Bakırhan: Birbirine benzer iki blok arasında seçim yapmak zorunda değiliz

İstanbul’da bugün bir dizi görüşme ve ziyaret gerçekleştiren Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan, akşam saatlerinde Kağıthane’de düzenlenen halk buluşmasına katıldı. Burada konuşan Bakırhan, şunları söyledi: 

Hun bixer hatin serseran serçavan hatin. Hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum, partimiz adına hepinize hoş geldiniz diyorum. İstanbul’da olup Cemal Kavak Başkanı anmamak mümkün değil. Büyük emekler veren, bu sistemin verdiği cezalardan dolayı Avrupa'ya sürgüne gitmek zorunda kalıp orada yaşamını yitiren Cemal Kavak şahsında HEP’ten bugüne hayatını yitirmiş bütün yoldaşlarımızı saygıyla anıyorum. Eski il başkanlarımızdan Doğan Erbaş, maalesef sistemin yönelimlerinin olduğu süreçlerde her zaman cezaevindedir. Doğan Erbaşlara, Demirtaşlara, Tuncellere, Kışanaklara, yüzlerce, binlerce yoldaşımıza da ayrıca selam ve sevgilerimi yolluyorum. 

Bu halk diz çökmüyor, haklı mücadelesini devam ettiriyor

Arkadaşlarla konuşurken biraz pozitif girelim dedik ama pozitif ne söyleyebilirim bilemiyorum. Kürtlerin, emekçilerin, sol sosyalistlerin, kadınların bu ülkede yaşadığı bu kadar zulüm varken pozitif şeyler anlatmak da güç oluyor. Dün MYK Üyemiz ve Gençlik Meclisi Eş Sözcümüz Edanur İbrahimoğlu, polisler tarafından feci şekilde darp edildi, işkence gördü. Bu işkenceyi yapan polisi ve ona talimat verenleri kınıyoruz. Daha yetmedi mi, daha anlamadınız mı? Bu halk diz çökmüyor, vazgeçmiyor, haklı mücadelesini devam ettiriyor. Bizler bu vahşi yönelimler karşısında asla pes etmeyeceğiz. Eda yoldaşımızın yanındayız. Hükümet, iktidar, devlet aklı artık emekçilere, kadınlara, gençlere uyguladığı bu vahşi işkencelerden vazgeçmelidir. 

Filistin’de de barış olmalı ama Türkiye’de de barışa ihtiyaç var

Çok önemli bir süreçten geçiyoruz. Yaşadığımız ülkede dünya kadar sorun yaşıyoruz. Bölgemizde de sorunlar yaşanıyor. İsrail-Filistin savaşına hep birlikte şahitlik ediyoruz. Gerçekten Filistin halkı üzerinde büyük bir baskı katliam ve işgal politikası var. Geçmişte olduğu gibi bugün de Filistin halkıyla dayanışma içindeyiz. Bizim Filistin halkıyla dayanışmamız 80’ler öncesine dayanır. Kürt ve Türk devrimcilerin Filistin halkı için yaşamlarını yitirdiğini çok iyi biliyoruz. Biz Filistin halkını AKP ile birlikte tanımadık, Erdoğan ile tanımadık. Bizim onlarla dayanışmamış samimidir. Bunun bedellerini geçmişte yoldaşlarımız ödediler. Cumhurbaşkanı bugün, “Barış için elimizi taşın altına koyacağız, sorumluluk alacağız. Artık kan ve gözyaşı akmasın” diyor. Acaba bizim ülkemizdeki barıştan mı bahsediyor, bizim ülkemizdeki toplumsal barışa mı gönderme yapıyor diye bir an heyecanlandım. Ancak okuyunca gördüm ki Erdoğan bizim ülkenin güllük gülistanlık olduğunu düşünüyor. Burada herkesin mutlu mesut olduğunu düşünüyor. Bugün HDP il binasının abluka altında olduğunun farkında değildi. MYK üyemize işkence edildiğinin farkında değil. Kayyımlar aracılığı ile Apê Musa’nın isminin cadde ve sokaklardan silindiğinin farkında değil. Bedirxanların, Mehmet Sincarların, Ayşe Şanların isimlerinin kaldırılarak yerine o yerelin dokusu ile uyuşmayan isimlerin cadde ve sokaklara verildiğinden sanırım haberi yok. Evet, Filistin’de de barış olmalı ama Türkiye’de de bir barışa ihtiyaç var. Yıllardır Kürtler bu topraklarda anadilini konuşmak için, kültürünü özgürce yaşamak için mücadele ediyor. 40 yıldır karşılaştıkları tek bir şey var; ya toprağa düşüyorlar ya sürgün oluyorlar ya da cezaevine konuluyorlar. Dünyanın neresinde olursa olsun dili, inancı, kimliği, demokratik hakları için nerede mücadele edenler varsa onların yanındayız. Ayrım gözetmeksizin Karabağ’da, Ukrayna’da, Suriye’de, Filistin’de, Türkiye’de demokratik bir barışın hemen gelmesinin tarafıyız.

Halkımızın iradesinin yönetimlere yansıdığı kaza-kazan politikasını izleyeceğiz

Buradaki arkadaşların en fazla merak ettiği konulardan biri seçimlerdir. Bu seçimler bizim için tarihi bir önemdedir. Bu seçimlerde, şimdiye kadar denemiş olduğumuz yol ve yöntemlerin dışında başka bir yol deneyeceğiz. Sadece Kürdistan coğrafyasında kazanan olmayacağız. Batıda da Kürtlerin, emekçilerin, ezilenlerin, yoksulların bulundukları her ilde, ilçede, beldede iradelerinin yönetimlere yansıyacağı bir politikayı, yani kazan-kazan politikasını izleyeceğimizi bir kez daha sizlerle paylaşmak istiyorum. Türkiye’nin her yerinde kendi adaylarımızla girme eğilimimiz var. Tabii bunu henüz Parti Meclisimiz ile tartışmadık. Eş Genel Başkanımız ile birlikte 20-25 kenti ziyaret ettik. Aynı burada olduğu gibi halklarımızın katıldığı çok geniş toplantılar aldık. O toplantılarda insanlarımız bize sordu: Biz 2015’ten beri iktidara kaybettiren, karşısındaki muhalefetin kim olduğuna, ne yaptığına bakmadan muhalefeti destekleyen bir yol izledik. Peki, bu siyaset Kürde, emekçiye ne kazandırdı, demokratik çözüme nasıl bir katkı sundu? Bu siyaset Kürtlerin İstanbul’da daha özgür, daha rahat ve refah içinde yaşamasına yol açtı mı? 

Sadece seçim geldiği zaman bizi hatırlıyorlar

Biz de MYK’mız ile toplandık. 2015 yılından beri olan AKP karşıtı o siyasetimiz devam edecek, daha güçlü devam edecek. Edanur yoldaşlarımıza işkence yaptıkları sürece, Doğan Erbaşlar cezaevinde olduğu sürece, Eş Genel Başkanlarımız cezaevinde olduğu sürece daha güçlü ve örgütlü bir şekilde devam edecek. Ancak son cumhurbaşkanlığı seçimi dahil olmak üzere oylarımızı verdiğimiz ana muhalefet partisi nerededir? Sizlere soruyorum. Siz söyleyin, Selçuk Mızraklı içeri atılırken, yerine kayyım atanırken bizim oylarımızla seçilenler neredeydi? Cizre’de panzerler genç çocukları ezerken buralardan tek bir eleştiri duydunuz mu? Kürdistan coğrafyası sadece belediyeleri ile değil bütün kurumlarıyla kayyımlar tarafından yönetiliyor. Büyük yolsuzluklar ve usulsüzlükler yapılıyor. Bir kez bile duydunuz mu ana muhalefet partisinin rahatsızlığını? Sadece seçim geldiği zaman bizi hatırlıyorlar. Sadece seçim geldiği zaman bizi yedek bir güç olarak görüyorlar. Resmi de görmüyorlar, masada da görmek istemiyorlar. Oyunu ver ama bizimle fotoğraf verme. Oyunu ver ama bize sorma. Sanki biz hep oyumuzu onlara vermek zorundaymışız gibi büyük bir yanılgı içindeler. Biz oylarımızı AKP kaybetsin diye verdik ama demokrasi kazansın diye de verdik, emekçiler kazansın diye de verdik. 

Bir imama dahi sahip çıkmayan bir anlayışa niye oylarımızı verelim?

Bir Kürt imamı Büyükşehir Belediyesinde çalışırken gözaltına alındığında ona sahip çıkılsın diye verdik. Yargılanmayan, soruşturmaya uğramayan tek bir Kürt var mı? Bir imama dahi sahip çıkmayan bir anlayışa niye oylarımızı verelim? Bu eğilimimiz sonrasında çeşitli manipülasyonlar yapanlar, “AKP ile anlaştılar” diyenler, bize rota belirleyenler büyük yanılıyorlar. Bizim rotamızı halkımız belirler. Siirtli hemşerilerimiz, Karslı halklar belirler. Bizim rotamızdan sapma durumumuz asla olmamıştır. Biz sözümüz için bedel veren bir gelenekten geliyoruz. Biz kısmi çıkarlar için asla siyaset yapmayız. Erdoğan diyor ki “HEDEP’in bu tavrı ‘ne koparırsam kardı’ anlayışıdır”. Sanırım bizi kendileri ile karıştırıyorlar. Bizde geri vites yoktur, bizde eyvallah etmek yoktur, bizde zalime boyun eğmek yoktur. Sanırım Erdoğan bizi başkaları ile karıştırıyor. Bir gün söylediği sözün tam tersini başka gün söyleyen kendisi ve hareketiyle karıştırıyor. 

Birbirine benzer iki blok arasında seçim yapmak zorunda değiliz

Sol adına hareket ettiğini, yazdığını çizdiğini söyleyen medya da öyledir. “AKP ile anlaştılar, AKP ile uzlaştılar, AKP ile görüşüyorlar...” Huzurunuzda söylüyorum; görüştüğümüz, konuştuğumuz, anlaştığımız, uzlaştığımız hiçbir siyasi parti yoktur. Biz tavrımızı çok net söylüyoruz. Biz, halkımızın da bize belirttiği gibi, başta İstanbul olmak üzere her yerde kendi adaylarımızı çıkarma eğilimindeyiz. Bu tabii güç birliği yapmayacağımız anlamına gelmiyor. Ama bu işbirliği kapalı kapılar arkasında olmayacak. Bu işbirliği sizlerden kaçırılmayacak, kamuoyundan gizlenmeyecek. Biz buradayız, bizimle birlikte başta İstanbul ve ilçeleri olmak üzere Türkiye’de yerel yönetimleri yönetmek isteyenler varsa kapımız açıktır, kamuoyu önünde konuşuruz. Bizim Türkiye halklarından saklayacak hiçbir şeyimiz yok. Bundan sonraki politikamız budur. Niye her dönem bu kadar bedel ödemiş, bu kadar emek vermiş bu hareket birbirine benzer iki blok arasında seçim yapsın? Birisini 100 yıldır Kürtlere, buradaki halklara ve inançlara uyguladığı baskı politikalarından tanıyoruz. Diğerini de son 21 yıldır bizim üzerimizden estirdiği zulüm politikalarıyla tanıyoruz. Dünyanın neresinde bir partinin eş genel başkanları, belediye başkanları, milletvekilleri, yöneticileri içeridedir. Var mı böyle bir ülke? Söz konusu Kürtler olunca, emekçiler olunca, Aleviler olunca, halklar olunca, gençler olunca sözünü sakınan, birbirine yakın siyaset yapan bu iki blok arasında seçim yapmak zorunda değiliz. Ne kimsenin bize rota belirleme ne yol gösterme haddi var. Bu hareket 40 yıllık büyük emekler ve bedellerle bugüne geldi. Biz kendi öz gücümüze güveniyoruz, kendi irademize güveniyoruz. Yeri geldiğinde kendi adaylarımızla, yeri geldiğinde açık ve şeffaf bir işbirliğiyle seçimlere de gideriz ittifak da yaparız. Ama kesinlikle biz artık eski biz değiliz. 

5 milyon Kürt'ün iradesi bu kentin yönetiminde olmayacaksa biz niye varız?

Yine Kent uzlaşısı dedik. Bu sizin kenti de büyük oranda ilgilendiren bir meseledir. Biz adaylarımızı Kürdistan’da sandıkta belirlenen delegelerle ve halkımızın kullanacağı oylarla belirleyeceğiz. Batıda da aday başvurularımızı almaya başladık. Buradaki adaylarımızı en geniş eğilim yoklaması ile belirleyeceğiz. Sadece üyelerimizle değil; kentin yerel demokratik kitle örgütleriyle, yöre dernekleriyle, sendikalarıyla, emek ve meslek örgütleriyle, bileşen partileriyle, kadın örgütleriyle, gençlik örgütleriyle, çevrecileriyle, yani bu topraklarda örgütlü bulunan bütün kurumlarıyla, onların düşüncelerini de alarak onları temsil edebilecek nitelikte adayları tespit etmeye çalışacağız. İstanbul olduğu için net söylüyorum, kimse bizim adımıza pazarlık yapmasın. Kimse bizim adımıza manipülasyonlardan etkilenerek, vazife edinerek iş yapmasın. Bu parti büyük bedellerle buraya geldi, ne yapacağını çok iyi bilir. Yapacağı şey kesinlikle halklarımıza kazandırmak olacaktır. 5 milyon Kürt'ün yaşadığı, yarısının emekçi ve yoksul olduğu bu kentte biz yönetimlere layık değil miyiz? Biz yönetmeyeceksek bu kenti kim yönetecek, müteahhitler mi? 5 milyon Kürt'ün iradesi bu kentin yönetimine yansımayacaksa partiyi kapatalım. Yoksulluk sınırı altında yaşayan milyonlarca emekçi, sol sosyalist insanımızın yaşadığı bu ülkede onların demokratik değerleri ve düşünceleri yönetimde yer almayacaksa, varsın biz olmayalım.

25 yıldır bizi yargılıyorlar, tek bir kuruş yolsuzluk tespit edemediler

Dolayısıyla herkes şapkasını önüne koyacak artık ve hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını kabul edecek. Bir şey yapmak isteyen varsa, manipülasyon yapmak yerine gelip bu partinin ilgili kurullarıyla, başta İstanbul olmak üzere, ne yapacağını konuşacak. Bu çağrımız sadece CHP’ye değil. Çağrımız CHP’yi aşan, İmamoğlu’nu aşan bir çağrıdır. Biz bu kentlerde demokratik yerel yönetimler anlayışımızın hayat bulmasını istiyoruz. Bizim demokratik yerel yönetim anlayışımız böyle değil. Siirt’i bilenler, Amed’i bilenler, Batmanı bilenler iyi bilir. Biz dünyada model olabilecek bir deneyime sahibiz. 25 yıldır bu belediyeleri yönettik. Bu iktidar yerel yönetimlerde 25 yıldır bizi yargılıyor ama tek bir kuruş yolsuzluk tespit edemedi. Benim de bulunduğum belediyeye kayyım atadıkları zaman dediler ki belediyenin olanaklarını örgüte gönderiyorlar. Bakın yıllardır yargılanıyoruz ama tek bir kuruşun çarçur olmadığını, başka yere gitmediğini bizden daha iyi biliyorlar. Biz halkımız, halklarımız için çalıştık. Biz ne yaptıysak onların rahat nefes alması için, temiz su içmesi için, yeşil alanda çocukların büyümesi için yaptık. 3 dilli belediyecilik anlayışını Siirt'te hayata geçirdik. Arapça, Kürtçe, Türkçe hizmet aldılar. 3 dilli kreşler açtık. Kadın kooperatifleri açtık. Kentte yolsuzluğa son verdik. O yoksul kent bir anda bütçesinde para ile hizmet gördü. Görünür bir belediye olunca kayyım atamak zorunda kaldılar. Bu kayyımcı anlayışı da bu bizi yok sayan anlayış ile birlikte sandığa gömeceğiz. Kayyımcı anlayışı çok fazla anlatmaya gerek yok. Yoksulluk, yolsuzluk yapıyorlar. Kürt karşıtıdırlar, kadın karşıtıdırlar. Farklı halklara ve inançlara karşıtlık yapıyorlar. Tek bir şeyleri var; o kentin dokusu ve kültürüyle oynamak. Bildikleri tek bir şey var rantçılık, usulsüzlük, yolsuzluk. Bunları sadece ben söylemiyorum, Sayıştay raporları da söylüyor. Yani devletin bir birimi bile şu an kayyımların elinde olan yerel yönetimlerde ne kadar yolsuzluk yapıldığını söylemek zorunda kaldı. Çünkü artık mızrak çuvala sığmıyor. 

Kayyımları göndereceğiz, demokratik yerel yönetimler bayrağımızı yükselteceğiz

Bunlar bizim daha önce şeffaf yaptığımız ihaleleri 21B usulü ile yapıyorlar. Siirt’e Trabzon’dan bir devlet memuru atamışlar, o devlet memuru Karadeniz’den, Uşak’tan, Burdur’dan bir müteahhitti üç dosya ile birlikte çağırıyor. Ne ihale yapıyor, ne kamuoyu var, ne basın var. Müteahhittin istediği firmaya ihaleyi veriyor. Bu ihaleler nasıl biliyor musunuz? Bir liraya yapılacak işi 7 liraya veriyorlar. Bu kayyımlar, yerel yönetimleri resmen çarçur ediyorlar. Bugün buraya Vanlılar, Batmanlılar buraya gelmişler, baş üstüne gelmişler. Onlar bizim direniş merkezlerimizdir. Yine Karslı, Siirtli, Iğdırlı, Ardahanlı, Amedli hemşerilerimizin desteğiyle kayyımcı zihniyeti göndereceğiz. İnşallah bölgede yine demokratik yerel yönetimler bayrağımızı yükselteceğiz. Herkese eşit davranan, eşit hizmet götüren yerel yönetimler anlayışını tekrar egemen kılacağız. Buradan da tekrar ediyorum. Sizin iradenizin yönetimlere yansımasını istiyoruz. Buna varım diyenlere kapımız açıktır, bütün siyasi partilere bu çağrıyı yapıyorum.

Asgari ücret en az 25 bin olmalıdır

Ekonomiyi değinmeden bitirmek olmaz. Hükümete göre hepimiz mesut mutlu yaşıyoruz. Asgari ücret 11.400 TL, emekli maaşı 7.500 lira. Gerçekten 7500 lira ile nasıl geçim yapılıyor? Bunu bize açıklayan birileri olsa çok mutlu oluruz. 11400 lira ile nasıl geçim yapılıyor? Şimdi Asgari Ücret Tespit Komisyonu yeni ücreti belirleyecek, en fazla 15-16 bin lira olacak. Komisyon bir ayını bu ücret ile geçirsin, o zaman biz 15 bin liraya razı olacağız. 15 bin liranın İstanbul’da bir ailenin geçimini sağlayamayacağını bilmiyorlar mı? Asgari ücret yoksulluk sınırının en az yarısı olmalı. Yoksulluk sınırı 46 bin lira ise en az 23 bin lira, 50 bin lira ise en az 25 bin lira olmalıdır. Asgari ücretle çalışan arkadaşlarımızın dün olduğu gibi bugün de yarın da yanlarında olacağız ve mücadelemize devam edeceğiz. 

“İsrail terör devletidir” dedikleri gün bunların çocuklarının gemileri İsrail’e malzeme taşıyordu

Dışişleri Bakanı diyor ki “İsrail İle ilişkilerimiz Filistin davasına zarar vermiyor”. “İsrail terör devletidir” denildiği gün bunları söyleyenlerin çocuklarının gemileri İsrail’e malzeme, gıda indiriyordu. Gerçekten buna inanacak mıyız? İsrail’e çeliği siz veriyorsunuz. İsrail silahı sizin verdiğiniz çelik ile yapıyor. O silahlar mazlum Filistinli çocukların, kadınların ölmesine sebebiyet veriyor. Bu iki yüzlü politikayı her yerde teşhir etmemiz gerekiyor. Sözde “Mescidi Aksa, Filistinliler için özgürlük” diyenler, özde arkada ticaretine bakıyor, gemilerine yük dolduruyor, paralarına para katıyor. Bu iki yüzlülüğün teşhir edilmesi bizim başarılı olmamız için çok önemli bir adımdır. Melelerimize, Seydalarımıza bir çağrımız var. Onlar da bu sürede boş durmamalı. Filistin’e barış derken Rojava’ya bomba yağdırıyorlar, yerleşim alanlarını vuruyorlar. Bu iki yüzlülüğü de teşhir etmemiz gerekiyor. Ana muhalefete, muhalefete, kendilerine sol deyip İstanbul Moda’dan çıkmayan, masada sosyalistlik yapanlara da çağrımızdır. 83 yaşındaki Makbule Özer tutuklanınca, kendilerine sol sosyalist diyen kimi çevreler -bizimle birlikte mücadele eden kardeşlerimiz, yoldaşlarımız, bileşenler bundan azade- söz konusu Rojava olunca, Kürt olunca devlet kodlarıyla davranıyor. AKP’nin çok ilerisinde olmadıklarını belirtmek istiyorum.


Önce Kürt barışını sağla, barış için büyük bir irade ortaya koyan Öcalan üzerindeki tecridi kaldır

İsrail’de barış diyenler, maalesef burada cezaevinde tecrit uyguluyor. Tutsaklar çok büyük bir zulüm altında yaşamlarını devam ettiriyorlar. Bu ülkede barışını sağlamayan, kesinlikle İsrail ile Filistin’de ara bulucu olamaz, orada barış isteyemez. Önce kendi ülkesinde barışı kurmalıdır. 2015’te denediler, işlerine gelmedi rafa kaldılar. Bu ülkede emekçilerin insanca geçinecekleri bir ücrete sahip olmasını istiyorsak, asgari ücret alan arkadaşlarımızın çocuklarını rahatlıkla okula gönderip ceplerine harçlık koyacakları bir gelire sahip olmasını istiyorsak kesinlikle bir barış olmalıdır. Barışın olması bizim düşündüğümüz kadar zor değil. 2015’te Sayın Öcalan aslında demokratik cumhuriyet, demokratik ulus, ortak yaşam, eşit yaşam diyerek büyük bir fırsat sunmuştu. Hala da aynı çizgisini devam ettiriyor. Buradan çağrı yapıyoruz; önce toplumsal barışını, Kürt barışını sağla ve bunun için de 2015’de büyük bir irade ortaya koyan, insanların bir arada kardeşçe yaşamasını isteyen Sayın Öcalan üzerindeki tecridi kaldır. Cezaevindeki açlık grevinde olan arkadaşların üzerindeki baskıları kaldır, taleplerini dikkate al. O zaman sözün dinlenir. İsrail-Filistin barışı dediğin zaman herkes der ki helal olsun, kendi ülkesinde meseleyi diyalog ve müzakere ile çözdü, burayı da çözer. Aksi halde kimse Filistin için döktüğün timsah gözyaşlarına inanmaz.

Rezerv alanı kararlarına karşı direnen halkımızın yanındayız

İstanbul’da artık rant kalmadı, yeni rant kapılarının açılması gerekiyor. Deprem de her şey de onların imdadına yetişiyor. Darbeden siyasi darbe çıkardılar. Depremden de rant alanı çıkarmaya çalışıyorlar. Rezerv alanı diye bir şey icat ettiler. Sermaye nereye göz koyduysa orayı rezerv alanı ilan ediyorlar. Şahintepe’de emekçilerin, yoksulların yaşadığı bölgeyi rezerv alanı ilan edip orayı AKP’li müteahhitlere açmak istiyorlar. Yine Üsküdar’da emekçilerin yoksulların yaşadığı mahallelerde yapmak istiyorlar. Belki yarın sizin mahallelerinizde yapacaklar. Çünkü bir ranta ihtiyaçları var. Hatay’da bunu yaptılar. Biz bu rezerv alanına parti olarak çok şiddetli bir şekilde karşı çıktık. AKP ve sermayesine rant kazandırmaya çalışan bu anlayışın karşısında olacağımızı belirtiyoruz. 

Kendinize güvenin, aday olun 

Hepinizden rica ediyorum; kendinize güvenin, inanın. Birilerinin peşinden sürüklenmek zorunda değiliz. Birileriyle ortak yürüyebiliriz, ortak yönetebiliriz. Doğru olan budur. Tek yanlı bir tarafa eklemlenmek bizim işimiz değil. Bakın burada yüzlerce Kürdistan'dan gelen insanlarımız var. Biz kendimize güvenirsek yönetmeye ortak da oluruz. Bu halkın taleplerini yerel yönetimlere taşıyabiliriz. Bu zor değil. İstanbul’da da aday başvurularını almaya başladık. Yönetme iddiası olan, bu halkın bütün derdini ve sorumluluğunu sırtında taşıyan, bu faşizan politikalara karşı tepkili olan, ayrımcılığa ve kadın katliamlarına itiraz eden, gençlerin huzurlu ve umutlu yaşadığı bir kent ve ülke isteyen siz değerli halkımızın başta İstanbul olmak üzere her yerde aday adayı başvurusu yapmasını istiyoruz. Sadece burada değil her yerde güçlü aday adaylarının olmasını istiyoruz. Halkın seçtiği adayların resmi adaylarımız olduğu, dünyanın hiçbir yerinde denenmemiş bu kadar demokratik bir karara katkı sunmanızı ve katılmanızı bekliyoruz. Emin olun; Denizlerden, Mahirlerden, İbrahimlerden, Seyit Rızalardan, Şeyh Saitlerden, Gültan Kışanaklardan Selahattin Demirtaşlara öncülerimizin bayrağının yolunun devamcısı olacağız. Hepinizi selamlıyorum. Hepimize başarılar diliyorum.

8 Aralık 2023