Bakırhan: Suriyede gerilimi tırmandıran değil diyaloğu güçlendiren bir politika izleyin

Adana İl Örgütümüz tarafından düzenlenen dayanışma yemeğine katılan Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan, gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bakırhan şunları söyledi: 

Dünya yeniden şekillenirken Türkiye bu süreci iyi bir noktadan karşılamıyor

Değerli arkadaşlar, Türkiye tarihi günlerden geçiyor. Sadece Türkiye değil, bölge ve dünya yeniden şekilleniyor. Ukrayna’dan Venezuela’ya, İran’dan Suriye’ye, Yemen’den Somali’ye kadar birçok coğrafyada savaşlar, çatışmalar yaşanıyor. Dünya yeniden şekillenirken, Türkiye bu süreci ne yazık ki iyi bir noktadan karşılamıyor. Türkiye, tarihinin en ağır ekonomik yoksunluğunu yaşıyor. 86 milyonluk ülkede yaklaşık 50 milyon insan açlık ve yoksullukla mücadele ediyor. Resmi enflasyon yüzde 30 olarak açıklanırken, bağımsız araştırma kuruluşu ENAG’a göre enflasyon yüzde 56. Ama emekliye yüzde 12, memura yüzde 18 zam yapılıyor. Gıdadan kiraya, giyimden ulaşıma her şey yüzde 600-700 oranında artmışken, insanlara “% 12-18 ile idare edin” deniyor. Bu vicdansızlıktır! Bu kötü yönetime karşı durmaya devam edeceğiz. Bugün artık Türkiye’de orta sınıf kalmamıştır. AKP iktidarı orta sınıfı yok etmiş, toplumu topyekün yoksullaştırmıştır. Türkiye, tarihinin en zayıf ekonomisi ve en zayıf demokrasisiyle bu küresel dönüşüm sürecine girmiştir.

Demokrasi olmayan ülkeler dış müdahalelere açık hale geliyor

Dünyada yaşanan krizlere baktığımızda ortak bir gerçek görüyoruz: Demokrasi olmayan ülkeler dış müdahalelere açık hale geliyor. Halkın iradesine dayanmayan iktidarlar uzun süre ayakta kalamıyor. Toplumsal barışını sağlayamayan ülkeler, emperyal müdahalelere açık hale geliyor. Venezuela’da yaşananlar da bunun son örneğidir. Tehditleri durdurmanın yolu tanklar değil toplumsal barıştır. Halkın rızasını almaktır, demokrasiyi kurumsallaştırmaktır.

Türkiye Ortadoğu politikasını anti-Kürt siyaset üzerine kurmuş durumda 

Yanı başımızda Ortadoğu’da kaos ve çatışmalar sürerken Türkiye ne yazık ki yanlış bir siyaset izliyor. Türkiye, Ortadoğu politikasını anti-Kürt siyaset üzerine kurmuş durumda. Yüz yıldır bu siyasetin kimseye kazandırmadığını gördük. Bundan sonra da kazandırmayacaktır. Halep’te yaşananlar ibretliktir. Şeyh Maksut, Eşrefiye ve Binî Zêyd mahallelerinde siviller tanklar ve toplarla hedef alındı. Ağır silahlarla sivil yerleşimler vuruldu. Onlarca insan yaşamını yitirdi. Kentler yakıldı, insanlar göçe zorlandı. Bu sadece bir askeri saldırı değil, Suriye’nin geleceğine duyulan umuda vurulmuş bir darbedir. Halep Kürtlerin, Arapların, Alevilerin, Dürzilerin ve diğer halkların birlikte yaşama umuduydu. Bu saldırılar o umudu hedef almıştır. Halep’teki kuşatmayı kabul etmiyoruz. Katliamları kınıyoruz. Tanklar ve toplar derhal geri çekilmelidir.

Tekçi politikalarla Suriye’yi yönetemezsiniz 

10 Mart’ta bir mutabakat imzalandı. Suriye Demokratik Güçleri Halep’teki silahlı unsurlarını çekti. Buna rağmen savunmasız sivillere saldırıldı. Bu düpedüz bir alçaklıktır. Buna boyun eğmeyeceğiz. Suriye Kürtlerindir, Araplarındır, Alevilerindir, Dürzilerindir. Tekçi politikalarla Suriye’yi yönetemezsiniz. Eğer tekçilik çözüm olsaydı; Esad çözerdi, Saddam çözerdi, İran çözerdi. Ama çözemediler. Çünkü halkların iradesi bastırılamaz. Kürtler diz çökmez. Dün IŞİD’i yendiler, bugün de yenmesini bilirler. Kobanî’de nasıl direndilerse Halep’te de direnirler. Kürtlerin arkasında halklar, kadınlar, emekçiler ve devrimciler var.

Türkiye, Suriye’deki nüfuzunu savaş için değil barış için kullanmalıdır

IŞİD’i sokaklara salarak Kürtleri korkutacaklarını sananlar büyük bir yanılgı içindedir. Daha dün Yalova’da polisleri katleden IŞİD, Kürt’e karşı kullanıldığında meşrulaştırılamaz. Türkiye’ye çağrı yapıyoruz: Gerilimi tırmandıran değil diyaloğu güçlendiren bir politika izleyin. Türkiye, Suriye’deki nüfuzunu savaş için değil barış için kullanmalıdır. Aksi halde Türkiye, 60 milyon Kürt’ün gözünde Kürt karşıtı siyaset yürüten bir ülke olarak anılacaktır.

Ciddi bir algı operasyonu var; 10 Mart Mutabakatına uymayan bizzat Şam hükümetinin kendisidir, onun destekçileridir

Diyor ki eğer bizi çağırırlarsa oraya girmeye, o IŞİD'li çetelerle, o paramiliter güçlerle, o HTŞ’lilerle; tankı, topu, sivil vatandaşların üzerine sürenlerle birlikte biz de sahada mücadele etmeye varız. Suriye'nin Milli Savunma Bakanı değil ha, Türkiye'nin Milli Savunma Bakanı bunu söylüyor. Şimdi sizin huzurunuzda sormak istiyorum: Halep'teki çatışmadan Türkiye'deki Milli Savunma Bakanlığına ne? Başka yerlerdeki çatışmalar niye bu kadar Milli Savunma Bakanımızı ilgilendirmiyor? İsrail Kuneytra'ya bayrak tikti. Bu hiç mi Milli Savunma Bakanımızı ilgilendirmiyor? Golan Tepeleri'ni işgal etti. Niye Milli Savunma Bakanımızı, Dışişleri Bakanımızı hiç ilgilendirmiyor? Mesele Kürt olunca mı ilgileniyorlar? Söz konusu Kürtler olunca hemen tekmil veriyorlar, hazır ola geçiyorlar.

10 Mart Mutabakatına Kürtler uymuyormuş. İnsan biraz utanır, ayıptır! 10 Mart Mutabakatına Kürtler uyduğu için Halep'in mahallelerinden toplarını, silahlı güçlerini çektiler. 10 Mart Mutabakatına uymayan bizzat Şam hükümetinin kendisidir, onu destekleyenlerdir. Onun yolunu ve önünü açanlardır. Ancak ciddi bir tutarsızlık ve çelişki var. Ciddi bir algı operasyonu var. Hem suçlular hem güçlüler.

İç cepheyi Kürt'ü döverek, öldürerek, sürgün ederek mi güçlendireceksiniz?

Beyefendi Suriye'nin Dışişleri Bakanı gibi konuşuyor, Milli Savunma Bakanı gibi konuşuyor. Bu açıklama, kendi yarasını sarmaya çalışan Türkiye’de yara sarma yerine, başka yerlerdeki yaraları iyice derinleştirme açıklamasıdır. Biz yaramızı sarmak için bir süreç başlattık. Birileri bu yaranın sarılmaması için elinden gelen bütün çabayı ortaya koymaktadır. Bunu kabul etmeyeceğiz. Ülkede herkes iç cephenin güçlendirilmesi gerektiğini söylüyor. Peki, bu savaşa koşma hali nedir? İç cepheyi Kürt'ü döverek, öldürerek, sürgün ederek mi güçlendireceğiz?

Milli Savunma Bakanlığının yaptığı açıklama iç barış umudunu baltalama açıklamasıdır 

İç barış umudunu baltalama açıklamasıdır Milli Savunma Bakanlığının yaptığı açıklama. Türkiye'nin görevi savaş alanlarına hızlıca koşmak değil, yeni barış alanları yaratmaktır. Yine Dışişleri Bakanı da topa girdi. Diyor ki SDG gerçek niyetini Halep'te belli etti.

Ya Halep'e saldıran HTŞ/IŞİD güçleri! Sivil vatandaşların yaşadığı yere saldırıyorlar. Orada SDG’li yok, SDG’nin topu tüfeği yok. Halep'teki, mahallelerdeki Kürt ve asayiş güçleri var. Dışişleri Bakanı, "SDG niyetini belli etti" diyor. Vallahi niyetini belli eden HTŞ'dir, sizsiniz. 

Hükümet yetkililerinin kullandığı dil yanlıştır

Halep'te savaşı çıkaran kimdir? Kim tankı topu gönderdi? Sabah akşam orada Kürtler barış çağrısı yapıyor, anlaşma çağrısı yapıyor, birlikte yaşam çağrısı yapıyor. Ama bizimkiler diyor ki SDG niyetini belli etti. Hükümet yetkililerinin kullandığı bu dil yanlıştır. Yapıcı değil. Burada başlayan bu süreci bozan, yıpratan, yaralarımızı derinleştiren bir dildir. Bu dilden vazgeçmek gerekiyor. Kürtler tehdit değildir. Yalova'da polisine kurşun sıkan IŞİD'liler tehdittir. Yarın o bir gün ne yapacağını bilmediğimiz HTŞ'in yöneticileri sana tehdit olacaktır.

Kürt karşıtı bu yaklaşımı hiçbirimiz unutmayacağız

Kürtler bin yıldır seninle birliktedir. Kurtuluş Savaşında canını kanını ortaya koyarak bu ülkenin kurulmasını sağladılar. Ne zaman Kürt sana tehdit oldu ki HTŞ'liye, IŞİD'liye onu tercih ediyorsun. Bu dilden, bu yaklaşımdan bir an önce bu ülke yöneticilerinin vazgeçmesi gerektiğini belirtiyorum. Ama bir şeyi unutmayacağız. Kürt karşıtı bu yaklaşımı emin olun ki hiçbirimiz unutmayacağız. Tarih bunu yazacak. 

Barış ve Demokratik Toplum Süreci ertelenmemelidir

Barış ve Demokratik Toplum Süreci ertelenmemelidir. Meclis’te kurulacak komisyon gecikmeden raporunu açıklamalıdır. Bu raporun pusulası da demokrasi, özgürlük ve eşit yurttaşlık olmalıdır. Ardından demokratik entegrasyon ve özgürlük yasaları çıkarılmalıdır. Tek çıkar yol barıştır. Kavganın, şiddetin ve inkarın kimseye faydası yoktur. Dünya örnekleri bunu açıkça göstermektedir. Biz bu topraklarda umudu büyüteceğiz. Mazlumların, Denizlerin, Mahirlerin, Sakinelerin mirasıyla yürümeye devam edeceğiz. Bu karanlık günleri aşacağız. Demokratik, özgür ve barış içinde yaşayacağımız günleri mutlaka kuracağız.

8 Ocak 2026