Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan, Parti Meclisi toplantımızın açılışında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bakırhan, şunları söyledi:
Bugün önemli bir süreçte Parti Meclisimiz toplandı. Çok önemli gelişmelerin yaşandığı bu dönemde çok değerli ve kıymetli tartışmalar yapacağız, belki de önemli kararlaşmalara varacağız. Bölgelerden gelen çok kıymetli arkadaşlarımızın düşünce ve önerilerini alacağız. İyi bir toplantı olacağına eminim. Şimdiden başarılar diliyorum hepinize.
Ayıptır, hasta tutsaklar hala niye içeride?
Başlarken olumsuz şeylerle başlamamayı umuyorum ancak her toplantımızın başında bir anmayla, şehadetle veya olumsuz bir girişle başlamak durumunda oluyoruz. Bu bizi de üzüyor. Umarım bundan sonra girişlerimiz daha pozitif daha olumlu şeylerle olur. Sadece bizlerle ilgili değil maruz kaldığımız baskılarla da ilgili bir durumdur. Bugün bir tutsak arkadaşımız daha yaşamını yitirdi. Ankara'da Tuncer Sağlam arkadaşımız yaşamını yitirdi. Tuncer arkadaşımız çok ağır hastalıklarla boğuşuyordu. Tabi cezaevinde tedavi olanakları sınırlı. 2 ay önce infaz erteleme başvurusu yapılan bir arkadaştan bahsediyorum. İşte yeterince tedavi edilmediği için, tedavisi ertelendiği için, çok ağır hastalıkları olmasına rağmen infazının uzatılmasından kaynaklı yaşamını yitirdi. Tuncer arkadaşa rahmet diliyorum. Ailesine, bütün yol arkadaşlarına başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Ve buradan yetkililere de sesleniyorum. Yani bu son olsun. Ayıptır. Hasta tutsaklar hala niye içeride? Bu kadar ilerleme varken işte insanlar bu soruyu bize soruyorlar. Dilerim bir daha olmaz. Tuncer arkadaşın anısı önünde saygıyla eğiliyorum. Onun uğruna mücadele verdiği değerleri de savunacağımızı belirtmek istiyorum.
Nesrin arkadaşımıza sözümüz olsun, mücadele ettiği değerlere daha sıkı sarılacağız
Yine Nesrin Aslan arkadaşımız, Parti Meclisi üyemizi kaybettik. Dün arkadaşlar cenaze törenindeydi. Ona da rahmet diliyorum. Işıklar içerisinde uyusun. Yol arkadaşlarına, siz değerli Parti Meclisi üyelerimize de başsağlığı diliyorum. Nesrin arkadaş çok özel bir arkadaşımızdı. Yani geçmişten günümüze kadar devrimcilik yapan, bugün aramızda olan belki birçok arkadaş gibi, birçok sol sosyalist zeminde çalışmış, en zor dönemlerde işte HDK'de, HDP'de, DEM Parti'de bulunmuş bir arkadaşımızdı. Nesrin arkadaşa da sözümüz olsun. Onun 30-40 yıldır uğruna mücadele ettiği değerlere daha sıkı sarılacağımızı belirtmek istiyorum. Hepimizin başı sağolsun.
Dünya genelindeki gençlerin eylemlerinde dünya halklarının talepleri ortaklaşıyor
Değerli arkadaşlar, önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemde toplantımızı alıyoruz. Siz de takip ettiniz. Hem Amerika Birleşik Devletleri'nde, hem İsrail'de, hem Brezilya'da seçimler oldu. Yine bunun peşi sıra Fransa ve Sırbistan'da gençlerin, öğrencilerin adalet, eşitlik isteyen talepleri oldu ve bunun için sokaklara çıktılar. Direndiler. Taleplerini dile getirdiler. Aslında hem bu seçim olan ülkelerdeki halkın talepleri, hem hak hukuk mücadelesi yürüten, bunun için sokaklara çıkan Fransa, Sırbistan halkları başta olmak üzere dünyanın her yerinde aslında talepler biraz ortaklaştı. Ekonomik taleplerle demokratik talepler hem oy kullananlar tarafından dile getirildi hem de sokakta direnen, bunun mücadelesini verenler tarafından dile getirildi. İşte burada aslında dünya halklarının ve emekçilerinin talepleri belki de ilk dönem böylesine ortaklaşıyor. Çok önemli şeyler söylediler. Hemen hemen her yerde dış maceraları iktidarlar bir kenara bıraksın dediler. Düşmanlaştıran, ötekileştiren, içeride yok sayan tekçi yaklaşımları bir kenara bıraksın dediler. Boş vaatler yerine artık toplumun, emekçilerin gerçek gündemlerine çare bulan bir söylem ve pratik içerisine girin dediler. Bu tablo aslında Türkiye'ye de yabancı değil. İşte ekmek, adalet ve barış için bütçe çalışmalarımızda gittiğimiz her yerde aşağı yukarı bu Fransa'dan, Sırbistan'dan, Amerika'da oy kullanan seçmenlerden, Brezilya'da Lula'ya oy veren seçmene kadar aynı şeyleri dile getiriyorlar. Bu talepler burada da aynı olduğu için bu taleplere kulak vermek gerekiyor. Artık bu talepleri ertelemenin bir zemini kalmadı. Bu taleplerin yerine gelmesi de aynı zamanda iktidarın ve siyasetin bir görevidir. Biz de dünyanın her yerinde adalet, eşitlik, ekonomide adil bir paylaşım, dil, kimlik için mücadele edenlerin bu taleplerinin karşılanması için mücadele edeceğiz.
Fon vurgununda hesap vermesi gereken emekçiler, yoksullar, emekliler değil bu vurgunu yapanlardır
Şimdi çok yoğun tartışılıyor. Bu fon meselesi hala belirsizliğini koruyor. Yanıt verilmesi gereken soruların henüz yanıtını almadık. Maalesef bir avuç insan milyonları götürüyor. Milyonlarca insan da çoluk çocuğuna ekmek yetiştirmeye çalışıyor. İşte Türkiye'nin ekonomik tablosu budur. Bazıları, küçük bir azınlık fondan zenginleşti. Büyük bir çoğunluk da dediğim gibi ekonomik zorluklar içerisinde yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Şimdi bu fon vurgunu bir gecede olmadı. Hala hükümet yetkililerini dinlediğimizde, işte bürokrasiyi dinlediğimizde sanki garip bir anda ortaya çıkmış bir şey gibi yansıtıyorlar. Ya bunun geleceği belliydi. Bakanınız kendisi bir yıl önce burada bir problem var dedi. Yani buranın önlenmesi gerekiyordu. Ama kimse denetlemedi. Kimse üzerine düşen gerekli sorumluluğu ortaya koymadı. Kimin bu vurgunda ne payı var o da ayrı bir mesele. Onu da açığa çıkaracağız inşallah. Kimse bu soygunu bu vurgunu durdurmadı. Hesabı da sorulmadı. Küçük birikimi enflasyonda erimesin diye fonlara yatıran insanların paraları hiç oldu. İşte sözde 350 bin civarında insanımızın 1 milyon ve altındaki paraları yatırılacaktı. Orada da çeşitli problemler var. O verilen sözler de yerine gelmedi. Şimdi tabii burada bir kaygımız var. Genelde birileri vuruyor, çalıyor, alıyor, götürüyor ama günün sonunda iktidar bunu vergilerle yine emekçilerin, halkın, ezilenlerin sırtına yüklüyor. Vallahi bu sefer izin vermeyeceğiz. Onu bir defa söyleyeyim. Bu fon vurgununda yapılan hırsızlıkta, yolsuzlukta hesap vermesi gereken emekçiler, yoksullar, emekliler değil, ücretliler değil. Bu vurgunu yapanlar, bu vurguna sessiz kalanlar ve bu vurgunun üzerini örtenlerdir. Bunu belirtmek istiyorum. Hesabı götürenden, göz yumandan soracağız ve öyle de olması gerektiğini belirtmek istiyorum.
Ekonomik sorunlara karşı somut önerilerimiz var
Yine ekonomimiz de fondaki gibi çok parlak değil. Yine insanlar kira derdinde, geçim derdinde, çocuklarını okula gönderme derdinde. Artık insanların çocuklarının geleceğinin değil de sabah beslenme çantasına ne koyacağının derdinde olduğu bir ekonomik ortamda yaşıyoruz. Çok uzun girmeyeceğim. Daha başka gündemlerimiz var. Burada somut belki bu konuda önerilerimizi sunabiliriz. Asgari ücret yoksulluk sınırının en az yarısı olmalı. Talebimizi bir kez daha tekrar ediyoruz. Bu yılda iki defa da güncellenmeli. O bile insanların geçinmesi için yeterli değil ama en azından şimdilik böyle bir önermede bulunuyoruz. Emeklilerin içerisinde bulunmuş olduğu bu yoksulluk kaldırılmalı. Yani emeklileri koruyan bir yaklaşım ortaya konulmalı. Gerçekten emekliler kira ödeyecek kadar dahi ücret almıyorlar. Milyonlarca emeklinin taleplerine kimse kulağını kapatmamalıdır. Yine bu barınma sorunu Türkiye'nin çok önemli temel meselelerinden birisidir. İnsanlar artık o köhne yerlerde 3-5 emekli bir araya geliyor. Yani çok kötü koşullarda yaşamını idame ettiriyor. Öğrenciler keza aynı durumda. Türkiye'de artık ev almak lüks bile değil. Emin olun imkansız bir duruma geldi yani. Lüks de iyi bir şeymiş. Geçmişte lüks diyorduk ama şimdi imkansız bir duruma geldi. Bu da bu iktidarın, bu devletin temel sorumluluklarından birisidir. Barınma sorunu var. Bunu gidermenin yolu dünyanın demokratik, sosyal devletlerinde çok nettir. Yani zengine peşkeş çektiğiniz o arazilere sosyal konutlar yapılarak emekliler, emekçiler, ücretliler, geçim sorunu yaşayan insanlara bence devlet verebilir. Sosyal konutlardır, ücretlerin iyileştirilmesidir, bunlar iktidarın temel meseleleridir
Bu süreç başarıya ulaşırsa halkın taleplerini karşılama şansımız olur
Biraz önce saymış olduğum bütün krizlerden bir çıkış yolu var. Nedir o çıkış yolu? Barış ve Demokratik Toplum Sürecidir. Yani bunu biz söyleyince nasıl anlaşılıyor çok bilmiyorum ama biraz sonra niye Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin bu krizden çıkış için çok önemli bir fırsat olduğunun başlıklarını anlatmaya çalışacağım. Bu ülkenin en ağır giderleri nereye gitti? Savaşa, çatışmaya ve silaha gitti. Bunu biz söylemiyoruz. Devlet bakanları 2,5 trilyon dolara yakın paranın gittiğini söylüyor. Bu resmi rakamlar. Gayri resmi rakamlar 3 trilyon doların üzerinde olduğunu yazıp çiziyorlar. Hatta daha fazla olduğunu söylüyorlar. Dolayısıyla bu süreç başarıya ulaşırsa biraz önce bahsettiğim barınmadan ücrete kadar yoksulluğun giderilmesinden öğrencilerin geleceğini oluşturmaya kadar barış, ekmek, adalet için bütçe kampanyasında gitmiş olduğumuz kentlerde esnafımızın, tarımla uğraşan halkımızın dile getirmiş olduğu taleplerin emin olun birçoğunu karşılama şansımız var. Onun için bu süreç kıymetlidir.
Bu süreç hepimizin sürecidir, başarıya ulaşması halinde hepimiz daha rahat nefes alabileceğiz
Yine tabii bu sürecin görünmeyen kazançları da var. Bunu en fazla DEM Parti yaşıyor. Çatışma sürdükçe siyaset daralıyor. İktidar zora başvuruyor. Yargı bir sopaya dönüştürülüyor. Hukuk ortadan kaldırılıyor ve siyasi alan gittikçe daraltılıyor. Bu sürecin başarıya ulaşması halinde siyasi partilerin, toplumsal kesimlerin daha demokratik, daha rahat siyaset yapmasının zemini de ortaya çıkabilir. Yine insanlar düşüncelerini bu süreç başlamadan önce dile getiremiyordu. Cezaevleri siyasetçilerle dolu. Düşüncelerini ifade eden insanlarla dolu. Cezaevi neredeyse Türkiye'nin en nitelikli, en entelektüel insanlarıyla ve seçilmişleriyle şu anda tıklım tıklım dolu. Bu sürecin başarıya ulaşmasının biraz o zemini de rahatlatacağını belirtmek istiyorum. Niye bunları söylüyorum? Bu mesele sadece Kürtlerle, DEM Parti'yle devlet ve iktidar arasında yürüyen bir süreç olarak görüldüğü müddetçe bu kazanımları yerine getirme konusunda güçlükler yaşıyoruz. Bu süreç hepimizin sürecidir. Bu sürecin başarıya ulaşması halinde emin olun hepimiz daha rahat nefes alabileceğiz. Daha rahat kendimizi ifade edebileceğiz ve bu sürecin ilerlemesi, başarıya ulaşması halinde iktidar da mecburen adım atmak, biraz önce bahsettiğim zeminlere daha demokratik bir akıl ve pratikle yaklaşmak durumunda kalacak.
Süreç tıkandı falan değil, süreç bir biçimiyle ilerliyor ancak somut adımlar atılmalı
Süreç bu kadar önemliyken önemine denk düşen bir yaklaşım ve ağırlık henüz ortada yok. Bunu sadece iktidar için söylemiyorum. Hepimiz için söylüyorum. Yani iktidar için de bu böyledir. Kendisine muhalefetim diyen, toplumsal zeminde mücadele ediyorum diyen bütün zeminlere de buradan bir çağrı yapmak istiyorum. Bu süreç hepimizindir. Başarıya ulaşması biraz az önce söylediğim gibi demokrasiden ekonomiye, barınmadan ulaşıma, emekçiden asgari ücretliye kadar hepimizin yaşamını düzenleyecekse bu meselede ortak bir sorumluluk almamız gerektiğini belirtmek istiyorum. Bu sürecin ağırlığına uygun bir pratik içerisinde olmamız gerektiğini belirtmek istiyorum. Yani süreç tıkandı falan değil. Onu söyleyeyim. Süreç bir biçimiyle ilerliyor. Biz bu ağırlığa uygun bir hızda ilerlemesi gerektiğini belirtmek istiyoruz. Çünkü adımlar atılmadıkça, adımlar bekledikçe sürece ilişkin umutlar yerini kaygılara bırakıyor. Bunu siz de sahadan test ediyorsunuz. Dolayısıyla somut, toplumu rahatlatan, sürece güveni ve desteği arttıran adımların da artık iktidar tarafından atılması gerektiğini belirtmek istiyorum.
Bu sürecin ağırlığına uygun adımlar atılmalıdır
İktidar ve devlet bu meseleye sadece bir güvenlik penceresinden yaklaşmamalı. Kürt meselesi bir güvenlik dosyası değil. Demokratikleşme meselesi bir güvenlik dosyası olarak görülmemelidir. Gerçekten bunun demokratikleşmemenin sonucu olduğunu görmelidir. Bu süreç ekonomiden hukuka kadar, sağlıktan siyasete kadar Türkiye için çok önemli bir çıkış yoludur. Yani bunu samimi bir şekilde dile getiriyorum. Bu fırsat değerlendirilmelidir, bekletilmemelidir. Bu sürecin ağırlığına uygun adımlar atılmalıdır. Toplumsal dinamikler de bu sürecin ilerlemesi için sorumluluk almalıdır. Yani bu sürecin pedalını sadece Kürtlere bir tarafını da iktidara bırakmamak gerekiyor. Aksi halde böyle işte yürütülüp götürülüyor. Kimse de sonuçlarından yararlanamıyor.
Ekmek, Barış ve Adalet kampanyasını başarıya ulaştıracağız
Değerli arkadaşlar Ekmek, Barış ve Adalet kampanyasını başlatma sebebimiz gidip insanlara nutuk atmak değil. Hamaset çekmek değil. Siirt'ten İstanbul'a kadar, Antep'ten Samsun'a kadar emekçilerin ne düşündüğünü yerinden izlemek, görmek içindi. Bunu da yaptık. Çok önemli şeyler gördük. Yani sorunu yaşayanın ifade etmesi daha etkileyicidir. İşte Siirt'te bir kadın arkadaşın bu konuda anlattıkları Türkiye'de viral oldu, gündem oldu, uluslararası kamuoyunda da yer aldı. İşte tam da amacımız buydu. Siirt'teki kadın, Samsun'daki emekçi, Kilis'teki esnaf, Edirne'deki öğrenci, kadın, genç, çalışan, çalışamayan, iş bulamayan ekonomik sıkıntı yaşayan, adalet, hukuk konusunda sıkıntı yaşayan insanlarımız ne düşünüyor onu anlamaya çalıştık. Bu kampanyamız devam ediyor. Bu kampanyaya sizin de büyük emeklerinizin olduğunu biliyorum ama bu aynı zamanda sizin hepimizin en önemli ev ödevlerinizden birisidir.
Demokratik Cumhuriyet hedefimizi Türkiye'nin dört bir yanına götürme sorumluluğumuz var
Tam da DEM Parti'ye, sürece uygun bir çalışmaydı ve ona uygun bir karşılık da arkadaşlarımız veriyor. Daha da büyütelim, daha da halkımıza gidelim. Sadece kent merkezleriyle yetinmeyelim. Sadece ekonomik, hukuk, adalet sorunlarıyla değil, insanların başka başka sorunları var. Bu sorunları da dile getiren, bu sorunları görünür kılan, bu sorunlar konusunda toplumsal dinamikleri bir araya getiren, demokratik bir basınç oluşturan bir mücadele bizi bekliyor. Yine kongremizi yaptık. Orada çok iddialı bir şey ortaya koyduk. Demokratik Cumhuriyet hedefimizi ortaya koyduk. Tabii bu sadece bir söz değildi. Kağıt üzerinde kalması gereken, sadece Kongrede söylenmiş bir şey olarak görülmemeli ve böyle kalmamalıdır. Bu konuda önümüzde büyük bir iş var. Çünkü biz diyoruz ki yeni bir siyasal hat vereceğiz. Bu yeni siyasal hattın örülmesi biraz topluma gitmesiyle, toplumda karşılık bulmasıyla, toplumun bunu benimsemesiyle ilgilidir. Bu konuda da sizlere büyük görevler düşüyor. Demokratik Cumhuriyet hedefimizi sadece bölgede Kürtlere değil, Türkiye'nin dört bir yanına götürmek gibi parti meclisimizin büyük bir sorumluluğu var. Bu çalışmada da büyütelim. Sokak, sokak, köy, köy bugüne kadar gitmediğimiz, ulaşmadığımız çevrelere DEM Parti'nin aslında ne istediğini, ne dediğini Demokratik Cumhuriyet hedefiyle neyi kastettiğini anlatmak gibi bir sorumluluğu da layıkıyla yerine getireceğinize eminim. Farklı kesimlere gidelim, partiyi büyütelim. Gerçekten yani gurur duymamamız için hiçbir sebep yok. Gerçek muhalefet, sade muhalefet, çürümemiş, ranta, kirliliklere bulaşmamış, dünyada böyle bir zemin var mı emin değilim. Muhakkak var. Kimsenin hakkını yemeyelim. Ama bu zemini, biraz önce bahsettiğim bu durumu vallahi en karşıtları bile dile getiriyor. Bununla gurur duymak lazım. Değerler partisiyiz. Değerlerimiz için mücadele ediyoruz. En zor ve sıkıntılı durumlarda bireysel ilkelerimizden vazgeçmiyoruz. Muhalifsek gerçek anlamda muhalefetin ne olduğunu ortaya koyuyoruz. Bunu siz sağladınız. İnşallah dediğim gibi hem Ekmek, Adalet, Barış buluşmalarında hem Demokratik Cumhuriyet hedefimizin karşılığını bulması, daha genelleşmesi, partimizin daha büyümesi, daha güçlenmesi için daha çok sorumluluk alacağınıza inanıyorum.
Ortadoğu en tehlikeli dönemlerinden geçerken ikili bir tablo kabul edilemez
Yine önemli bir gündem daha var. Şimdi yakın zamanda biz de işte bir grup partiden arkadaşlarımızla birlikte Federal Kürdistan Bölgesi'nde bir forma katılmıştık. Orada aslında çok güzel kareler de ortaya çıkmıştı. O forumda konuşan Federal Kürdistan Bölgesi'nin en üst düzey temsilcileri çok iyi bir çerçeve de ortaya koymuştu. Bu aslında Kürtlerin hoşuna da gitti. O fotoğraflar, o söylemler, ortak duygular, nerede olursa olsun Kürtlerin yaşadıkları her yerdeki ortak taleplerinin, Kürtlerin genelinin derdi olması çok güzel bir şeydi. Daha önce de muhtemelen yapılıyordu ama bu sefer bence biraz daha somut bir şekilde ortaya çıktı. Hemen sonrasında Federal Kürdistan Bölgesi'nde Parlamento uzun aradan sonra ilk defa toplandı. Tabii toplandı ama YNK ve Yeni Nesil katılmadı. Yani onlarsız bir toplantı oldu. Daha sonra YNK bölgesel hükümetten çekildiğini açıkladı. Bu ikili idare tehlikesi yeniden ortaya çıktı. İkili idare derken 2000'lerin başında da aynı sorunlar vardı. Bir türlü Kürtler işte tek bir şey oluşturamıyor. Zaten başımıza gelen en büyük belalar da biraz bundan kaynaklıdır. Yalnız o dönem 2006'da bu iki bölgenin yöneticileri ortak bir anlaşmayla aslında bir meclis oluşturdular. Şimdi bu ikili idare tehlikesini biz üzüntüyle izliyoruz. Kendi adıma söylüyorum. Yani bir Kürt olarak, bir devrimci olarak, ben de orada bu son dönemde yaşanılan bu ikili durumdan üzüntü duyuyorum. Yani bunu kabullenemiyorum bir türlü. Bunun için üzülmek için illa de Hewlêr'de doğmuş büyümüş olmak gerekmiyor. Süleymaniye'de, Halepçe'de yaşamak gerekmiyor. Sonuç itibariyle orada bir düzen, bir ortaklaşma olsun istiyoruz. Bu konuda samimi bir sitemimiz ve aslında açık bir çağrımız da var. Oradaki Kürt Federal Kürdistan Bölgesi'ndeki yöneticilere şunu söylüyoruz. Ortadoğu tarihinin en tehlikeli dönemlerinden geçiyor. Her zaman söylediğimiz gibi güç dengeleri orada yeniden kuruluyor. Herhalde hepimiz aynı durumu tespit ediyoruz. Kürtlerin geleceğini ilgilendiren meseleler de yeniden masaya yatırılmış ve şekillenmiş. Böyle bir ortamda böyle ikili bir tablo ortaya konulması kabul edilemez. Bunu kabul etmiyoruz.
Ayrılık Kürtleri güçlendirmez zayıflatır, ulusal birlik sağlanmalıdır
Yani bir Kürt, bir yurtsever olarak Kürt Bölgesi'nin fiilen iki ayrı siyasi alana bölünmesi vallahi hangi Kürt'ün hakkını yeterince koruyacak ona emin değilim yani. İkili bir yapı Hewlêr'deki Kürt'ün hakkını daha mı iyi koruyacak? Geçmişte katliamları yaşayan Halepçe'deki Kürt'ün hakkını daha fazla mı koruyacak? Bu konuda çok emin değiliz. Ayrılık Kürt halkını güçlendirmez. Aksine Kürtler kendi içinde zayıflar. Irak merkezi yönetime karşı müzakere gücü daha da zayıflar. Açık söylüyorum. Çevrede bulunan ülkelerin dışarıdan etkisine daha çok maruz kalır. Yani bu açık bir şekilde ortadadır. Asıl mesele orada makamlar olmamalıdır. Yılların mücadelesiyle elde edilen kazanımlar ve değerler olmalıdır diyoruz. Siz de bilirsiniz DEM Parti olarak birçok zeminde dile getirdik. Kürtlerin demokratik ulusal birliğini savunuyoruz. Bunu çok uzun uzadıya açtık. Şimdi burada girmek istemiyorum. Bu birlik bir halkın geleceğinin meselesidir. Ne bireyseldir, ne bölgeseldir, ne de aileseldir. Onun için herkes genel kazanımlara odaklanmalı ve buna uygun bir pozisyonda durmalıdır. Kürt halkı geçmişte bölünmenin bedellerini ağır ödedi. Şimdi böyle olmasını biz istemeyiz. 2006'da KDP ile YNK bir araya geldi. Bu konuda bir ortak yol da buldu. Kendi aralarında bir anlaşma da imzaladılar.
KDP ve YNK’ye yeni bir demokratik ortaklık sözleşmesi imzalama çağrısı yapıyoruz
Evet belki bugünkü Ortadoğu'daki koşullar 2006'daki gibi değil. Buna saygı duyarız. O zaman ne yapmak gerekiyor? Bugün anlaşmanın şartları belki değişmiş olabilir. O halde yeni bir anlaşma yapılsın. Buradan DEM Parti Parti Meclis Toplantısı'ndan Federal Kürdistan Bölgesi'ndeki yönetimlere ve taraflara diyoruz ki bu mevcut güncel değilse, ihtiyacınızı karşılamıyorsa yeni bir anlaşma yapın. Yeni bir demokratik ortaklık sözleşmesi imzalayın diyoruz. Bu konuda da üzerimize düşen bir görev ve sorumluluk olursa DEM Parti olarak yerine getireceğimizi belirtmek istiyorum. Kürtler, masaya oturmanızı bekliyor. Konuşmanızı ve uzlaşmanızı bekliyor. Parti Meclisimizdeki arkadaşlarımız da böyle düşünüyor. Kürt halkının, bölgede yaşayan insanların ortak çıkarlarını ve değerlerini korumak için biz Federal Kürdistan Bölgesi'nin bir yol bulacağına inanıyoruz. Bu duygularla hepinizi tekrar selamlıyor, hepimize kolaylıklar ve başarılar diliyorum. Selam, saygılar sunuyorum.
7 Kasım 2026
