Bakırhan: TBMM sözü eyleme dökerek tarihi bir eşikten geçme fırsatıyla karşı karşıyadır

Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan, haftalık Meclis Grup Toplantımızda güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bakırhan, şunları söyledi: 

Çok değerli dostlar ve kurum temsilcileri hepinizi saygıyla selamlıyorum. Başlarken birkaç gün önce sürgünde yaşamını yitiren Selim Sadak’ı saygı ve minnetle anıyorum. Sürgünde bir yol arkadaşımızı kaybettik. Umarım artık sürgündeki kayıplar biter.

ESP’li arkadaşlarımız derhal serbest bırakılsın ve yanlıştan dönülsün 

Olumsuzluklarla başlamak istemeyiz ama maalesef burası Türkiye. Biz de gerçek anlamda muhalefet eden demokratik bir partiyiz. Bugün bileşenimiz ESP ile ETHA, SGDF, SKM, DİSK’e bağlı Limter-İş Sendikası, Polen Ekoloji, BEKSAV ve çeşitli sosyalist kurumlara operasyon düzenlendi. ESP Eş Genel Başkanı Murat Çepni’nin de aralarında olduğu 100’e yakın arkadaşımız gözaltına alındı. Bu operasyonlar tam da bu süreçte neyin nesidir gerçekten anlamakta zorlanıyoruz. Operasyonsuz duramıyorlar. Yani bir karşıt yaratmadan, onlara yönelmeden duramıyorlar. Umarım bu alışkanlıkları da değişir. Gazeteciler neden gözaltına alınır, siyaset yapanlar neden gözaltına alınır? Partinin eş genel başkanları, haber yapanlar neden alınır? Haber yapmak suç mudur? Ekolojiyle ilgilenmek suç mudur? Örgütlenmek suç mudur? Arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır. Yanlıştan bir an önce dönülsün.

Rojava ile dayanışmak suç değildir

Rojava yürüyüşlerine ilişkin de başta Hakkari olmak üzere bölgenin birçok yerinde çok yoğun gözaltı ve tutuklama var. Bunlar toplumsal barışı zedeliyor. Rojava ile dayanışmak suç değildir. İnsanlar Rojava'daki kardeşleriyle dayanışıyor. Sonuna kadar da bu dayanışma sürecek. Bizim de dayanışmamız sürecek.

Mürşitpınar Sınır Kapısı açılmalı, yardımlar Kobanî’ye bir an önce ulaştırılmalıdır

Diyarbakır'da kimi demokratik kitle örgütleri, Kobanî halkıyla dayanışmak üzere bir yardım kampanyası düzenledi. Kısa bir sürede 25 tır ihtiyaç malzemesini bir araya getirdiler. Tırlar günlerdir Mürşitpınar Sınır Kapısında bekletiliyor. Niye bekletiliyor? Suriye'ye sık sık araçlarla geçip fotoğraf veren bürokratlarımıza sormak gerekiyor. Yani iyi gidin gezin, resimler çekin ama ya orada ihtiyaç var. İnsanlar da dayanışmak için ihtiyaç malzemelerini toplamış, göndermiş. Niye bekletiyorsunuz? Bir an önce Mürşitpınar Sınır Kapısı açılmasını ve bu yardım tırlarının Kobanî'deki ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasını bekliyoruz. İnsanlıkla bağdaşmıyor bunlar. Yani 1071, kapılar bizim için önemli. Kapıyı açan bir toplum olduğumuz için kapıların kapalı olması, bu insani yardımların ulaştırılmaması insanları rahatsız ediyor. Bu devlet aklı için bir utançtır. Bu fiili engellemeler artık kaldırılmalı. Bu meseleler siyasi hesaplara kurban edilmemelidir. Diyarbakırlı kardeşlerimizin toplamış olduğu yardımlar Mürşitpınar’dan geçerek Kobanî halkına ulaşmalıdır.

Migros depo işçilerinin yanlarındayız, direnişlerini selamlıyoruz

Ekonomi iyi gitmiyor. Bunun önemli göstergelerinden biri de neredeyse Türkiye’nin dört bir yanında çeşitli kurum ve fabrikalarda çalışan emekçilerin grev yapması. Direnmeleri bu fotoğrafı net bir şekilde ortaya koyuyor. Migros depo işçileri de günlerdir direnişte. İnsani olmayan koşullarda çalıştıkları için direnişteler. Alın terlerinin karşılıklarını almadıkları için direnişteler. Migros depo işçilerinin direnişini buradan selamlıyoruz. Yanlarında olduğumuzu, haklarını alıncaya kadar onlarla omuz omuza mücadele edeceğimizi belirtiyoruz.

Kürtlerin itirazı yüz yıldır dayatılan yok saymaya ve statüsüzlüğe

2026'da dünyanın birçok yerinde çok sarsıcı gelişmelere şahitlik ediyoruz. Özellikle Rojava'da Kürtleri ve bölgeyi ilgilendiren çok önemli günler yaşıyoruz. Halep'te Kürtlerin yaşadığı iki mahalleye yönelik saldırılar katliama, zorla göçe ve kuşatmaya dönüştü. Bu saldırı dalgasına karşı dünyanın dört bir yanında Rojava'yla dayanışma eylemleri yapıldı ve hala devam ediyor. Bu eylemler beraberinde, “Kürtler neden itiraz ediyor, ne istiyor?” sorularını da getirdi. Bu soruların yanıtı son yüzyılda Kürtlerin inkarı üzerine kurulan siyasi düzende saklıdır. Kürtlerin itirazı yüz yıldır dayatılan yok saymaya ve statüsüzlüğe yöneliktir. Kürtler bugüne kadar bulundukları ülkelerde savaş, kriz ve güvenlik tehdidi olduğunda, yaşadıkları halklarla birlikte sahada omuz omuza durdu ve büyük bedeller ödedi. Direndiler ve sürekli dengeyi birlikte yaşadıkları halkların lehine değiştirdiler. Ama yeni bir düzen kurma vakti geldiğinde aynı Kürt varlığı bir anda stratejik tehdit ve siyasi yük olarak görüldü, ilan edildi. 

1919 ve 1922'de kurtuluş gücü olan Kürtler, 1923'te hukuk dışına itildi

Dün can simidi olarak görülen Kürt halkı, ertesi gün tehdit odağı haline getirildi. Bunu biz de son 40-50 yılda yoğun yaşadık gördük. Bu nasıl mı oldu? Gelin biraz zamanı geriye doğru saralım. O tarihsel kavşaklarda biraz dolaşalım. 1919 ve 1922'de kurtuluş gücü olan Kürtler, 1923'te hukuk dışına itildi. Hukukları tanınmadı. 1937 Sadabat Paktı, 1955 Bağdat Paktı; kendi aralarında büyük çelişkiler olan devletlerin dahi mesele Kürtler olunca uzlaşarak Kürt karşıtlığında birleştiklerine hepimiz şahitlik ettik. 1946'da Mahabat Cumhuriyeti deneyimi olsun, 1975 Cezayir Antlaşması olsun, bir halkın kaderinin nasıl pazarlık masalarına kurban edildiğini hep birlikte gördük. 1988 Enfal Soykırımına, Halepçe'ye giden yolun taşlarının diplomatik sessizlikle nasıl döşendiğini acı bir şekilde hep birlikte tecrübe ettik. 15 Şubat Uluslararası Komplosunun Kürt tasfiyesini nasıl hedeflediği hala hafızalarımızdadır. 2015 sonrası Suriye'de IŞİD çetelerine karşı insanlığı savunanların yaşadığı yerler işgal edilirken, dünyanın nasıl Kürtleri yalnızlaştırdığını hep beraber Suriye'de bir kez daha gördük.

Kürtler yaşadıkları devletlerde komplo kurbanı değil eşit yurttaş olmak istiyor

İşte bu tarihsel gerçeklerin en son halkası 10 Ocak 2026'da Paris Mutabakatı oldu. Paris Mutabakatı 100 yıllık diplomatik terk edişin tekerrürüdür. Paris Mutabakatı tekerrür etti ama bir şey tekerrür etmedi. Kürtlerin ulusal bilinci ve direnişi de büyüyerek devam etti. Kürtler bu riyakâr döngüye hayır diyerek her yerde ayağa kalktı. Sahada hayatını riske atıp masada yok sayılmaya itiraz ediyor. Komplolar ve hileler artık bitsin istiyor. Kürtler yaşadıkları devletlerde komplo kurbanı değil eşit yurttaş olmak istiyor. Dilini konuşmak, kimliğini yaşamak, kültürünü korumak, varlığının tanınmasını görmek istiyor. Gerçekten bunlardan daha doğal bir şey olabilir mi? Maalesef hala doğal olarak görülmüyor bunlar.

Hangi halk olursa olsun meşru taleplerini bastırmak sorunu ortadan kaldırmaz

Geçmişten günümüze kadar olan bu tabloda iki dersle karşı karşıyayız: Birincisi, Kürtlerin diplomasi masalarında dışlanmasının ne Kürtlere ne de bölgeye hakiki bir barış getirmediğidir. İkincisi, hangi halk olursa olsun, meşru taleplerini sürekli bastırmak veya görmezden gelmek sorunu ortadan kaldırmıyor. Tam tersine kuşaklar boyu süren bir çatışma sarmalı üretiyor. İşte bu yüzden Suriye'de yok sayma, İran'da bastırma, Irak'ta boğma, Türkiye'de inkar 100 yıllık paradigmanın güncel suretleridir. Dolayısıyla bugün hep birlikte tarihten dersler çıkarmalıyız. Kürt halkının ve ezilen bütün halkların meşru taleplerini artık görmek ve tanımak durumundayız. Çözüm bastırmada değil, idam sehpalarında değil; diyalog ve müzakerededir, karşılıklı saygı ve diyalog zeminindedir. 

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi ile Şam arasında yapılan anlaşmayı Suriye’nin demokratik geleceği için destekliyoruz

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi ile Şam Yönetimi arasında 29 Ocak'ta imzalanan ve yürürlüğe giren mutabakata dair de konuşmak istiyorum. İlk gün açıkladığımız gibi biz bu anlaşmanın, bu mutabakatın Suriye'nin demokratik geleceği için hayırlı olmasını diliyoruz, destekliyoruz. Tam anlamıyla sahada nasıl hayata geçtiğine durup bakmak da gerekiyor. Bu mutabakat aslında herkesin kazandığı bir uzlaşı metnidir. Belki Suriye Devletinin de dediği gibi olmadı, Kürtlerin de tam istediği gibi olmadı ama gerçekten hem Suriye'nin hem Kürtlerin kazanacağı bir metindir. Uzlaşı metninin ortaya çıkmasını direnişleriyle sağlayan Kürtlere ve dostlarına, uzlaşma metnine katkı sağlayan bütün kesimlere bir kez daha teşekkürlerimizi iletiyoruz. Suriye'de ilan edilen kademeli entegrasyon kapsamında sosyal, siyasal ve yerel hakların gözetilmesi demokratik dengeyi güçlendirecektir. Kalıcı ateşkesin sağlanması, baskıların durması ve nihayetinde insanların ölmemesi en önemli kazanımdır. Bu kapsamda Afrin ve Serekaniye başta olmak üzere yerinden edilen Kürtlerin ve orada yaşayan diğer halkların en kısa sürede yerlerine yurtlarına geri dönüşlerinin sağlanmasını diliyoruz. Kürtlerin idari statüsü ve anadilinde eğitim hakkı birleşik bir Suriye'nin teminatıdır. Bu mutabakat bir başlangıçtır. Bu mutabakatın demokratik ruhu tüm Suriye halklarına ve inançlarına da yayılmalıdır. DEM Parti olarak bu anlaşmayı destekliyoruz. Uygulama aşamasında müzakereyi büyüten, halkların iradesini koruyan ve Suriye'nin ortak geleceğine hizmet eden her adımın yanında olacağımızı, elimizden gelen her türlü desteği sağlayacağımızı yine tekrarlıyoruz. 

6 Ocak’tan bu yana Rojava’da insanlık için büyük bir direniş sergileniyor

6 Ocak'tan bu yana Rojava'da büyük bir insanlık direnişi sergileniyor. Bir kez daha bütün dünya bir gerçeği net olarak anladı. Rojava, Kürtlerin göz bebeğidir ve öyle olmaya da devam edecek. Kürt halkı ve dostları, dünyanın her yerinde Rojava için itiraz etti, sokakları ve alanları doldurdu. Federe Kürdistan Bölgesinin neredeyse bütün kentlerinde, bölgedeki bütün illerde, Türkiye metropollerinde emekçilerin, ezilenlerin yaşadığı her yerde, Avrupa'da ve dünyanın dört bir yanında Kürtler ve dostları Rojava için ayaktaydı. Alanları doldurdular. Kürt halkı bu iradesiyle aslında ulusal birlik ruhunu tarihte hiç olmadığı kadar yükseğe çıkarmıştır. Bu çok önemlidir. Günlerdir alanlarda "Yeke, yeke, yeke, gellê Kurd yekke" sloganı artık ulusal birlik ruhunun ne kadar gerekli olduğunu göstermiştir. Bu bilincin siyasi iradeye dönüşmesi için Kürt siyasetçilerine ve kurumlarına büyük bir sorumluluk düşmektedir. Zaman 100 yıllık kölelik dayatmasına karşı 100 yıllık özgürlüğü kazandıracak Kürt ulusal birliğini sağlama zamanıdır. Kürt parti ve hareketleri, sokakta ve meydanda ortaya çıkan ulusal ruhu ulusal birlikle artık taçlandırmalıdır. 

29 Ocak Antlaşması İmralı’da ilmek ilmek örülen çabanın bir ürünüdür

Bir hakikatin de altını çizmek gerekiyor. Sayın Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının önemi her geçen gün yeniden bir kez daha kendisini doğruluyor. Yıllardır Sayın Öcalan’ın yaptığı uyarıların her biri bugün sahada doğrulanıyor. En zor koşullar altında dahi, “Suriye’de çözüm demokratik birlikteliktir” diyerek aslında pusulayı gösterdi. Bu anlamda 29 Ocak Antlaşması tam da İmralı'da ilmek ilmek örülen çabanın bir ürünüdür. Bu hakkı teslim etmeliyiz. Siz de hatırlarsınız, 6 Ocak Halep saldırısından 29 Ocak Antlaşmasına kadar herkes diken üzerindeydi. Tam da bu süreçte Sayın Öcalan aktif bir şekilde devrede oldu. Kürtlerin güvenliği ve özgürlüğü için 23 gün kesintisiz bir biçimde bu sürece müdahil oldu. Bugün bir antlaşma varsa, bugün Suriye'de Kürtler ve Araplar bir iç savaş içinde değilse, bugün Suriye hükümeti tarafından Kürtlerin özgürlüğü ve hakları kabul edilmişse, 23 gün boyunca Sayın Öcalan'ın adada göstermiş olduğu tavır ve duruştan kaynaklıdır. Kendisine teşekkür ediyoruz. Bugün bize düşen Sayın Öcalan'ın sunduğu demokratik çözüm perspektifine sahip çıkmaktır ve onu en güçlü şekilde devam ettirmektir. Bu perspektif, merkezin yereli tanımasını ve yerelin haklarına saygı duymasını, yerelin de merkezi kabul etmesini içerir. Yerel ve merkez bir stratejik ortaklık içerisinde olmalıdır. Merkez bir anlaşma yapıp daha sonra o anlaşmayı sahada uygulamayarak ya da törpüleyerek hareket etmemelidir. Suriye'nin geleceği, merkezin yerele saygı duymasında, haklarını hayata geçirmesindedir. Katı merkeziyetçilik ortak yaşamın zehridir. Aynı çatı altında ortak değerler ve karşılıklı saygı temelinde yaşamak mümkündür. Çözümün yolu budur. Huzur ve barışın yolu da budur. 

Hem açık hem de örtük ırkçılık var; siyasi utanç ve vicdani fren yok!

Hepimizin geleceğini ilgilendiren son derece hassas ve önemli bir konuda da birkaç uyarı yapmak istiyorum. Bugün toplumda hiç olmadığı kadar derin bir duygu kırılmasına şahit oluyoruz. Biz bölgede şahit olduk. Daha acısı, bu kırılmayı bilinçli biçimde köpürten kimi çevreler var ve bu çevrelere maalesef göz yumuluyor. Sosyal medyada, ekranlarda ve gündelik yaşamda üretilen nefret neredeyse hiçbir itirazla karşılaşmıyor. Hukuki bir yaptırım yok. Kürt'e istediğin gibi saldırabilirsin, ırkçılık yapabilirsin, linç edebilirsin; takımına futbol bile oynatmayabilirsin. Siyasi bir utanç yok, vicdani bir fren de yok. Biz bu ırkçılığı asla kabul etmeyeceğiz. Eğip bükmeden söylemek gerekiyor. Ne yazık ki Türkiye'de hem açık hem de örtük bir ırkçılık vardır. Her yerde ırkçılık olağanlaştırılıyor. Kürtler şahsında öfke ve linç tertipleniyor. Kürt karşıtı bir gazete daha geçen gün, bölgede on binlerin katıldığı Rojava'ya destek yürüyüşüne katılanların tamamına terörist dedi. Aynı gazete İçişleri Bakanlığının arananlar listesinde El Kaide üyesi olarak geçen, ismi ve resmi bulunan bir şahsı da gazeteci olarak çalıştırıyor. Rojava'yla dayanışan Kürt vatandaş, terörist; terörist olarak aranan El Kaide üyesi de gazeteci olmuş Türkiye'de ve buna herkes göz yumuyor, sesini çıkarmıyor.

Bu ayrımcılık Kürtlerde duygu kırılması yapmasın da ne yapsın?

Yine Suriye’nin resmi yetkilileri Kobanî ve Haseke'deki o devlet kurumlarının işlemesi için oraya gittiklerinde, bizzat HTŞ hükümetinin yöneticileri Kobanî diyor. Ama ne hikmetse buradaki kimi bürokratlar ve gazeteciler hala “Ayn el-Arab” diyor. Ya orası Kobanî’dir kardeşim! Kürtlerle dayanışma paylaşımı beğenenler tek tek takip ediliyor. Peşlerine düşülüyor. Özgür basın mecraları, Kürtlerin haber ajansları, haber hesapları tek tek erişime kapatılıyor. Yayın için tek bir tanesine bile izin verilmiyor. Haber alma hakkımız da engelleniyor. Saç örme gibi son derece vicdani ve barışçıl bir protestonun bile terör propagandası diye suçlanması bir akıl tutulması değil de nedir? Bir hemşire sadece saçını ördüğü için görevinden uzaklaştırılıyor. Kağızman’da biri çocuk iki kadın saçını ördüğü için gözaltına alınıyor. Zafer işareti yapanlara soruşturmalar açılıyor. Siz başka bir partinin sembollerini yapan tek bir kişi hakkında soruşturma açıldığını, gözaltına alındığını duydunuz mu? Ya da dünyanın herhangi bir ülkesinde dayanışma için saçlarını ören bir sağlık memurunun açığa alındığını duyan, gören oldu mu bugüne kadar? Bunların hepsi Türkiye'de oluyor. Bunlar tesadüf müdür? Anlamakta insan zorlanıyor. Bu ayrımcılık Kürtlerde duygu kırılması yaratmasın da ne yapsın sayın yöneticiler? Buyurun siz söyleyin.

Yargı ve yürütme erkleri Kürtlere yapılan ırkçılığa sessiz onay veriyor

Duygu kırılması yokmuş. Kendisi Ankara'da oturuyor; sıcak bir ortamda, güvenli bir limanda. Hele bir gel Nusaybin'den Qamişlo’daki o havar seslerini duy bakalım, duygun nasıl kırılıyor eğer varsa. Hele bir Suruç sınırına gel. Kobanî'de dünya devrimini yapan o yürekli, o güzel insanların susuz, internetsiz, bombalar altındaki o çığlıklarını duy, duygu kırılmasının ne olduğunu görürsün. Eğer duygu varsa sende. Beyefendiler artık bizim duygumuzun kırılıp kırılmadığını da biliyorlar, karar veriyorlar. “Empati suç sayıldıkça, inkar sürdükçe bu inkarcı akıl nasıl değişecek?” diye soruyor toplum bize. Örgütlenme özgürlüğü olmayacaksa, demokratik siyaset kanalları kapalı tutulacaksa, yeni bir döneme nasıl gireceğiz diye insanlar merak ediyor. Biz de soruyoruz. Yargı ve yürütme erkleri Kürtlere yönelik ırkçılığa sessiz onay veriyor. Attığımız her tweetin altında onlarca tehdit, hakaret, ağır küfür var ama avukatlarımız soruşturma dahi açtıramıyor. Ama bir hemşire Kobanî'deki kadınlarla dayanışmak için saçını örüyor, hemen soruşturma açılıyor, görevden alınıyor. Yargı ve yürütme lütfen biraz da artık Kürtlerle değil, bu ırkçılığı yapanlarla uğraşsın. Bugüne kadar Kürtlere karşı ırkçılık yapan herhangi bir hesaba soruşturma açıldığını, herhangi bir hesabın kapatıldığını gören duyan var mı? Yok. Çünkü Kürtlere saydırıyor, Kürtlere sövüyor. Hem Kürtlerle iç barışı tahkim etme arayışında olmak hem de ırkçılığa izin vermek bir Ankara paradoksudur ve bu paradoksu aşmak da bu iktidarın görevidir.

“Kürt = Terör” diyen zihniyeti asla kabul etmeyeceğiz

Bu vesileyle Sayın Erdoğan'a da bir şey ifade etmek isteriz. Hep Kürt vatandaşlarınızdan bir şeyler için ricada bulunuyorsunuz ya, baş göz üstüne, bir defa da beyaz ve yeşil ırkçılara rica etseniz de ayrımcılık yapmayı bıraksalar. Bir defa da dönüp bakanlarınıza, sözcülerinize ve danışmanlarınıza rica etseniz de her konuştuklarında Kürtlerin sinirleriyle oynamayı bıraksalar. Kürtlere rol biçmeyi ve akıl vermeyi bıraksalar Sayın Erdoğan. Partiniz adına söz kuranların sürekli parmak sallamalarıyla, sürece sadece güvenlikçi pencereden bakmalarıyla, etki alanınızdaki medyanın zehirli diliyle bu süreci nasıl ilerleteceğiz? Çok açık söylüyorum; sözcülerinizin ve medyanın bu dilinden hem biz hem de tabanımız rahatsızlık duyuyor. Öyle değil mi? Ama herkes bilsin ki biz onurlu bir halkın evlatları ve çocukları olarak asla düşmanlık dili kurmayacağız, halkları birbirine kırdırtan zehirli bir dile asla teslim olmayacağız. “Kürt = Terör” diyen zihniyeti asla kabul etmeyeceğiz. Asla eyvallahımız olmayacak! 

Türkiye enerjisini Şam’a değil Ankara’ya harcamalıdır

Bölgesel gerilimlerden korunmanın ve barışı örgütlemenin bizleri model bir ülke yapabileceği tarihsel bir eşikteyiz. Aslında çok önemli bir fırsat var önümüzde. Türkiye artık enerjisini Şam’a değil Ankara’ya harcamalıdır. Ankara çözümüne odaklanmalıdır. Ankara çözümü, emin olun, bir domino etkisi yaratır. Şam’ı da etkiler, bölgeyi de etkiler. Türkiye’de yaşayan 86 milyon insanı da olumlu etkiler. Şam’da imzalanan mutabakatın yarattığı yeni iklim, sürecin hızlanması için taze bir umuttur. İktidarın elinde artık Suriye eksenli güvenlik kaygılarının bir zemini kalmadı. Güvenlik tehdidi olarak görüyorlardı ya, artık anlaşma imzalandı, gerekçeler tükendi. Sıra somut ve güven verici adımlarda. Somut ve güven verici adımlar konusunda hiçbir bahanesi kalmadı kimsenin.

Bahçeli’nin söylediklerinin muhatabı iktidardır; gecikmeden adım atılmalıdır

Süreci ilerletecek çerçeve yasanın bir gün bile gecikmeden çıkarılması gerekiyor. Kürtlere hak, Türkiye’ye demokrasi sağlayacak hukuki çalışmalar artık devreye alınmalıdır. Başta kayyım olmak üzere demokrasiye sürülen kara lekelerin artık Türkiye’den sökülüp atılması gerekiyor. Bizden önce bu kürsüden Sayın Bahçeli konuştu. Bazı şeylere katılmamakla birlikte, söyleyeceğim şeylere de katıldığımızı belirtmek istiyorum. Sayın Bahçeli’nin sözünü ettiği umut hakkı, kayyım utancından kurtulmuş ve siyasi tutsakların özgür olduğu bir Türkiye bizim de taleplerimizdir. Sayın Bahçeli’nin bu tespitleri önemli ve değerlidir. Bunun muhatabı iktidardır. Artık iktidar, Sayın Bahçeli’nin dediği bu konularda adım atmalıdır.

TBMM sözü eyleme dökerek tarihi bir eşikten geçme fırsatıyla karşı karşıyadır

Bu çerçevede, bugün TBMM sözü eyleme dökerek tarihi bir eşikten geçme fırsatıyla karşı karşıyadır. Bu süreç, güçlü bir Meclis iradesiyle tereddüde yer bırakmayacak şekilde şeffaf ve cesur adımlarla artık ilerlemelidir. Hazırlanacak ortak komisyon raporu, yasal ve hukuki altyapıyı ören ve halklara güven veren bir toplumsal sözleşme niteliğinde olmalıdır. Sürecin başarısı halkların özgürlük ve güvenlik duygusunun dengesini kurmaktan geçer. Kimliğin, dilin ve kültürün tanınması, yerel demokrasinin güçlendirilmesi bir halkın kendini evinde ve güvende hissetmesinin yegane yoludur. Kürtler artık kendini evinde ve güvende hissetmek istiyor. Bunun için gerekli olan adımların atılmasını istiyor. Barışın inşası için sahada halkımızla 24 saat birlikteyiz. Masada muhataplarımızla söz kurmaya, örgütlenmeye ve umudu büyütmeye devam edeceğiz. Barışa olan inancımız tamdır. Yazılana çizilene bakmayın. Barış mücadelesi için, barış için buralardayız. Barış için bedel ödüyoruz. Kendimize, halklarımıza ve irademize güveniyoruz. Başaracağımıza olan inançla hepinize selam ve saygılarımı iletiyorum.

3 Şubat 2026