Bakırhan: Halep’te Kürtün kafasına bomba yağdırmak anti-Kürt mutabakatının en kirli halidir

Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan, haftalık Meclis Grup Toplantımızda güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bakırhan, şunları söyledi: 

Görevimiz korku siyasetine karşı demokratik siyaseti inşa etmektir 

Çok değerli konuklar, halklarımız, hepiniz hoş geldiniz. Değerli arkadaşlar, 2026'nın ilk günleri yeni bir dönemin habercisi oldu. Artık kimse yastığa başını huzur ve güvenle koyamıyor. Dünya, temeli çatlamış bir bina gibi sağa sola sallanıp duruyor. Dünyada artık kural değil, pazarlık işliyor. Egemenlik bir tapu senedi gibi değil, her an ihlal edilen bir olguya dönüşmüş durumda. Hukuk, iktidarın elinde halkı hizaya sokan bir sopaya dönüşmüş. Savaşlar da artık cepheden ibaret değil. Avrupa'da yıpratma, Ortadoğu'da sıcak çatışma, batı yarımkürede tahakküm var. Pasifik’teki gerilimler ise tüm dünyayı ilgilendiriyor. Bunların tamamı bizi ilgilendiriyor. Peki, tüm bunlar bize ne anlatıyor? Bu yeni dönemi doğru okumayan, kendi siyasetini de doğru hayata geçiremez. Bizim görevimiz korku siyasetine karşı kurucu, demokratik bir siyaset inşa etmektir. Üçüncü Yolu çok daha fazla sahiplenmek, örgütlemek ve dile getirmektir. İçeride toplumsal barışı büyütmek, dışarıda ise halkların eşitliği ve hukuku için yeni bir dayanışma hattı örmektir.

Demokrasi İran için bir beka tehdidi değil, onurlu çıkış yoludur  

Tam da yeni düzenleri ve kişiselleşmiş rejimleri konuştuğumuz bir zamanda, İran'daki gelişmeleri dikkatle takip ediyoruz. İran’da sokak, çarşı, esnaf, işçi, kadınlar ve gençler “Artık yeter!” diyor. Kürt kentlerinde yoğunlaşan baskı, ayrımcılık ve şiddet ise rejimin tekçi, mezhepçi ve merkeziyetçi karakterini bütün açıklığıyla ortaya koyuyor. Yüksek enflasyonun, işsizliğin, ağır yaşam koşullarının altında ezilen halklar ve inançlar barışçıl biçimde itiraz ediyor. Bu itiraz İran’daki halkların, ezilenlerin en temel ve meşru hakkıdır. Rejim ise dünyanın her yerinde olduğu gibi bildik cevaplarla müdahale ediyor. Copla ve topla, gözaltı, cezaevi ve idam tehdidiyle müdahale ediyor. Çok iyi bilinsin ki hiçbir iktidar kendi yurttaşlarının iradesine rağmen kalıcı olamaz. Ülkenin internetini, iletişimini komple keserek sessizlik karantinasına toplumu almakla çözüm getiremezsiniz. Şalterleri indirerek kimse meşruiyet üretemez. Ülkeyi “açık hava hapishanesine” çevirmekle kimse sorunlarını çözemez. Demokrasi İran için bir beka tehdidi değil, aksine onurlu çıkış yoludur. 

Demokratik rejimler tüm tehditlere rağmen ayakta kalır

İran'ın ve Ortadoğu'nun geleceği, copların ve darağaçlarının gölgesinde asla kurulamaz. Kürt'ün, Fars'ın, Azeri'nin, Beluç'un, kadınların ve gençlerin eşit yurttaş olduğu demokratik bir zeminde kurulabilir. 21. yüzyılın siyasi formülü şudur: Demokratik rejimler tüm tehditlere rağmen ayakta kalır. Bugüne kadar müdahaleyle parçalanan, çatışma ve kaos içerisine giren tek bir demokratik rejim söyleyebilir misiniz? Yok. Ama demokratik olmayan ve iç barışını sağlamayan rejimler, bu kuralsız ve hukuksuz dünyada darmadağın olma riski taşıyor, taşımaya devam edecek. Bizim DEM Parti olarak safımız da çağrımız da nettir: Halkların ve ezilenlerin her zaman yanındaydık ve yanında olacağız. Baskının ve şiddetin değil demokrasinin; yasakların değil özgürlüklerin, hak ve hukuk arama mücadelesinin yanında olmaya devam edeceğiz. 

Halep’te sessiz bir soykırım provası yapıldı

Bugün Halep gündemi üzerinde ayrıca durmak istiyorum, önemli bir gündemdir. İnsanım diyen, vicdan sahibi her Kürt’ün, Türk’ün, devrimcinin, emekçinin, emeklinin vicdanını sızlatan bir mesele olduğu için biraz bu konuda da düşüncelerimizi dile getirmek istiyorum. Son 10 gündür hepimizin gözü kulağı Şêx Meqsûd ve Eşrefiye mahallelerindeydi. Dünya Venezuela ve Karayipler'deki haydutlukları konuşurken; yanı başımızda, Halep'te sessiz bir soykırım provası yapıldı, yapılmaya devam ediyor. Şam rejimi ve Türkiye'nin güdümündeki çeteler, IŞİD'in yarım bıraktığı işi tamamlamak üzere harekete geçtiler. Şex Maqsud ve Eşrefiye’nin 100 yıllık sakinlerine terörist diyorlar. Bunu diyenler gerçeği çarpıtıyor, algı oluşturuyor, yalan söylüyor! Oysa biz canlı yayınlarda IŞİD'in mahallelere akın ettiğini gördük. Televizyon kanalları gösterdi. Terörist arıyorsanız IŞİD amblemiyle oradaki sivillere saldıran, onları katleden o paramiliter güçlere bakın. O kadar rahatlar ki IŞİD armalarını bile sökmeden Kürt’ü katletmek için o mahallelere yöneliyorlar. 

Halep’teki katliama, zulme asla sessiz kalmayacağız

Ve bize sessiz kalmamızı söylüyorlar. Asla sessiz kalmayacağız. Asla bu katliamı, zulmü onaylamayacağız. Biz bu zihniyeti iyi tanıyoruz. Yeter artık! Enfal'de gördük. Şengal'de kadınları köle pazarlarında satan, Kobanî'de vahşeti dayatan o zifiri karanlığı çok iyi tanıyoruz. Biz bunları daha geçen gün esir aldıkları bir Kürt kadın savaşçıyı binadan aşağı attıkları alçaklıklarından tanıyoruz. Halep'te binadan aşağı atılan kadın savaşçıya sessiz kalanlar da bu vahşeti yapanları destekleyenleri de inşallah gün yüzü görmez! Onları unutmayacağız. Hiç söz eğip bükmeden net olarak ifade edeyim: Halep'te yeni bir Halepçe denemesi yapıldı. Amaç oydu. Yeni bir Halepçe yaratmak istediler. Buradan o karanlık hesapları yapanlara sesleniyoruz: Kim olursanız olun, Kürtleri soykırım kıskacında tutarak çürümüş rejimlerinizi asla ayakta tutamayacaksınız! Kürt’e soykırım salık vererek siyasi hesaplarınızı asla gerçekleştiremeyeceksiniz. Çünkü biz izin vermeyeceğiz. Suriye'nin sorunu, topraklarını savunan Kürtler değildir; inançlarını koruyan Aleviler ya da Dürziler hiç değildir. Suriye'nin sorunu; selefi, tekçi, ırkçı yönetim anlayışıdır. Kürt’ü, Alevi’yi ve Dürzi’yi reddeden yönetim anlayışıdır. Kürt anasını görmesin diye tüm imkanlarını seferber eden iflas etmiş akıldır.

Savunma Bakanının yaptığı açıklamayı kabul etmiyoruz

Bazı olaylara insan baktığında gerçekten muazzam bir fotoğraf görüyor. Değerli arkadaşlar, insanlıktan nasibini almamış çeteler, Halep'in Kürt ve Süryani mahallelerine saldırdığında Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği itidal çağrısı yaptı. ABD'den açıklamalar geldi. AB’den açıklamalar geldi. Kanada'dan açıklamalar geldi. Kürdistan Bölgesel Yönetiminden sağduyu çağrıları yapıldı. Peki, kim “Rejime destek vermeye hazırız” dedi? Dünyadan sağduyu ve itidal çağrıları yapılırken; Türkiye Milli Savunma Bakanlığı, rejime “Seninle birlikte Halep'e girmeye, Kürtleri dövmeye, sürmeye, birlikte çatışmaya varız” dedi. Bunu kabul etmiyoruz! O bakan Türkiye'nin savunma bakanıdır. 20-25 milyon Kürt’ün yaşadığı bu ülkede bizleri de temsil ediyor. Sadece birkaç dakika empati yapsın Sayın Bakan ya! Kendinizi Türkiye'de yaşayan bir Kürt yurttaşın yerine koyun. Bu manzara size ne anlatır? Bu manzara karşısında hangi duyguları taşırsınız? Sivil Kürt’ün mahallesine topu tankı dayamışlar, hastaneleri ve camileri vuruyorlar; kadınlar, çocuklar toz duman içerisinde nereye kaçacağını bilemiyor. Bir de Kürt’e akıl veriyor. Biraz vicdan! Kürt ne yapsın? Yetmedi mi? Ne istiyorsunuz Kürt'ün Halep'te yaşadığı mahallelerden? Aslında birilerinden bir şey istemeniz gerekiyor. Ama ona yürek ister, cesaret ister. Kürt'e yaptığınız gibi parmak sallamanız gerekenler var ama ona gücünüz yetmiyor.

Hangi ülkenin televizyonlarında bu kadar Kürt düşmanı program ve yorum var?

Dönüp herkes kendisine bir sorsun. Hangi ülkenin televizyon kanallarında bu kadar Kürt karşıtı, Kürt düşmanı program ve yorum var? Birisi çıkmış diyor ki: “Halep'te Kürtleri kırıyorlar. Size ne var?” Be aptal herif, onlar insan; onlar bizim canımız, akrabamız, kanımız. Değil Kürt, kim olursa olsun biz bu vahşete karşı çıkarız. Orada mücadele edenlerle dayanışırız. Kardeşlik edebiyatı yapanlara da sesleniyorum: Kıbrıslı Türk’ün hakkını savunduğun kadar, Halep'teki Kürt'ün hakkını da savunsaydın acaba bu katliam ve vahşet görüntüleri ortaya çıkar mıydı? Bir gün de Kürt'ün hakkını savunun ya! Bu ülkenin vatandaşları olarak bunu söylemek bizim hakkımız değil mi? Niye mesele Kürt olunca celalleniyorsunuz, tansiyonunuz fırlıyor, parmaklarınız havada? Ayıptır, günahtır. Ama bunu artık herkes görüyor, herkes biliyor. Bu ülkede Kürt, Türk, Arap, Ermeni, Roman, muhafazakar, laik ve demokratlar olarak, ölüm ve savaş isteyen bu azınlığa karşı biraz daha cesur olmamız gerekiyor arkadaşlar. Hep birlikte barışı istemeli, katliam isteyen bu ırkçıların maskelerini düşürmeliyiz. Ancak o zaman savaşları, çatışmaları, göçleri, sürgünleri durdurabiliriz. 

Gazze’ye ağlayıp Halep’e alkış çalanlar iflah olmaz Kürt düşmanıdır

Tek derdi Kürt'e dönük saldırılar gerçekleştirmek isteyenlere soruyoruz: Şam'ın 50 km ötesinde, Golan'da başka ülkelerin bayrakları dalgalanırken; İsrail, Şam'ın göbeğinde başkanlık binanızı bombalarken görünmez olan o egemenliğiniz, neden söz konusu Kürtler olunca bir anda görünüyor oluyor? Bunu bir soralım. Halep'te hastaneler vuruldu. Sivil yerleşim yerleri ağır silahlarla dövüldü. Yüz binler günlerce aç susuz bırakıldı. İsrail'in Gazze'de uyguladığı, dün ve önceki günlerde Kürtlere karşı Şeyh Maksut ve Eşrefiye’de uygulandı. Gazze için gözyaşı döküp ertesi gün Halep'i Gazzeleştirme ikiyüzlülüğünü hepimiz görüyoruz. Değil mi arkadaşlar? Gazze'ye ağlayıp Halep'e alkış çalan her kimse iflah olmaz bir Kürt düşmanıdır.

Utanın! Paris’te İsrail’le mutabakat yapan Kürtler miydi?

Paris'te İsrail’le istihbarat anlaşmaları yapıp Halep'te Kürt'ün kafasına bomba yağdırmak, anti-Kürt mutabakatının en kirli halidir. Hani Kürtler, İsrail'le ilişki içindeydi, İsrail onları destekliyordu. Utanın ya! Paris'te İsrail'le mutabakat yapan Kürtler miydi? Bir de utanmadan açıkça bunu söylüyorsunuz. Yalancı algıcılar. Bunların derdi ne İsrail'in genişlemesidir ne İran'ın güçlenmesidir ne de IŞİD'in canlanmasıdır. Bunların tek bir derdi var: Kürt düşmanlığı. Allah başınıza inşallah Kürt kadar taş düşürsün. Altını tekrar çizmek istiyorum. IŞİD armalı çetelerle sivillere saldırmak, hastaneleri vurmak düpedüz cinayettir, katliamdır. Buna göz yumanlar, destek verenler de onun ortağıdır. Çağrımız herkesedir. Halep'teki bu insanlık suçuna sessiz kalmak IŞİD zihniyetine onay vermektir.

Halep’teki iki mahalle için insani koridor açılmalıdır

Suriye halklarının ve Kürtlerin geleceği bu kanlı pazarlık masalarında değil, halkların onurlu direnişinde ve demokratik birliğinde yazılacaktır. O kirli masalarda yazamazsınız Suriye'nin geleceğini. Saldırılar kalıcı bir şekilde durdurulmalıdır. Ambargo kaldırılmalıdır Halep'te. Daha biz buraya gelmeden iki mahallenin de giriş çıkışlarını kapatmışlar. Ganimet bulmuş gibi saldırıyorlar o eve, bu eve. Nerede 18 yaş üstü, 70 yaş altı erkek kadın varsa tamamını gözaltına alıyorlar. Nereye götürüldükleri belli değil. Kime teslim ettiklerini bilmiyoruz. Bunlar derhal durdurulmalıdır. Durdurulması için gücü yetenler, ilişkisi olanlar harekete geçmelidir. Bir an önce oraya giriş ve çıkışların yapılması için insani koridorlar açılmalıdır. Rehin alınan insanlar serbest bırakılmalıdır. Sivillere ve sağlık merkezlerine yönelik saldırılar bağımsız bir biçimde soruşturulmalıdır. Birleşmiş Milletler her ne kadar zayıflamışsa da bu kuralsız dünyada, Halep'te rolünü oynamalıdır. Günlerdir dünyanın dört bir yanında Halep'teki bu vahşeti protesto edenlerin protestoları görülmelidir. Buna uygun adımlar atılmalıdır. 

10 Mart Mutabakatına uymayan Şam’daki yönetimin ta kendisidir

Biraz önce bu salonda Sayın Bahçeli'yi de dinledik. Özellikle Halep ve partimiz konusunda çeşitli değerlendirmeleri oldu. Ben buradan sadece birkaç söylediğinin altını çizip yanıtlarımızı vermek istiyorum. Birincisi, siyasette olması gerekenlere değil olanlara bakalım. Yani Halep'teki bu vahşete bakalım. 10 Mart Mutabakatına uymayan SDG ve Kürtler değil, rejimdir. Bu açık ve net ortadadır. 1 Nisan Antlaşmasıyla SDG Halep mahallelerindeki ağır silahlarını çekmedi mi? Silahlı militanlarını çekmedi mi? Buna rağmen oraya saldırılıyor. 10 Mart Mutabakatına uymayan, Şam yönetiminin ta kendisidir; onu destekleyenlerdir, ona cevaz verenlerdir, yol açanlardır. İkincisi, daha kısa süre önce -ki Alevi arkadaşlar da burada- Alevilere ve Dürzilere açık katliam yapanlar bugün Kürtlere yönünü çevirmiştir. Bu da somut bir gerçek değil mi? Biz buna sessiz kalmayacağız Sayın Bahçeli. Size düşen, oradaki Kürtlerin hakkını hukukunu müdafaa etmektir. Türk-Kürt kardeşliği diyorsunuz, alın size fırsat.

Milyonların lanetlediği ahlaksızlığı ifade etmek mi Türkiyelileşmeye halel getiriyor?

Üçüncüsü de Sayın Bahçeli, “Kürtler ile Türkler kader ve kederde birliktedir” diyor. Kürtler de soruyor: “Neden keder kısmı hep bize düşüyor?” Hani ikisinde de ortaktık. Halep'tekinin kederi biraz da sizi ilgilendirsin. Halep'te IŞİD çeteleri ve rejim sivil Kürtlere saldırdığında, bu ülkenin savunma bakanı değil mi desteğe hazır olduğunu söyleyen? Hani kederde ortaklık? Siz söyleyin. Bir Kürt nasıl hissetsin? Bu durumda ne yapsın? Ne desin? Kürtlerin Ankara'da ve Şam'da çözümü ararken, Halep'te katliamla yüz yüze bırakılmasının bir izahı var mıdır? Türkiye'nin herhangi bir vatandaşının parmağı kanasa emin olun ki biz yüreğimizde hissediyoruz. Öyle duyarlı insanlarız. Peki, bir Kürt kadını katledilip binadan aşağı atıldığında buna da bir tepki vermek gerekmiyor mu? Bunu eleştirmek gerekmiyor mu? Milyonların lanetlediği bu ahlaksızlığı ifade etmek mi Türkiyelileşmeye halel getiriyor?

Bizim uyarılarımız parmak sallamak değildir, barış için el uzatmaktır

Dördüncüsü, Sayın Bahçeli haklı bir şey söyledi. Sayın Öcalan'ın rolünü vurguladı. Mesela 40 günü aşkındır Sayın Öcalan'la bir görüşme yok. Bir yıldır rolünü oynayacağı koşulların oluşması için çağrı yapıyoruz. Ama ortada henüz bir şey yok ya da bizim bildiğimiz bir şey yok. Diyoruz ki artık Sayın Öcalan'ın özgür yaşam ve iletişim koşullarının sağlanması gerekmiyor mu? Son olarak, DEM Parti’nin elbette sürecin sağlığı ve selameti için, kalıcı bir barış için önerileri olur ve olacaktır. Sayın Bahçeli parmak sallayanları görmek istiyorsa lütfen bu akşam televizyon kanallarını açıp izlesin. Parmak sallayan bazı iktidar yöneticilerini ve medyadaki yüzleri bizzat kendisi görecektir. Bizim uyarılarımız parmak sallamak değildir, barış için el uzatmaktır. Bunu artık anlayın. Daha önce de ifade ettik, başta Türkiye olmak üzere, bölge ülkelerinin bu sürece pozitif katkı vermesi çağrısını yaptık, yapmaya devam ediyoruz.  Ortak kader, ortak bir yaşamdan geçer. Sağduyudan geçer, empatiden geçer. DEM Parti olarak 27 Şubat çağrısının arkasındayız. Çözümden yanayız, barıştan yanayız. Sorumluluk sahibi olan yürütme erki de Meclis’te artık somut adımlar atarak bunun arkasında durduğunu pratik adımlarla kanıtlasın lütfen.

"Kürt anasını görmesin" mantığı toplumsal çürümeyi büyüttü 

Kürt düşmanlığından ülkenin ahvalini unutanlar ya da unutturmak isteyenler şöyle bir toplum içinde gezdiklerinde yoksulluğun, açlığın, madde bağımlılığının diz boyu olduğunu kendileri göreceklerdir. “Kürt anasını görmesin” mantığı dış politikada Türkiye'nin elini kolunu bağladı. Sadece bununla da kalmadı. Toplumsal çürümeyi büyüttü, ekonomiyi çökertti, demokrasiyi felç etti. Toplumu şiddet sarmalına soktu. Dünya uyuşturucuyla mücadele verilerine göre Türkiye'de madde bağımlısı sayısı 2025'te 15 milyona yaklaştı. Neymiş? Türkiye'de neredeyse her 5-6 kişiden birisi madde bağımlısıymış. Bunu görmüyorlar da Halep'te Kürt anadilini konuşacak, dolayısıyla konuşmaması gerekiyor. Bütün hazırlığımızı, bütün ekonomimizi, bütün bütçemizi Kürt hak elde etmesin diye kullananların bu aklı 15 milyon madde bağımlısı yarattı. Kullanım yaşı nerelerde neredeyse 12 yaşına, hatta bazı araştırmalarda 9 yaşına düştü. Vicdan! 9 yaşında çocuk madde kullanıyor ama o hala Halep'tedir, Şeyh Masud'dadır; Japonya'da Kürt anadiliyle eğitim görüyormuş, oradadır. Bu iyi bir tablo değil, dehşet verici bir tablo. Bir an önce kendimize gelip hem Türkiye'de hem Ortadoğu'da toplumsal barışı savunalım. 15 milyon madde bağımlısı başta olmak üzere kendi sorunlarımızla ilgilenelim, çözmeye çalışalım. 

Türkiye’de uyuşturucu sorunu toplumsal çürümenin bir sonucudur

Merak etmeyin, kimse Türkiye’ye tehdit değil. Öyle bir dertleri yok. Türkiye’ye tehdit 15 milyon madde bağımlısının olmasıdır. Bu madde bağımlılığı yarın daha büyük felaketlere yol açacaktır. Gelin, birlikte bunun önlemini alalım. Kendinize ille de bir meşguliyet, bir gündem oluşturmak istiyorsanız alın 15 milyon madde bağımlısı. Çocuk ve gençler bağımlı hale getiriliyor, suç ağlarında kullanılıyor. Sosyal medyada insan öldürmeye ilişkin fiyat listeleri yayınlanıyor. İnsanların fikir ve düşüncesini hemen takip edip onları gözaltına alanlar biraz bu insan öldürme fiyat listesini yayınlayanlarla uğraşsın, gözaltına alsın, tutuklasın. Sokaklarda uyuşturucu çeteleri cirit atıyor. Hele gidin bir bölgeye bakın. Türkiye'de uyuşturucu sorunu münferit bir sorun değildir. Toplumsal çürümenin bir sonucudur. Sistematik bir sorundur. 

Bağımlılığın suçlusu sistemin kendisidir

Halkın içi yanıyor. Her gün onlarca anne bizi arıyor. Uyuşturucu, kumar, ekran bağımlılığı neredeyse her yere yayıldı. Bu çürümeden çeteler para kazanıyor. Sistem görmezden geliyor. Sonuçta yaşamlar dağılıyor, gelecekler kararıyor. Bu durum, toplumda yaşanan çöküşün en sarsıcı göstergelerinden birisidir. Bir de bağımlılıkla mücadele ettiklerini söylüyorlar. Bağımlılıkla mücadele yalnızca tedavi ya da rehabilitasyon politikalarıyla çözülmez. Bağımlılık bireysel tercihlerden çok toplumsal koşulların, çevresel etkenlerin ve sistemin neden olduğu bir halk sağlığı sorunudur. Bizzat bunun suçlusu sistemin kendisidir. Bağımlılıkla mücadele nasıl olur? Barınma, eğitim, istihdam, sosyal destek, çevre düzeni, toplumsal barış ve toplumsal adalet politikalarının hayata geçirilmesiyle olur. Yani bir toplumda biraz önce saydığım koşullar düzeltilmeden bağımlılıkla mücadele asla ve kata sonuç vermez.

Her bir yurttaşımız bağımlılığa karşı kolektif mücadele içerisinde olmalıdır

Değerli arkadaşlar, bileşeni olduğumuz HDK, uyuşturucuyla mücadele konusunda çok önemli bir çalışma yürütüyor. HDK Sağlık Meclisi ve Bağımlılıkla Mücadele Platformunun bu konuda yaptıkları çalışmalar çok önemlidir, çok değerlidir. Bugün bu kıymetli çalışmayı yürüten arkadaşlarımız aramızda. Bu onurlu mücadelenizde başarılar diliyorum ve yanınızda olduğumuzu tekrar ediyorum. Yine yerel yönetimlerimiz bu alanda yoğun çaba harcıyor. Belediyelerimiz bünyesinde madde bağımlılığıyla mücadele merkezleri kuruldu. Önemli çalışmalar yürütülüyor. Durum gerçekten vahimdir. Öyle medya önünde yapılan birkaç göstermelik operasyonla bu işi sonlandırmak mümkün değil. Her bir yurttaşımız ve kurumlar uyuşturucu madde bağımlılığına karşı kolektif mücadele içerisinde olmalıdır. O televizyonlarda “Kürt anasını görmesin” diyenleri, uyuşturucuyla ve madde bağımlılığıyla mücadeleye davet ediyorum. 

Çocuk okula gittiğinde beslenme çantasına ne koyacağız?

Değerli arkadaşlar, gelelim ekonomiye. En büyük dert ne desem, cevabı benden iyi biliyorsunuz. Ne desek bizden daha çok hissediyorsunuz, yaşıyorsunuz. Muhtemelen birçoğunuz buraya gelirken kombinizi kapatmışsınız. Belki bazı ailelerimizde yanmıyor bile. Akşam evde çocuk ne yiyecek? Sabah okula gittiğinde beslenme çantasına ne koyacağız derdi içerisindesiniz. Ama ne diyor iktidar yöneticileri? “Programımız tuttu, başarılı oldu. Muhalefet burada boşuna çene çalıyor, kıyamet koparıyor”. Öyle mi, değil mi? Siz daha iyi bilirsiniz. Açık söyleyeyim; bu ülkede Kürt düşmanlığı oldukça ve demokrasinin esamesi okunmadıkça ne programlar tutar ne yoksulluk sorunu çözülür ne de refah ve toplumsal barış gelir.

20 bin liraya simit, patates ve makarna alsan bile yetmeyecek

Bakın, Halep'te savaş tamtamlarını çalan iktidar, aynı günlerde yoksulluğun da zilini çaldı. Ne diyor iktidar? En düşük emekli maaşı 20.000 olsun. Tamam, olsun. Ya bir zahmet, bu kadar uzmanınız, çalışanınız, bakanınız, bürokratınız var. Bari bu 20.000 lirayla bir ayın sonu nasıl getiriliyor hiç olmazsa onun da bir çalışmasını yürütün. Emekliye deyin ki 2 kilo patates, 1 kilo bulgur. Bari bunu da söyleyin. Bu devirde 20.000 lirayla geçinilir mi? Ekmek, simit, patates, makarna alsan bile yetmeyecek bir parayı öneriyorlar. Biz bunu kabul etmiyoruz. Bunu reddediyoruz. Emekli yurttaşlarımızın, arkadaşlarımızın dün de bugün de yarın da yanında olacağız. Değerli emekli kardeşim, sana reva görülen bu sefalet bir zorunluluk değildir; iktidarın bir tercihidir, bilinçli tercihidir. Bunu bil. SMO çetelerine maaş ödenmezse senin maaşın artar. Kürt ölsün diye cenge gidilmezse hepimizin karnı doyar. Faize milyarlar verilmezse emin ol hepimiz mesut mutlu yaşarız.

Savaşa hep birlikte hayır dersek, Kürt düşmanlığına karşı birlikte durursak, demokrasi ve hukuk istersek; emin olun ki en düşük emekli maaşı değil 20.000 lira, bizim önerdiğimiz 49.000 liradan bile yüksek olur. Artık emeklinin sofrasının dolması ile Kürt'ün hukukunun tanınması, işçinin hakkını alması ile Alevi'nin ve Roman'ın eşit yurttaş olması aynı başlığın konusudur. Aynı çözümün penceresidir. Bir kere daha tekrar altını çiziyoruz: Gelin, Kürt'ün canı ile emeklinin maaşını birlikte savunalım, birlikte koruyalım. 86 milyonun hukuku ile işçinin hakkını birlikte büyütelim. Var mısınız? 14 Ocak’ta, yani yarın KESK tarafından Türkiye genelinde iş bırakma eylemi kararı alındı. Yeni yıla girer girmez iğneden ipliğe yapılan zamlara karşı kamu emekçilerine verilecek maaş artışının artık hiçbir değeri kalmamıştır. KESK emekçilerinin zam ve gösterge başta olmak üzere haklı taleplerinin tümünü destekliyoruz. 14 Ocak eylemine de tüm gücümüzle destek vereceğimizi bir kez daha buradan belirtiyorum. Bütün üyelerimizin, vekillerimizin, çalışanlarımızın KESK’in yarın yapacağı etkinliğe aktif bir şekilde katılmasının da buradan çağrısını yapıyorum.

Meclis'in masasında duran ortak rapor bu ülkenin ortak geleceğinin pusulası olmalıdır

Birkaç şeyin altını önemle bir kez daha çizerek grup toplantısını bitireceğim. Bölgede fırtına büyürken en büyük güç nedir biliyor musunuz? İç barıştır. Venezuela'da iç barış olmadığı için başkanı haydutça kaçırıldı, rehin alındı. Suriye'de, Irak'ta, Yemen'de, çatışma ve savaşların olduğu her yerde iç barış olmadığı için müdahaleye açık hale geldi. Suriye'de çözümün yolu anti-Kürt siyasetinin bitmesinden, Türkiye'de demokrasinin yolu da barışın ciddiyetle sahiplenilmesinden geçiyor. Bu bağlamda barışa giden yolda Meclis’in masasında duran ortak raporu önemsediğimizi tekrar belirtmek istiyorum. Ortak rapor bu ülkenin ortak geleceğinin pusulası olmalıdır. Gelin, bu pusulaya çekinerek değil hakiki ve cesur bir uzlaşıyla, el birliğiyle sarılalım. Çünkü çözümde ortaklaşmak 86 milyona, hepimize kazandıracaktır. Bütün partiler Kürt meselesini hukuki zemine taşıyacak adımlar konusunda cesur olmalıdır. En başta da ana muhalefet partisi. Çerçeve yasayı ve demokrasi yasasını bir an önce artık ülkemizde çıkarmalıyız. Herkes buna katkı sunmalıdır. DEM Parti olarak biz barışa ulaşmak için, alın terimizin hakkını almak için her türlü çabanın içerisinde olacağız. Yolumuz açık, barış daim olsun. 

13 Ocak 2026