Bakırhan: Kürtler binlerce yıldır yaşadıkları topraklarda özgürce ve onurlu biçimde yaşamak istiyor

Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan, Meclis Grup Toplantımızda güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bakırhan, şunları söyledi: 

Konuşmama başlamadan önce dün, Antep’e düşen füzeyle ilgili bir şey söylemek istiyorum. Antep’e düşen füzede can ve mal kaybının olmaması önemliydi. Anteplilere, Türkiye’ye geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Dış müdahalelerle bir ülkede rejimi değiştirmek o ülkeye huzur ve demokrasi getirmez

Dünyanın gündemi İran. İran’a ilişkin düşüncelerimizi burada kamuoyuyla paylaşacağız. İran’a saldırıların 11. günündeyiz. Ortadoğu’nun semaları neredeyse savaş uçakları ve dronlarla kaplı. Ortadoğu resmen toz duman içinde. Burada iki şey bize kendisini hatırlatıyor, hatırlamak istemesek de. Dünyanın neresinde olursa olsun bir rejimi güçlü yapan şey ne füzeler ne de savaş uçaklarıdır. Bunu İran’da bir kez daha gördük. Bir devleti güçlü yapan aslında halkından almış olduğu rızadır. Halk devlete, rejime, yönetime ne kadar rıza gösteriyorsa o devletin gücü de o kadardır. Neymiş? Demek ki devletlerin gücü sadece topla tüfekle, savaş araç ve gereçleriyle ölçülmüyormuş. Bundan daha büyük güç halkın rızasıymış. İran’da rejim bir türlü bu gerçeği anlamadı. Halklardan, inançlardan, kadınlardan rıza almak yerine İran’ın zengin kaynaklarını topa tüfeğe, savunmaya ve uçaklara ayırdı. Kadınların her türlü özgürlüğünü yasakladı. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri olmasına rağmen ekonomisini yönetemedi. Kimliklere ve inançlara özgürlük tanımadı. Kimliğine sahip çıkanların neredeyse tamamını bastırdı. Her gün onlarca Kürt’ü ve muhalifi kentlerin ortasına kurulan idam sehpalarında idam etti. İran, halkıyla ilişkisinde zulüm ekti, şimdi öfke biçiyor. İkinci bir gerçek daha var. Buna aslında defalarca tanıklık ettik ama bu sefer herkesin bilinci biraz daha berraklaştı. Dış müdahalelerle bir ülkede rejimi değiştirmek o ülkeye huzur, demokrasi ve mutluluk getirmiyor. Bu savaştan çıkaracağımız çok önemli iki başlık budur. Bir ülkeye demokrasi ve refahın gelmesinin bir yolu var. Ülkenin kendi dinamikleriyle, kendi itiraz edenleriyle birlikte rejimin demokratikleşmesi ancak sağlanabilir. 

Dış müdahaleler son bulmalı, inkarcı rejimler de değişmeli

Savaş büyüdükçe sınırlar değil acılar genişliyor. Küresel ve bölgesel güçler tepişirken oradaki halklar, emekçiler, ezilenler bedel ödüyor. Dış müdahaleler artık son bulmalı, inkarcı rejimler de değişmeli. Yani sadece dış müdahalelere karşı değiliz. Bu inkarcı, idamcı, halkları ve inançları yok sayan rejimlerin değişmesinden de yanayız. İşte huzurunuzda İran meselesine nasıl yaklaştığımızı bir kez daha açık ve berrak bir şekilde ortaya koyduk. Ama Kürtlerin, Kürt örgütlerinin ve partimizin bu yaklaşımı bilinmesine rağmen, ilk saatlerde bu açıklamaları defalarca yapmamıza rağmen ısrarla Kürtlere akıl vermeye çalışanlar da var. Çünkü Kürtleri söz kurabilen, strateji geliştirebilen, siyaset yapabilen, en önemlisi de kendi geleceği hakkında karar verebilen bir halk olarak görmüyorlar.  Dünyanın neresinde bir mermi patlasa gözleri Kürtleri arayan viledalı analistler bir anda yine ekrana çıktı. Bir anda andıç gibi açıklamalar yapıyorlar. Nasıl yetenekli insanlar bir bilseniz! Keşke söylediklerinin yüzde birinin bir karşılığı, bir gerçekliği olsaydı da haklarını verseydik. Huzurunuzda bir vurguyu özellikle yapmak istiyorum. Kendini Kürtlerin hamisi sanan siyasetçiler, Kürtlere akıl vermeyi meslek edinmiş o viledalı analistler artık Kürtler hakkında şu cümleleri kurmaktan vazgeçsin. Ne diyorlar? Kürtler artık dış güçlerin kendilerine bir faydası olmadığını anlamalıymış. Sanki onlar olmasaydı bunu bilmeyecektik. Kürtler kart olarak kullanılmaya izin vermemeliymiş. Bu boş analizlerle gerçeği perdelemeyi artık bıraksınlar, Kürtlere akıl vermekten vazgeçsinler. Kürtler nerede nasıl davranacağını, nasıl tutum alacağını, nerede elini uzatacağını, nerede kendisini savunacağını çok iyi bilen bir halktır.

Dünya neden Kürtleri konuşuyor, bölge devletleri buna ciddi bir cevap aramalı

Ne desek sözlerimizi başka bir yöne çekmeye çalışan, had bildiren bir kesim var. Allah onları ıslah etsin. Ramazan ayında bir duada bulunalım, belki ıslah olurlar. Ama bu bir avuç insanı bir yere bırakalım, yaygara koparanların gürültüsüne bakmayalım. Bugün görülmek istemeyen, çarpıtılan, üstü örtülen bir hakikati burada birlikte konuşacağız, soracağız ve birlikte yanıtlarını üreteceğiz. Son bir haftadır tüm dünya Kürtleri konuşuyor. Bu sefer odak İran. Bir ay önce yine dünya Kürtleri konuşuyordu. Odak Suriye'ydi. Yıllar önce yine Kürtler konuşuluyordu. O zaman odak Irak’tı. Dünya neden sürekli Kürtleri konuşuyor? Bölge devletleri buna ciddi bir cevap aramalı. Biraz düşünmeli, biraz tefekkür etmeli. Niye her kurşun atıldığında Kürtler dünyanın gündemi oluyor? Bölgede her altüst oluşta gözler sürekli bir halkta ise ortada bir sorun yok mu? Kürtlerin bu kadar gündem olmasının, dünyanın her köşesinde konuşulmasının sebebi nedir acaba? Şapkanızı önünüze koyun. Eğer Kürtler yaşadıkları ülkelerde eşit ve özgür yurttaşlar değilse, kimliksiz olarak baskı ve zulüm altında yaşıyorsa elbette Kürtler konuşulacak. İran'da neyi konuşacağız? Tabii ki kimliksiz Kürt konuşulacak. Suriye'de ve Irak'ta olduğu gibi.

Önce Kürtlerin halk olmaktan kaynaklı haklarını ve iradesini tanıyın

İşin en acıklı yanı ise Kürtleri kullanılmakla itham edenler, yüzyıllardır inkar ve asimile edilen Kürtleri bugüne kadar görmezden geldi. Kürtler bugün konuşuluyorsa bunun sorumlusu Sykes-Picot ve bölgedeki bölge devletlerinin kendisidir. Önce bu durumu sorgulasınlar. Dünya neden Kürtleri konuşuyor diye dert yananlar, önce nerede hata yaptıklarını kendilerine sormalıdır. Buyurun, 100 yıllık acı dolu bir geçmişi sona erdiren bir fırsat ortaya çıktı. Bunu değerlendirelim ve dünya Kürtleri başka biçimde konuşsun. Bir silah patladığında aman Kürtler ne yapacak korkusu mu var? Ki var olduğu ortaya çıkıyor. Bu korkuyu gidermenin yolu bellidir. Kürtlerin bir halk olmaktan kaynaklı haklarını, iradesini önce tanıyın. Kürtlerin dilini, kimliğini ve kültürünü tanıyın. Kürtler yaşadıkları ülkelerin üvey değil eşit yurttaşları olsun. İşte böyle bir zeminde, başka halklar ne kadar konuşuluyorsa Kürtlerle o kadar konuşulur. Kürtler de risk altında olduğunda güvenliğini sağlamak için sağ sola bakmaz; hakkını ve hukukunu tanıyan başkentlerin ne dediğine, ne yaptığına bakar o zaman. İşte hakiki bir kardeşliği tesis etmenin yolu da budur. 

Kürtleri bölgesel barışa katkı sunacak bir halk olarak tanıyın ve artık kabul edin

Peki, Kürtler ne düşünüyor? Kürtler ve Kürt liderlerinin tamamı, çözümü dışarıda değil yaşadıkları ülkelerde arıyor. Sayın Öcalan yıllardır bölge topraklarında çözümü aramıyor mu? Arıyor. İran'ı yıllardır demokrasiye davet etti mi? Evet, etti. Kendisiyle bir heyet olarak görüştüğümüzde, İran'daki operasyonun geleceğini önceden tahmin etti ve İran'ın bu operasyonları önleyebilmesi için Kürtleri, oradaki farklı etnik ve inanç gruplarını, kadın haklarını tanıması gerektiğini söyledi. “Kürtler bölgesel bir savaşın parçası olmasın ama haksızlık ve hukuksuzluk karşısında da birlik olsun, ortak mücadele etsin” dedi. Yine Sayın Mesut Barzani ve Neçirvan Barzani'nin son İran müdahalesindeki açıklamalarına da hep birlikte şahitlik ettik. Ne diyor Barzaniler? Kürdistan Bölgesel Yönetiminin hiçbir komşuya tehdit oluşturmayacağını söylediler. Dün Sayın Neçirvan Barzani ile görüştüm. Yine aynı düşüncelerini teyit etti. “Kürtler hiçbir ülkenin kalkanı değil. Kürtler kendi demokratik hak ve özgürlükleri için ancak mücadele edebilir” dedi. Sayın Bafil Talabani ise çok tarihi bir uyarı yaptı. “Kürtlerin bu savaşta mızrak ucu olarak kullanılması büyük bir hata olur. Kürdistan bir savaş alanı değil köprü olmalıdır” dedi. Biz ne dedik? İran'daki hegemonik ve bölgesel güçlerin müdahalesine karşıyız dedik. Ama oradaki inkarcı, idamcı, çürümüş Molla Rejiminin de karşısında olduğumuzu da söyledik. Bir şey daha söyledik. İran'da direnen kadınların yanında olduğumuzu söyledik. Direnen Kürtlerin, Beluçların, Azerilerin, rejimden rahatsız olan Farsların yanındayız dedik. Onların mücadelelerini destekliyoruz dedik. Kürtlerin ve liderlerinin mesajı nettir, çok onurlu bir duruş içerisindedirler. Fırsattan istifade etmeye çalışmıyorlar. Kürtleri tehdit olarak görmeyin diyoruz. Bakın, bu açıklamaları siz de gördünüz. Kürtleri bölgesel barışa katkı sunacak bir halk olarak tanıyın ve artık kabul edin. Kürt gruplarını takip ediyoruz diyenleri, önce Kürt liderlerinin bu onurlu yaklaşımlarını takip etmeye davet ediyoruz.

Kürdistan barışın ve diplomasinin köprüsüdür

Şunu net olarak söylüyorum: Ne İran'ın ne İsrail'in ne Amerika'nın Federe Kürdistan topraklarını ve İran’daki Kürt kentlerini kendi savaş sahasına çevirmeye hakkı yoktur. Günlerdir İran rejimi tarafından Federe Kürdistan bölgesine dönük saldırılar ve can kayıpları var. Bu saldırıları kınıyoruz ve kabul etmiyoruz. Yine Süleymaniye'de de benzer saldırılar var. Bunları da kınıyoruz. İran, Kürtleri ve Kürdistan Bölgesel Yönetimini tehdit etmeyi bırakmalı. Savaş altındadır ve hâlâ parmağını Kürtlere sallıyor. Tehdit etmeden önce idam sehpalarında katlettiği binlerce insanın hesabını vermeli, Kürtlerin haklarını tanımalı. Bütün bölge devletleri çok iyi bilmeli ki Kürdistan barışın ve diplomasinin köprüsüdür. Kürtler benzersiz coğrafi ve siyasi konumları itibarıyla Ortadoğu'daki her altüst oluşun parçasıdır. Kürtler artık bu kaderi değiştirmek istiyor. Kürt'ün rızasını alın, gelin Ortadoğu'yu demokratikleştirelim. Kürtlerin ve yok sayılan bütün halkların ve inançların hakkının garanti altına alındığı bir Ortadoğu kendi Rönesansını gerçekleştirebilir. Avrupa kendi birliğini kurdu ve kardeşçe bir arada da yaşayabiliyor. Ortadoğu neden kendi birliğini kurmasın? Demokrasiye duyarlı, kültürel etkileşime açık ve ekonomik iş birliklerinin olduğu Demokratik Ortadoğu Birliğini gelin birlikte kuralım. Bu dışarıdan müdahalenin gerekçesi olan antidemokratik rejimler sorununu da ortadan kaldıracak tek formüldür. En temel sorumluluk burada bölge devletlerine düşüyor. İnanın, tek bir devlette yaşanacak demokratik dönüşüm bile adım adım tüm bölgeyi doğru temelde etkileyecektir. Bunun öncülüğünü Türkler ve Kürtler neden yapmasın? Bu oyunu neden Türkiye bozmasın? Neden Demokratik Ortadoğu Birliğinin öncülüğünü Türkiye yapmasın? Bu süreç bir fırsattır. Gelin, Kürt halkına isyan, bölge devletlerine de bastırma ikilemini dayatan bu tuzağa son verelim. Kardeşçe ve eşitçe bir arada yaşayalım.

İran kentlerinde idam sehpalarında Kürtler sallanırken neredeydi hegemon güçler?

Değerli arkadaşlar, çok açık söylüyorum, her türlü dış müdahaleye karşıyız. Ama bölge ülkelerinin de dış müdahalelerin önüne geçmek için önce kendi ülkelerinde huzuru, demokrasiyi ve barışı sağlaması gerekiyor. İranlılar yarım asır Şah zulmü gördü. Ardından yarım asırdır da Molla Rejimi zulmü altında yaşıyor. Kadının adı yok, Kürt'ün adı yok, hukuk yok. En normal muhalefet bile idamla yargılanıyor ve yargılama idamla sonuçlanıyor. İran rejimi 47 yıldır Kürtleri, Beluçları, Azerileri ve kendisine boyun eğmeyen Farsları ezerken, küresel güçler petrol ve hegemonya hesapları yapıp üç maymunu oynuyordu. Bugün İran'ın antidemokratik olduğunun, Kürtleri idam ettiğinin farkına vardılar. Dün İran kentlerinde idam sehpalarında Kürtler sallanırken neredeydi o hegemon güçler? Tabii onlar petrolle, kendi çıkarlarıyla ilgileniyorlardı. Bir de Kürtler sanki uzaydan gelmiş gibi bir muamele yapılıyor. Kürtler İsrail ve Amerika'ya dayanarak mı mücadele yürütüyor? Bu, Kürtlere haksızlıktır. İran'da 10 milyondan fazla Kürt yaşıyor. Bu mücadele dün başlamadı. Simkoye Şikaki'den Süleyman Muinilere, Abdürrahman Kasımlo'dan, Ferzat Kemenger'e, Şirin Elamhuri'ye kadar uzanan büyük bir direniş tarihi var İranlı Kürtlerin. 

Kürtler binlerce yıldır yaşadıkları topraklarda özgürce ve onurlu biçimde yaşamak istiyor

Sanki İsrail ve ABD oraya müdahale edince Kürtler mücadeleye başlamış. Kürtler 100 yıldır mücadele ediyor ve kimseye güvenmiyor. Kendi öz gücüne, oradaki halkların demokratik birliğine inanarak mücadele ediyor. Bakın, Batlamyus iki bin yıl önce çizdiği atlasta o dağlara “Kürt Dağları”, “Kürdistan Dağları” adını verdiyse Kürtlerin varlığını kim sorgulayabilir? Ne molla rejimleri ne de şahlar ortada yokken o dağlarda, o coğrafyada Kürtler yaşıyordu ve yaşamaya da devam edecek. Molla rejimleri gelir geçer, antidemokratik rejimler gelir geçer ama Kürtler o coğrafyada baki kalacak. Kürtlerin tek isteği şu: Binlerce yıldır yaşadıkları topraklarda kimliklerini koruyarak, özgürce ve onurlu bir biçimde yaşamak istiyorlar. Viledalı analistlere tekrar ediyorum. Kürtler binlerce yıldır yaşadıkları topraklarda kimliklerini koruyarak, özgürce ve onurlu bir biçimde yaşamak istiyor. Anlaşıldı değil mi arkadaşlar? Kürtler kendi öz gücüyle, kendi iradesiyle, kendi toprağında onurlu bir yaşam istiyor. Bu kadar açık, net ve sade. Kürtlerin, aynen diğer halklar gibi, topraklarında özgürce yaşama hakkı vardır. İki bin yıl önce adı konulmuş Kürdistan'da Kürt'ün özgürce yaşama hakkı vardır. İran onlarca halkın ve inancın bir arada soluk aldığı geniş ve kadim bir coğrafyadır. Böyle bir coğrafyada tekçi, inkarcı, baskıcı bir rejimi sürdürmek mümkün değildir. İran'ı barışa ve refaha kavuşturacak model tüm halkların, inançların ve cinslerin gönüllü olarak bir arada yaşayacağı demokratik bir zemindir. İran’ın başka bir çıkışı yoktur. 

Suriye, İran ve Irak’ın hikayesi hepimize çok şey söylüyor

Suriye, İran ve Irak'ın hikayesi hepimize çok şey söylüyor. Barışı, hakkı ve hukuku reddeden bir ülke eninde sonunda savaşın girdabına çekiliyor. Irak nasıl çekildi? Kimyasal silah varmış. İran nasıl çekildi? Nükleer başlık üretiyormuş. Yani kendi ülkesinde yaşayanların hakkını hukukunu tanımayan rejimler, hegemonik ve emperyal güçler tarafından bir savaş girdabına çekiliyor. Kimse lütfen bunu bir tehdit olarak görmesin. Ülkemizi yaklaşan bu fırtınadan korumak istiyoruz. Evet, ülkemiz diyorum. Henüz eşit olmasak da bizim ülkemizdir. Çünkü bu ülke hepimizindir. Bu ülke üzerinde binlerce yıl birlikte yaşayacağız. Kürt meselesi yeniden bölgesel savaşın gerekçesine dönüşmemelidir. İran’daki savaş Türkiye’deki güvenlik reflekslerini değil, tam tersine çözümü hızlandırmalı ve büyütmelidir. 

Sırat Köprüsü üzerindeyiz; bu tarihi kavşağı ve fırsatı heba etme lüksümüz yok! 

Türkiye’de Sayın Öcalan’ın başlattığı barış sürecinin kıymetini herkes çok iyi bilmelidir. Dört bir yanımız ateş çemberi ve bu ateş her geçen gün sınırlarımıza daha çok yaklaşıyor. Bir yılı aşkın süredir özellikle buralardan kendi düşüncelerimizi ifade ettik, uyarılarımızı yaptık. Aman gecikmeyelim, aman elimizi çabuk tutalım; bir kasırga almış başını, tüm bölgeyi kasıp kavuruyor dedik. Bugün adeta Sırat Köprüsündeyiz. Bu tarihi kavşağı ve fırsatı oyalayarak, erteleyerek heba etme lüksümüz yok.  Şimdiye kadar çok zaman kaybedildi. Ama dünya dengelerinin altüst olduğu bu dönemde artık kaybedecek zamanımız kalmadı. Türkiye bölgesel türbülansa karşı stratejik bir istikrar merkezi olabilir. Tehlike büyük ama iktidar hala küçük hesaplar peşinde. Dünya neyi konuşuyor, onlar kayyımların süresini uzatmakla meşgul. Oysa tam da bu tür süreçlerde en büyük güvence hukuktur, adalettir. Yani bizde olmayandır. Bakın, iki örnek vereceğim. Mardin Büyükşehir Belediyemize atanan kayyımın görev süresi 2 ay daha uzatıldı. “Ahmetler göreve dönsün” sözü öylesine söylenmiş bir söz müdür bilemiyorum. Söylendi ama karşılığı yerine gelmedi. Ne Ahmetler ne Devrimler görevine iade edildi. Kayyım süresi hangi akılla, hangi hukukla uzatılıyor? Bunu anlamakta insan güçlük çekiyor. Artık buna bir son verin. Belediyelerdeki kayyımları çekin, seçilmişler görevlerinin başına dönsün.

Danıştay’ın Barış Akademisyenlerini hedef haline getiren kararını kınıyoruz

İkincisi, birkaç gün önce Danıştay'ın barış akademisyenleri kararı çok ilginç. Danıştay, “Barış için imza atanlar suçlu” demeye devam ediyor. Biz de diyoruz ki sizin bu yanlışta ısrarınız asıl suçtur. Barış Akademisyenleri suçlu değil. AYM'nin ihlal kararlarını fiilen yok sayan ve Barış Akademisyenlerini yeniden hedef haline getiren Danıştay'ın bu kararını kınıyoruz. Bu kararından vazgeçmelidir. Barış talebi suç değildir. Önümüzdeki günlerde hazırlanacak yasal düzenlemeler, Barış Akademisyenlerinin uğradığı haksızlığı gidermeyi de kapsamalıdır. Bu da sizin için bir fırsattır. 

Adalet Bakanına çağrı: Görev sizindir, Meclis’in değil

Bir gazeteci geçtiğimiz günlerde Adalet Bakanlığına AİHM kararlarını sordu. Adalet Bakanı da “Takdir yüce Meclis’indir” dedi. Sanırım AİHM kararlarının Meclis ile bir alakası olmadığının farkında değil. Takdirlik bir durum yok Sayın Bakan, görev sizindir, Meclis’in değil. AİHM’in aldığı bir karar var. Meclis’i bekleyecek bir şey yok. Bunu uygulayacak olan Adalet Bakanıdır. Buyurun, uygulayın. Uygulayın ki bu Newroz’da Demirtaş Amed’de, Yüksekdağ İstanbul'da olsun; Kobanî ve Gezi tutsakları Newroz halayında birlikte halaya dursun. Yüksekdağ Amed’de, Demirtaş, İstanbul'da olabilir. Yani diğer türlü de olabilir. Yine garip bir davayla karşı karşıyayız. İşte Sayın İmamoğlu'nun yargılandığı davadaki duruşma dün başladı. Ona ilişkin düşüncelerimizi söylemiştik. 15 milyonluk bir kentin belediye başkanının tutuklu yargılanması doğru değil. İmamoğlu'nu tutuklu yargılayarak, kayyımların görevini uzatarak, Barış Akademisyenlerine zulmederek, AİHM kararlarını uygulamayarak nasıl birliğimizi sağlayacağız, nasıl demokrasiyi getireceğiz? Gün sandık ve oy hesabı yapma günü değil. İktidara da muhalefete de söylüyorum: Artık bu tehlikeyi görün. Bu topraklar bizim. Bu toprakların bereketi barıştadır ve birliktedir. 

Emekçiler insan onuruna yaraşır bir yaşam istiyor

Değerli arkadaşlar, İran savaşı sadece bir dış politika meselesi değil. Hürmüz Boğazı'nın kapanması Türkiye gibi kırılgan ekonomileri de çok yakından ilgilendiriyor ve derin krizlere yol açıyor. Petrolün varil fiyatı sadece 11 günde, 70 dolardan 90 dolarları aşan bir noktaya çıktı. Savaşın uzaması halinde de 150 dolara ulaşması bekleniyor. Merkez Bankasının hesabına göre her 10 dolarlık artış cari açığı 3 milyar dolar, enflasyonu da bir puan artırıyor. Bu haftaki artış üstümüze 6 milyar dolar yük bindirdi. Benzinin, ekmeğin, zeytinin, unun, şekerin her şeyin zamlanması demek. İktidar, “Enflasyonla mücadele programımız başarıyla sürüyor” diyor. Peki, 2026'nın ilk iki ayında enflasyon ne kadar oldu? Tam %7,95. Yani yıllık hedefin yarısı henüz iki ayda gerçekleşti. Altı ayda ulaşılması gereken enflasyon rakamını iki ayda aştık. O dört ayda nasıl geçineceğiz Allah kerim. Dört kişinin aylık gıda masrafı 32.000 lira, sadece gıda masrafı. Yoksulluk sınırı 105 bin lira. 5 milyon emekli sadece 20.000 lirayla geçinmek zorunda. Asgari ücretlinin maaşı 2 ayda 2.000 lira eridi. Yani o 20 bin liranın 2 bin lirası iki ayda kayboldu. Emeklilerin bayram ikramiyesine ne diyorlar? Kaynak yok. Oysa sadece ocak ayında faizlere 465 milyar lira para ödenmiş. Yani bu parayla her emekliye 27.000 lira verebilirdik ama faize gitti. Sorun demek kaynak değilmiş, tercih meselesiymiş. Onların tercihi emekliler, emekçiler değil. İşte faiz baronlarıdır. DEM Parti olarak, emeklilerin bayram ikramiyeleri en az asgari ücret kadar olmalıdır diyoruz. Bu ülkenin emeklileri, emekçileri, işsiz bırakılan milyonları sadaka değil insan onuruna yaraşır bir yaşam istiyor. Bunu sağlamak da devletin, iktidarın görevidir. 

Bu yılki Newroz çok önemlidir, bu öneme uygun bir katılımın olması gerekiyor

Önümüzdeki hafta çok önemli bir haftaya gireceğiz. Newroz haftası. Dün eş genel başkanımız İstanbul'daydı, ben de Amed'deydim. Newroz deklarasyonumuzu açıkladık. Bu yıl Newroz'u 52 merkezde, 102 ayrı noktada kutlayacağız. Sur'da, Kadifekale'de, Karakoçan'da, Beyazıt'ta kadınların öncülüğünde start vereceğiz. Bu yıl yakılacak Newroz ateşleri, yalnızca geçmişin direniş hafızasının değil geleceğe dair barışın, umudun, demokrasinin, ortak yaşamın ilanı olacak. Kürt halkı başta olmak üzere Türkiye'de yaşayan bütün halklara, inançlara, kadınlara, gençlere, emekçilere; gelin Newroz halayında birlikte duralım, birlikte barışı ve demokrasiyi haykıralım diyoruz. Bu yılki Newroz çok önemlidir. Hani Sırat Köprüsünden geçiyoruz dedik. Kürtlerin kaderinin belirlendiği bir dönemden geçiyoruz dedik. Tam da bu öneme uygun bir katılımın olması gerekiyor. Her Kürt'ü, her devrimciyi; eşitlikten, adaletten, özgürlükten yana olan hangi milliyetten ve inançtan olursa olsun her Türkiyeliyi Newroz alanlarına davet ediyoruz. Tu xêr hatî Newroza Arî, Newroz’a we pîroz be. Newroza gelan, Newroza Kurdan pîroz be.

10 Mart 2026