda Belediye Başkanı Vahap Seçer ile birlikte 59 kişi gözaltına alındı. Sanırım bugün tutuklandılar. Cuma günü de Eyüp Sultan Belediyesine yönelik operasyonda 28 kişi gözaltına alındı. Her gün bir belediyeye operasyon yapılıyor.

Masa var diye fon vurgunlarını, kadın katliamlarını, irade gasplarını unutmayacağız 

Aynı günlerde bu ülkede kadınlar öldürülmeye devam edildi. Son 10 günde 6 kadın katledildi. Bunlar birer rakam değil. Her birinin bir adı, bir hayat hikayesi var. İstanbul Sözleşmesinden çekilmek, kadınlarla ilgili yasaları işletmemek, failleri cezasızlıkla cesaretlendirmek bu cinayetlerin sorumlularının kim olduğunu ortaya koyuyor. Buradan bir kez daha söylüyoruz: Kadın cinayetleri politiktir. Kadınların yaşam hakkını sağlayacak somut adımlar artık atılmalıdır. Aramızda dün Sincan Kadın Cezaevi önünde infaz yakmalarını protesto eden kadın arkadaşlar da var. Bugün de Adalet Bakanlığı önüne gidecekler. İçeri atıyor, insanların hak etmediği yüksek cezaları veriyor. İnsanlara bu hukuksuz, haksız cezalar yağdırılıyor. Sonra da havadan sudan gerekçelerle infazları yakılıyor. En fazla da kadınların. Büyük çoğunluğu cezalarını tamamlamasına rağmen cezaevinde bulunan siyasi tutsakların infazları havadan sudan gerekçelerle yakılıyor. Ya böyle bir şey olabilir mi? Bu sürece insanlar nasıl güvensin? İşte güvensizliği büyüten bu tür uygulamalardır. Bir an önce bunlardan vazgeçilmelidir. Bunların derdi anlaşıldı. Neymiş dertleri? Bu ülkede insanların haber alma hakkını kullanmasın istiyorlar. Neymiş dertleri? İnsanlar fonda dolandırılsın ama hakkını kullanmasın istiyorlar. Neymiş dertleri? Kadın katliamları konuşulmasın istiyorlar. Ama vallahi hepsini konuşacağız. Sadece grup toplantılarımızda değil. Bu haksızlıkları bulunduğumuz her zeminde dile getirmeye devam edeceğiz. Masa var diye kadın katliamlarını, fon vurgunlarını, irade gaspını unutmadık, unutmayacağız. Bunları sürekli gündeme getireceğiz hem masada hem sokakta hem grup toplantılarında.

KHK ile atılan insanların işe dönmesi için MGK’nın kararına mı ihtiyaç var?

Barış istedikleri için Barış Akademisyenlerinin çırasını söndürdüler, evlerini barklarını perişan ettiler. Yine Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile on binlerce insanı işinden aşından ettiler. Birçoğu hastalandı. Bazıları intihar ediyor. Bir an önce Barış Akademisyenlerinin ve KHK'lerle mağdur olanların mağduriyetleri artık giderilmelidir. Haydi anladık, bu sürecin ilerlemesi için teyit ve tespite ihtiyaç var, Milli Güvenlik Kurulunun kararına ihtiyacı var. Ya Allah aşkına KHK ile atılan insanların işe dönmesi için MGK’nın kararına mı ihtiyacı var? Barış Akademisyenlerinin işe dönmesi için teyit tespite mi ihtiyaç var? En basit adımlar bile atılmıyor. Kayyım atamışsınız. Bir süreç var. Bu kayyımlar için MGK’nın teyit tespit kararını mı bekleyeceğiz? İnandırıcı olmak için, bu sürece desteği artırmak için biraz daha sahici olmak gerekiyor. Bu mudur insanlara reva gördüğünüz? Bunu asla kabul etmiyoruz. Açık söylüyorum: Cebimizin soyulmasına, irademizin gasp edilmesine, haklarımızın kullanılmaz hale getirilmesine hayır diyoruz ve hayır diyeceğiz. Basına yönelik sansüre ve yasaklara son verin. Halkın iradesine saygı duyun. Mersin halkının iradesine saygı duyun.

Yerel demokrasi dediğimiz tam olarak Varto'da ortaya çıkan modeldir

Değerli arkadaşlar; yasakların, baskıların, yoksulluğun bu kadar konuşulduğu bir günde biraz da umut veren bir hikayeden söz etmek istiyorum. Bugün Muş İl Eş Başkanlarımız, Belediye Eş Başkanlarımız, Varto ve Malazgirt Belediye Eş Başkanlarımız aramızda. Kendilerine hoş geldiniz diyor; onlar şahsında bütün Muş halkına da selam, sevgi ve saygılarımızı gönderiyoruz. Bildiğiniz üzere Muş ilimiz yoksulluk ve işsizlikte rekorlar kırıyor. Muş ilimiz TÜİK verilerine göre ülkenin en düşük hane halkı gelirine sahip illerinden biridir. Bu kent hayvancılıkla ayakta kalmaya çalışıyor. Üretici, emeğinin karşılığını bulamıyor. Pancar üreticisi fiyat ve alım kaygısı yaşıyor. Genç nüfus üretimden ve topraktan gittikçe uzaklaşıyor. Fakat Muş'u yalnızca bu yönüyle anlatmak eksik olur. Çünkü aynı Muş bize başka bir şey daha gösteriyor. Varto Belediyemizin katılımcı bütçe çalışması, dünya genelinde 188 belediyenin yarıştığı Katılımcı Demokrasi Uluslararası Gözlemevinin 25. Yıl Ödülünde finale kaldı ve ikinci oldu. Varto Belediyemiz 7 mahallenin tamamında yurttaşların önceliklerini belirledi, daha doğrusu yurttaşlar kendi önceliklerini belirledi. Bütçe yurttaşların belirlediği önceliklere göre şekillendi. Eş Başkanlarımız bu deneyimi Krakow'da dünyayla paylaştı. Türkiye'nin en düşük gelirli bölgelerinden biri, katılımcı demokraside dünyanın en dikkat çeken örneklerinden birisini ortaya koydu ve karar yetkisi verildiğinde değişimin nasıl mümkün olduğunu dünyaya gösterdi. Türkiye'de görmüyorlar ama dünya gördü. İkincilikle ödüllendirildi. Yerel demokrasi dediğimiz tam olarak bugün Varto'da ortaya çıkan modeldir. Halkın kendi yaşamına, kentine, geleceğine ve bütçesine ilişkin kararlarda söz sahibi olması çok kıymetlidir. Bu nedenle bu tür çalışmaları önemsiyor ve sahipleniyoruz. Eğer mesele halkı sevmekse işte Varto'daki gibi sevilir. Eğer memlekete sahip çıkmaksa Varto'daki gibi sahip çıkılır. Varto Belediye Eş Başkanlarımızı, yönetimimizi ve halkımızı yürekten kutluyorum. Başarılarının devamını diliyorum. Muş Belediyesi ilk defa bize geçti. Başka bir grupta onların yaptığı hizmetleri de anlatacağım. Çok iyi işler yapılıyor. Yeri gelmişken, Malazgirt’in 17.000 nüfusu var, sizce kaç milyon borcu var? 17.000 nüfuslu bir ilçenin neredeyse Türkiye'nin yarı illerinden fazla borcu var. Malazgirt Belediye Eş Başkanlarımız ve Malazgirt'teki yönetimimiz de bu borçları kapatarak çok iyi hizmetler yürütüyor. Başarılarının devamını diliyorum.

Varto’da insanlar yaşam alanlarına yönelik tehdide karşı 156 gündür nöbette

Varto'nun başka bir hikayesi daha var. Aynı Varto'da köylülerimiz tam 156 gündür nöbette. Geçtiğimiz hafta Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğulları ve arkadaşlarımız da o nöbeti ziyaret etti. İnsanlar yaşam alanlarına yönelen tehdidi kabul etmiyor. Bir Amerikan şirketi 22 köyü JES projesiyle mahvetmeye çalışıyor ve Varto halkı buna rıza göstermiyor. Emeklerine sağlık, iyi yapıyorlar. Projenin iptali ve yürütmenin durdurulması talebiyle dava açtılar. Bingöl İdare Mahkemesi de keşif ve bilirkişi incelemesine hükmetti. Bu önemlidir. Bu aynı zamanda o direnişin bir kazanımıdır. Umuyor ve diliyoruz ki mahkeme heyeti bu talana son verecek ve köylüler kazanacak, Varto kazanacak, doğamız kazanacak, suyumuz kazanacak, çiçekler kazanacak, su ve derelerimiz kazanacak. Varto'dan olumlu haberler beklerken aynı hukuk mücadelesinin bir başka cephesi de Muğla, Akbelen'de sürüyor. Akbelen ormanı çevresinde yaklaşık 200 parsele yönelik acele kamulaştırma işlemine karşı açılan iptal davası 16 Eylül'de Danıştay 6. Dairede görüldü. Peki, Danıştay savcısı ne dedi Akbelenli yurttaşlarımızın açmış olduğu bu iptal davasına? Dedi ki burada kamulaştırma adına kamu yararı var. Bu yönde bir mütalaa verdi ve köylülerin açmış olduğu davanın iptal edilmesini talep etti. Ben de soruyorum Danıştay'daki yöneticilere, hukukçulara: Allah aşkına kamu yararı bir şirketin karında mı var; yoksa zeytinde, suda, doğada, ormanda, merada, o köylerin üretiminde mi var? Sayın mahkeme, kamu yararı halkın yararıdır. Sanırım yanlış anlamışlar. Kamu yararını sermayenin ve şirketin yararı olarak değerlendirmişler. Bir an önce bu yanlış kararın da düzeltilmesi gerektiğini buradan belirtmek istiyorum. Varto'da nöbet tutanlar da Akbelen’de direnişi büyütenler de bilsin ki asla yalnız değiller. DEM Parti onların yanındadır. Sosyal medyada gündem mühendisliği yapanlar da bilsin ki Varto'yu savunmak Akbelen’i savunmaktır. Akbelen’i savunmak Varto'yla birlikte olmaktır, direnmektir, dayanışmaktır. Ortak mücadele zeminlerini hedef alanlar bilsin ki Akbelen’i savunmaktan vazgeçince Varto'daki doğa katliamı son bulmayacak, bir yaraya göz kapayınca başka bir yaramız iyileşmeyecek. Çünkü bu ülkenin yaraları birbirine bağlıdır. Bir yerdeki adaletsizliğe susulduğunda başka bir yere de adalet gelmiyor.

Kürt'ün barışı Türkiye'nin demokratikleşmesinin yolunu açar

Bunu maruz kaldığımız baskılarda ve kayyım atamalarında defalarca söylemiştik, bir kez daha altını çiziyoruz. Bir kentin sandığına el konulduğunda hiçbir kentin sandığı güvende değildir. Mersin'in sandık iradesine el atıldığında Malazgirt'in sandık iradesinin de güvende olmadığını bilen bir gelenekten geliyoruz. Bir mahpus ailesinden uzağa sürüldüğünde bütün anaların yolu uzar, bütün çocukların yolu uzar. Kürtçe susturulduğunda Türkçe de gerçek anlamda özgür kalmaz. Bir inanç eşit sayılmadığında hiçbir kimlik özgür sayılmaz. Hak bölünmez bir bütündür. Birinin hakkını savunan, herkesin hakkını savunur. DEM Parti gibi. Alevi'nin eşitliği Kürt'ün özgürlüğüne yol açar. Bunu çok iyi biliyoruz. Kürt'ün barışı da Türkiye'nin demokratikleşmesinin yolunu açar. Bu sebeple ne hak ve hukuk tanımayanlara ne de gündem mühendisliği yapanlara asla prim vermeyecek partimiz. Kişiye, kente, partiye, olaya göre değil ilkelerimize göre siyaset yapıyoruz ve yapmaya da devam edeceğiz. Günün sonunda halklar kazanacak, birlikte hepimiz kazanacağız.

Demokratik Cumhuriyet Hareketi bir partinin değil, eşit ve özgür yaşamak isteyen herkesin hareketidir

Bugün konuştuğumuz vurgunu da barışı da Varto'yu da Akbelen'i de birbirine bağlayan bir iddiamız var. O iddianın adı Demokratik Cumhuriyet Hareketidir. 5. Olağan Kongremizde Demokratik Cumhuriyet Hareketinin müjdesini verdik. O günden beri sokakta, parti binalarımızda Demokratik Cumhuriyet Hareketini büyütmenin hazırlığını yapıyoruz, emeğini veriyoruz. Türkiye'nin barışa, Cumhuriyet’in demokrasiye, siyasetin hukuka ihtiyacı var. Demokratik Cumhuriyet Hareketi bu ihtiyacı bir sözden toplumsal bir güce dönüştürme iddiasıdır. Demokratik Cumhuriyet Hareketi ile demokrasiyi bir süs kenarı olmaktan çıkaracağız. Bu hareket halkın egemenliğini, hukukun üstünlüğünü, emeğin onurunu ve yurttaşın eşitliğini her gün yeniden kuran bir özgürleşme hareketidir. Türkiye hepimizin ortak eviyse; Kürt'ü, Alevi’si, Çerkes’i, Laz'ı birçok halk ve inanç yaşıyorsa bu evin çatısı demokratik cumhuriyettir. Bu çatıyı birlikte çakacağımızın; bu evi birlikte eşit, adil, özgür bir ülke olarak inşa edeceğimizin sözünü veriyoruz. Demokratik Cumhuriyet Hareketi bu eşitliği sağlayacak yegane zemindir. Bu hareket bir partinin değildir. Bu ülkede eşit ve özgür yaşamak isteyen herkesin hareketidir. Varto'dan Akbelen'e kadar, Hatay'dan Sinop'a kadar, emekçiden emekliye kadar, ezilenden düşüncesini ifade edemeyene kadar herkese kapımız da yüreğimiz de açık olacak. Vurguna karşı emeği savunmaya devam edeceğiz. Yasaklara karşı özgürlüğü savunmaya devam edeceğiz. Kayyıma karşı halkın iradesini savunacağız. Kendimize güveniyoruz. Buradaki bu renge güveniyoruz. Size güveniyoruz, halklarımıza güveniyoruz. Başaracağımıza olan inançla hepinizi saygıyla selamlıyorum. Serkeftin, serkeftin, serkeftin.

6 Ekim 2026