Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan, haftalık Meclis Grup Toplantımızda güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bakırhan, şunları söyledi:
Çeşitli alanlardan misafirlerimiz var grup toplantımızda. Emeklilerden emekçilere, hak arayan annelerden çocukları cezaevinde olan ailelerimize kadar birçok konuğumuz var. Hoş geldiniz. DEM Parti hepinizin zeminidir. Oy verirsiniz vermezsiniz ayrı bir mesele ama bir yerde bir sorun varsa, bir yerde bir hak arama talebi varsa DEM Parti sizin evinizdir, bu grup sizin evinizdir.
Siirt’te halkın uğradığı zarar tespit edilip giderilmelidir
Konuşmama başlamadan önce vekili olduğum Siirt’e geçmiş olsun demek istiyorum. Siirt’te çok büyük bir sel afeti oldu. Kurtalan ilçemizde birçok iş yeri ve ev, sel sularının altında kaldı. Evet, can kaybı yok ama ciddi maddi hasar var. Birçok ailemiz, geçim kaynağı olan canlı hayvanlarını kaybetti, iş yerleri ve evleri sular altında kaldı. Geçmiş olsun diyorum Siirt’e ve özellikle Kurtalan’da yaşayan halkımıza. Belediyemiz gece gündüz bu felaketin sonuçlarını ortadan kaldırmak için çalışıyor. Siirt’teki bürokrasiyi, Afet İşlerini de göreve çağırıyorum. Halkın uğradığı zararın bir an önce tespit edilip giderilmesi gerekiyor. 50 yıldır bir Eruh-Siirt yolu hikayesi var. Hangi kahveye gitseniz, hangi Siirtliye sorsanız o yolun temelinin atıldığı günden bugüne bir türlü bitmediğini söyler. Yolu bitirmişler ama doğru yapmamışlar. Yine bir yandaş müteahhit zengin olmuş. Selde, 50 yıldır halkın beklediği o yol da zaten gitmiş. Bir sene bile dayanmayan o yolu hem yapan firmanın hem de ona olur verenlerin mercek altına yatırılması gerekiyor.
Doruk Madencilik işçileri serbest bırakılmalı ve kendilerine hakları verilmelidir
Değerli arkadaşlar, yine madencilerin direnişi var. Hep beraber izlediniz, günlerdir Ankara'dalar. Yine utanç verici bir yaklaşımla karşı karşıya kaldık. Doruk Madencilik’te çalışan işçiler aylardır alın terlerinin karşılığını almak için yollarda ve Ankara'ya geldiler. Haklarını almak için kilometrelerce yürüdüler. Enerji Bakanlığı önünde de seslerini dile getirmeye çalışıyorlar. Ama getirebilir misin? Getiremezsin tabii ki. 110 işçi gözaltına alındı. Niye buradasınız diye sormuyorlar. “Hayırdır, bakanlığın önünde ne derdiniz var?” diye sorulması gerekirken sorguya aldılar. Tabii Doruk Madencilik’e yazık yani. İşçilerin hakkını verirse az zarar edecek, çok kar etmesi gerekiyor. İşçilerin bir an önce bırakılması gerekiyor. Doruk Madencilik’in de işçilerin hakkını vermesi gerekiyor. İşçilerle dayanışma içerisinde olduğumuzu bir kez daha belirtmek istiyorum.
Siverek ve Maraş’ta teselliyle yetinmek yeni felaketlere kapı aralamaktır
Hepimizin yüreğini yaralayan Siverek ve Maraş'taki katliamlar üzerinde biraz duracağım. Bugün burada yalnızca bir siyasetçi olarak değil; sabah çocuklarını okula uğurlayan, akşam da dönüşlerini bekleyen milyonlarca anne babadan biri olarak konuşmak istiyorum. Beklemenin ne olduğunu siz bizden daha iyi biliyorsunuz. Çünkü her sabah bizim gibi bütün aileler çocuklarını uğurluyor ve dönmelerini bekliyor. Maraş'ta da Siverek'te de bazı aileler çocuklarını bekledi ama maalesef çocuklar dönmedi. Ülke olarak çok üzgünüz, yastayız. Yaşamını yitiren çocuklarımızın ve öğretmenlerimizin ailelerine başsağlığı dileklerimi iletmek istiyorum, yaralılara acil şifalar diliyorum. Maraş ve Siverek’te birer gün arayla meydana gelen saldırılar hepimizi sarstı. Birçok hayat söndü. Bu vahim ve sarsıcı tablo üzerinde detaylıca konuşulması gerekiyor. Aynı zamanda hepimize bir ödev yüklüyor. Çünkü bu acıyı okuyamazsak teselliden öteye geçemeyeceğiz. Diğer katliamlardaki gibi teselliyle yetineceğiz. Oysa teselliyle yetinmek yeni felaketlere kapı aralamaktan başka bir işe yaramaz. Yasımızı kalbimizde taşıyacağız ama yas susmak değildir; yas, gerçeğin yüzüne bakma ve yeni felaketleri önleme sorumluluğudur aynı zamanda.
Böyle bir ortamda şiddet normalleşir, güvensizlik büyür ve yük çocukların sırtına biner
Bu katliamlar münferit değil, bireysel çılgınlık hiç değil. Bu, yıllardır biriken bireysel ve toplumsal öfkenin, çaresizliğin, yalnızlaştırmanın ve duyarsızlaştırmanın bir sonucudur. Sistem maalesef burada da dokunduğu her şeyi çürütüyor. İnsanı yalnızlığa, toplumu dağılmaya, geleceği de karanlığa mahkum ediyor. Bu şekilde eşitsizlikler derinleşiyor, kurumlar çöküyor, insanlar birbirine yabancılaşıyor; felaket “geliyorum” diyor ve geliyor da. Böyle bir ortamda şiddet normalleşir, güvensizlik büyür ve bu yük en çok da çocuklarımızın sırtına biner. Yıllardır okullar güvenli bir alan olarak biliniyordu ama ne olduysa iktidarın son döneminde okullar da artık güvenli alan olmaktan çıktı. Bunun cevabını da bir türlü alamadık, alamıyoruz. Niye okullar güvenli alanlar olmaktan çıktı? Bu soruyu bir kez daha buradan hep birlikte yönetenlere ve en başta da Milli Eğitim Bakanlığına yöneltelim. Niye? Çünkü yıllardır uygulanan politikalar toplumu dayanışmadan uzaklaştırdı. Rekabetle, yoksullukla, kutuplaştırmayla şekillendirdi toplumu. Kimsenin derdi kimsenin umurunda değil artık. Bu vahşi sistem hepimizi bireyselleştirdi. Hemen yanı başımızdaki ailelerimizin ne acı çektiğini, ne yaşadığını artık sormaz, sorgulamaz, yardımlarına koşmaz olduk. Bugün Selvi annemiz bizimledir. Selvi Ezgi. Kendisiyle geçen gün tanıştım, gruba da davet ettim. Kendisi bir emeklidir, 20 bin lira maaş alıyor ve Gemlik'te yaşıyor. Geçmişte tanımadığı bir komşusunun İnegöl'de okuyan çocuğuna o 20.000 liradan 2.000 lira burs veriyor. İşte bu iktidar bize Selvi annemizin vicdanını unutturdu. O vicdana tekrar hep birlikte ulaşacağımızı umut ediyorum.
Eğitim sistemine bir bakın, enkaz demek bile hafif kalır
Ekonomik kriz geçiyor olmaktan çıktı, kalıcılaştı. Yoksulluk kuşaktan kuşağa miras kaldı. Gençlere gelecek değil çıkmaz sokaklar gösteriliyor. Eğitim sistemine bir bakın değerli arkadaşlar, aramızda öğretmen arkadaşlar da var. Enkaz kelimesi bile hafif kalır. Tek tipçi, rekabetçi, piyasa odaklı bir anlayış çocuklarımızı metalaştırdı. Çocuklar eğitim sisteminin oyuncağına dönüştü. Her yıl yeni bir müfredat, her müfredat bir öncekinden fecaat. Eğitim sistemi eleştirel düşünmeyi bastırdı. İsimler değişti, müfredat değişti ama eğitimi toplumu biçimlendirme aracı olarak gören devlet aklı değişmedi. Eğitimle toplumu biçimlendirmeye çalışıyor. İktidar artık eğitim alanıyla oynayarak ideolojik hegemonya kurmaktan vazgeçmelidir. DEM Parti olarak, kaliteli kamusal eğitim istiyoruz; ideolojik değil anadilinde, parasız, bilimsel eğitim istiyoruz. Bunu istemeye de devam edeceğiz.
Bazı medya organlarında suç kültürü estetize ediliyor
Okullarla ilgili en az bu söylediklerimiz kadar tehlikeli başka bir sorun daha var. Mesela uyuşturucu sorunu var, her yere yayılmış. Bir uyuşturucu salgını var. 12-14 yaşlarına kadar inmiş. Mahalle aralarında, okul önlerinde çocuklar artık uyuşturucuya rahatlıkla ulaşabiliyor. Çeteleşme artık sıradanlaştı. Şiddet bir güç gösterisi olarak görülüyor, bir aidiyet biçimi olarak da benimseniyor. Bazı medya organlarına bakıyorsunuz, suç kültürünü estetize ediyorlar. Ya suçu estetize eden başka bir ülke var mı bizim dışımızda? Sosyal medyada takım elbiseli, arkasında beş altı vatandaşla milleti tehdit ederek dolaşıyor. Canına ve malına çöküyor, haracını alıyor ama karışan yok. Mafya romantizmi normalleştiriliyor. Dizilere baktığında ne yapsın çocuk? Biri elinde silahla tarayıp öldürüyor, biri kılıçla kesiyor. Maşallah. Böyle bir sistemde, reyting uğruna toplumu ateşe atan bu sistemde işte çocuklar da böyle katliam yapıyor. İşte ailelerimizin evlerine acı düşürüyor. Bu, cezasızlığın, denetimsizliğin ve sorumluluk almayan anlayışın sonucudur. Gerçi haklarını yemeyelim, muhalif medyayı denetliyorlar, orada sorumluluk alıyorlar. Onlara ceza da kesiyorlar. Ekonomik kriz, kent yoksulluğu ve sosyal çürüme madde bağımlılığını ve çeteleşmeyi artırıyor. Gençler bu yapı tarafından istismar edilebilmekte ve şiddet döngülerine çekilebilmektedir.
Bu ülkenin çocuklarını, öğretmenlerini ve geleceğini asla karanlığa teslim etmeyeceğiz
Yine başka bir sorunumuz da silahlanma. Türkiye'de ruhsatsız silah sayısının 10-30 milyon arasında olduğu tahmin ediliyor. 10 ile 30 milyon arasında büyük bir makas var, çünkü resmi rakam yok. Kaç milyon insanda silah olduğunu biz bilmiyoruz. Bazen Ankara'da olduğu gibi, çetelere bürokrasimiz de silah dağıttığı için gerçek sayının ne olduğunu kimse bilmiyor. Neredeyse her dört kişiden birinde silah var deniliyor. Toplum giderek daha silahlı, daha tetikte, daha güvensiz bir hale geldi. Bütün bu tablo karşısında rakamlar da konuşuyor. Adalet Bakanlığı verilerine göre, 2024'te silah ve bıçakla suç işleyen çocuk sayısı 11 bin iken 2025'te bu sayı 13 binlere kadar çıkmış. Yani gittikçe artıyor suç işleyen çocukların sayısı. Mahkemede yargılanan çocukların sayısı zaten 10 bini geçti. Bu rakamlar birer istatistik değil değerli arkadaşlar. Bu rakamların her birinde bir çocuk var, bir çocuğun ailesine düşen ateş var, bir ailenin çığlığı var. Bu çığlıklar ülkenin gerçek kırmızı alarmıdır. Görmezden gelinen her an, daha büyük tehlikelere davetiye çıkarıyor maalesef. Kırmızı alarm yıllardır ses veriyor. “İktidar görmezden geliyor, ülke iyi durumda değil” diyenler de susturuluyor. Birileri oy peşinde, birileri rant peşinde. Çocuklar söz konusu olduğu için kıyamet değilse bile artık bir şeyler kopmalı. Çocuklarımız için bir şeyler yapmalıyız birlikte. Bütün siyaset kurumu olarak başımızı ellerimizin arasına alıp düşünmeliyiz. Bu duruma bir yol bulmalıyız. Bir yol açmalıyız birlikte. İktidar açmıyorsa birlikte bir yol bulmak durumundayız. Çocukların güvende olmadığı bir ülkenin hiçbir karışı, hiçbir hanesi, hiçbir sokağı güvende değil, huzurlu değil. Bu ülke hepimizin, çare de hepimizin omuzlarında. Bu nedenle bugün buradan Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş'a da bir çağrı yapıyorum: Hükümet-muhalefet ayrımı gözetmeksizin Meclis’teki bütün siyasi parti liderlerini bir araya getirin. Gün, çocukların güvenliği ve gençlerin geleceği için ortak bir masa kuracağımız gündür. Bu masa ülkenin vicdan masası olmalıdır.
Yine tekrar ediyorum. Bu ülkenin çocukları sahipsiz değil, bu ülkenin öğretmenleri yalnız değil. Bu ülkenin geleceğini asla karanlığa teslim etmeyeceğiz.
Eğitimdeki tablonun birinci sorumlusu 24 yıldır ülkeyi yöneten iktidardır
Bu tablonun birinci sorumlusu iktidardır. Bu çok net. Bu ülkeyi 24 yıldır yönetenlerdir. Öyle sorunların üstüne yatmakla sorunlar çözülmüyor, büyüyor. Dünyanın pek çok ülkesinde böylesi trajedilerin ardından sorumlular hesap verir. Bizde olmayan bir şey. Çünkü görmedik bugüne kadar. Bakın 2023’te Sırbistan’da bir ilkokulda 8 öğrenci ve bir güvenlik görevlisi yaşamını yitirdi. Ne oldu? Sırbistan Milli Eğitim Bakanı istifa etti. Örnekler çok. Ürdün’de 2018’de bir okul, öğrencileri geziye götürüyor. Bu gezide bazı öğrenciler yaşamını yitirdiği için Ürdün Milli Eğitim Bakanı da istifa etti. Peki, Türkiye'de ne oluyor? Depremde on binlerce insan yaşamını yitirdi, istifa eden yok. Her gün maden emekçilerinin bedeni toprağa karışıyor, istifa eden yok. Ruhsat verilmemesi gereken bir otele ruhsat verildi ve onlarca insan yanarak yaşamını yitirdi. İstifa eden yok. Okullarda çocuklar ve öğretmenler katlediliyor, istifa eden yok.
Milli Eğitim Bakanı Tekin bu tablonun sorumluluğunu üstlenmeli ve istifa etmelidir
Sadece eğitime, sadece okullara bakalım. Temizlik yok, güvenlik yok, başarı da yok. Peki, ne var? Geleceksizlik var, güvensizlik var, ölüm var. Buradan açık ve net söylüyoruz: Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin bu tablonun sorumluluğunu üstlenmeli ve istifa etmelidir. İktidar da kendi payına düşeni görmeli ve gereğini yapmalıdır. Bu bir polemik değil, bir siyaset de değil. Bu çağrıyı yapmak, topluma ve çocuklara karşı yerine getirilmesi gereken en asgari sorumluluğumuzdur. Bu bir haysiyet testidir herkes için. Şunu da unutmayalım. Biz her zaman her meselede kendimizi de görerek hareket eden bir siyasi partiyiz. Muhalefet olarak biz de kendimize bakmak zorundayız. Bu ağır tabloyu yalnızca iktidarı eleştirerek aşamayız. Toplumun her kesimine dokunan, kalıcı ve bütünlüklü bir siyaseti samimiyetle inşa etmek zorundayız biz de muhalefet olarak. Bu eksiklik ortadadır. Biz üstümüze düşeni alıyoruz ve yapacağız. Çocukların katledilmediği, güven içerisinde yaşadığı bir ülke için DEM Parti olarak daha fazla mücadele edeceğimizin sözünü veriyoruz huzurlarınızda.
Eğitim alanı ekonomiyle, siyasetle, toplumla iç içe bir alandır ve sorunları köklüdür
Eğitim alanı ekonomiyle, siyasetle, toplumla iç içe bir alandır ve elbette ki sorunları köklüdür. Çözümler de çok sayıdadır. Ama biz bugün huzurlarınızda ilk elden yapılması gereken birkaç şeyi ifade etmek istiyoruz. Okullardaki şiddeti önleyebilecek kritik mekanizmalardan biri rehberlik ve psikolojik danışmanlıktır. Bir çocuk patlama noktasına gelmeden önce fark edilmeli, elinden tutulmalı, dinlenmeli ve sorununu aşması için gereken rehberlik ve psikolojik destek kendisine sunulmalıdır. Ama 2026 için açıklanan 10.000 öğretmen kadrosuna sadece 603 tane PDR öğretmeni atanmış. Dün buraya gelmeden bir öğretmen arkadaşla konuştum. Kendisinin öğretmen olduğu okulda 1.300 öğrenci ve üç PDR öğretmeni varmış. Yani bir PDR öğretmenimize 400 öğrenci düşüyor. Bir öğretmen 400 öğrenciyi nasıl izlesin, gözlesin, sorunu olduğunu bulsun, ilgilensin, çözmeye çalışsın? Bunu da sormak gerekiyor.
Toplumun neredeyse yarısı çocuklardan oluşuyor ama bir çocuk bakanlığımız yok
Öte yandan okullarda sosyal alanların artırılması gerekiyor. Onarıcı adalet sisteminin geliştirilmesi gerekiyor. Rekabetsiz okul ortamının sağlanması gibi adımlar ivedilikle atılmalıdır. Müfredat tekçi ve baskıcı içerikten arındırılmalıdır. Çoğulculuk ve barış merkeze alınmalıdır. Ya çocuklara, “Kürt de insandır, Alevi’nin de inancı var, kadının da yaşam hakkı var. Herkes bizim gibi olmak zorunda değil, hepimiz birlikte Türkiye’yiz” diyen bir eğitim vermek çok mu zor? Bir ilin bir takımı var. Çok konumuz değil ama yani her yere nüfuz etmiş. Hangi kente gidiyorsa seferberlik ilan ediliyor, aleyhinde sloganlar atılıyor. “Teröristler” deniliyor. Yeter! İşte sizin eğitim verdiğiniz, sizin geliştirdiğiniz gençlik ötekini kabul etmiyor. Öteki kabul edilmedikçe de bu ülkeye huzur gelmiyor. Yine, uyuşturucuyla mücadele sırf güvenlik meselesi olarak değil, sosyal politika meselesi olarak da ele alınmalıdır. Ruhsatsız silahlara karşı etkin mücadele yürütülmelidir. Çocuklar için bütüncül politikalar geliştirilecek bir çocuk bakanlığı kurulmalıdır. Toplumun neredeyse yarısı çocuklardan oluşuyor ama bir çocuk bakanlığımız yok.
Gülistan Doku 6 yıldır cevabı alınmayan bir sorudur
Değerli arkadaşlar, hepinizin bildiği üzere cezasızlık düzeninin en ağır biçimde işlediği zamanlardayız. Bugün karşımızdaki en ağır gerçeklerden biri de kadın cinayetleri, şüpheli kadın ölümleri ve zorla kaybettirilen kadınlardır. Burada mesele yalnızca suç değildir. Suçu örten, faili koruyan ve adalet arayışını yıllarca oyalayan bir düzenle karşı karşıyayız. 2020’den beridir kayıp olan Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku'nun dosyası 6 yıl sonra tekrar açıldı. Bu önemli bir gelişmedir. Gülistan bir isim değil, bir sorudur. 6 yıldır bu ülkenin vicdanına sorulan ve cevabı alınmayan bir sorudur. Bu gelişme ailenin, kadın örgütlerinin ve kamuoyunun ısrarlı baskısı, kararlı eylemleri ve adalet talebi sayesinde mümkün olmuştur. Gülistan ve benzer kadın cinayetlerini gölgede bırakmak istemeyen, açığa çıkarmaya çalışan, adalet arayan ailelerimize ve dayanışan dostlarımıza da selam ve sevgilerimizi yolluyoruz.
Gülistan Doku adalet sisteminin işleyişine dair ciddi bir göstergedir
Gülistan Doku vakası adalet sisteminin işleyişine dair ciddi bir göstergedir. Burada kayyım olan eski vali, yüksek bürokratlar, siyasetçiler ve kolluk güçleriyle bağlantılı kirli ağlar olduğu iddiaları ciddi bir şekilde masaya yatırılmalıdır. Adama bak, hem vali hem de kayyım, ne güzel! Çoklu maaş al, oğlun için gençlik merkezinde özel oda da ayarla, altına biri de son model BMW çeksin. Nasıl oluyor anlamadım. Biz de yıllardır yöneticilik yapıyoruz. Bu kadar kolay mıdır bu tür şeylere ulaşmak? Yetmiyor, milletin canıyla oyna. Bir de beyefendi gözaltına alınmış da dört gün derslerinden kalmış. Yedi yıldır okuyor, okulu geçememiş. Dört gün gözaltında kalmış, derslerinden olacakmış. Bir bağımsız, demokratik yargı inşallah işler de Gülistan’ın hesabı sorulur. İktidar titizlikle bu meseleyi araştırmalı. Örtbas edenler hesap vermeli. Ucu nereye dokunursa dokunsun tüm sorumlular yargılanmalı. Vali Bey'e bak hele. Yargının işini de o yapıyor. Bir tetikçisini Gülistan’ın ailesine gönderiyor ve telefonunu, SIM kartını alıyor. Böyle bir görevi mi varmış valinin? Biz mi bilmiyormuşuz? Bu büyük bir sorumluluktur. Bu, Türkiye'nin her sokağının bir Susurluk olmasının önüne geçmekle ilgili tarihi bir görevdir. Bu görev sadece Gülistan Doku ile kalmamalı; Rojin Kabaiş’le, Rojvelat Kızmaz’la, Rabia Naz'la, Nadira Kadirova’yla ve Yeldana Kaharman'la da sürmelidir. Gözümüz kulağımız bu ve benzer davalarda olacak. Takipçisi olmaya devam edeceğiz. Gülistan'a sözümüz olsun.
Yanlışın kaynağını doğru teşhis etmeliyiz; sorun sistemdedir
Değerli arkadaşlar, şu ana kadar çocukların ölümünden adalet arayışına kadar çok büyük sorunlardan bahsettik. Bir ülkede çocuklar başta olmak üzere yurttaşlar güvende değilse o ülkede bir şeyler yanlış gidiyor demektir. Yanlışın kaynağını doğru teşhis etmeliyiz. Sorun sadece sokakta değil sistemdedir. Toplum, siyasetçilerin yapay gündemlerle gerilimler üretmesinden bıktı. Toplum, siyasi intikam sarkacına sürüklenmekten bıktı. Her iktidara gelen ötekini dövüyor, her iktidara gelen ötekini eziyor. Ama ne yazık ki yargı bağımsızlığını yitirdi, medya susturuldu. Güç tek merkezde toplandı. Seçilmiş belediyeler kayyımla gasp edildi, muhalefet baskı altında. Bu zeminin üzerinden demokratik bir toplum inşa edilemez. Öncelikle hukuka ve demokrasiye riayet edilmelidir. Toplumu kamplara bölen, ötekileştiren, ayrıştıran dilden ve siyasetten vazgeçilmelidir. Siyasi normalleşme sağlanmalı, kurumsal reformlar yapılmalı, hukuka güvensizlik giderilmeli, halkın iradesine saygı gösterilmelidir.
Demokratik normalleşme toplumsal çöküşün panzehridir
Demokratikleşmeden normalleşme olmaz, normalleşmeden iyileşme olmaz. O yüzden diyoruz ki demokratik normalleşme toplumsal çöküşün de panzehridir. Bakın, siyasi normalleşmenin sağlanması için mağdur edilen tüm kesimlerin sesine kulak vermek zorundayız. “Bizden değil” dememeliyiz. DEM Parti bunu zaten hiç demez. Bugün aramızda kursiyer teğmenlerin ve askeri öğrencilerin aileleri var. Hoş geldiniz. Çok açık söylüyoruz. Darbenin hesabı amasız fakatsız sorulmalıdır ama bu hesap suçsuz insanların sırtına yüklenmemelidir. Ya adam kursiyer, stajyer, teğmen ve biri emir veriyor, talimat veriyor, sokağa çıkarıyor. Talimat verenler elini kolunu sallayarak dolaşıyor, kursiyer öğrenciler ise ağırlaştırılmış müebbet cezası alıyor. Suçu olan ve olmayanlar adil bir şekilde yargılanmalı ve birbirinden ayrıştırılmalıdır. Ailelerin adil yargılanma talebi var. Biz de ailelere katılıyoruz. Adil bir yargılama yapılmasını bekliyoruz.
Gözümüzün önünde öğretmenlerin hak gaspı devam ediyor
Değerli arkadaşlar, yine aramızda özel İtalyan Lisesi'nde 79 gündür hakları için grev yapan değerli öğretmenlerimiz var. Adı özel İtalyan Lisesi olunca öyle öğretmenlerin hakkını hukukunu demek ki vermiyor yani. Özel olması, İtalyan olması yetmiyormuş. Bir yanda okullarda çocukları ve öğretmenlerimizi kaybetmenin acısı, diğer yanda gözümüzün önünde öğretmenlerin hak gaspı devam ediyor. Tez-Koop-İş öncülüğünde öğretmenlerimiz günlerdir haklarını arıyor. Bizler bu haklı mücadelenin yanındayız sayın öğretmenlerim. Öğrencileri ve öğretmenleri mağdur eden okul yönetimidir. Okul yönetimi bundan vazgeçmelidir; sorunları bir an önce çözmeli, öğretmenlerin mağduriyetlerini gidermeli, öğrencilere en iyi şekilde eğitim verecek koşulları oluşturmalıdır. Milletvekillerimiz de burada. Emin olun, mücadelenizi ve sorunlarınızı bu Meclis kürsüsünde ve sokaklarda sizinle birlikte dayanışarak dile getirmeye devam edeceğiz.
Kıt kanaat geçinen veliler okula temizlik malzemesi götürmek zorunda kalıyor
Değerli arkadaşlar, gündüz ortası yaşadığımız toplumsal kabusların en açık nedeni ekonomik kriz ve eşitsizliktir. Bir avuç azınlık giderek zenginleşirken ülkenin çoğunluğu yoksullaşıyor ve bu makas her yıl daha da açılıyor. Peki, bu para nereye gidiyor? Bizim verdiğimiz vergiler hizmet olarak gelmiyorsa bir yere gidiyor değil mi? 2026'nın ilk üç ayında 20 milyar dolar faizcilere gitmiş. Bugün ödediğimiz her 100 liranın 26 lirası faizcilere gidiyor. Emekçiye gelince kaynak yok, asgari ücrete ara zam yok ama faiz ödemelerinde geçen yıla göre %89 artış var. Faize giden 20 milyar dolarla okulları güvenli hale getirebilirdik, psikolojik danışman atayabilirdik, ücretli öğretmenleri güvenceye alabilirdik. Öğrencilere ücretsiz bir öğün yemek verebilirdik. İktidarın tercihleri faiz lobilerinin kazanmasına, öğrencilerin kaybetmesine neden oldu. Yoksulluk diz boyu. Kıt kanaat geçinen veliler okula temizlik malzemesi götürmek zorunda kalıyor. Eskiden biz tezek götürüyorduk, şimdi temizlik malzemeleri götürüyorlar. Daha birkaç ay önce bütçe görüşmelerinde bakanlık için yatırımları artıralım, öğretmen atayalım; nitelikli eğitim, güvenlikli ortam, ücretsiz bir öğün yemek sağlayalım dedik ama ne oldu? Reddedildik. O gün önerilerimize hayır diyenler, bugün ortaya çıkan korkunç tablonun sorumlularıdır.
Çaresiz değiliz, birlikte başarabiliriz
Değerli arkadaşlar, bunları yaşıyoruz ama biz dimdik ayaktayız, umutluyuz, moralliyiz. Emin olun, bunları değiştireceğiz zaten. Buna inandığımız için siyaset yapıyoruz. Yani çaresiz değiliz. Bu ülkenin gadre uğramış bütün kesimleri bir arada olursak, birlikte olursak emin olun çözemeyeceğimiz sorun yoktur. Zaten en çok korktukları da budur. Gadre uğrayanların bir arada birlikte mücadelesidir. İnşallah bunu birlikte başaracağız. 8 Mart'ta kadınlar özgürlük iradelerini, 21 Mart'ta da Kürtler barış iradelerini Newroz meydanlarında ortaya koydu. Şimdi önümüz 1 Mayıs. İşçi, yoksul ve ezilenler olarak hepimiz eşitlik taleplerimizi, alın terinin hakkını o meydanlarda haykırmalıyız. DEM Parti olarak; işçileri, emeklileri, emekçileri, kadınları, gençleri, doğasına sahip çıkanları, halkları ve inançları 1 Mayıs alanlarına çağırıyoruz. Biji Yek Gulan! Yaşasın 1 Mayıs! Sözlerime son verirken, yarın 22 Nisan Kürt Gazetecilik Günü. Bunu da anarak bitirmek istiyorum. Musa Anter'den Gurbetelli Ersöz'e, Ferhat Tepe'den Hafız Akdemir'e, Nazım Daştan'dan Cihan Bilgin ve Nagehan Akarsel'e bedel ödeyerek hakikati yazan ama bugün aramızda olmayan bütün Kürt kalemlerini saygı ve minnetle anıyorum. Yine kalemiyle, kamerasıyla, emeğiyle, sözüyle hakikatin yanında duran basın emekçilerinin de 1 Mayıs İşçi Bayramını kutluyorum.
21 Nisan 2026
