Bakırhan: Çerçeve yasa bitiş değil başlangıç ve yeni dönemin kapısıdır

Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan, Meclis Grup Toplantımızda güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bakırhan, şunları söyledi: 

Çok değerli arkadaşlar, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Hepiniz hoş geldiniz. Bugün Abdulalim Kaya Siirtli bir amcamızı kaybettik, ailesine başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Basından izlemişsinizdir, 80 yaşında yardım ve yataklıktan ceza almıştı. Onlarca sağlık sorunu olmasına rağmen uzun süre cezaevinde tutuldu. Bir bırakıldı bir daha alındı. Cezaevinde kapmış olduğu hastalıklardan kaynaklı da yaşamını yitirdi. Umarız, dileriz bu son olur. 80-90 yaşındaki insanlar yardım ve yataklıktan, örgüt üyeliğinden tutuklanmaz. Ailesine, Siirtli hemşehrilerime başsağlığı dileklerimi iletiyorum. 

Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da çıkan bir yangın felaketinde Samandağlı dört işçi kardeşimiz yaşamını yitirdi. Yaşamını yitiren işçi, emekçi kardeşlerimizin ailelerine, Samandağ halkına da başsağlığı dileklerimi iletiyorum.

33 Düş Yolcusunun düşlerini gerçekleştirmek için bütün çabayı ortaya koyacağız 

Değerli arkadaşlar, 11 yıl önce 20 Temmuz 2015'te Suruç'ta Kobani'deki çocuklarla dayanışmak için onlara oyuncak götüren 33 Düş Yolcusu, 33 sosyalist genç IŞİD'in alçakça yapmış olduğu saldırıda hayatlarını kaybettiler, katledildiler. O gün o gençler, Kobani'de çatışma ve savaş altında olan çocuklara bir nebze olsun bir nefes aldırmak için Türkiye'nin dört bir yanından onlarla dayanışmak için oyuncak götürüyorlardı, yaşamlarını yitirdiler. Saygı ve minnetle anlıyorum. Tekrar ailelerine, yoldaşlarına başsağlığı diliyorum. Bu alçakça katliamı gerçekleştirenleri de lanetliyorum. 11 yıl oldu ama adalet sağlanamadı bir türlü. Türkiye'de bu ve benzer katliamlarda adalet sağlanamıyor. Ama biz unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız. 33 Düş Yolcusunun düşlerini gerçekleştirmek için de parti olarak elimizden gelen bütün çabayı ortaya koyacağımızı belirtiyorum. 33 sosyalist, genç yoldaş için adalet sağlanıncaya kadar takipçisi olacağımızı belirtmek istiyorum. 

İran, ABD ve İsrail saldırılarına karşı öfkesini Kürtlerden çıkarıyor

Değerli arkadaşlar, Ortadoğu bildiğiniz gibi. Sözde bir anlaşmadan bahsediliyordu. Ama Trump'ın İran Savaşı'nda ilan edilen ateşkesi bitirmesi ile birlikte Ortadoğu'da tekrar savaş tamtamları çalmaya başlandı. İran'a saldırılar başladı. İran'ın karşı tepkileri de var. İran bu saldırılara karşı güçlü tepki vermek yerine Kürt halkına saldırarak ABD'ye cevap veriyor. İran ABD ve İsrail saldırılarına uğradıkça öfkesini Kürtlerden, Kürt kentlerinden, Kürt coğrafyasından çıkarmaya çalışıyor. Kürt güçlerine dönük İran ve İran yanlısı paramiliter güçler tarafından yapılan saldırıda 9 Komela pêşmergesi yaşamını yitirdi. Savaşın başladığı 28 Şubat'tan bugüne Federe Kürdistan Bölgesi'ne bine yakın dron ve füze saldırısı oldu. Sanki İsrail'e atıyor. Allah aşkına Kürdistan Federe Bölgesi'nin İran'daki savaşla ne alakası var? Bine yakın füze ve dron atılmış bugüne kadar. Bu saldırılarda bugüne kadar 28 pêşmerge yaşamını yitirdi. 150'ye yakın pêşmerge ve sivil yurttaş da yaralandı. Bunun yanı sıra sadece bir hafta içerisinde İran'da büyük çoğunluğu Kürt tutsaklar ve muhalifler olmak üzere 20 kişi idam edildi. Bu saldırıları en güçlü şekilde kınıyoruz. Kürt halkının başı sağolsun diyoruz. Bila serê gelê Rojhilat sax be. Gerek ev qetlîam bên sekinandin. Rejîma Îranê bila baş zanibe, gelê Bakur li cem gelê Rojhilat e. Em van qetlîaman qebûl nakin. Yüzyıldır aynı şeyi devam ettiriyorlar. Ya Kürtlere saldırının İran'a ne yararı var yani? Bu saldırılar verse verirse İran'a büyük zarar verir. İnsan biraz haysiyetli olur ya. Kürtler İsrail ve ABD İran'a saldırdığı zaman tarafsızlıklarını korudular. Silahlarını konuşturmadılar. Bu savaşın ortağı değiliz dediler. Buna saygı gösterme yerine katlet, coğrafyasını bombala. Adı da İslam Cumhuriyeti'ymiş! Bundan İran'ı vazgeçmeye çağırıyoruz. Kürtler Kasr-ı Şirin dönemindeki Kürtler değil, Kürtler Sykes Picot dönemindeki Kürtler değil. O derenin altından çok sular aktı. 60 milyonla Ortadoğu'nun en dinamik, en örgütlü gücüdür. Onun için herkes aklını başına almalı. Öyle Kürtleri katlederek, coğrafyasını bombalayarak, başka bir ülkenin sınırları içerisinde olan Federal Kürdistan Bölgesi'ni bombalayarak kimse bir yere varamaz. Gözümüz, kulağımız İran'da, İran'daki halkımızda, oradaki emekçilerde, oradaki muhaliflerde olduğunu belirtmek istiyorum. İran rejimini bir kez daha uyarıyoruz. Bu katliamlardan vazgeç çağrısı yapıyoruz. Kürtler ne İran'a ne başka bir ülkeye düşman değil. Kürtler demokratik, siyasi, toplumsal haklarını istiyor. İdam edeceğine, coğrafyasını bombalayacağına, Kürtlerle eşit ortak bir zeminde insanca yaşamı niye tercih etmiyorsun? Önce bunun hukukunu oluştur. Umarım bundan sonra İran'da da Kürtlere dönük bu saldırılar, katliamlar durur. 

Bu ülkede milyonlarca yurttaş hayat pahalılığı altında eziliyor

Değerli arkadaşlar, bir gündemimiz de ekonomi. Yani değinmeden geçemiyoruz çünkü Türkiye'nin en temel meselelerinden birisidir. Sokakta yürürken, otururken, bir yerde karşılaştığımız kim olursa olsun her vatandaşın temel gündemlerinden birisi ekonomidir. Ortadoğu yangın yeri iken Türkiye'de siyasi sulh arayışları devam ediyor. Ama bu sulh arayışlarına zarar verecek şekilde bir mutfak yangını var. Bir borç ve enflasyon yangını devam ediyor. Bugün bu ülkede milyonlarca yurttaş hayat pahalılığı altında eziliyor. Geçinemeyen milyonlar yaşamlarını kredi kartları ve tüketici kredilerle sürdürmeye çalışıyor. Bunu bulamayanlar da tefecilerden büyük faizlerle borç alıyor. Borcu borçla kapatmaya çalışan milyonlarca insanın yaşadığı bir ülke olduk. Temmuz ayı itibariyle bireysel krediler ve kredi kartlarında takibe düşen alacaklardaki artış oranı yüzde 80'e dayanmış durumda. Üç büyükşehirde ortalama kira 28 bin TL olmuş. Yani bu en düşüğü. Altı emeklinin maaşını bir araya getirseniz yoksulluk sınırına ancak ulaşabiliyor. Yoksulluk sınırı 117-120 bin liraya varmış. Altı emekliyi bir araya getiriyorsunuz ancak yoksulluk sınırına erişebiliyor. Buyurun size felaket tablosu. Buyurun size ekonomideki karanlık tablo. Bu tablonun arkasını çevirdiğimizde ne görüyoruz biliyor musunuz? Bu hükümet faize bir dakikada, yanlış duymadınız sadece bir dakikada 199 asgari ücret ödüyor. Faiz sayacı maşallah hiç durmuyor. Sofralar boşalmaya, umutlar azalmaya devam ediyor. Haziran ayı itibariyle açlık sınırı 36 bin liraya, yoksulluk sınırı ise 117 bin liraya ulaşmış durumda. Buna rağmen 5 milyon emekli 20 bin lira ile, 8 milyon emekçi 28 bin lira gelirle yaşam mücadelesi veriyor. Ortalama emekli aylıkları 23-24 bin lira seviyesine sıkışıp kalmış. Yaklaşık 9-10 milyon emekli bu gelirle geçinmeye çalışıyor. İktidar getirdiği torba yasa teklifi ile en düşük emekli aylığını çok arttırdı, 23.552 TL’ye çıkardı. Bu emekliye refah değil, bu açlık sınırının 13 bin lira altında bir ücretle yaşam mücadelesi verin demektir.

İktidar evine 2 kilo et alamayan emekliyi değil yandaşları ve sermaye sahiplerini düşünüyor

Emeklilere insan onuruna yakışır bir yaşam için maaş zammı verilmesi talebimize iktidar temsilcileri ne diyor biliyor musunuz? Kaynak yok. İktidarın ortağının temsilcileri diyor ki 'aslında kaynak var'. Bu kürsüden defalarca söyledik. Kaynak sorunu yok bir tercih sorunu var. İktidar çocuğuna harçlık veremeyen, evine 2 kilo et alamayan emekliyi değil, yandaşları ve sermaye sahiplerini düşünüyor. Onların tekerleğini döndürüyor, onların değirmenine su taşıyor. Biz de diyoruz ki barışı konuştuğumuz bu günlerde aç karnına barışı konuşmak zor. İktisadi barış ve sosyal adalet siyasi barışın tacıdır. İktidara sesleniyoruz, 2015'ten beri çatışmalı ortamdan ötürü hep bize mermi fiyatlarını soruyorlardı. Hatırlıyorsunuz değil mi? İşte 'geçinemiyoruz' diyorduk, 'bir merminin fiyatı ne kadar' diyorlardı. Hatta camilerde bu konuda fetvalar bile verdiler. Biz de soruyoruz ya 2 yıldır tek bir mermi atmadınız. 2 yıldır tek bir kuruş harcamadınız. Tek bir maliyete katlanmadınız. Buyurun 2 yıldır bu çatışmaya harcadığınız kaynağı emeklilere verelim, asgari ücretlilere verelim. Hem emekli kazansın, hem asgari ücretli kazansın, hem de barış umudu büyüsün kazansın. Emin olun bu ülkenin ovaları, bu ülkenin kaynakları, bu ülkedeki dayanışma kültürü 86 milyonun başını yastığa tok koymasına yeter ama yönetilemiyor. İşte tam da bu noktada diyoruz ki DEM Parti olarak bu gerçeği yaşama geçirmeye hazır, demokratik, adil, kimsenin aşsız ve işsiz kalmadığı, kimsenin evsiz kalmadığı bir düzen kurmaya hazırız, varız. Bu konuda yeterli gücümüz ve deneyimimizin olduğunu da belirtmek istiyorum. Değerli arkadaşlar, eşit ve adil bir ekonomi demokratik ve adil bir siyasal düzenin temelidir.

Demokratik Türkiye'nin inşası için kalkış noktası çerçeve yasadır

Biz de 27 Şubat'tan bu yana Barış ve Demokratik Toplum rotasında yürüyoruz. Türkiye 22 Ekim'den 27 Şubat'a uzanan yolda bir güvercinin kanadında barış umudunu taşıdı. 27 Şubat'ta milyonlarca insan barışa nefes verdi, ses oldu. O günden bugüne gelinen yol ne azdır ama ne de kusursuzdur. Az bir yol gelmedik. Türkiye'yi Kürt meselesinin çözümünde tarihsel bir noktaya ulaştıracak kadar yol geldik. Ama bu dönemeci alabilmek için önümüzdeki dönem tarihi sorumluluğumuzu da yerine getirmemiz gerekiyor. Bu tarihi dönemeci geçmek için önce temeli sağlam atmak gerekiyor. Demokratik Türkiye'nin inşası için kalkış noktası çerçeve yasadır. Bakın, tarih bazen aynı sayfaya iki kez not düşüyor. Çok sık olmuyor. 22 Ekim 1919'da Amasya'da bu ülkenin kurucu kadroları Kürtlerle anlaştı ve Kürtlerin haklarını tanıyan bir protokole imza attılar. Ama 105 yıl o Amasya'da altına imza attıkları protokolü unuttular. 105 yıl sonra yine bir 22 Ekim'de bu meclisin çatısı altında yeni bir el uzandı ve tarihi bir karar oldu. Bunu kuruluşta verilen sözün yüzyıl sonra yerine getirilmesi beyanı olarak okuyoruz biz. İşte bu beyanı hayata geçirmenin ilk adımı çerçeve yasa olmalıdır.

Çerçeve yasa bitiş değil başlangıç ve yeni dönemin kapısıdır

Çerçeve yasa bir bitiş değil, esaslı bir başlangıçtır. Yeni bir döneme geçmek için kullanacağımız bir kapıdır. Bu kapıdan geçmek için çerçeve yasa hemen çıkarılmalı, uygulamaya başlanmalıdır. Eşzamanlı olarak taraflar ve kamuoyunun mutabık olacağı ortak bir yol haritası çıkarılmalıdır. Demokratikleşme süreci başlamalı ve demokratik entegrasyon inşa edilmelidir. Dün heyetimiz İmralı Cezaevi'nde Sayın Abdullah Öcalan'la görüştü. Hepinize, Türkiye halklarına, Kürtlere, emekçilere, Alevilere, kadınlara selamlarını, sevgilerini yollamış. Sayın Öcalan aslında bugüne kadar defalarca tekrar ettiği bir belirlemesini yine yapmış. Aynen şöyle diyor: "Kürt'ten Türk'ü ayırırsan Kürt kalmaz. Türk'ten Kürt'ü ayırırsan Türk kalmaz." Bunu diyerek aslında çözümün hakikatini ortaya koymuştur bir kez daha. Bu sebeple işimiz çok. Evet, zamanımız kısıtlı biliyoruz ama hep birlikte durmadan akıl akla el ele omuz omuza vererek Türkiye'yi barışa taşıyabiliriz. Demokratik Cumhuriyet iddiamız zor ama uzak değil. İddialı ama gerçekçidir. Bu iddiayı gerçeğe dönüştürmek için çerçeve yasayı en güçlü şekilde çıkarmamız gerekiyor. 

Çerçeve yasanın zamanı, içeriği ve yönetimi sürecin ruhuna uygun olmalıdır

Bakın, Sayın Öcalan en iddialı ve en radikal adımları atıyor. Hep birlikte şahitlik ettik. Adeta tarihin yönünü değiştiriyor. Ama ne yazık ki bu adımlar karşısında gerekli siyasi ve hukuki düzenlemeler yapılmakta gecikiyor. Yöntem hataları sürece zarar veriyor. Bu vesileyle iktidar temsilcileri ve Sayın Bahçeli ile heyetimizin yaptığı görüşmelerde sürecin devam etmesi yönündeki ortaklaşmayı olumlu buluyoruz. Çerçeve yasanın zamanlaması, içeriği ve yöntemi sürecin ruhuna uygun olmalıdır. Tek taraflı, dayatmacı, yüzyıllık tekrarları üreten bir çerçeve yasa yol açıcı değil, yol tıkayıcı olur. Medya üzerinden psikolojik savaş yürütmek, barışın haysiyetine yakışmaz. Kimse bu hatalara düşmemelidir. Çerçeve yasa kapsayıcı olmalıdır. 

Öcalan'ın hukuku barışın hukukudur ve artık düzenlenmelidir

Sayın Öcalan'ın özgür çalışma ve iletişim koşullarını sağlamalıdır. Sayın Öcalan'ın hukuku barışın hukukudur. Bu çok iyi bilinmelidir. Bu sebepten Sayın Öcalan'ın statüsü artık düzenlenmelidir. Çerçeve yasa silahsızlanma süreci için mekanizmalar içermelidir. Demokratik entegrasyon yasalarına zemin hazırlayacak şekilde siyasi ve hukuki zeminde bir yol temizliği yapmalıdır. Parlamentodan çıkması muhtemel çerçeve yasayla eş zamanlı olarak siyaset kurumu da toplumsal uzlaşma ve ortaklığı esas alarak bir yol haritası çıkarmalıdır. Artık yürütme erki barış sürecinde iklimin pozitife dönmesi için üstüne düşeni oynamalıdır. İlk adım olarak da hemen kayyımlar geri çekilmeli. Halkımızın seçmiş olduğu temsilciler yerel yönetimleri yönetmelidir. Daha önce de ifade etmiştik. Bu vesileyle tekrar bir kez daha ifade edelim. Nusaybin Qamişlo Sınır Kapısı açılmalıdır. Bu adım hem barış sürecine hem iki ülke ekonomisine hem Suriye'nin iktisadi ve siyasi istikrarına katkı sağlar. Kapılar açılmalıdır derken aynı zamanda Türkiye ve Ermenistan kapısı olan Kars'taki Doğu Kapı da açılmalıdır. Bu da bölgesel istikrara katkı sağlar. Yargı erki de barış sürecine pozitif katkı vermelidir. Öyle Ayşe Gökkan'lara 20 yıl ceza vermek de olmaz. AYM ve AİHM kararları uygulanmalı, tahliyelerin önü bir an önce açılmalıdır. 

Yüksekdağ ve Demirtaş başta olmak üzere siyasi tutsaklar serbest bırakılmalı

Bakın özellikle vurguluyorum. Çatışmalı süreçte barıştan yana tavır alan ve mağdur edilen insanların sorunları çözülmelidir. Başta barış akademisyenleri olmak üzere KHK'liler işlerine amasız fakatsız bir şekilde geri iade edilmelidir. Ankara'nın ortasında işini aşını istediği için insanlar darp edilmemeli, hakarete maruz kalmamalı, üzerindeki gömleği ve tişörtleri yırtılarak, ellerine kelepçe vurularak gözaltına alınmamalıdır. Gaz sıkılmamalıdır. Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş başta olmak üzere cezaevindeki siyasi tutsaklar bir an önce halklarıyla, aileleriyle ve yoldaşlarıyla buluşmalıdır. Bu ve bunun gibi bu süreci iyileştirici birçok adım atılabilir. 

DEM Parti olarak rotamız barış, yolumuz Demokratik Cumhuriyet yoludur

DEM Parti olarak bizim rotamız barış, yolumuz Demokratik Cumhuriyet yoludur. Kürtlerin ulusal haklarının sağlandığı, tüm Türkiye'nin demokrasiye kavuştuğu bir denklemin 86 milyona güçlü bir gelecek sunacağını düşünüyoruz. Bu yol ve bu rotaya inanıyoruz ve bunun için 7-24 çalışıyoruz. Fakat bu yolu bozmak, rotayı şaşırtmak isteyen kesimler de yok değil Türkiye'de. Kimse bizi pembe gözlükler takmış yürüyor sanmasın, her şeyi çok iyi görüyoruz. En ince ayrıntılarına kadar bütün siyasi partilerin, bütün siyasi aktörlerin demeçlerini, mesajlarını da okuyoruz. Barış karşıtı medya, süreç başladığından beri barışın dilini bir türlü tutturamadı. Hala üstünlükçü bir dil. Hala galip mağlup yanılgısı üretiyorlar. Hala süreci enfekte edecek şekilde norm dışı güçlerin değirmenine su taşıyorlar. Çerçeve yasayla ilgili psikolojik harp taktikleriyle suyu bulandırmaya, rotayı şaşırtmaya çalışıyorlar. Soruyoruz: Gençlerin ölümlerinden ne kar elde edeceksiniz? Savaş, çatışma, ölüm için niye bu kadar heveslisiniz ya? Yüzyıl yetmedi mi? Onlarca isyan yetmedi mi? Psikolojik savaşla, operasyonlarla nereye varmak istiyorsunuz? İşte geldiğimiz nokta burası. Ekonomisi bozulmuş, toplumsal çürüme başlamış, demokrasinin olmadığı bir süreçte yaşıyoruz. İşte sebepleri bu çatışma, bu savaş, bu inkarcı dil ve yaklaşımdır. Barış karşıtı medya iktidar ya da muhalefet kime yakın olursa olsun oynadıkları ali cengiz oyunlarını siyasi sahiplerine yazarız. Kürtler bu oyunları siyasi sahiplerine yazar. Herkes bunu çok iyi bilsin.

Kürt meselesi çözüldüğünde Türkiye yepyeni bir zamana merhaba diyecek

Değerli Türkiye halkları, emin olun Barış ve Demokratik Toplum Süreci gelişirse evet birileri kaybedecek ama küçük bir hazırlık kaybedecek. Ama 86 milyon kazanacak. Emekliler, emekçiler kazanacak. Aleviler, gençler kazanacak. Sürecin başarısının faydalarını belki sıralarsak çok şey anlatmamız gerekiyor ama birkaç başlık sıralamak istiyorum. Süreç başarıya ulaşırsa ve Barış ve Demokratik Toplum Sürecini birlikte inşa edebilirsek, bir düşünün hiçbir yerde sabahın köründe yerel yöneticiler, seçilmiş belediye başkanları gözaltına alınmayacak. Düşünün, insanlar çürük sebze ve bayat ekmeğe muhtaç olmayacak. Düşünün, ekonomik kriz değil, refah üretecek. Düşünün, Van, Amed ve Mardin karayollarındaki arama noktaları yerine bu kentler ticaret koridorlarıyla inşa edilecek. Bir düşünün, başörtüsü defacto değil, yasal olarak güvenceye alınacak. Alevilerin evlerine işaret konulmayacak, Aleviler eşit yurttaşlık haklarına kavuşacak. Bir düşünün bu süreç gerçekleşirse bir asker annesiyle bir gerilla annesi evlatlarının bir daha ölmeyeceğini bilerek aynı sofraya oturacak. Bundan daha güzel bir tablo bir resim olabilir mi? Yanıbaşımızda atılan her füze, her mermiden sonra Türkiye ekonomisi etkileniyor. Düşünün, Türkiye küresel ve bölgesel gelişmelerden olumsuz etkilenen değil, oyun kurucu bir ülke olacak. Yani özetle Kürt meselesi çözüldüğünde Türkiye ekonomik, siyasi ve toplumsal olarak yepyeni bir zamana merhaba diyecek. Kürt meselesinin çözümüne katkı sunan herkes yüzyıl onurla anılacak. Bu sebeple diyoruz ki demokratik, eşit, refah dolu ve kapsayıcı bir siyasal düzen barıştan ve demokratik toplumdan geçer. Kürt meselesinin demokratik yollarla çözümünden geçer. İşte bu yolla atılacak ilk adım çerçeve yasadır. Çerçeve yasa yüzyıllık kucaklaşmanın sıcaklığını yansıtmalıdır. Barışa, demokrasiye ve eşitliğe dayalı kardeşlik için o bahar bu bahardır, o yaz bu yazdır. Başka bahar yok. Başka bir yazı beklemeyeceğiz.

Yeni yaşamı yeni bir siyasi iklimde ve yeni bir dille kuracağız

Bu vesileyle grup toplantımızın hemen sonrasında Sayın Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş bizleri ziyaret edecek. Bugün ve bunun gibi birçok platformda defalarca dile getirmiş olduğumuz önerilerimizi kendisiyle paylaşacağız, düşüncelerimizi paylaşacağız. Sayın Kurtulmuş'un bu süreçteki olumlu rolünü çerçeve yasanın çıkmasında da ortaya koyacağına inanıyoruz. Değerli arkadaşlar, son olarak çerçeve yasanın oluşturacağı kalkış noktasıyla barışa güçlü adımlarla yürüyeceğiz. Kadir İnanır’ın dediği gibi büyük barışta ısrar etmeye, Halise Ana'nın barış umudunu büyütmeye devam edeceğiz. Yaşar Kemal en büyük eseri olan İnce Mehmet'i 30 yılı aşan bir süre içerisinde tamamladı. İnce Mehmet adaletsizliklerin ortaya çıkardığı bir hikayedir. Bu topraklarda binlerce yaşanmış benzer hikayeden bir tanesidir. Bu eserin mesajı nedir biliyor musunuz? Yaşar Kemal diyor ki dağa çıkışın bir siyasal nedeni varsa inişin de siyasal bir koşulu olmalıdır. Yaşar Kemal'in dediği gibi bu koşulun adı onurlu barıştır. Bugün tam da bu koşulu yaşama geçirmenin eşiğindeyiz. Bu eşikten atlamak için DEM Parti olarak demokratik inşanın yeni ve güçlü soluğunu bir kez daha yaşama geçireceğiz. Yeni yaşamı yeni bir siyasi iklimde ve yeni bir dille kuracağız. Önümüzdeki dönem ekolojiden iş ve aşa, hukuk ve demokrasiden örgütlenmeye ve barışa kadar her alanda bütün arkadaşlarımız ve yoldaşlarımızla birlikte büyük mücadele edeceğiz. DEM Parti'yi ve milyonları hak ettiği yere taşıyacağız. Bu duygularla hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. En son olarak da Dünya Kupası'nı kazanan İspanya'yı tebrik ediyor, İspanya halkına hayırlı olsun diyorum.

21 Temmuz 2026