Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan, Meclis Grup Toplantımızda güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bakırhan, şunları söyledi:
Dünya, Êzidîlerin topraklarında özgürce yaşadığı bir zemini hazırlamakla sorumludur
Değerli arkadaşlar, 2014 yılında IŞİD soykırımına maruz kalmıştı Êzidîler. Resmen bir katliam ve soykırımdı. Bu soykırımda yaşamını yitiren Êzidî toplumuna mensup bütün insanlarımızı saygı ve minnetle anıyorum. Yine soykırımcı zihniyeti ve soykırımı yapanları da lanetliyorum. Aslında dünyanın, uluslararası kurumların Êzidîlere borcu var. Bir toplum düşünün ki hakkında 72 defa ferman çıkarılmış, 72 defa katledilmişler. Dünya toplumu, uluslararası kurumlar artık Êzidîlerin kendi topraklarında güven içerisinde özgürce yaşadıkları bir zemini hazırlamakla sorumludur. Êzidîlere borçludur. Êzidî toplumuyla dayanışmaya devam edeceğimizi bir kez daha belirtmek istiyorum.
Abhazya pasaportları sınır kapılarımızda kabul edilsin ve bu ayıba son verilsin
Bugün aramızda birçok kurum var, Abhazya İzolasyonuna Son İnisiyatifinin çok değerli temsilcileri de aramızda. Kendi meselelerimizle çok yoğun ilgilendiğimiz için bazen yanı başımızdaki baskıları, antidemokratik uygulamaları, başka toplumların yaşadığı acıları yeterince dile getiremiyor olabiliriz. Bu aynı zamanda özeleştirimiz olsun. Deniz komşumuz Abhazya’da yaşayan kardeşlerimiz bugün ağır bir insan hakları ve demokrasi sorunu yaşıyor. Sağlığa erişemeyen ve ailelerini yıllardır göremeyen insanların, eğitim hakkından mahrum kalan gençlerin olduğu bir toplumdan bahsediyoruz. Abhazya pasaportu maalesef ülkemizde geçersiz sayılıyor. Yani düşünün yüz binlerce Abhazyalı yurttaşımızın ve onların akrabalarının yaşadığı Türkiye'de Abhazya pasaportu geçersiz. Uluslararası ilişkiler işte böyledir. Vatandaşınız olan insanların akrabalarının yaşadığı dramı ve antidemokratik uygulamaları da bazen görmezden gelebiliyorsunuz. Abhazyalılar buradan cenazeleri için gidemiyor, cenazelerine gelemiyor. Gençleri üniversitede okuyamıyor. DEM Parti olarak açıkça söylüyoruz: Abhazya pasaportları sınır kapılarımızda geçerli kabul edilsin. Bu ayıba son verilsin. Abhazya'ya daha önce doğrudan deniz ve hava ulaşımı vardı. Derhal deniz ve hava yolu ulaşımının başlamasını istiyoruz. Bu, Abhazyalı arkadaşlarımıza aynı zamanda bir insanlık borcumuzdur. Köklü kültürü, onurlu duruşu ve direnişi nedeniyle sevgili Abhazya halkına selam, sevgi ve saygılarımı gönderiyorum. Abhazya'nın başkenti Sohum’daki kardeşlerimize de merak etmeyin, inşallah birlikte güzel günler geçireceğiz ve bu ambargo kalkacak diyorum. Tekrar saygıyla, sevgiyle selamlıyorum Abhazyalıları.
Önümüzde bir yüzyılın kapanışı, yeni bir yüzyılın şafağı duruyor
Değerli arkadaşlar, önemli bir haftada bir araya geldik. Meclis’in bu hafta çok önemli ve tarihi bir gündemi var. Bu önemli gündemi başarıyla amacına ulaştırabilirsek yeni bir kapı açılacak. Türkiye toplumu daha umutlanacak, geleceğine daha güvenle bakacak. Ama başlarken, dünya ve Ortadoğu’da önümüzdeki 100 yılı etkileyecek günlerden geçtiğimizi de belirtmek istiyorum. Önümüzde bir yüzyılın kapanışı, yeni bir yüzyılın şafağı durmaktadır. Bugünlerde dünya hem yeni krizleri hem de eski düzenin çözülüşünü iç içe yaşıyor. Bir yüzyıl kapanırken yeni yüzyılın güç ilişkileri, enerji yolları, ticaret koridorları ve siyasi özneleri ortaya çıkıyor. Ortadoğu ise bu büyük dönüşümün tam merkezinde duruyor. İran’dan Lübnan’a, Filistin’den Suriye’ye yaşananlar bölgenin 100 yıllık siyasi, ekonomik ve güvenlik denklemlerinin yeniden değişeceğini gösteriyor. Artık sadece ordular ve devletler değil; halklar, inançlar, toplumsal hareketler ve devlet dışı aktörler de yeni dengede bir yer edinmeye çalışıyor. Böyle dönemlerde asıl mesele sadece askeri anlamda güçlü olmak değildir. Asıl mesele tarihin yönünü doğru okuyabilmektedir. Pek çok örneğini gördüğümüz üzere, değişimi okuyamayanlar yeni düzenin nesnesi haline dönüşüyor. Siyasal akıl ve cesaret gösterenler ise kendi geleceklerinin öznesi olur. Biz herkesi kendi geleceğinin öznesi olmaya davet ediyoruz. Bu çağrı; adaleti, demokrasiyi, eşitliği, özgürlüğü büyüten bir bahara aynı zamanda davettir.
Barışa doğru kürek çekerek Türkiye'yi daha güzel günlere taşıyacağız
Ortadoğu'da yeni bir düzen kurulurken Türkiye izleyen değil şekillendiren, bekleyen değil oyun kuran bir rol oynama şansına sahip oldu. Bu rolü oynamanın formülü bellidir. Nedir bu formül? Kendi Kürt meselesini demokratik yollarla çözemeyen bir Türkiye, Ortadoğu'da kalıcı barış ve istikrar öneremez, önerse de kimse inanmaz. Demek ki ne yapması gerekiyor? Önce kendi 100 yıllık Kürt meselesini demokratik yollarla, müzakereyle çözmesi gerekiyor. Kürtler 21. yüzyılda Ortadoğu'nun en kritik gücü konumundadır. Bunu defalarca söyledik ama bu bir gerçektir. Bölgesel değişimin yönünü görebilen, bölgesel ve uluslararası gelişmeleri doğru okuyan, doğru siyasi pozisyon alabilen örgütlü bir güçtür Kürtler. Kürtler Ortadoğu'ya bataklık veya fetih alanı olarak bakan değil, ev olarak gören binlerce yıllık kadim bir halktır. Türkiye, Ortadoğu'da Kürtlerle stratejik ilişkiyi büyük bir imkan ve tarihsel fırsat olarak görmelidir. Bu fırsatı Kürt fobisine, güvenlikçi reflekslere kurban etmemeliyiz. Türk-Kürt ilişkisinin bin yıllık ufkuna güvenerek hareket etmeliyiz. Yüzü geleceğe dönük olan herkes şunu çok iyi bilmelidir. Ortadoğu'da Kürt jeopolitiği ile doğru ilişki kuranlar kazanacaktır, kurmayanlar kaybedecektir. En doğru seçenek budur. Tarih buraya doğru akıyor. Tarihin akışına karşı kürek çekme yerine o akışa uygun davranmak hepimizin büyük sorumluluğudur. Barış baharına omuz hizasında yürüyelim diyoruz. Omuz hizasında barışa doğru kürek çektiğimizde Türkiye'yi de daha güzel, daha demokratik günlere taşıyacağız.
Güçlü ve demokratik bir başlangıç için çözümün diliyle konuşmanın zamanı geldi
Dünya ve Ortadoğu'da büyük riskler ve büyük fırsatlar varken, biz Türkiye olarak hangi zemindeyiz sorusunu kendimize sormalıyız. Tespiti doğru yapamazsak çözümü de yanlış kurmuş oluruz. Tabloya baktığımızda görüyoruz ki hukuk öngörülebilirliğini kaybediyor, siyaset sorun çözme kapasitesini yitiriyor, yurttaş ise geleceğe duyduğu güveni kaybetmiş durumda. Yargının magazinleştiği, bürokrasinin racon kestiği, iş ve aş güvencesinin kaybolduğu, gençlerin geleceklerini görmedikleri bir manzara var Türkiye'de ve bu manzaranın artık değişmesi gerekiyor. Türkiye'nin önünde iki yol var: Ya yıllardır ülkeyi yoran çatışma, kutuplaşma ve kriz sarmalı devam edecek ya da barışı, demokrasiyi, hukuku ve refahı esas alan yeni bir yüzyılın kapısını birlikte aralayacağız. Bizim cevabımız açıktır; güçlü, demokratik bir başlangıç yapmak istiyoruz. Bunun için de siyasetin artık kutuplaşmanın değil çözümün diliyle konuşmasının zamanı geldi. Siyaset sorun üreten değil, demokratik akılla sorunları çözen bir zeminde olmalıdır.
Bu yasayı demokratik bir yürüyüşün başlangıcına dönüştürelim
Güçlü bir başlangıç için güçlü ekonomiye sahip olmak kaçınılmazdır. Bu sebeple ekonomide yıllardır çatışmaya, yolsuzluğa, kayırmacılığa ve israfa akan kaynakların artık herkesin sofrasına adil bir şekilde akmasının zamanı geldi. Hukukta yapısal ve demokratik reformlar olmazsa olmazdır. Herkesin aynı hukuktan yararlandığı bir adalet düzenini inşa etmenin vakti geldi de geçiyor. Pusula adalet, rota riya heq olmalıdır güçlü bir başlangıç için. Güçlü bir demokrasi ekmek ve su kadar gereklidir. Herkesin kendisini özgürce ifade ettiği, karar ve yönetime katıldığı demokratik bir düzen olmalıdır. Artık demokrasiyi bir sahne dekoru olmaktan çıkarmalıyız. Özgür siyaset, eşit ekonomi, adil hukuk ve güçlü demokrasi bir arada yaşamın temel kolonlarıdır. Unutmayalım ki bir yapı en zayıf kolonu kadar sağlamdır. Biri zayıf kalırsa hepsi eksik kalır. Bu sebeple hukuku es geçen bir ekonomi kalıcı olmaz. Demokrasisi zayıf bir siyaset ne içeride ne dışarıda güven vermez. Bütün bunların bir gecede gerçekleşmeyeceğini Mersin ve Bursa'dan buraya gelen vefakar, cefakar, emekçi, mücadeleci arkadaşlarımız en iyi biliyor. Ama bazen bir ülkenin kaderini değiştiren şey atılan ilk adımdır. Çerçeve yasa işte böyle bir adımdır. Meclis’in önüne gelecek çerçeve yasa teknik bir düzenleme değildir. Silahın yerine siyaseti, çatışmanın yerine hukuku koyacak ve demokratik ortaklığı büyütecek yeni bir dönemin eşiğidir bu yasa. Şimdi bu eşiği geçmek için o ilk adımı hep birlikte atalım diyoruz. Demokratik bir yürüyüşün başlangıcına bu yasayı dönüştürelim diyoruz.
Çerçeve yasa, tarihi eşiğin hukukla aşılmasının ilk adımıdır
Yıllarca büyük acıların yaşandığı İrlanda deneyiminden bir örnek vererek konuşmama devam etmek istiyorum. 20. yüzyılın sonunda onlarca yıl süren bir savaşın ardından İrlanda'da kimse barışa güvenmiyordu. Çünkü üç kuşak boyunca her aileye bir mezar, her sokağa binlerce acı düşmüştü. “Bu nefret bitmez” cümlesi adanın her tarafında yankılanıyordu. Çözümsüzlük sanki bir kader, sanki değişmez bir yasa olarak ifade ediliyordu. Oysa bitmez, değişmez denilen o döngü silahların gölgesinde değil, bir müzakere masasının etrafında çözüldü. 100 yıllık hesaplaşma bir gecede belki silinmedi ama bir imzayla şiddetin dili sustu, siyasetin dili konuşmaya başladı. Çözülmez sanılan düğümü kılıç değil, hukuk ve müzakere çözdü. İrlandalı bir şair bu durumu şöyle tarif ediyor, “Bir halkın ömründe umut ve tarihin aynı kafiyeye düştüğü ender anlardan birini yaşadık” diyordu. Bizim de önümüzde yıllardır çözülmeyen Kürt meselesi var. Bu mesele çok ağır düğümlerle birbirine bağlanmış. Şimdi muazzam bir eşikteyiz. 22 Ekim'de Sayın Bahçeli'nin ortaya koyduğu irade, 27 Şubat'ta Sayın Öcalan'ın çizdiği barış perspektifi ve çözüm iradesi, Sayın Erdoğan'ın çözüm iradesi ve muhalefetin desteği Türkiye'ye 100 yıllık kısır döngüyü aşma fırsatı sunuyor. Bu fırsat kolay kolay bir daha gelmez. Bu fırsatı heba etmememiz gerekiyor. Bugüne kadar tarihi adımlar atıldı, şimdi bu adımları hukuka bağlama zamanıdır. Çerçeve yasa bu tarihi eşiğin hukukla aşılmasının ilk adımıdır.
İlk adımı birlikte atalım ve önümüzdeki uzun yolu hep birlikte yürüyelim
Pazar günü heyetimiz İmralı'da Sayın Öcalan'la olumlu bir görüşme gerçekleştirdi. Sayın Öcalan bu görüşmede, “Bin kilometrelik yol bir adımla başlar” demişti. Evet, bu ilk adımı hep birlikte atalım ve önümüzdeki uzun yolu hep birlikte yürüyelim diyoruz. Biliyoruz ki tek bir yasal düzenleme 100 yıllık bir meselenin bütün siyasal ve toplumsal yükünü bir günde ortadan kaldırmaz. Ama yine de çok önemli bir şey yapar. Meseleyi şiddet zemininden siyasetin ve hukukun zeminine taşır. Silahın sustuğu yerde sözün, sözün olduğu yerde siyasetin önünü açar. Demokratik siyasetin önündeki engelleri kaldıracak yeni bir dönemin kapısını aralar bu yasa, bu adım. Aynen İrlanda'daki gibi burada da 86 milyonun kaderinde ilk defa umudun ve tarihin aynı kafiyeye düştüğüne şahitlik ediyoruz. Bu başarı 86 milyonundur, Barış Annelerinindir, sokakta gece gündüz mücadele eden sizlerindir. Bu umut, bu başarı hepimizindir.
Bu süreç bir anın değil önümüzdeki 100 yılın stratejisidir
Değerli halklar, Barış ve Demokratik Toplum Süreci 86 milyonun geleceği ve Ortadoğu'nun kaderi için tarihi önemde bir süreçtir. Bu süreç sadece Yozgat'taki Türk'ün veya Bingöl'deki Kürt'ün değil; Tahran'dan Bağdat'a, Şam'a, Körfez'e kadar geniş bir coğrafyanın geleceğini de ilgilendirecek. Bu süreç sadece silahları susturmayacak; enerji ve ticaret koridorlarına rotalar çizdirecek, refah imkanlarını üretecek, iş ve aş potansiyelini yaratacak. Sayın Öcalan'ın ifade ettiği gibi, bu süreç bir anın ya da bir dönemin stratejisi değildir, önümüzdeki 100 yılın stratejisidir. Biz de meseleye buradan bakıyoruz. Önümüzdeki 100 yılın stratejisi şudur. Çatışmaları üreten zemini ortadan kaldırmak ve herkesin farklılıklarıyla birlikte yaşadığı bir demokratik toplum kurmaktır. Bu strateji, Ortadoğu'da yeni bir paradigmayı esas alarak halkların ve inançların bir arada yaşamasını mümkün kılmaktır. Önümüzdeki 100 yılın stratejisi Kürt meselesini güvenlikçi akıldan kurtararak siyasetin, hukukun ve demokratik müzakerenin konusu haline getirmektir. Kürtlerin haklarının tanındığı, yerel demokrasinin inşa edildiği, farklı kimlik ve inançların özgürlük içinde yaşadığı demokratik Türkiye'nin inşa stratejisidir.
Ölümler dursun diye bedel ödeyenler, barışın sonuçlarından ilk faydalanması gerekenlerdir
Önümüzdeki 100 yılın stratejisi, Alevi toplumunun ibadet ve eşit yurttaşlık haklarının tanınmasının ve insan onuruna yaraşır bir hukuk ve insan hakları düzeninin kurulmasının stratejisidir. Çatışmalara 50 yıldır harcanan trilyon dolarların faturasını kapatarak bu kaynakları okullara, emeklilere, emekçilere, hastanelere, yollara, gençlerin geleceğine ayırma stratejisidir. Bu strateji evde yas tutmayı, sofrada fukaralığı, yaşamda gerilimi ve kutuplaşmayı ortadan kaldırma stratejisidir. Bu arada bugün aramızda bulunan Barış Akademisyenlerinin ve KHK’lilerin işlerine iade edilmesi amasız fakatsız sağlanmalıdır. Bugün bir umudu taşıyorsak onların emeği ve mücadelesi sayesindedir. Barışın üzerinden şu iltisak, bu iltisak gölgesi artık kaldırılmalıdır. Ölümler dursun diye bedel ödeyenler, barışın sonuçlarından ilk faydalanması gerekenlerdir.
Çerçeve yasa geçiş sürecini demokratik hukuk güvencesine kavuşturma yasasıdır
Bu toprakların acıya, milyonların açlığa, kutuplaşmaya ve gerilime artık sabrı kalmadı. Bakın, bu ülkede ateşin düşmediği bir toprak parçası kalmadı. Askerin de gerillanın da sivilin de tabutu bu topraklara iniyor. Nazım Hikmet'in dediği gibi bu cehennem, bu cennet bizim. Her kayıp bu ülkenin ortak değeridir. Her kayıp hepimizindir. Bu döngüyü silah kırmaz. Bu döngüyü nefret kırmaz. Bu döngüyü yalnız siyaset ve müzakere kırar. Bu sebeple cehennemi zamanları gelin bitirelim, siyasete ve demokratik müzakereye güçlü bir şans verelim diyoruz ve açıkça ifade ediyoruz: Çerçeve yasa bir ayrıcalık yasası değildir. Tarihsel bir sorunun çözümü için geçiş sürecini demokratik hukuk güvencesine kavuşturma yasasıdır. 100 yıldır yok sayılan Kürt meselesinin ilk defa müzakereye dayalı bir yasal çerçeveyle tanışmasıdır. Mehmet Uzun, “Barış sadece ölümsüz bir eser değildir. Barış insan aklının yarattığı en erdemli iştir” diyor. Çerçeve yasa barışa kapı aralanmasıdır.
Barışın kalıcılaşması için Sayın Öcalan'ın özgür çalışma ve iletişim koşulları sağlanmalıdır
Barış çatışmayı yeniden üreten koşulların ortadan kaldırılmasıdır. Çerçeve yasa tam da bunun için gereklidir. Çatışmalı dönemi sona erdirmek ve kalıcı barışın kapılarını açmak için vardır. Bu yasayla kalıcı barışın hukukunu güçlendirmeliyiz. Barışın kalıcılaşması için Sayın Öcalan'ın özgür çalışma ve iletişim koşulları sağlanmalıdır. Barışın kalıcılaşması için Meclis tarihi rolünü oynamalıdır. Meclis bünyesinde Barış İzleme Kurulu mekanizması kurulmalıdır. Tüm partilerin katılımıyla süreç demokratik, katılımcı ve şeffaf bir şekilde sürdürülmelidir. Tabii ki bu yasayla işimiz bitmeyecek, yeni başlayacak mücadelemiz. Bu yasayla birlikte daha fazla mücadele edeceğiz, daha fazla kenetleneceğiz. Türkiye'deki diğer halklar ve inançlarla birlikte, ezilenlerle birlikte demokratik mücadeleyi büyüterek yolumuza devam edeceğiz.
Çerçeve yasayı güçlendirecek siyasi, hukuki ve idari düzenlemeler sonbahardan itibaren hayata geçirilmelidir
Çerçeve yasayı güçlendirecek siyasi, hukuki ve idari düzenlemeler sonbahardan itibaren hayata geçirilmelidir. Sonbaharda Meclis’in açılışıyla beraber bir yol haritası çıkarmalıyız. Bu yol haritasında, eşit yurttaşlığı güvence altına alan; demokratik siyasetin önündeki hukuki ve idari engelleri kaldıran; demokratik katılımı güçlendiren; dil, kültür ve inanç örgütlenmesi önündeki engelleri kaldıran; yerel demokrasinin alanını genişleten, kayyımlara son veren; cezada adaleti, infazda eşitliği sağlayan demokratik ve hukuki reformları artık hayata geçirmeliyiz. Bu sebeple diyoruz ki Ağustos ayı çerçeve yasayla barışın temellerini atmanın ayı olsun, Ekim ayıysa demokratik Türkiye'nin inşasında bir bahar ayı olsun diyoruz.
Diyaloğa ve müzakereye açık olacağız
Değerli Türkiye halkları, kıymetli basın mensupları; bir yıl boyunca bu grupta çok şey konuştuk, çok şey tartıştık. Türkiye'nin çeşitli yerlerinden gelen misafirlerimizle bir arada olduk. Ama bu hafta özel bir hafta. Bu hafta 100 yıllık bir düğümün çözüldüğü günler olarak tarihte hatırlanacak. Bu vesileyle bugün hem basının hem kamuoyunun hem de sizlerin huzurunda milletvekillerimize ve tüm parti yapımıza açıkça seslenmek istiyorum: Bu yasa 86 milyonu ilgilendiriyor. Şemdinli'yi de Keşan'ı da ilgilendiriyor. O nedenle komisyonda ve Genel Kurulda bu yasa görüşülürken polemiğe, provokasyona, gerilime asla kapılmayacağız. Barışın kapısını aralayacak her görüşü, her öneriyi büyük bir olgunlukla dinleyeceğiz. Eleştirileri ve haklı kaygıları anlayacağız. Bizler de demokratik müzakere olgunluğuyla eleştirilerimizi ve önerilerimizi başta Meclis olmak üzere her zeminde sunmaya devam edeceğiz. Ortak yolu birlikte arayacağız. Diyaloğa ve müzakereye her zaman olduğu gibi açık olacağız. Tüm parti yapımız ve Meclis Grubumuz bugüne kadar olduğu gibi bu sürecin ruhuna uygun olarak davranacaktır. Çünkü bugün ihtiyacımız olan acıları dindiren, annelerin gözyaşını bitiren, yaraları saran, birbirimizi anlamamızı sağlayan bir siyasettir. Yani DEM Parti’nin siyasetidir.
Milyonların sürece artan desteğini boşa çıkarmamak iktidarın tarihsel sorumluluğudur
Her olumlu gelişme bizde abartılı bir sevinci değil, güçlü bir tefekkürü ve şükrü getirecektir. Süreçte ilk günden beri oynadığımız olumlu rolü güçlendirerek devam edeceğiz, barışın ve demokratik çözümün dilini birlikte büyüteceğiz. Meclis’teki siyasi partilere de sesleniyorum: Çerçeve yasayı, “benim gündemim başka” diyerek yan gözle izlemek, ona karşı çıkmak veya pazarlık konusu yapmak doğru bir tutum olmaz. Bu ülkenin kardeşlik hukuku ve barış içinde yaşaması milyonlarca oydan ve koltuktan daha kıymetlidir. Ve elbette asıl çağrıyı devlete ve iktidara yapıyoruz: Evet, geç kalınan bir çerçeve yasayı çıkarmak önemlidir, önemsiyoruz. Her ne kadar yasanın Meclis’in son haftasına sıkıştırılması büyük bir eleştiriyi hak etse de yasayı önemli buluyoruz. Milyonların sürece artan desteğini boşa çıkarmamak ve halkın talebine kulak vermek iktidarın tarihsel sorumluluğudur. Barışa herkes bir adım atarken, iktidar on adım gücünde yasalar çıkarmalıdır. Bütün Türkiye'ye bu kürsüden bütün inancımla, kalbimle sesleniyorum. Türkiye'nin her tarafındaki vatandaşlarımızın kaygılarını anlıyor ve önemsiyoruz. Hepsi bizim kardeşimiz, canımız, ciğerimiz, yoldaşımızdır. Yeni bir eşikteyiz. Bu eşiği korkuyla değil umutla, çatışmayla değil barışla, inkarla değil demokrasiyle, ayrışmayla değil eşit yurttaşlıkla geçmek için gelin hep birlikte kenetlenelim. Bursa'dan Amed’e kadar Türkiye'nin 100 yıllık zincirlerini gelin hep birlikte çözelim. Bu yasanın bu topraklarda yaşayan 86 milyona şimdiden hayırlı olmasını diliyorum. Bu yasa barışa, demokrasiye, adalete ve özgürlüğe vesile olsun.
4 Ağustos 2026
