Bakırhan: Bir asırlık Kürt meselesi çatışmanın gölgesinden hukukun zeminine taşınıyor

Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan, Meclis Genel Kurulunda görüşülecek olan çerçeve yasaya dair konuştu. Bakırhan, şunları söyledi: 

Bir asırlık Kürt meselesi çatışmanın gölgesinden hukukun zeminine taşınıyor

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ekranları başında bizleri izleyen Türkiye'nin bütün halkları ve elbette cezaevindeki tüm yoldaşlarımız, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Konuşmama başlamadan önce Sırrı Süreyya şahsında, barış için emek veren ama bugün aramızda olmayan bütün arkadaşlarımızı saygı, minnet ve rahmetle anıyorum. Bugün ülkemizin kaderini ilgilendiren önemli bir gündemi görüşmek için bir aradayız. Bir asırlık Kürt meselesi, çatışmanın gölgesinden hukukun zeminine taşınıyor. Biz burada, bu tarihi geçişe tanıklık ediyoruz. Görüştüğümüz bu kanun teklifi, ülke olarak yeni bir istikamete yol almanın pusulasıdır. Bizi bu istikamete götürecek olan adres TBMM’dir.

Parlamento meseleyi çözme sorumluluğuyla karşı karşıyadır 

Cumhuriyetin ilk yıllarında Kürt meselesi, sıkıyönetim zihniyetiyle idare edildi. Takrir-i Sükûn'dan İstiklal Mahkemelerine, gizli idare planlarından olağanüstü hâl rejimlerine kadar mesele hep istisnanın konusu oldu. Bu meselenin devlet katındaki tarihi; ikili devlet pratiklerinin yaygınlaştığı, siyasetsizliğin örgütlendiği, istisnanın genişlediği bir tarih oldu. Bunun bedelini şu veya bu şekilde bütün ülke ödedi. Şimdi acı ve inkâr dolu sayfayı kapatma şansıyla karşı karşıyayız. Bütün cümlelerimizin gramerini değiştirmemiz gereken bir zaman dilimindeyiz. Bugün bu mesele ilk kez, gerekçesi yazılmış, müzakere edilebilir, itiraz edilebilir, olağan bir yasama diliyle konuşuluyor. Bugünün önemi, tarihsel bir düğümün nihayet siyaset eliyle çözülmeye başlanması ve Meclis’in kayıtlarına geçmesidir. Parlamento bu meseleyi siyaset ve müzakereyle çözme sorumluluğuyla karşı karşıyadır. Bu aynı zamanda ortak tarihimize ve ortak geleceğimize karşı Meclis’in bir sorumluluğudur. 1064’te Kars’ta Şeddadi Kürtleri ile Selçuklular arasında başlayan ortak kader ve hukuk, 1071’de Malazgirt’te Anadolu’nun kapılarını açtı. Sonraki yıllarda bu kader ve hukuk güncellendi ve yüzyıllar boyunca devam etti. 1900’lerin küresel, bölgesel ve ulusal atmosferinde bozulan bu dinamiği, şimdi demokratik ve eşitlikçi ilkeler etrafında güncelleme şansına sahibiz. O halde parlamento bu sorumluluğu taşımalı ve yeni bir tarihin önünü açmalıdır. Biliyoruz ki tarihe geçecek günler, güçlü irade gerektirir ve bu irade bugün bu Meclis’te vardır!

Değerli milletvekilleri, bu meclisin hafızası bizlere Türkler ve Kürtlerin ortak hikayesini ve güçlü ortaklık potansiyelini hatırlatıyor. Anadolu ile Mezopotamya arasında yüzyıllara yayılan ortak bir hayat var. Aynı kültür havzasında, aynı kavşaklarda ve aynı hikâyede buluşmalar var. Bin yıllık kardeşliğimiz ve Cumhuriyetin kuruluşu bunun kanıtıdır. Amasya'da bu topraklar Türklerin ve Kürtlerin ortak vatanı olarak telakki edildi. Erzurum'da birlik iradesi bu iklimde dile geldi. Birinci Meclis, farklı bölgelerin ve kimliklerin temsilcilerini aynı çatı altında topladı. 1921 Anayasası yerel idareye alan açan çoğulcu bir ruh taşıdı. Ama bu ufuk, inkâr ve isyan sarmalında daraldı. Kadim tarihsel ilişkimiz büyük zarar gördü. Bu durum en çok da bu toprakları tehdit olarak görenleri sevindirdi. 

Çatışma ve şiddet zemininden çıkma fırsatı önümüzde duruyor 

Bir parantez açmak istiyorum. Bu süreç başladığında bazı dış güçler ne dedi biliyor musunuz? Bu adımla Ortadoğu dengeleri altüst olacak dediler. Aslında altüst olacak olan küresel güçlerin yüz yıllık hesaplarıdır. Bunu çok iyi biliyoruz. Bu süreç, kardeşi kardeşe kırdırma hesaplarını altüst edecek; beraberliğimizi kaim kılacak, ortak geleceğimizi güçlendirecektir. Yarım asırlık çatışmalı süreç bu ülkenin her bir karışına büyük acılar yaşattı. Artık çatışma ve şiddet zemininden çıkma fırsatı önümüzde duruyor. Yüz yıl önce Kürtler hukuk dışına itildi. Bu kök yasa Kürtleri hukuka dahil etmenin ilk adımıdır. Bu kanun teklifiyle, beraberliğimizi ve geleceğimizi güçlendirecek önemli bir adım atıyoruz. Güçlü bir başlangıç yapıyoruz. 27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ile bu başlangıca imkân sağlayan Sayın Öcalan’ın bu kurucu rolünün altını önemle çizmek istiyorum. Kendisinin Türkiye çözümünden yana çabalarının önyargılarla değil hakkaniyetle görülmesi gerekiyor. Özellikle Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş ve MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin süreçteki kurucu rolünün hakkını veriyoruz.

Türkiye'nin kendi içindeki ateşi hukukla söndürmesi bütün komşularımıza nefes aldıracaktır 

Değerli hazirun, şimdi Türklerin güvenlik kaygısı ile Kürtlerin eşitlik talebini aynı hukuk düzeni içinde buluşturacak bir ufka bakıyoruz. Irak’tan Suriye’ye, İran’dan Doğu Akdeniz’e kadar sınır güvenlikleri, ittifaklar ve güç dengeleri hızlı bir şekilde değişiyor. Ortadoğu’da devletlerin yeniden inşası, yeni bir paradigma ve bölgesel düzen ekseninde gerçekleşiyor. Kürtler, dört ülkeye yayılan tarihsel ve toplumsal bir gerçeklik olarak bu dönüşümün önemli bir dengesidir. 100 yıl önce inkâr edilen Kürt varlığı, bugün Ortadoğu’nun temel dinamiklerinden biri haline gelmiştir. Kürt jeopolitiği, Ortadoğu’nun düğümünü çözmenin siyasi coğrafyasıdır. Bu jeopolitik, demokratik bir geleceğe imkân sunuyor. Tarihi Türk-Kürt ilişkilerini, bu jeopolitik gerçek etrafında yeniden güncellemeliyiz. Bu bize bölgedeki kor ateşlerden korunmak için büyük bir fırsat sunuyor. Türk-Kürt kardeşliğini doğru ele almak Türkiye’yi ihya eder, Ortadoğu’ya huzur ve barış getirir. Fırat’ın doğusu ile batısını ortak hukuk ve kaderde mühürlemek büyük tehlikelere karşı büyük güvence yaratır. Biliyoruz ki komşuları yanan bir evde barış lüks değildir, sigortadır. Türkiye’nin kendi içindeki hukukla söndürmesi, bize olduğu kadar bütün komşularımıza da nefes aldıracaktır. Bu coğrafyada haritalar silahla, sınırlar genelde acıyla çizildi. Şimdi ilk kez hukukla yazılan bir sayfa var. Altını önemle çizmeliyim ki bu sayfa Türkiye'de yazılırsa mürekkebi tüm bölgeye yeter.

Acılarınızı asla yarıştırmayacağız, acı Şırnak’tan Tekirdağ’a hepimizindir 

Bugün görüştüğümüz bu yasa ayrıcalık üreten bir yasa değildir, çatışma çözümünün ilk adımıdır. Bu bir al-ver meselesi değildir. Bu, tarihsel ilişkimizi düzeltmenin ve doğru bir buluşmayı gerçekleştirmenin adımıdır. Bu yasa ve süreç, taviz değildir; yenme ve yenilme hiç değildir. Bu sürecin tek bir kazananı var, o da tüm Türkiye’dir, 86 milyon yurttaşımızdır. Barış bir müsabaka değildir. Halklar arasında tutulmuş bir skor tabelası olarak görülmemelidir. Bu kürsüden Türk kardeşlerime açık yüreklilikle sesleniyorum: Bu süreçte sizden eksilen hiçbir şey yoktur, olmayacaktır. Aksine bu süreç Türkiye’yi büyütecek ve refaha kavuşturacak bir süreçtir. Ülkenin bütünlüğü ve değerleri asla müzakere konusu değildir. Yüz yıldır size “bölüneceğiz” korkusu anlatıldı, yine anlatılmaya devam ediyor. Oysa bu ülkeyi bölünmeye en çok yaklaştıran şey çatışmanın kendisiydi. Kürtler ayrılmak isteseydi Meclis'in çatısı altında olmazdık arkadaşlarımızla birlikte. Biz buradayız; çünkü vatan ortak, gelecek ortaktır. Evlatlarını yitiren ailelere de sesleniyorum: Evlatlarınızın hatırasına gösterilecek en büyük hürmet, emin olun, başka hiçbir evladın ölmemesi ve zarar görmemesidir. Acılarınızı asla tartmayacağız, asla yarıştırmayacağız. Acı hangi evde olursa olsun, Şırnak’tan Tekirdağ’a hepimizindir. Bu ülkedeki her acıyı yüreğimin en müstesna köşesinde taşıyorum. Tek bir amacımız var o da başka acıların yaşanmamasıdır.

Bu süreç kimliğimizin eritilmesi değil, varlığımızın hukukla buluşmasıdır

Kürt halkına da aynı açıklıkla sesleniyorum: Bu süreç kimliğimizin eritilmesi değil, varlığımızın hukukla buluşmasıdır. “Yine mi kandırılacağız” kaygısını biliyoruz; bu kaygı vehim değil, sizi çok iyi anlıyoruz. Her şeyden önce Kürtler artık örgütlü bir halktır. Ne kanar ne de kandırılır. Velev ki terazimiz şaşsa da düzeltecek bir kantar var, o da sizsiniz. Emin olun ki siyaset alanında Kürt halkının demokratik hakları için mücadelemiz daha güçlü bir şekilde devam edecek. Ama şimdi hepimizi yakan bir ateş var. Önce o ateşi söndürmeliyiz. Kürtçede “Agir bi agir venamire” denir. Yani ateş ateşle söndürülmez. 50 yıllık çatışmanın Şırnak’tan Tekirdağ’a kadar bize öğrettiği en yalın hakikat budur. Bir tarafın yenilgisi üzerine kurulan her düzen, içinde bir sonraki çatışmanın tohumunu taşır. Çatışma çözümlerinde başarı da “Her kimlik, her inanç, her topluluk kendisini bu ülkenin asli vatandaşı olarak görüyor mu?” sorusuna verilen cevapta bulunur.

Bu kanun teklifi, ortak yaşamın siyasi ve hukuku harcının güçlendirilmesinde atılan ilk adımdır

Bu süreç, Türkiye’nin bölünmesine değil bütünleşmesine; ayrışmaya değil ortak yaşamın güçlendirilmesine fırsat sunacak. Bu kanun teklifi ise ortak yaşamın siyasi ve hukuki harcının güçlendirilmesinde atılan ilk adımdır. Kanun teklifinde yer alan “demokratik siyaset alanının güçlendirilmesi” vurgusu önemli bir yörüngeye işaret ediyor. Bu ilk adımı güçlü bir demokratikleşme rüzgarıyla ilerletmemiz gerekiyor. Demokratikleşme barışın teminatıdır. Barış gemisini deryalarda yürütecek güç demokratik siyasettir. Demokratikleşme, hukuk ve Kürt meselesinin çözümü ilk adımdan sonra gelmelidir. İlk adımı anlamlı kılacak şey ikinci adımda, yani Ekim ayında Meclis açıldığında demokrasiyi, hukuku, eşitliği yol edinerek demokratikleşmeyi sağlamaktır. Ekimle birlikte artık Türkiye’de Kürtlerin, Alevilerin, işçilerin, kadınların, yani haksızlığa uğrayan tüm kesimlerin dahil olacağı bir yeniden inşa süreci başlatmalıyız. Bu süreçte herkesin hakkını ve hukukunu sağlamalıyız. Ekim’de parlamentonun istikameti demokratik entegrasyon, özgürlükler ve hukukun üstünlüğünü sağlayan yasal düzenlemeler olmalıdır. Bu pusulayla barışa gitmenin sorumluluğu Meclis’tedir, siyasi partilerdedir, yargıdadır, basındadır, sivil toplumdadır, yani hepimizdedir.

Barışçıl bir toplum ve demokratik bir rejim 86 milyonun kazancıdır

Değerli milletvekilleri, barışçıl bir toplum ve demokratik bir rejim 86 milyonun kazancıdır. Bu kazanımı sağlamanın önündeki engellerden biri Türkiye siyasetinin içinde bulunduğu siyasi iklimdir. Türkiye siyaseti uzun süredir “Mekke Dönemi” psikolojisi yaşıyor. Farklı siyasi gruplar ve kimlikler birbirlerini beka tehdidi olarak görüyor. Diyalog kapıları sürekli kapatılıyor, kutuplaşma hüküm sürüyor. Oysa Türkiye’nin ihtiyacı, farklılıkların bir güvenlik tehdidi olmadığı; ortak çıkarlar temelinde siyasi ve sosyal birlikteliğin ve adaletin sağlandığı “Medine Dönemi” aklıdır. Artık çatışmadan barışa, kutuplaşmadan birlikteliğe, ayrışmadan ortak yaşama ve müzakereye hicret etmeliyiz. Hicret berekettir, hikmettir. Bizim yeniden tanışmaya, barışmaya ve beraber olmaya ihtiyacımız var. Bu tanışmadan kim kazanacak? Tabii ki herkes. Bu barıştan kim kazanacak? Tabii ki 86 milyon insanımız. Gelecek nesiller bir gün bu tutanakları okuduğunda bugünlere bakıp “Bu ülkenin insanları birbirleriyle yeniden konuşmayı başardı” diyebilmeliler. İşte gerçek barış ve gerçek başarı budur. Bu kanun teklifine verilecek her evet oyu 86 milyonun geleceğine atılacak bir imzadır.

Barışı eken yaşamı biçer 

Değerli arkadaşlar, barışı eken yaşamı biçer. Barışla birlikte kerpiç evlere gencecik insanların ölüm haberi artık gitmeyecek. Analar yasta değil ortak muhabbette buluşacak. Şimdi bu yasayla müreffeh ve barış içinde bir Türkiye’ye demir atabiliriz. Bu yasayla henüz doğmamış çocukların hayatında, milyonlarca insanın sofrasında bereketi çoğaltabiliriz. Türk-Kürt ilişkilerinin demokratik ve eşit temelde güncellenmesiyle birlikte enerji ve ticaret koridorları, sanayi ve üretim havzaları inşa edebileceğiz. Bölgesel oyun kurucusu haline gelmek işten bile olmayacak. Çatışmalı sürecin bedelini başta yoksullar olmak üzere tüm ülke yıllardır ödedi. Barışın semeresini de çocuklar, gençler, yoksullar, emekliler, emekçiler, tüm ülke kazanacak. Her yıl elli milyar dolar artık acıları çoğaltan çatışmaya değil, bereketi çoğaltan ekonomiye gidecek. İnşallah, çatışmaya akan kaynak okula, hastaneye, üretime akacak; yıllardır yatırım göremeyen coğrafyalar yaşam bulacak.

Eşikten dönmeyeceğiz, aralanan kapıdan kararlıca içeri girecek ve evi birlikte tamamlayacağız 

Saygıdeğer halklarımız, peki biz bu teklife neden imzamızı attık, neden evet diyeceğiz? Açık ve net ifade ediyoruz. Bu metni ne gözü kapalı kutsuyoruz ne eksik diye reddediyoruz. Değerini teslim ediyor, eksiğini açıkça söylüyoruz. Bu yasada şüphesiz eksiklikler ve eleştirilecek yönler de var. Bu yasada yok diye anadili, eşit yurttaşlık ve yerel demokrasi başta olmak üzere demokratik haklar unutulmuş talepler değildir. Bunlar sürecin olmazsa olmazıdır. Barışa giden yolun taşlarıdır. Fakat ilk aşamanın ölçütleriyle nihai çözümün ölçütlerini birbirine karıştırmamalıyız. İlk adımın işlevi, çatışma zemininden hukuk zeminine geçişi mümkün kılmak ve demokratik siyasi mücadeleye kapı aralamaktır. Bugün atılan şey bir temeldir. Temel tek başına ev değildir. Katları örmek, odaları kurmak, en sonunda çatıyı çakmak gerekecektir. O çatı, demokratik Türkiye Cumhuriyeti'dir. Taşıyıcı kolonları hukuk devleti, eşit yurttaşlık, demokratik siyaset ve toplumsal barıştır. İmzamız bir sonuç belgesinin altına değil, bu inşanın hukuki zeminine atılmıştır. Kapı eksik diye o eşikten dönmeyeceğiz; aralanan kapıdan kararlı içeri girecek, bu evi birlikte tamamlayacağız.

Bu hayatı birlikte iyileştirmekten başka yolumuz yoktur 

Devlet dediğimiz şey toplumun tamamını, bütün renklerini yansıtmalıdır. Kürt’ün kimliğinin özgür olduğu ve özgürce örgütlenebildiği, Alevinin inancını eşit ve özgürce yaşayabildiği; Roman’ın, Ermeni’nin, Çerkes’in, bütün halkların ve inançların kimliğini gizlemek zorunda kalmadığı demokratik bir ülke istiyoruz. Yüz yıl önce bu meclis farklı kimlikleri aynı çatı altında toplayarak bir yaşam inşa etti. Yüz yıl sonra aynı meclis en ağır meselesini yeniden kendi kürsüsüne, hukukun ve siyasetin diline çağırıyor. 86 milyon “Ankara Çözümü”ne hazırlanıyor. Bir asır önce bu çatı altında bir cumhuriyet kuruldu. Şimdi onu, çerçeve yasadan başlayarak hepimizin evi haline getirmenin vaktidir. Yarın özgür düşüncenin ve eşit yaşamın şafağının attığı bir güne merhaba diyeceğiz. Biz buna hem hazırız hem de bunda kararlıyız. Yaşar Kemal Bir Ada Hikâyesi’nde, savaşlardan, sürgünlerden, yıkımlardan arta kalan insanları bir adada yeniden hayat kurarken anlatır. Çok içten ifade etmek istiyorum ki bizim adamız Türkiye’dir. O halde bu hayatı birlikte iyileştirmekten başka yolumuz yoktur.

Bugün burada söylenen her söz, atılan her imza yarının Türkiyesi’ne miras kalacak

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, Meclis Başkanı Sayın Kurtulmuş, Sayın Bahçeli, Sayın Özel, Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Arıkan, Sayın Babacan, Sayın Davutoğlu başta olmak üzere kanun teklifinde imzası olan bütün siyasi parti liderleri ve milletvekillerinin bu sürece büyük katkı verdiklerini bir kez daha belirtmek istiyorum. Eleştiri ve önerileriyle kanun teklifine oy verecek, katkı sunacak her bir milletvekili arkadaşımı gönülden tebrik ediyorum. Bugün burada söylenen her söz, atılan her imza yarının Türkiye’sine miras kalacak. Meclis’in tutanakları bir gün çocuklarımızın en çok gurur duyacağı sayfalar arasında yerini alacak. Kürsüden ayrılırken tek bir dileğim var: Bu kanun teklifinin altına düşülen imzalar bu ülkede bir daha hiçbir zaman silahın konuşmadığı bir geleceğin ilk mührü olsun. Bu mühür bozulmasın. Bu barış kalıcı olsun, ortak ve eşit yaşamımız baki olsun. Hepinizi bir kez daha saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

10 Ağustos 2026