Bakırhan: Çerçeve yasa eşit yurttaşlığın ve özgür yaşamın kapısını açmalıdır

Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan, İstanbul Bağcılar Meydanı’nda düzenlenen Özgürlük Mitingine katıldı. Burada konuşan Bakırhan, şunları söyledi:

Kadir İnanır’a ve Sırrı Süreyya Önder’e söz veriyoruz…

Değerli halkımız, bugün hem bir miting hem de bir yası bir arada yaşıyoruz. Kürt dostu, işçi dostu, emekçi dostu Kadir İnanır’ı kaybettik. Barış sevdalısı, emekçinin, ezilenin her daim yanında duran, sadece sanatçı kimliğiyle değil, duruşuyla bir demokratı, bir devrimciyi, bir Karadeniz evladını kaybettik. Buradan Kadir İnanır’ın ailesine, sevenlerine ve Türkiye’ye başsağlığı diliyorum. Kadir İnanır senin her aşamada dile getirmiş olduğun barışı, bugün Bağcılar’da olduğu gibi sana veriyoruz, Sırrı Süreyya Önder’e veriyoruz. Bir gün ama bir gün mutlaka, Türklerin, Kürtlerin, Alevilerin, emekçilerin, kadınların eşit yurttaşlar oldukları, onurlu bir yaşam sürdükleri demokratik bir Türkiye yaratacağımıza dair sözümüzü bir kez daha yeniliyoruz. 

Ülkeyi yönetenler meydanlara kulak vermelidir 

Değerli halkımız bugün ve dün, Türkiye’nin dört kentinde Özgürlük Mitingleri düzenledik. Neden özgürlük diyoruz? Bu ülke son 50 yılını Kürtlerin, demokratik hak ve özgürlüklerini bastırmak için geçirdi. Bu ülke 3 trilyon dolarını Kürt anadilini konuşmasın diye, siyasi iradesini seçmesin diye, insanca, eşitçe yaşamasın diye harcadı. Bugün eğer emekçiler geçinemiyorsa, eğer asgari ücret ile çalışan emekçi kardeşlerimiz ailelerini geçindiremiyor ve zorlanıyorsa sebebi bu 50 yıllık çatışmadır, şiddettir. İşte bugün bu meydanlarda bu çatışmanın ve şiddetin bitmesi için, Kürt ve Türk evlatlarının yaşamını yitirmemesi için, siyasi iradelerimizin cezaevleri yerine bugün bu alanda olması için, Selahattinlerin, Figenlerin, Leylaların, Ayşe Gökhanların, Nazmi Gürlerin, Ali Ürkütlerin bugün bizim olduğumuz bu alanlarda olması için, süren sürecin başarıya ulaşması için burdayız. Bu meydanlar bizim taleplerimizi, duygularımızı her daim dile getirdi. Bu meydanlar, hiçbir zaman pes etmedi, diz çökmedi. Bütün zora ve zulme rağmen barış dedi, onurlu bir yaşam dedi, kimlik dedi, dil özgürlüğü dedi. Yerel demokrasi dedi. İnsanların adil ve eşit bir şekilde alın terinin hakkını aldığı demokratik bir Türkiye dedi. Evet bu mitingler aynı zamanda demokrasinin, barışın taleplerinin en yüksek sesle dile getirildiği mitinglerdir. Onun için bu ülkeyi yönetenler bu meydanlara kulak vermelidir. Çünkü bu meydanlar barış için bedel ödedi, barış için mahpuslara girdi, çocuklarını kaybetti. Köyleri boşaldı, metropollere yerleşmek zorunda kaldılar. Bu meydan çok şey söylüyor. Bu meydan susturulamayan bir iradenin sesidir. Bu meydan Colemêrg'in, Dersim’in, Amed’in Türkiye’nin dört bir yanında Kürt sorununun demokratik çözümünü isteyen 25 milyon Kürdün, Alevinin ve emekçinin sesini dile getiriyor. Sağolun, var olun her daim bu mücadele sahip çıktığınız için, direndiğiniz için. Mücadelenizle masayı kurduğunuz için, hepinizi kutluyor ve bundan sonraki mücadelenizde de hepinize başarılar diliyorum. 

Artık ülke olarak eski korkular ve yasaklarla süreci yönetemeyiz 

Değerli halklar, değerli kardeşlerim, dünya değişiyor, Ortadoğu değişiyor, yönetimler değişiyor. Tekçi, inkarcı, demokratik olmayan yönetimler çözülüyor. Dünya yeniden şekilleniyor. Bütün ülkeler artık geçmişini gözden geçirerek daha demokratik bir düzen ve zemin yaratmak zorundadır. Türkiye de değişime gebe bir süreci yaşıyor. Artık Kürdün inkar edildiği, Alevilerin inancının reddedildiği, gençlerin geleceğinin çalındığı, kadın haklarının yok edildiği bir düzeni bu süreçte Türkiye kaldıramaz. Onun için barış diyoruz. Onun için demokrasi diyoruz. Artık ülke olarak eski korkularla, yasaklarla, eski dille bu süreci yönetemeyiz. Ortadoğu'nun değiştiği bu süreçte biz de demokrasi ile, kardeşlikle, eşit yurttaşlıkla bu ülkeyi yeniden daha güçlü, kardeşleştirerek kurmak durumundayız. 

Türkiye’nin krizden çıkışının yolu eşit, adil ve demokratik bir düzen

Değerli dostlar, Türkiye'nin içerisinde yaşadığı kriz ve kaostan çıkışın yolu var. Çıkışın yolu bellidir. Bu kaos ve krizden çıkışın yolunun eşit, adil, demokratik bir düzenden geçen bir yol olduğunu bir kez daha buradan belirtmek istiyorum. Kürt meselesi çözülmeden hukuk eksik kalır, demokrasi yarım kalır, ekonomi kırılgan olur. Türkiye'nin içeride ve dışarıda itibarı gittikçe kaybolur. Dolayısıyla bu tarihsel süreçte daha cesur olmalıyız. Geçmişimizle yüzleşmeliyiz. Kürdün yüz yıldır hak arama mücadelesine artık kulak vermeliyiz. Alevilerin inanç hakkına, emekçilerin alın terine artık kulak vermek zorundayız. Her tarihsel çözümün bir başlangıcı vardır. İşte o başlangıç bugündür. Tarihsel bir aralıkta bulunuyoruz. Bu tarihsel aralıkta ilerlememiz için cesur olmamız gerekiyor. Kürdün talebine karşılık vermemiz gerekiyor. Bakın, bugün siyasetin en acil görevi nedir? Çerçeve bir yasa çıkarmaktır. Çerçeve yasa açık olmalıdır. Net olmalıdır. Cesur olmalıdır. Herkesin güvenle dönebileceği, kimsenin kapıdan çevrilmeyeceği, ayrımcılığa, keyfiliğe yer bırakmayan bir hukuk kurmalıdır. Yasa dağdan, cezaevinden, sürgünden demokratik siyasete dönüşün yolunu açmalıdır. 

Çerçeve yasa yerel demokrasinin, eşit yurttaşlığın, anadilin ve özgür yaşamın kapısını açmalıdır 

Bir yıl önce biz de Süleymaniye'de silahların yakıldığı o törende bulunduk. Bir yıl önce silahlar yakıldı ama o silahı yakanlar hala ülkeye dönemediler. Bir yıl kaybettik. Artık bu süreci daha fazla ertelemeden, daha fazla oyalamadan, daha fazla uzatmadan bir çözüme kavuşturmamız gerektiğini bir kez daha dile getiriyoruz. Hiç kimse ama hiç kimse barışın kapısından çevrilmemelidir. Hiç kimse "şu döner, bu dönemez" dememelidir. Barışın kapısı gelmek isteyen herkese açık olmalıdır. Çerçeve yasa demokratikleşmenin anahtarıdır. Çerçeve yasa yerel demokrasinin, eşit yurttaşlığın, anadilin, özgür yaşamın kapısını açmalıdır. Bu yasayla eğer ilk düğmeyi doğru iliklersek yolumuz demokratik bir düzene, demokratik bir cumhuriyete çıkar. Ama daha yasa çıkmadan "şu döner, bu gelir, diğeri gelemez, diğeri yargılanır, diğeri barışın kapısından geçemez" dediğimiz zaman en baştan düğmeyi yanlış ilikleriz. Yanlış iliklenen düğme yüz yıldır Türkiye'nin enerjisini emdi, ekonomisini emdi, on binlerce insanın yaşamına mal oldu. Düğmeyi doğru yerden koymak ve oradan demokratik bir cumhuriyete ulaşmak siyasetin temel görevidir. 

Halkların barışından, halkların buluşmasından korkanlar var 

Değerli arkadaşlar, barış geciktikçe sabotajlara, risklere açık olur. Bakın, biz bugün burada miting yaptığımız yerde birileri barış karşıtlığı yapıyordu. Birileri barış olmasın diye bu mitingi protesto etmeye çalışıyordu. Çünkü savaşın gölgesinden beslenenler var. Halkların barışından halkların buluşmasından korkanlar var. Kürt ve Türk barışınca oy kaybedeceğini, siyasi zeminini yitireceğini düşünenler var. Dolayısıyla bu barış karşıtları karşısında bu süreci ertelemeden bir an önce yasal adımlarla bir yere ulaştırmak siyasetin temel görevidir. Halkların buluşmasından korkanlara verilecek en iyi yanıt, barış kapısını sonuna kadar açarak, barış kapısından dağdakilerin, sürgündekilerin, cezaevindekilerin dönmesini sağlamaktır.

Sayın Öcalan'ın toplumla buluşma koşullarının ertelenmesi için herhangi bir gerekçe yok

Evet, değerli halkımız, biraz önce sinevizyonda Sayın Abdullah Öcalan'ın mesajını da gördünüz. Bu sürecin kalbinde bir isim var. Savaşı durduracak, silahları devreden çıkaracak tek bir muhatap var. O da Sayın Abdullah Öcalan'dır. Sayın Abdullah Öcalan cezaevinde 27 yıl geçirdi. Bu 27 yıl içerisinde ısrarla barıştan, diyalogtan, Türkiye'nin demokratik geleceğinden bahsetti. Ve bunları inşa etmek için tecrit altında olmasına rağmen sürekli ısrarla büyük bir iddiayla barış ve diyaloğun oluşması için elinden gelen bütün çabayı ortaya koydu. Israrla Türkiye çözümünü savundu. Israrla bu savaşın bitmesini Kürtlerin demokratik hak ve özgürlüklerinin artık kabul edilmesini savundu. Dolayısıyla bu savaşı durdurabilecek bu sorunun tek muhatabı olan Sayın Öcalan'ın bu saatten sonra tecritte olması, 12 metrekarelik bir hücrede olması kabul edilemez. Artık Sayın Öcalan'la Türkiye halkları arasındaki duvarları kaldırmak, Sayın Öcalan'la Kürtler, kadınlar, Aleviler, emekçiler arasındaki duvarları kaldırarak Sayın Öcalan'ın Türkiye halklarıyla buluşmasını sağlayacak bir sürecin içerisindeyiz. Sayın Öcalan'ın özgür yaşam, özgür çalışma, toplumla buluşma koşullarının bu saatten sonra ertelenmesi için herhangi bir gerekçe yoktur. Bu aynı zamanda Türkiye'nin barış iradesinde ne kadar samimi olduğunu da gösterecek çok önemli bir testtir. Umut hakkı tanınmadan barış olmaz. Umut olmadan toplumsal barış olmaz. Umut hakkı bu halkın geleceğe yürüme hakkıdır. Dolayısıyla bu süreci oyalamadan yokuşa sürmeden bir an önce mecliste özel yasa için atılacak adımları hızlandırıp, kaos ve kriz yaratmak isteyenler, süreç karşıtı provokasyonlar yaratmak isteyenler karşısında barışı inşa etmemiz gerekiyor. Bağcılar Meydanı barışa hazır. Amed Meydanı barışa hazır. Barış Anneleri barışa hazır. Biraz önce üç tane çocuğunu çatışma ve şiddet ortamında yitirmiş, cezaevine koymuş bir anneyle konuştum. "Benim çocuklarım cezaevinde yaşamını yitirdi. Ama bundan sonra kimsenin çocukları yaşamını yitirmesin" diyor. O annenin bu kutsal isteğine hep birlikte sahip çıkmalıyız.

Bugün geldiğimiz nokta kimsenin lütfu değildir 

Değerli arkadaşlar bugün geldiğimiz nokta kimsenin lütfu değildir. Bugün geldiğimiz bu noktada, masanın kurulduğu, çözümün tartışıldığı bu noktada sizin sabrınız, emeğiniz, mücadeleniz ve direnişiniz vardır. Emin olun, sizler bu sürece sahip çıkmasaydınız, sizler baskılar karşısında dik durmasaydınız ne masa olurdu, ne çözüm olurdu, ne tecrit kalkardı, ne de Kürt meselesi tartışılırdı. Dolayısıyla sizin sabrınız, emeğiniz ve beslediğiniz umutlara karşı büyük saygı duyuyorum. Var olun, sağolun. 40 yıldır durduğunuz için, direndiğiniz için, barış dediğiniz için, Kürtlerin siyasi iradesiz Sayın Öcalan dediğiniz için, her daim partinize sahip çıktığınız için sağolun, var olun, emeğinize sağlık. 

Öcalan’ın barış iradesine sahip çıkarak mücadelemizi büyüteceğiz 

Bu meydanlarda hep siz vardınız. Şırnak'ta siz vardınız. Amed'de halk iradesinin gasp edilmesi karşısında sokaklarda direnen sizlerdiniz. Van'da 14'te 14 yapan sizlerdiniz, o iradeyi yok sayan kayyımcı anlayışa karşı direnen, mücadele eden, kayyımcı anlayışı kabul etmeyen sizlerdiniz. Emekçilerin direnişinde sizler vardınız. Katledilen kadınların haklarını sizler aradınız. Şimdi mücadelemiz yeni başlıyor. Bundan sonra demokratik bir Türkiye için, Kürtlerin anadili için, Kürtlerin halk olarak tanınması için, Kürtlerin iradesinin tanınması için ve cezaevindeki yoldaşlarımızın serbest bırakılması için, eşit yurttaşlar olmak için, onurlu bir yaşam için daha fazla mücadele edeceğiz, daha fazla bu alanları dolduracağız, daha fazla partimize sahip çıkacağız, daha fazla Sayın Öcalan'ın barış iradesine sahip çıkarak bir an önce bu sorunun çözülmesi için mücadelemizi büyüteceğiz. Yol bitmedi. Evet, önemli bir aşamaya geldik. Önemli bir engeli aştık. Ama yolumuz uzun. Daha çok dayanışmaya, daha çok mücadeleye, daha çok bir arada olmaya ihtiyacımız var. Bunu da başaracağınıza inanıyorum. Emin olun, bugün burada olduğu gibi saatlerce bu sıcağın altında, bu güneşin altında kendi iradesini, kendi sürecini sahiplenen sizler olduğunuz müddetçe Kürtler ne kandırılır, ne yenilir, ne de vazgeçer.

Sizleri çok fazla bekletmek istemiyorum. Emin olun her böyle kalabalıkları gördüğüm zaman umutlu oluyorum, moralli oluyorum. Güç alıyorum. Çünkü bizim arkamızda halkımız var. Bizim arkamızda gençler var. Bizim önümüzde Barış Anneleri var. Bizim önümüzde pes etmeyen Türkiyeli devrimciler, sosyalistler, emekçiler, ekolojistler var. Biz Türkiye'nin bütün renklerini temsil eden bir siyasi hareketiz. İnşallah günü geldiğinde de Türkiye'de yaşayan bütün halkların, bütün inançların eşit yurttaşlar oldukları, onurluca yaşadıkları, ekonomide adaletin olduğu, hukukun olduğu, insanların düşüncelerinden dolayı hapsedilmediği, ellerine kelepçe vurulmadığı bir Türkiye'yi yaratacağımıza olan inançla hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

28 Haziran 2026