Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan, partimizin Diyarbakır 3. Olağan İl Kongresine katıldı. Burada konuşan Bakırhan, şunları söyledi:
Gelê me yê Amedê hûn bi xêr hatin, li ser seran li ser çavan hatin. Dayikên Aştiyê hûn jî bi xêr hatin. Çil sal in her kes westiya hûn newestiyan. Keda we, emegê we sax be. We malên xwe, malbatên xwe, zarokên xwe ji bo vê têkoşînê feda kirin. Înşela em ê jî layiqî we, layiqî zarokên we bin. Ciwanên me hûn jî bi xêr hatin. Dengê we baş derdikeve. Înşelah ji vêya şûnde jî ew ê hîn baştir derkeve. Pêdiviya me, pêdiviya vê pêvajoyê bi dengê we, bi xebatên we, bi rêxistina we heye. Gelê me yê Amedê ji bo we ez çi bibêjim kêm e. Bajarê dilê pêncî mîlyon Kurdan e. Hûn her hebin. We çil sal in têkoşîneke pir mezin da. Îro eger ev pêvajo heye, ji bo têkoşîna we, ji bo îradeya we heye. Em ê vê pêvajoyê bi xebateke mezin, bi rêxistineke mezin em ê bibin heta dawiyê, heta serkeftinê. Kongreya me bi xêr be. Ji bo hevalên me yên ku dê bên hilbijartin serkeftinê dixwazim. We hemûyan silav dikim.
Çok değerli basın mensupları, kongremizi onurlandıran çok kıymetli misafirlerimiz, Türkiye’nin hiçbir yerinde bu kadar renkli, bu kadar yaşamın her alanına dokunan, böylesine renkli bir misafir tablosu başka bir kongrede yok. Bu da Amed’in örgütlülüğü, Amed’in güzelliğidir. Bu güzellik ve duygularla bütün misafirlerimizi selamlıyorum. Dicle’yi, Sur’u, hafızayı ve bu kentin hiç eksilmeyen barış umudunu selamlıyorum. Bu yolu omuz omuza yürüdüğümüz bütün yol arkadaşlarıma selamlarımı iletiyorum. En başta da Barış Annelerine ve gençlere. Bu mücadeleyi en zor ve zahmetli süreçlerde bırakmayan değerli Amed halkına selam ve saygılarımı iletiyorum. Bugün buradaysak, özgürce konuşabiliyorsak, parlamentodaysak, sizin seçmiş olduğunuz yerel yönetimleri yönetiyorsak şehitlerimizin sayesindedir. Bugün aramızda olmayan binlerin, on binlerin sayesindedir. Bu vesileyle şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyorum. Yine cezaevlerinde zor ve zahmetli, zulmün hüküm sürdüğü o hücrelerde yüreğini, umudunu diri tutan ve hiçbir daim pes etmeyen tutsak yoldaşlarıma Amed’den selam, saygı ve sevgilerimi gönderiyorum. En büyük selam da bu sürecin mimarı olan, yüz yıldır Türkiye’de isyanların idamla bastırıldığı bu geleneğin sürdüğü bu ülkede masayı mümkün kılan, masada Kürtlerin, ezilenlerin ve emekçilerin demokratik hak ve hukukuna kavuşması için sorumluluk üstlenen çaba harcayan Sayın Öcalan’a da Amed’den selam, saygılarımızı gönderiyoruz.
İkinci aşamada emek ve bedel verdiğimiz talepleri konuşacağız
Emin olun bu sürecin kıymetini hemen anlamayanlar olabilir ama Türkiye ve Ortadoğu tarihinde bu süreç ileride çok kıymetli ve çok önemli görülecektir. Çatışma ve şiddet yerine başta Kürt meselesi olmak üzere, Kürtlerin anadili olmak üzere, Kürtlerin yerel demokrasisi olmak üzere, Kürtlerin düşünce, ifade özgürlüğü, kimliği, kültürü olmak üzere masada görüşülüyor ve görüşülecek. Şimdi biraz önce annemize söyledim. Bu süreçten herkes bir an önce bir şeyler bekliyor. Ama şu ana kadar yürüyen süreç daha çok çatışma ve şiddet zeminini siyasi ve hukuki zemine taşımak içindir. Henüz Kürtlerin demokratik haklarını konuşmadık, henüz kayyımları konuşmadık, henüz kimliğimizi konuşmadık. Henüz ana sütümüz gibi helal olan dilimizi, anadilinde eğitimimizi konuşmadık. Henüz yüz yıldır bilinçli politikalarla ekonomik olarak geri bıraktırılmış yoksulluğumuzu konuşmadık. İnşallah bu birinci aşamayı başarıyla sonuçlandırabilirsek, ikinci aşamada biraz önce söylemiş olduğum mücadele ettiğimiz, emek verdiğimiz, bedel verdiğimiz talepleri konuşacağız. Ve emin olun bugün Amed’de olduğu gibi eğer bugünden sonra da bir arada birlikte omuz omuza güçlü bir mücadele yürütebilirsek biraz önce saymış olduğumuz taleplerimizin tamamının karşılanmaması için hiçbir sebep yoktur.
Sürecin başarıyla sonuçlanmasını istiyorsanız mücadele içinde olun
Diyorlar ki biz güvenmiyoruz. Vallahi biz de size güveniyoruz. Ya siz olduğunuz müddetçe kim bu halkın diplomasisini yürüten, bu süreci yürüten evlatlarınızı kandırabilir? Geçen bir toplantıda söylemiştim. Burada tekrar edeceğim. Çok önemli bir şeydir. Tam da Amed’in şanına, onuruna yakışır bir sözdür. Dedim ki: "Farz edin Kürt siyaseti terazide şaşırdı. Ama kantar sizin elinizdedir. Kantar Amed halkının elindedir. Kantar 50 milyon Kürt halkının elindedir. Kantar dostlarımızın, sosyalistlerin, emekçilerin elindedir. Biz şaşırsak bile siz şaşırmazsınız. Onun için rahat olun. Bu dışarıdaki tartışmalara, gündemlere çok takılmayın. Eğer bu sürecin başarıyla sonuçlanmasını istiyorsanız dayanışma içinde olun, mücadele içinde olun, partinize, arkadaşlarınıza, yoldaşlarınıza sahip çıkın. Amed halkı bunu yıllardır yapıyor ve yapacağına inanıyorum.
Sayın Öcalan sadece Türkiye’de bir süreç başlatmadı
Dünyada maalesef terazi kaydı. Adalet yok, hukuk yok. Gücü yeten, gücü yetenden hakkını, hukukunu, emeğini çalıyor. Yeraltı yerüstü kaynaklarını gasp ediyor. Bunlar olmayınca da çeşitli bahanelerle savaşlara bir zemin hazırlıyorlar. Ortadoğu tam da biraz önce çizdiğim bu tablonun en güzel fotoğrafıdır. Ortadoğu'da bir türlü demokrasi gelmediği için bir türlü Kürtlerin, Beluçların, Alevilerin, farklı inanç ve kimliklerden olan halkların kimlikleri, demokratik hakları tanınmadığı için uluslar hegemonik güçler istedikleri zaman orayı karıştırıyor, başına vuruyor, savaşla çatışmayla bütün kaynaklarını sömürüyor. Sonrasında da kendisine kukla bir yönetim oluşturuyor. Kazanan emperyalist hegemonik güçler oluyor. Kaybedenler yüz yıldır birbiriyle kavga eden Araplar, Türkler, Farslar ve oradaki diğer halklar ve inançlar oluyor. Bu kısır döngüyü kırmak gerekiyor. İşte Sayın Öcalan bu süreçte sadece Türkiye'de bir süreç başlatmadı. Sayın Öcalan, şunu yapmaya çalışıyor. Diyor ki: "İran halkı ABD’nin topuna, tüfeğine, bombasına neden maruz kaldı. İran’da demokrasi olmadığı için." Diyor ki "ey İran yönetimi sen Kürtlere idam sehpası kurduğun müddetçe birileri de senin iç işlerine karışır, dışarıdan sana müdahale eder. Dünyanın en büyük zenginliği olan petrolünü ve doğalgazını doğru bir şekilde kullanamazsın. Halkın aç, açıkta ve perişan bir şekilde yaşar." Ortadoğu'nun bütün ülkeleri neredeyse aynı durumda. Sayın Öcalan diyor ki: "Ya demokratikleşin.” Bin yıllardır bu coğrafyada yaşayan Kürt'ün kimliğini tanıyın. Kürt'ün dilini tanıyın. Kürt'ün farklı bir halk olmaktan kaynaklı olan kimlik haklarını anayasal güvence altına alın.
Kürtleri menüden kaldıran bu süreç kıymetlidir, hakkını bilmek gerekiyor
Şimdi Ortadoğu'nun diktatörleri bu demokratik yolu seçmek yerine, bu doğru yolu seçmek yerine inadına Kürt'ü katlediyor, Beluç'u katlediyor, kadını katlediyor, gayrimüslimi katlediyor ve dışarıdan gelen bu savaş lobilerinin politikalarına alet oluyor. Bu bitsin istiyoruz. Ortadoğu'ya barış gelsin istiyoruz. Ortadoğu'da silah satanlar zenginleşiyor, silah ekonomisi her gün büyüyor, fakirin fukaranın sofrasındaki ekmek, peynir, zeytin her gün giderek küçülüyor. İşte bu süreç aynı zamanda bu kaderi, bu kaosu, bu krizi ortadan kaldırmak için var. Büyük bir düzensizlik ve belirsizlik var. Çok acı bir söz var, diyorlar ki masada olmayan menüdedir. İşte Kürtler yüz yıl sonra ilk defa menüde değil masadadır.
Eğer kıymetini bilebilirsek, eğer doğru yönetebilirsek, eğer birbirimizle, eksiklerimizle uğraşma yerine bizi yüz yıldır inkar eden, reddeden, irademizi, onurumuzu, haysiyetimizi yok sayan Ortadoğu'daki bu rejimlere karşı demokratik haklarımızı inançlı, iradeli ve güçlü bir şekilde savunabilirsek biz menüde olmayız. Sayın Öcalan'ın menüden Kürt halkını kaldırarak, masaya oturtan bir lider olarak başlattığı bu süreç kıymetlidir, onurludur. Hakkını bilmek gerekiyor.
Federe Kürdistan Bölgesi’nde demokratik birlik hükümeti kurulmalıdır
Biz ne istiyoruz? Ya biz de diğer halklar gibi kardeşçe, kendi kimliğimizle yaşamak istiyoruz. Arap nasıl yaşıyorsa, Fars nasıl yaşıyorsa, Türk ve diğer halklar nasıl yaşıyorsa inancımızla, kimliğimizle eşit bir şekilde yaşamak istiyoruz. Ama maalesef bunu hala görmemeye çalışıyorlar. Bakın, bu dediklerime uygun kimi sevindirici gelişmeler de oluyor. Hemen yakın zamanda Federe Kürdistan Bölgesi’nde -Sayın Öcalan'ın da bu yönlü bir çağrısı vardı, KDP ve YNK’nin pêşmerge güçleri birleştiler. Bu çok kıymetlidir, çok değerlidir. Her iki partiyi de tebrik ediyoruz. Bu öneriyi ilk sunan Sayın Öcalan'a da teşekkürlerimizi iletmek istiyoruz. Ortadoğu'da herkesin Kürt'le uğraştığı, herkesin Kürt'ü yok etmeye çalıştığı bir süreçte Kürtlerin birlik olması kadar değerli ve kıymetli bir şey yoktur. Evet, sadece pêşmerge güçleri birleşmemelidir. Başka bir şey daha olmalıdır. Kürdistan Federe Bölgesi'nde bütün Kürt partilerinin katıldığı bir birlik hükümetinin de kurulması artık acildir ve kaçınılmazdır. Ya millet bizle uğraşıyor. Oradaki Kürtler hala hükümet kuramıyorlar. Bu halkın bedellerine, emeğine, mücadelesine, değerlerine, şehitlerine layık olun. Neyi paylaşamıyorsunuz? Elin ülkesi dışarıdan gelip, orada Kürt karşıtı ittifaklar oluşturuyor, iki tane parti bir araya gelip bir hükümet kuramıyor. Amed’den bu dediğimiz öneriyi yerine getirmeyenleri eleştireceğiz. Bir an önce orada demokratik birlik hükümetinin kurulması gerektiği önerisini buradan sunuyoruz. Kürdistan Bölgesi'nin ihtiyacı ayrışmayı büyütmek değil, ortak kurumları ve ortak geleceği güçlendirmektir. Sayın Öcalan ile İmralı'da yaptığımız 4 saatlik görüşmede en fazla üzerinde durduğu konulardan birisi de buydu.
İran yönetimini Kürtlerin iradesini tanımaya çağırıyoruz
İran'da da yine farklı şeyler oluyor. İran bir türlü bu Kürt düşmanlığını bir kenara bırakmadı. Yakın zamanda hem Kürdistan Bölgesi'ne, hem oradaki kentlere, hem oradaki kurumlara dönük yoğun saldırılar içerisine girdi. Bunu da buradan kınıyoruz en sert şekilde. İran Kürt kentlerini bombalamamalı. İran yönetimini Kürtlerin iradesini tanımaya çağırıyoruz. Kürt şehirlerini artık hedef almamalıdır diyoruz. Bu saldırı politikalarından vazgeçmelidir diyoruz. İran'da çözüm nedir? Çok basittir. İdam sehpası yerine Kürt'ü tanıyacaksın. Ya Kürt'ü idam edeceğine otursana. Dışarıda bu müdahalelerin önüne geçmenin yolu içeride birliği, demokrasiyi, dirliği sağlamak değil mi? Kürt'le, Beluç'la, orada katlettiğin kadınlarla, oradaki muhaliflerle oturarak bu saldırı dalgasını önleyebilir misin? Evet, önleyebilirsin. Onun için İran'ı demokrasiye, Kürtlerin demokratik hak ve özgürlüklerini tanımaya ve saldırılardan vazgeçmeye çağırdığımızı da belirtmek istiyorum.
Kürtlerin anadilinde eğitim hakkı anayasal güvence altına alınmalıdır
Suriye'de Kürtlerin anayasal haklarına kavuşması önünü açan bir süreç başlamıştır. Bakın, önünü açan bir süreç diyorum. Sadece önü açıldı, gerisi yine bize bağlı, mücadeleye bağlı. Gerisi birliğimize bağlı. Gerisi 50-60 milyon Kürdün Qamişlo’da anadilinde eğitim talebi yapan Kürt ile dayanışmasına bağlı. Daha dün Suriye Devlet Başkanı Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda bir şey söyledi. Ne diyor biliyor musunuz? Diyor ki: "Kürtçe eğitim dili olacak. Anayasal haklar tanınacak.” Vallahi bunların yapılmasını biz de istiyoruz. Kürtlerin anadilinde eğitim hakkı Suriye'de anayasal güvence altına alınmalıdır. Öyle saatle, öyle seçmeli, öyle kısıtla değil. Kürtler anadilinde eğitim görmelidir. Ve Kürtlerin temel hakları Suriye'de anayasal güvenceye kavuşmalıdır. Suriye Devlet Başkanının bu dediklerini yakınen takip edeceğiz. Bunun takipçisi olacağız. Dün olduğu gibi oradaki Kürt kardeşlerimizle her daim dayanışma içerisinde olacağız.
Türkiye’de ekonomik sıkıntılardan dolayı her gün insanlar yaşamını yitiriyor
Gelelim Türkiye'ye. O kadar çok şey var ki bu bu kongrede sadece kısa bir iki başlığa değinip asıl kongre yapma amacımıza geçmek istiyorum. Değerli arkadaşlar emin olun 7/24 sahalardayız. Dün Diyadin'de çevre kırıma karşı bir etkinlikteydik. Orada şehit ailelerimize uğradık. Orada cezaevinde tutsak bulunan arkadaşlarımızın ailelerini ziyaret ettik. Buraya geldik. Yani neredeyse Türkiye'nin her tarafını gezmeye çalışıyoruz. Türkiye toplumu üç şey istiyor. Üç tane gündemi var Kürt'ün de, Alevi'nin de, Türk'ün de, emekçinin de, kadının da, ezilenin de. Bunlar nedir derseniz? Biri ekmektir, biri haysiyettir, birisi de gelecektir. Ekmek konusunda Türkiye çok kötü bir noktadadır. Siz de izlediniz. Daha geçen gün Anayasa Mahkemesi’nin önünde emekli bir polis memuru geçinemiyorum diyerek yaşamına kıydı. Türkiye’de ekonomik sıkıntılardan dolayı her gün insanlar yaşamını yitiriyor, intihar ediyor, psikolojisi bozulmuş. Asgari ücretli geçinemiyor, emekli torununa harçlık veremiyor. Bu kötü tablonun ortadan kaldırılması gerekiyor.
Biz Kürt'ün, Arap'ın, Alevi'nin, emekçi ve ezilenlerin partisiyiz
Türkiye'nin başka bir sorunu haysiyet sorunudur. Yönetime sesleniyoruz. İnsanların onuruyla oynamayın. İnsanların kimliğiyle oynamayın. Yok saymayın. Kürtler, Aleviler, diğer halklar ve inançlar kendi kimliğiyle insanca, eşitçe yaşamak istiyor. Bunun kime ne zararı var? Türkiye'nin onur, haysiyet meselesinde bugüne kadar izlemiş olduğu yanlış politikalar yerine bu süreci de vesile yaparak insanların diline, dinine, yaşamına ve düşüncesine saygı duyalım. Biraz önce burada slogan atan genç arkadaşlarımız geleceğinden kaygılı, üniversitede okuyan geleceğinden kaygılı, insanlar yarın nerede, başına ne geleceği konusunda ciddi kuşkular içerisinde yaşıyor. Yani Türkiye ekmek meselesini, haysiyet meselesini ve gelecek meselesini eğer çözebilirse emin olun bu bölgenin hem ekonomik olarak, hem demokratik olarak en örnek ülkelerinden birisi olabilir. İşte biz Türkiye toplumunun tamamının gündemi olan bu meselelerin çözüme kavuşması için hep birlikte mücadele etmeye çalışacağız. Biz hem Kürt'ün partisiyiz, hem emekçinin, hem ezilenin partisiyiz. Biz hem Kürt'ün partisiyiz, hem kadınların, hem gençlerin partisiyiz. Biz adaletli bir geçmişin torunları ve çocuklarıyız. Biz kendimize istediğimizi Arap'a da, Türk'e de, Fars'a da, ezilene de, emekçiye de istiyoruz. Onun için bu meseleler sadece Türkiye halklarının gündemi değil, DEM Parti'nin, yeni seçilecek Amed İl Örgütümüzün de gündemi olmaya devam edecektir.
Mağdur edilen, parasına el konulan halkın sorununu çözün
Değerli halkımız, yine izlediniz. Yani biraz böyle basitleştirerek, sadeleştirerek anlatacağım. Borsada eşi benzeri görülmemiş bir soygun, bir vurgun var, bir skandal var. Siz de izlediniz. En az 500 bin yatırımcı bu vurgundan ve soygundan etkileniyor. 500 bin az değil. Her birisinin evinde dört tane nüfus olsa 2 milyon insan 3 gündür süren vurgundan olumsuz bir şekilde etkileniyor. 500 bin insan ne olacağını soruyor. Ama her zaman olduğu gibi ne olacağı konusunda yetkililer ortada yok. Bugüne kadar 500 bin insanı ikna eden, tatmin eden tek bir açıklama yapıldı mı? Onları rahatlatacak tek bir söz söylendi mi? Söylenmedi. Ya Allah aşkına o 500 bin insanın her birisinin çocuğu var. Evi var. Kirası var. Geçim derdi var. Okuyacak çocuğuna harçlık gönderme gibi bir derdi var. Onlar sadece birer hayat değil, birer aile değil. Onlar aynı zamanda çocuklarının hayallerini, umutlarını, güvencelerini taşıyan yüzbinlerdir. Bu 500 bin insanın parasına göz göre göre el konulmasını hep birlikte izliyoruz. Ama biz izlemeyeceğiz, onu söyleyeyim. Adalet Bakanı dün diyor ki, ailelerimizin alınterini koruyacağız. Maliye Bakanımız da diyor ki merak etmeyin biz bu meseleyi çözeceğiz. Biz de Amed’den diyoruz ki buyurun çözün, elinizi tutan mı var? Mağdur edilen, parasına, fonuna el konulan, talan edilen halkın sorununu çözün biz de sizi alkışlayalım.
Borsadaki durum "geliyorum" diyordu ama buna müdahale edilmedi
Bu borsadaki durum "geliyorum" diyordu. Aslında kaç aydır alarm veriyordu ama buna müdahale edilmedi. Size soruyorum. Geliyorum diyen bir krize, bir vurguna, bir soyguna niye bu ülkenin yöneticileri müdahale etmedi? Geçmişte bakanlık yapmış şu anda bir partinin genel başkan yardımcısının borsada 100 lirası 2 bin lira oluyor. 20 kat 4 ayda para kazanıyor. Sana sormazlar mı? 500 bin insanın geleceğinin çalındığı, soyulduğu bu süreçte bu eski bakanın 100 lirası nasıl 2.300 lira oluyor? Değil mi? Dolayısıyla bu mesele enine boyna araştırılmalıdır. O 500 bin insanımızın hakkını, hukukunu kimlerin soyduğu açığa çıkarılmalıdır. Bakın 100 lira 2 bin lira oluyor. Kimsenin ruhu duymuyor. Barış annelerimiz çocuklarına IBAN'la para gönderiyor, yargılanıyor. Bir tane arkadaşımız geçinemiyor. Kardeşinden 2 bin lira, bin lira para istiyor. Devlet soruşturma açıyor. Ya kurban olduğum emekçinin 3 lirasını, 5 lirasını mercek altına alıyorsun, hakkında soruşturma açıyorsun. IBAN mağdurları var. Cezaevinde şu anda, içeri atıyorsun. Ama senin bakanın 1 lirası 200 lira olmuş sessiz kalıyorsun. Buna itiraz ediyoruz. Bunu kabul etmiyoruz. Yetkililere sesleniyorum. Bu soruşturma da bu denetim de şeffaf bir şekilde yapılmalı. Karartılmamalı. Halkın gözü önünde yapılmalı. Ailelerin en az ana parası şimdilik teslim edilmelidir. Sorumlar hukuk önüne çıkarılmalıdır. Binini 200 yapanın bunu nasıl yaptığı ve kimler aracılığıyla yaptığı açığa çıkarılmalıdır. İster bakan, ister yönetici, ister kim olursa olsun bu soyguna izin verenlerden hesap sorulmalıdır. Bu paranın izi sürülmeli, nereye gittiği 86 milyona açıklanmalıdır. El konulan varlıklar var. Bu varlıklar da küçük yatırımcıya önce verilmelidir.
Yüzyıllık meselenin sorumluluğunu alan Öcalan’ın koşullarını düzenleyin
Değerli arkadaşlar, biraz önce söyledim. Bir yasa çıktı. Önemli bir yasa. Türkiye'nin yüz yılındaki en önemli meselelerden biri bu süreç ve çıkan yasadır. 13 Eylül'de Sayın Öcalan'la yapılan görüşmede Sayın Öcalan, kendisine giden DEM Parti üyelerine “artık fazla gecikmeden karşılıklı adımlar atılmalı ve kurullar çalışmaya başlamalıdır." dedi. Biz de Amed’den artık gecikmeyin. Neyi bekliyorsunuz? En başta da bu sürecin mimarı olduğunu söylediğimiz Türkiye'nin yüzyıllık tarihindeki en önemli meselenin bütün yükünü ve sorumluluğunu alan Sayın Öcalan'ın yaşam, iletişim koşullarını düzenleyin diyoruz. Siz de izliyorsunuz. Her gün birileri notlar yayınlıyor. Her gün birileri İmralı'da işte şöyle bir görüşme yapılmış diyor. Ya kardeşim bu işin mimarı orada, kapıyı açın, basın gitsin. Sivil toplum örgütleri gitsin. Gerçekten Öcalan ne diyor, nasıl yaklaşıyor, nasıl bakıyor? Gidip yerinde öğrenmek kadar doğru ve güzel bir şey var mıdır? Umarım Ekim ayının başlangıcı, bu tarihi sürecin bir an önce hızlı bir şekilde yürümesi için bir vesile olur.
Sürecin demokrasiye evrilmesi için hepimiz yoğun çaba içerisinde olmalıyız
Değerli arkadaşlar yine biraz önce anneler söyledi. Bu süreç aynı zamanda bir demokratikleşme sürecidir. Biz bu sürecin karakteri olarak demokratikleşmeyi okuyoruz. Dolayısıyla bu sürecin barıştan demokrasiye evrilmesi için başta iktidar olmak üzere hepimizin yoğun bir çalışma ve çaba içerisinde olması gerekiyor. Artık zindanlarda çocuklarımız yaşamını yitirmemeli. Artık dağda silahını yakan insanlarımızın bir an önce ailelerine, topluma, sosyal, siyasal alana kavuşmasının önü açılmalıdır. Kumpas davalarla ceza verdiğiniz sürgüne gitmek zorunda kalan kardeşlerimizin artık Amed’e, Mardin'e, Türkiye'nin dört bir yanında evlerine, mücadele arkadaşlarının yanına dönmesinin zamanı geldi. Şimdi yine bazıları barış süreci deyince vuruyor. Ya kardeşim basit anlatayım. Bu süreç nedir biliyor musun? Barış hiçbir eve cenaze gitmemesi demektir. Çocuklarımızın yaşamını yitirmemesi demektir. Barış bir gencin yarınını planlamasıdır. Barış insanların dilini, inancını özgürce yaşamasıdır. Barış silahların sustuğu yerde siyasetin, hukukun ve adaletin devreye girmesi ve konuşması demektir. Onun için bir an önce bu sürecin ilerlemesi gerekiyor. Bir an önce bu sürecin başarıya ulaşması gerekiyor. Amed’de bu taze ve yeni yaptığımız kongrede gelen yönetimle birlikte, bu sürecin 60 milyon Kürt'ün kalbindeki bu kentte başarılı bir şekilde yürümesi için elimizden gelen her şeyi yapacağımızı belirtiyorum.
İlkelerimizde kaya gibi, siyasette su gibi olup her yere sirayet edeceğiz
Değerli halkımız, gelelim kongremize. Şimdi çok önemli bir belirleme var. Diyor ki: "Politika, kapısı olmayan duvarda kapı açma işidir.” Nedir? Zaten kapı açık olsaydı o zaman siyaset yapmanın bir gereği kalır mıydı? Biz niye siyaset yapıyoruz? Bu Kürt'e kapalı, bu Alevi'ye kapalı, bu kadına kapalı, bu gence kapalı duvardan bir kapı, bir pencere, bir nefes, bir soluk açmaya çalışıyoruz. Onun için duvarların önünde durarak haklı olduğumuzu anlatmamız tek başına bir şey ifade etmiyor. O duvarlarda kapıyı, pencereyi, soluk borularını açmamız gerekiyor. Onun için daha fazla çalışacağız. Bir süreç var diye "haydi evimizde oturalım, haydi bütün eylem ve etkinliklere sadece Barış Anneleri gitsin" demeyelim. Gençler, kadınlar, Amed halkı, Kürtler, dostları, sosyalistler bu sürecin başarıya ulaşması için elini taşın altına koymalı. Bir dakika dahi durmamamız gerekiyor. Her yurttaşa ulaşan bir dil ve bir pratik içerisinde olmamız gerekiyor. Engelliler Komisyonu Eş Genel Başkan Yardımcımız Hatice başkan burada. Ona da teşekkür etmek istiyorum. Onun yaptığı gibi sadece demokrasi, sadece Kürtlerin hakkı değil, engellilerin de hakkı diyebilmeliyiz. Trakya'daki, Karadeniz'deki engelli kardeşlerimize de ulaşabilmeliyiz. Çünkü niye? Biz bu ülkeyi yönetmeye talibiz. Biz bu ülkeyi yöneteceksek Kürt'ün de, emekçinin de, Alevi'nin de, kadının da, geçinemeyen emekçinin de, asgari ücretlinin de hakkını savunacağız. Ve sadece sözle değil, pratiğimizle de bunu kanıtlayacağız. İlkede kaya gibi sert olacağız. İlkelerimizden asla taviz vermeyeceğiz. Çünkü bu ilkeler ve değerler büyük bedellerin sonucunda, büyük mücadelelerin sonucunda oluştu. Ama siyasette su gibi olacağız. Her yere sirayet eden, akan, yerinde durmayan, gittiği yeri yeşerten, gittiği yere yaşam veren bir siyaset yürüteceğiz. Siyaset ilkeden vazgeçmeden mümkün olanı, var olanı büyütme sanatıdır. Değerli arkadaşlar, emin olun o sanat bizde var. 40 yıldır herkes diyor ki bu kadar zulme ve zahmete rağmen Kürt halkı nasıl yenilmedi? İşte o bir sanat eseridir. O bir sanat ürünüdür. O sanatı yaratanlar inşallah bu ülkenin yönetimine de gelecek. Bu ülkeyi bugüne kadar yöneten bütün iktidarlardan daha iyi bir şekilde yönetecektir. Size söz veriyoruz.
Bizim talip olduğumuz ve istediğimiz rejimin adı Demokratik Cumhuriyettir
Biz bunu söyleyince birileri böyle kaşını gözünü eğiyor. Amed’i nasıl yönetiyorsak Ankara’yı da öyle yöneteceğiz. Hırsızlığın olmadığı, yolsuzluğun olmadığı, yerel yönetimlerin kapısının herkese açık olduğu, şeffaf, demokratik bir anlayışı Diyarbakır'da uyguladığımız gibi Edirne'de de, Trakya'da da, İstanbul'da da uygulayabiliriz. Emin olun bu boşuna söylenmiş bir hamaset sözü değil. Bir olursak, beraber olursak, her yere ulaşabilirsek bu ülkeyi en iyi şekilde sizin çocuklarınız yönetebilir. Sizin yarattığınız o değerlerin, o vicdanın sahibi olan sizin çocuklarınız yönetebilir diyorum. Yine birilerinin alan açmasını bekliyoruz. Diyoruz şu niye olmadı, bu niye olmadı. Onlara kalırsa ne şu olur ne bu olur. Bizi oyalarlar. Bir şeylerin olması için birilerini adım atmaya zorlamalıyız. Mücadelemizle, kararlılığımızla bunu yapmalıyız. Onun için bu kongremiz önemlidir. Bu kongrenin bütün başlıkları harfiyen Amed’in her kuçesinde, her sokağında, her evinde hayata geçirmesi gerektiğini belirtiyorum. Bizim talip olduğumuz, istediğimiz rejimin adı Demokratik Cumhuriyettir. Demokratik Cumhuriyet Kürt'ün, Alevi'nin, ezilenin eşit ve adil bir şekilde onuruyla yaşadığı bir sistemdir, bir zemindir. Bakın sizin, Amed’in evladı Ahmet Arif ne diyor? “Hasretinden prangaları eskittim” diyor. İşte Ahmet Arif'in eskittiği o prangaları ve hasreti demokratik cumhuriyete inşallah dönüştüreceğiz. Ahmet Arif ne demişti? Anadolu'yum demişti. Biraz önce söylediğim gibi Diyarbakır'daki yönetimi, adaleti, vicdanı, hukuku, hakkı İstanbul'a, Trakya'ya, Tekirdağ'a, Türkiye'nin her dört bir yanına yaymak için mücadele edeceğiz.
Son olarak kayyımların, dil yasaklarının, özgürlüğü kısıtlayan uygulamaların olmadığı bir Demokratik Cumhuriyet Hareketi'ni hep birlikte yaratacağız. Buna olan inancım tamdır. Sizi her gördüğümde bu inancım kat ve kat daha da artıyor. Sizin de buna inandığınıza eminim. Şimdiden yeni seçilecek yönetimimize başarılar diliyorum. Büyük bir görev ve sorumluluk onları bekliyor. Yine Gülşen başkan ve Abbas başkan yönetimindeki mevcut yönetime de emeklerinden, çabalarından, mücadelelerinden dolayı teşekkür ediyorum. Onlar hiçbir daim bizi, sizi, sokaklarımızı yalnız bırakmadılar.
Kongreya me bila ji me re aştiyê bîne, azadiyê bîne, bila ji hevalên me, zaroyên me yên girtî re deriyan veke. Ji me hemûyan re serkeftinê dixwazim. Bimînin di xêr û xweşiyê de.
27 Eylül 2026
