Bakırhan: Rapordaki başlıklara uygun adımlar atılırsa Türkiye nefes alacak

Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan, Siirt’te düzenlediğimiz halk buluşmasına katıldı. Bakırhan, burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:

Değerli arkadaşlar, sizlerle her buluşmamızda duygulanıyorum. Çünkü şu salona bakın. Bırakın parti başkanlarını, en büyük devlet yetkililerini getirseniz bu salonu dolduramazlar. Çünkü siz onurlu bir halksınız. İnşallah bu onurlu halk, hak ettiği barışa, dil özgürlüğüne, yerel demokrasiye, onurlu yaşama ve eşit yurttaşlığa ulaşacaktır. Yolumuz uzun değil, merak etmeyin. Çok yol kat ettik, şimdi finale doğru gidiyoruz. Finalde de bugüne kadar sergilemiş olduğunuz duruşu ve birliği hep birlikte omuz omuza sergileyebilirsek yolumuz açıktır. Ramazan yolumuzu açık etsin inşallah.

Dünyadaki bütün dillere özgürlük istiyoruz

Bugün Dünya Anadili Günü. Bu coğrafyada 50 milyon Kürt yaşıyor. 50 milyon Kürt’ün dilinin yasak olduğu bir süreçte Dünya Anadili Gününü kutluyoruz, buruk bir şekilde kutluyoruz. Umarız ki anadilimizin özgür olduğu, çocuklarımızın anadilleriyle eğitim gördüğü, sistemin artık anadili konusunda önyargı ve kaygılarını ortadan kaldırdığı bir süreci hep birlikte yaşarız. Meclis Komisyonunun raporunda da “doğuştan gelen haklar” diye bir belirleme var. İşte dil doğuştan gelen bir haktır. Dil, Allah’ın insanlara ayrı ayrı vermiş olduğu bir haktır. O hakkı artık kimse inkar etmemeli. O dilin yaşaması ve eğitim-öğretim dili olması için de inşallah herkes üzerine düşen görevi ve sorumluluğu yerine getirir. Kürt dili dahil olmak üzere dünyadaki bütün dillere özgürlük istiyoruz. Dil kesinlikle hiçbir ülkeyi bölmemiştir. Birisi de çıksın yalanlasın. Dünyada en az 110 ülkede resmi dilin yanında anadilinde de eğitim veriliyor. Siz bu 110 ülkenin anadilinde eğitim verildiği için bölündüğünü gördünüz mü? Çatıştığını, savaştığını gördünüz mü? Dil çatıştırmaz, savaştırmaz; aksine birleştirir, toplumun barış içerisinde kardeşçe bir arada yaşamasını sağlar. İşte biz de bunun mücadelesini yürütüyoruz. Anadili, siyasi birliği güçlendirir. Bu iyi bilinsin. “Anadili böler” diyenler yalan söylüyor. Aslında başka dillere düşmanlık yapıyorlar. Ama başka kaygıların arkasına gizleyerek bunu anlatmaya çalışıyorlar. Anadilinde eğitim doğuştan bir haktır. Bu hakkın da sadece Kürtler için değil, dili inkar edilen bütün halklar için artık yaşama geçmesi gerekiyor. Biz bunun mücadelesini yürüteceğiz. Dünyada nerede dil mücadelesi yürüten bir halk varsa Siirtliler olarak, Kürtler olarak onlarla dayanışma içinde olacağız.

Tekçilik hiçbir ülkeye barış ve huzur getirmez

Suriye ve Rojava konusunda yaptığı konuşmadan dolayı İl Eş Başkanımızı tebrik ediyorum. Rojava konusunda Siirt halkının, Kürt halkının ve dostlarının ortaya koyduğu dayanışmanın ne kadar değerli olduğunu anlattı. Suriye'de bir noktaya gelindi. 30 Ocak’ta bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşma önemlidir, kıymetlidir. Bu anlaşmanın hayata geçmesine de bakmak gerekiyor. Aslında sistem ve hegemonik güçler Suriye’de Kürtleri 100 yıl önceki statüsüzlüğe boğmak istiyordu. Ama Cizre, Siirt, Nusaybin, Batman, Kars ve dünyanın dört bir yanında Kürtler ve dostlarının direnişi, onları bu yok etme ve reddetme planından 30 Ocak’ta imzalanan anlaşmaya getirdi. 30 Ocak Anlaşmasında emeği geçen Kürt halkını ve dostlarını bir kez daha selamlıyorum. Suriye’de Esad rejimi tekçi bir mantıkla hareket etmişti ve tarihin karanlık sayfalarına gömüldü gitti. Tekçilik yapan hiçbir ülke asla ve asla sonsuz değildir. İran tekçilik yapıyor ve bir karmaşa içinde, neredeyse savaş kapısına dayanmış. Irak’ta Saddam’ın politikaları iflas etti ve bir iç savaş yaşandı. Tekçiliğin yarattığı Suriye’de taş taş üstünde kalmadı. Artık tekçiliği, asimilasyonu ve inkarı halklara dayatmak yerine oturup konuşmak, insanların kendi kimlikleriyle ve doğuştan gelen haklarıyla insanca yaşamasını sağlamak gerekiyor. Bundan daha güzel bir şey var mı? Suriye tekçiliği dayattı da ne oldu? Esad’ın esamesi mi kaldı? Tekçilik hiçbir ülkeye ne barış ne huzur getiriyor. Tekçilik o ülkenin ekonomik kaynaklarını alıp yutuyor. Tekçilik o ülkelerde çatışma ve gerginliklere sebebiyet veriyor. Tekçilik insanların ölmesine sebebiyet veriyor. Artık 21. yüzyılda tekçilikten uzaklaşarak insanların doğuştan hak ettikleri dil başta olmak üzere bütün farklılıkları tanımamız gereken bir sürece girdik. 

Suriye rejiminin demokratik olmasının kimseye zararı yok, en çok da Türkiye'ye yararı var

İşte Suriye'de bu kısmen sağlandı. Suriye'de Kürtler kendi güvenliğini kendileri sağlayacak. Kendi belediye başkanını seçecek. Kendi belirlediği insanlar vali olacak. Sadece Kürt kentlerini yönetmeyecek, aynı zamanda Suriye'nin yönetimi içerisinde de hak sahibi olacak. Bunlar kıymetli ve değerlidir. Rojava'da farklılıkları hukuki ve yasal güvence altına alma zamanı geldi. Umarım ki yeni rejim de tekçi politikalar yerine 30 Ocak'ı daha geniş yorumlayarak hayata geçirir ve bir daha asla Suriye'de halklar karşı karşıya gelmez. Suriye rejiminin demokratik olmasının kimseye zararı yok, en çok da Türkiye'ye yararı var. Kürtlere, Türklere, burada yaşayan halklara yararı var. Komşumuzdaki bir savaşın bize nasıl zararlar getirdiğini hep birlikte gördük. Milyonlarca insan yerinden yurdundan göçtü. Gelip buralarda mülteci olarak yaşamak zorunda kaldı. Bir daha aynı tablolar umarım yaşanmaz. 

Suriye rejimi Münih’te Kürtlerle birlikte bir meşruiyet kazandı

Yine sosyal medyada birileri yazdı, Rojava'da Kürtler yenildi dedi. Öyle bir şey yok. Rojava'da Kürtler kazandı; Mazlum Abdi'nin, İlham Ahmed'in yürüttüğü diplomasi ve mücadele kazandı. Bakın, Mazlum Abdi ve İlham Ahmed Münih Konferansında neredeyse bütün dünya devletlerinin yetkilileriyle görüştü. Suriye rejimi Kürtlerle birlikte meşruiyet kazandı, Münih'te Kürt yetkilileriyle birlikte Suriye'yi temsil ettiler. İşte şimdi Suriye'deki pratik uygulamaların da Münih'teki o fotoğrafa uygun olması gerekiyor. Kürtler kimseden fazla bir şey istemiyor. Biz Türkler Türkçe konuşmasın, Araplar Arapça konuşmasın, Farslar Farsça konuşmasın demiyoruz. Arap, Fars, Türk Kürt'tür demiyoruz. Herkes farklıdır ama bir arada yaşıyor, bir arada yaşarken de herkes birbirinin hakkına hukukuna saygı göstersin diyoruz. Ama birileri bundan rahatsız. Milli Savunma Bakanı çıkıyor ve hala bu sürece uygun olmayan bir dil kullanıyor. Münih'te ortaya çıkan fotoğrafa dair uygun olmayan bir dil kullanıyor. Dünya Mazlum Abdi’yi tanıyor, o hala terörist diyor. Allah aşkına, sen nerede yaşıyorsun? Artık bu Kürt karşıtlığını bir kenara bırakmak gerekiyor. Artık Kürtleri irrite eden, onları kıran dili bir kenara bırakmak gerekiyor. Milli Savunma Bakanı diyor ki, SDG acilen işte Suriye yönetimine entegre olmalıdır. Günaydın! SDG zaten entegre olmak için aylardır çalışıyor. Sen yeni mi fark ettin? Tabii ki bir entegrasyon olmalı, demokratik entegrasyon olmalı. Herkes kendi hukukuyla ve eşit yurttaş olarak o rejim içerisinde yaşamalı.

Siirt’ten Sayın Cumhurbaşkanına sesleniyorum: Ankara artık Kürtlere parmak sallamaktan vazgeçsin, kardeş görsün

Buradan, Siirt'ten Sayın Cumhurbaşkanına da sesleniyorum: Ankara artık Kürtlere parmak sallamaktan vazgeçsin, onları kardeş olarak görsün. Müzakere etsin, Suriye'deki demokratik entegrasyon sürecine katkı sunsun. Sayın Erdoğan'ı buradan Siirt’ten siyasete kazandıran Siirtlilerin böyle bir beklentisi yok mu? İşte Siirtliler bunu dile getiriyor. İkide bir brifingler veriyorlar. Neyin brifingini veriyorsunuz? Orada brifing verecekseniz barış üzerine, demokrasi üzerine, birlikte yaşam üzerine verin. Yeni bir süreç başladı, o süreçte demokratik anlamda atılacak adımlar konusunda verin. Bu tekçi ve inkarcılıktan nasıl vazgeçileceği konusunda verin. Takmışlar kafayı Kürtlere. Artık vesayetçilikten vazgeçilsin. Bir süreç başlattık. Bakın Kürtler bu sürece inanıyor, siz de bu sürecin gereklerini yerine getirin. 

Artık tecride, inkara, Kürt’ü tehdit gibi göstermeye gerek yok

Sayın Öcalan bu süreçte kendi partisini feshetti, “Silah ve çatışma yerine diyalog ve müzakereyle sorunları çözelim” dedi. 27 Şubat'ta gerçekten çok önemli bir çağrı yaptı. Neredeyse bütün Kürtler o çağrıyı dikkate aldı. Artık tecride gerek yok, artık inkara gerek yok. Artık Kürt'ü tehdit gibi gösteren brifinglere gerek yok. Artık Münih Konferansında dünyanın meşru ve resmi temsilci olarak kabul ettiği Kürtlere terörist demeye gerek yok. 

Ramazan ayındayız. Suriye'de, Rojava'da dayanışma önemliydi. Dayanışma Rojava'nın bu noktaya gelmesini sağladı. Bu dayanışma kıymetlidir, değerlidir. Sadece Kürt değil başka halktan birine nerede zulüm ediliyorsa dayanışacağız. Siirt'te olduğu gibi birlikte ayakta olacağız, mücadele edeceğiz. Suriye'de Kürtler de kazandı, Suriye de kazandı. İnşallah Türkiye'de de başka yerlerde hem Kürtler hem de rejimin kendisi kazanır. 

Rapordaki başlıklara uygun adımlar atılırsa Türkiye nefes alacak

Meclis’te bir rapor hazırlandı. Bu raporda aslında demokratikleşme anlamında, hak anlamında, hukuk anlamında çok önemli başlıklar var. O başlıklar doğru bir şekilde hayata geçirilirse, o başlıklar demokratik bir akılla yorumlanırsa, o başlıklara uygun adımlar atılırsa emin olun ki Türkiye nefes alacak, demokrasi kazanacak. Çok önemli bir aşamayı geçmiş olacağız. Biz o raporun olumlu taraflarını söyledik ama itirazlarımızı da yaptık. 

Kürtler 40 yıldır hak hukuk mücadelesi veriyor, artık Kürtlere terör demekten vazgeçin. Şimdi bize soruyorlar, diyorlar DEM Parti nerededir? DEM Parti olumlu atılacak her adımın yanındadır, demokrasinin yanındadır. Bu sürecin yanındadır. Bu süreci destekliyor. DEM Parti'nin amacı bağcıyı dövmek değildir; üzüm yemektir, üzümü herkesin yemesini sağlamaktır. Bu ülkedeki her şey hepimize yeter. Sadece o reddeden, inkar eden aklı ve pratikleri bir kenara bırakmak gerekiyor. Demokrasiye dair yasal öneriler de vardı raporda. Onların takipçisi olacağız. İnşallah o uygulamaları da hep birlikte izleyeceğiz. İtiraz ettiğimiz bölümler de vardı, desteklediğimiz bölümler de vardı. Kısaca biz ne istiyoruz, demokratik entegrasyondan ne anlıyoruz? Artık anadilinde eğitim hakkı herkesin olmalı. Anadili özgür olmalı. Kültürler özgür olmalı. Kültürel özgürlük olmalı. İnsanlar kültürünü yaşatmalı, korumalı. Yerel demokrasi olmalı. Bir yıldır süreç yürütüyoruz ama hala sizin seçtiğiniz belediye eşbaşkanlarımızın yerine bir kayyım orada duruyor. Ayıptır! Hele önce bir Siirt kayyımını gönder, seçilmiş arkadaşlarımızın oraya gitmesini sağla da biz senin ne kadar samimi olup olmadığını görelim. Ortada bir kayyım karası var hala. Bir alın lekesi gibi duruyor. Arkadaşlarımız beraat etmelerine rağmen görevlerine dönemedi. Onun için eğer bu süreç bir samimiyet testiyse Kürtler vallahi bunu fazlasıyla yerine getirdiler. Tek taraflı getirdiler, cesurca getirdiler. Sayın Öcalan'ın atmış olduğu adımlar öyle basitçe atılacak adımlar değildi. Dünyanın hiçbir yerindeki çatışma ve çözüm süreçlerinde bir partinin lideri önce kendi partisini feshedip silahları ortadan kaldırıp, sonra buyurun gelin konuşalım dememiştir. Bunun kıymetini bilin. Bir an önce kayyımlar gitmelidir. 

Bugüne kadar nasıl dilimize sahip çıktıysak masada da sahip çıkacağız

Bir an önce bu ayrımcı yaklaşımlardan vazgeçilmelidir. Amedspor -ben spor izlemiyordum- ya bir takım bu kadar mı ötekileştirilir? Bir takımın göz göre göre bu kadar mı hakkı yenir? Bir takımın lige çıkmaması için bu kadar mı uğraşılır? TRT'de maçı sunan spiker bile artık feryat figan etti. “Allah Allah, topa değen futbolcuya nasıl kırmızı kart gösteriliyor?” dedi. Hala bir ayrımcılıkla, ötekileştirmeyle, Kürt karşıtlığıyla karşı karşıyayız.

İnşallah Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin etrafında bir araya gelerek bu ayrımcılığı önleyeceğiz. Rahat olun, umutlu olun. Seçmiş olduğunuz arkadaşlar size layık olmak için elinden geleni yapıyor. Bu süreci yürüten Sayın Öcalan oradadır. Gece gündüz çalışma yürütüyor. Sayın Öcalan olmasaydı, Rojava'da kan gövdeyi götürecekti. Rojava'da 30 Ocak Anlaşması Sayın Öcalan'ın sayesinde oldu. Restini çekti, “Böyle süreç mi olur?” dedi. Sayın Öcalan oradadır. Sizin yoldaşlarınız var. Binlerce çalışanımız var. Biz nasıl bugüne kadar dilimize, kimliğimize, onurumuza sahip çıktıysak rahat olun masada da sahip çıkacağız.

21 Şubat 2026