Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan, Urfa’da düzenlediğimiz halk buluşmasına katıldı. Bakırhan, burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:
Bugün çok önemli bir gündemle buradayız, Şanlıurfa'dayız. Niye Şanlı dedim biraz sonra anlatacağım. Türkiye çok önemli günlerden geçiyor. Hemen yanı başımızda Ortadoğu’da, Suriye'de çok önemli gelişmeler oluyor. Biz de bu gelişmeleri önce halklarımızla, partililerimizle, parti yönetimimizle tartışmayı ve buluşmayı bir ilke edinen bir partiyiz. Onun için sıcağı sıcağına kentleri dolaşıyoruz. Geçen gün İstanbul'daydık. İkinci olarak Urfa'ya geldik. Bu süreci bütün samimiyetimizle sizinle paylaşacağız. Varsa sürece, Rojava'ya, Türkiye'deki gelişmelere ilişkin arkadaşlarımızın kafasındaki sorular onu da il eş başkanlarımızla birlikte yanıtlamaya çalışacağız. Muhsin Melik, İbrahim Aydın ve Feridun Yazar şahsında bugüne kadar mücadelemizde yer almış, emek vermiş ama aramızda olmayan bütün yol arkadaşlarımızı saygı ve minnetle anıyorum. Emin olun, bugün eğer milyonlara ulaştıysak bedel ödemiş ama aramızda olmayan arkadaşlarımızın sayesinde olmuştur. Onları unutmayacağız. Onların ideallerini gerçekleştirmek için elimizden geleni yapacağız.
DEM Parti’nin görevi gençlerin resimlerinin olduğu taziyelerin bir daha olmamasını sağlamaktır
Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin dört bir yanında taziyeler kuruluyor bugün. Çatışma ve şiddet ortamında yaşamını yitiren gençlerin taziyeleri yapılıyor. Hiç hamasete girmeden o ailelere de başsağlığı diliyorum. Onlara Eyüp Peygamber sabrı diliyorum. Acıları büyüktür. Hiçbir söz evlat acısını maalesef gideremiyor. Onun için ailelerin acısını paylaşıyoruz. Sadece Barış Annelerinin, Cumartesi Annelerinin değil; şehit ve gazi ailelerinin de acılarını paylaşıyoruz. Yani Trabzon'un acısı da Siirt'in acısı da Urfa'nın acısı da eşittir, birdir. DEM Parti'nin buradaki görevi bir daha o gencecik arkadaşların resimlerinin olduğu taziyelerin olmamasıdır. Ölümlerin, yitimlerin olmamasıdır. Ben Diyarbakır'da kurulan taziyeye katıldım. O gencecik arkadaşların resimlerini görünce barışın ne kadar kutsal, acil ve gerçekten zorunlu olduğunu bir kez daha anladım. Barış her zaman iyidir. Beri cem med gotun aşti xeyr başı berekettir. Barış gerçekten iyiliktir, eşitliktir. İyi bir şeydir.
Bu süreç kurtuluşta birlikte olan Arap’ın, Türk'ün, Kürt'ün kardeşçe mücadelesidir
Onun için bu barış sürecinin başlamasına katkı sunan başta Sayın Öcalan olmak üzere Sayın Bahçeli, Sayın Erdoğan ve muhalefet liderleri ile bu konuda gece gündüz demeden çalışan fedakar partililerimizi de bir kez daha kutluyorum. Teşekkürlerimi iletiyorum. Kimse evladını yitirmesin. Bu süreç nedir diye bize soruyorlar. Hiçbir annenin evladını yitirmemesi sürecidir. O sıvasız evlere acı düşmemesi sürecidir. Bakın, 2 yıldır bu süreç başladı. Çok şükür tek bir canımızı yitirmedik. O fakir sıvasız evlere gençlerin bedenleri gitmedi. Bundan daha kutsal bir şey olamaz. Bir zamanlar cephede başta Urfa olmak üzere birlikte mücadele eden Türkler, Kürtler, Araplar değil miydi? Onun için Şanlı diyorlar. Yurt savunmasına katıldığı için, fedakarca mücadele ettiği için; Kürt'ü, Arap’ı, Türk'ü birlikte durduğu için buraya Şanlı Urfa diyorlar. Bedavadan şanlı kelimesini almadı. Atalarımızın, dedelerimizin birlikte mücadelesinden kaynaklıdır. Geçmişte birlikte yaşadık, bir arada yaşadık. Ne olduysa bir tarihten sonra, bu birlikte mücadele edenlerin arasına nifak tohumları ekildi. Birileri çıktı “Kürt dili nedir?” dedi. Yok saydılar, inkar ettiler. Hatta bizim farklılığımızı tehdit olarak sundular. Şimdi bu süreç tam da o eksikleri giderme sürecidir. Cephede birlikte olan, kuruluşta birlikte olan Arap’ın, Türk'ün, Kürt'ün, Alevinin, Sünninin kardeşçe ve eşitçe yaşaması mücadelesidir. Bunu inşallah birlikte sağlayacağız.
Ortadoğu'da esen savaş rüzgarlarından birbirimizi tamamlayarak korunabiliriz
Urfa'nın da bu sürece büyük katkılar sunacağına inanıyorum. Biz asla birbirimize düşman değiliz. Bizi birbirimize düşman ettiler. Biz aynı bedeniz, aynı ruhuz. Dolayısıyla bu aynı bedene, aynı ruha layık bir yaklaşım içerisinde olmalıyız. Biz de öyle olmalıyız, iktidar da, devlet de öyle olmalı. Kürt'ün dilini ve kimliğini yok saymamalı, tehdit olarak görmemeli. Kürt'ün seçilmiş iradesine kayyım atamamalı. Düşüncesini dile getirdiği için insanlarımız cezaevine atılmamalı. Kürt ile birlikte bu topraklarda yaşayan Arapları da mağdur etmemeli. Urfa'da belki Kürtler var ama Araplar da var. GAP Türkiye'nin en büyük yatırımıdır. Kürt'ün köyüne de sulama kanalı gitmiyor, Arap’ın köyüne de gitmiyor. Bu adaletsizlikleri bu süreç giderebilir. Birbirimizden eksilterek değil, birbirimizi tamamlayarak güçlenebiliriz. Birbirimizi tamamlayarak güvende olabiliriz. Birbirimizi tamamlayarak Ortadoğu'da esen o savaş rüzgarlarından korunabiliriz.
Eksiklerine rağmen Kürt meselesi için Meclis'ten bir yasanın geçmiş olması önemlidir
İşte Sayın Öcalan tam da bunun için 27 Şubat'ta Sayın Bahçeli'nin çağrısı üzerine bir çağrı yaptı. İki yılı aşkın bir süredir hep birlikte bu süreci büyük bir titizlik ve dikkatle dinliyoruz, değil mi? Acaba ne olacak? Gittiğimiz birçok yerde halkımız, halklarımız kimi tereddütlerini, kimi güvensizliklerini dile getirdi. Evet, ağır aksak yürüdü. Daha önce bu yasa çıkarılabilirdi. Ama günün sonunda eksiklerine rağmen, aksaklıklarına rağmen Meclis’ten tarihi bir yasa geçti. Niye tarihi diyorum? 100 yıllık Meclis tarihinde ilk defa Kürt meselesi yasal bir zeminde tartışıldı, ilk defa Kürt meselesi için bir yasa geçti. Kimliği inkar edilen, konuştuğumuz zaman Meclis tutanaklarına “bilinmeyen dil” diye geçen Kürt meselesiyle ilgili bir yasa geçti. Bu çok önemlidir. Bütün eksiklerine rağmen çok önemlidir. Bu önemi herkes de bilmelidir.
Bu yasa PKK'yi ve bütün sonuçlarını ortadan kaldıran bir yasadır
Şimdi buraya niye geldik? Tam sizin soracağınız soruya. Peki, ne oldu? Dilimize, kimliğimize ne oldu? Kayyımlar atandı, belediyelere ne oldu? Cezaevindeki Selahattinlere, Figenlere, Ayşe Gökkanlara, Leyla Güvenlere ne oldu? Kafanızdaki sorular bunlar. Bu ve buna benzer sorular. Şimdi bütün samimiyetimle bunlara yanıt olmaya çalışacağım. Biz açık siyaset yapan, açık konuşan bir siyasi partiyiz. Başarısız olduğumuz zaman özeleştiri veriyoruz. Hatta en son Meclis’te yaptığım konuşmada çok önemli bir şey söyledim; dedim ki farz edin bizim terazi şaştı ama kantar halkımızın elindedir. Kantar Urfalıların elindedir; Kürtlerin, Arapların, kadınların, gençlerin elindedir. Bizim terazimiz şaşsa bile kantarı elinde bulunduran sizler asla bize yanlış yaptırmazsınız. Şimdi bu yasa Kürt meselesinin çözüm yasası değil. Yazıp çiziyorlar. Ben de şaşırıyorum. Yasanın temel amacı silahı ve şiddeti devreden çıkarıp Kürt meselesini hukuki ve siyasi zemine taşıyıp orada tartışmak ve çözmekti. Yani yasanın kendisi, “Türkiye'de Kürt meselesini bu aşamada çözeceğim, Kürtlerin bütün sorunlarını ortadan kaldıracağım” demiyor. Peki bu talepleri unuttuk mu? Bu talepleri dile getirmeyecek miyiz? Bu taleplerimiz gerçekleşmeyecek mi? Tabii ki dile getireceğiz, savunacağız. Bu taleplerin çözümü için mücadele edeceğiz. Ama o yasa bu yasa değil. Bu yasa PKK'yi ve bütün sonuçlarını ortadan kaldıran bir yasadır. Ne diyor bu yasa? Diyor ki Selahattinler, Figenler, Al Ürkütler, Ayşe Gökkanlar, Leyla Güvenler, cezaevindeki binlerce siyasi tutsak dışarı çıkacak. Ne diyor bu yasa? Diyor ki baskılardan dolayı yurt dışına sürgüne giden Emrullah Cin ve benzeri Kürt, Türk devrimciler ve siyasetçiler ülkeye dönecek. Ne diyor yasa? Diyor ki elinde silah olan, silahla mücadele eden PKK'nin dağ kadroları demokratik, sosyal, siyasal yaşama katılacak. Bu yasa başta nasıl tartışıldıysa öyle çıktı, eksiklerine rağmen.
100 yıllık mesele bu yasayla çözülmeyecek, bu yasa bir kapı aralıyor
Diğer meselelerimiz bir sonraki aşamanın konularıdır, sonraki yasaların konularıdır. Yani bu yasa Kürt meselesinin bütün boyutlarıyla çözüldüğü bir yasa değil. PKK'yi ve sonuçlarını ortadan kaldıran, meseleyi şiddet ve çatışma zemininden alıp hukuki ve siyasi zemine getiren bir yasadır. Yani bunu net bir şekilde bütün arkadaşlar böyle bilsin. Yoksa 100 yıllık bir mesele bu yasayla çözülmeyecek. Biz de çok iyi biliyoruz. Bu yasa bir ilktir. Bu yasa bir kapı aralıyor. Sonrasını Urfa halkımıza bırakıyor. Şimdi bir kapı aralandı. Diğer taleplerimizi ve isteklerimizi ne kadar gerçekleştireceğimiz bize bağlıdır. Anadilinde eğitim talebi Kürtlerin, Arapların, diğer halkların ortak temel talebi olursa daha kolay gerçekleşir. Türkiye'nin altına çekince koyduğu Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı belediyelerine kayyım atanan ya da görevinden alınan bütün partilerin, iktidarın ortak talebi olursa vallahi daha kolay gerçekleşir. O zaman hiç kimse Amed'in, Siirt'in, Van'ın iradesine kayyım atayamaz. Dolayısıyla bu bir kapı aralıyor, bir eşiktir. Meselenin tam anlamıyla tüm boyutlarıyla çözümü değildir. Bazı sosyal medya ve basın yayın organlarında okuyoruz. Anadiline ne oldu? Eğitime ne oldu? Yerel demokrasiye ne oldu? Daha henüz onları tartışmadık. Daha henüz onlar diğer aşamaların meseleleri olarak bekliyor. Bekliyor derken, mücadelesini birlikte yürüteceğiz. Onun için bu yasayı küçümsememek lazım.
Kürt’ün onurunun, kimliğinin aşağılanmadığı bir düzen kurulmalıdır
Bu yasa ilk defa Kürt meselesini Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Meclis zeminine taşımıştır. Meclis zemininde de gerçekten bir yasa çıkmıştır. Biz onu önemsiyoruz. Peki, silahların susması her şeye yeter mi? Hayır, yetmez. Silahlar sustu ama eşit yurttaşlar olduğumuz bir düzen kurulmalıdır. Kürt'ün ötekileştirilmediği, stadyumlarda sarı torbaların gösterilmediği, kimliğinin aşağılanmadığı bir düzen kurulmalıdır. İşte bu düzenin ön adımları bu yasadır. Barış sadece çatışmanın bitmesi değildir. Barış sadece çatışmanın durması değildir. Barış, Kürt'ün kendi kimliğiyle, Alevinin kendi inancıyla Arap yurttaşlarımızın kendi kimliğiyle endişe duymadan onurluca yaşadıkları bir düzen kurmaktır. Dolayısıyla demek ki henüz yolun başındayız. Bu yasa her şey değil. Bu yasa önemlidir, bir adımdır. Bir kapı araladı. İnşallah Urfa'da Arap’ı, Kürt'ü, Türk'üyle birlikte onurluca eşit yaşadığımız yarınları da birlikte inşa edeceğiz.
Öcalan’ın 27 Şubat’ta neden Barış ve Demokratik Toplum dediği şimdi daha iyi anlaşılıyor
Şimdi değerli arkadaşlar, biraz önce söyledim. Bu yasayla birlikte cezaevinde yaklaşık 4.000'e yakın yoldaşımız çıkacak, sürgündeki insanlarımız dönecek. Elinde silah olan yurttaşlarımız, insanlarımız demokratik siyasal yaşama katılacak. Gelip artık demokratik zeminde taleplerini savunacaklar. Bunlar kıymetli şeylerdir. Ortadoğu kan gölü. Ortadoğu'da henüz neyin ne olacağının belli olmadığı, her gün savaş tamtamlarının çaldığı bir dönemde Türkiye'nin kendi Kürt meselesini sulhla, müzakereyle, diyalogla çözmeye kalkışması önemli ve değerlidir. Sayın Öcalan’ın 27 Şubat çağrısının başlığı Barış ve Demokratik Toplum idi. Yani sadece barış değil, barış ve demokratik toplum. Şimdi demek ki neymiş? Barış sonrasında demokratik toplumun sorunlarını tartışacağız. Demokratik toplum nasıl olur? Demokratik topluma giderken kadının, gencin, işçinin, esnafın ve köylünün sorunlarını, demokrasi sorunlarını tartışacağız. Niye Barış ve Demokratik Toplum dediği şimdi daha iyi anlaşılıyor. Şimdi ekonomide adaleti tartışacağız. Ekonomide gerçekten adalet var mı? Emekli arkadaşlara sormak istiyorum. Asgari ücretle yaşamını idame ettirmeye çalışanlara soruyorum. Özgürce örgütlenebiliyor muyuz? Henüz örgütlenemiyoruz. Hala devlet bürokrasisi ve kimi devlet kurumları bu sürece uygun bir dil ve pratik içerisinde değil. Olsalardı, AİHM kararlarını uygulayarak Kobanî Kumpas Davasından içeride yatan arkadaşlarımızı bırakabilirlerdi. AİHM kararlarını uygulayarak Can Atalay'ı bırakabilirlerdi. Yine en son AİHM kararını uygulayarak Osman Kavala'yı bırakabilirlerdi. Demokrasiyi tartışacağız. Evet sulh geldi, silahlar sustu. Silahlar bırakılıyor ama hala demokrasi yok. Demek ki demokratik toplumun oluşması için hala demokrasiyi tartışacağız.
Demokratik toplumda kadınlar katledilmez, belediyelere kayyım atanmaz; demokrasi olur
Urfa'da kadınlara dönük şiddet, katliam ve benzeri şeyler henüz devam ediyor. Kadınların özgürlüğünü tartışacağız, işsizliği tartışacağız. Medeniyetin, tarıma geçişin merkezi, büyük verimli toprakları olan, GAP gibi bir büyük projeye sahip olan Urfa Türkiye'nin mevsimlik işçilerinin %70'ini karşılıyor. Bu topraklardaki insanlar kendi topraklarında doyamıyor, yollara çıkıyor. Mevsimlik işçi olmak için Polatlı'ya giden Mehmet Kuş'un hikayesini biliyorsunuz değil mi? Mehmet Kuş Urfalıdır. 300 dönüm arsası var. Batıda 10 dönümü olana zengin diyorlar. Mehmet Kuş toprağını ekip biçemediği için, girdileri karşılayamadığı için üretim yapamıyor. Gidip Polatlı'da traktörde mevsimlik işçi olarak çalışıyor. Kaza geçirdi, yaşamını yitirdi. İşte demokratik toplumda bu olmaz; köylü toprağını eker, hakkıyla satar, emekçi alın terinin hakkını alır, kadın katledilmez. Kayyım atanmaz, demokrasi olur. Mehmet Kuşlar doğduğu topraklarda doyar. İşte GAP. Her şeye paramız var ama GAP'ın suyunu bir türlü kanallarla köylünün, çiftçinin toprağıyla buluşturamadık. Ya büyük bir ayıptır.
Urfalı mevsimlik işçiler kendi topraklarında doyduğu zaman ekonomide adalet olur
Neredeyse her yaz Urfalı yoksul halkımız o traktör kasalarında ya kaza geçiriyor ya da ırkçı şoven yaklaşımlar dolayısıyla lince uğruyor. Bunlar demokratik toplumda olmaz. İşte demokratik toplumu daha tartışmadık. Bunları tartışırsak demokrasi olur, adalet olur, hukuk olur. Düşüncelerinden dolayı kimse cezaevine girmez. Kürt'ün dili özgür olur. Kürt'ün seçmiş olduğu, Arap’ın seçmiş olduğu belediyeye kayyım atanmaz. Kadınlar katledilmez. İnsanlar ürettiği emeğinin karşılığını alır. Yani bunları daha tartışmaya başlamadık. İnşallah önümüzdeki dönemde bunlar bizim temel gündemlerimiz olacak. Barışla birlikte bunların da sağlanması gerekiyor. O zaman demokratik Türkiye deriz, o zaman demokratik ulus deriz. Urfalı mevsimlik işçiler kendi topraklarında doyduğu zaman ekonomide adalet var deriz. Bunların mücadelesini birlikte yürüteceğiz. Tarım politikasını konuşacağız. Bu kadar devasa toprağa ve suya sahip olan Urfa'da yoksulluğu konuşacağız. Niye yoksulluk var? Kooperatifler kurulabilir, kooperatifler desteklenebilir. Yoksul köylüler bir araya gelip kendi tarlalarını birleştirip üretim yapabilir. Köylünün ürettiği ürün devletin katkısıyla birlikte tüketiciyle buluşabilir. Ürettiği şeyin hakkını alabilir.
Halkımızın yıllardır biriken sorunlarına bundan sonra çözüm üreten bir perspektifle yaklaşacağız
Dolayısıyla işimiz daha çok. Bundan sonra halkımızın yıllardır biriken sorunlarına çözüm üreten bir perspektifle yaklaşacağız. Kürt, Türk, Arap fark etmiyor, her bir yurttaşımızın insan onuruna yaraşır bir yaşam sürmesini sağlayacağız. Barışın sadece siyasette değil; tarlada, stadyumlarda, işyerlerinde ve okullarda hayat bulmasının mücadelesini birlikte yürüteceğiz. Kısacası bu yasa bir ilk adımdır, bir kapı araladı. Sayın Öcalan'ın dediği gibi, bin kilometrelik yolun başlangıç noktasıdır. İnşallah beraber büyüteceğiz, ilerleteceğiz. Kimliğimizle, dilimizle bu ülkede, bu topraklarda eşit yurttaşlar olacağız. Dışlanmayan, itilmeyen, ötekileştirilmeyen, aşağılanmayan, dili ve kimliğinden dolayı horlanıp içeri atılmayan bir toplum olarak birlikte yaşayacağız.
Sınır kapılarına ilişkin bir an önce bir düzen kurulsun
Şimdi gelelim Rojava meselesine. Hemen yanı başımızda Akçakale ile Mürşitpınar'ın öte tarafında akrabalarımız, insanlarımız yaşıyor. Ortak bir hafızaya, ortak bir tarihe sahibiz ama sınırlar araya girmiş. Maalesef sınırlar halkları birbirinden koparan bir misyon yüklenmiş. İşte biz de diyoruz ki bu sınırlar yerinde kalabilir ama halkların birbiriyle ekonomik, siyasal, kültürel olarak etkileşimi sağlansın. Sınırlar araya beton ören, halkları birbirinden uzaklaştıran değil; birbirine yakınlaştıran, birbiriyle duyguda birleştiren bir rol oynasın. Onun için Mürşit Sınır Kapısı faal bir şekilde açılmalı. Herhalde açılmış ama sanırım. Akçakale'den geçen her vatandaştan 164 dolar alınıyor. Ya böyle bir şey var mı? Avrupa'ya giderken bile bu kadar para ödemiyoruz. Fakir fukara Arap, Kürt Akçakale'den geçerken niye 164 dolar ödesin? Yani açıyorum ama geçmeyin, açıyorum ama akrabalarınıza gitmeyin, açıyorum ama ticaret yapmayın diyorlar. Böyle olmaz. Buradan ilgili müdürlüklere, bakanlıklara da sesleniyorum: Bir an önce bu saçma sapan 164 dolar haracından vazgeçilsin. Yine Mürşitpınar burada. Aç işte Mürşitpınar'ı da Kürtler gitsin gelsin, akrabasını görsün, dayanışsın. Öyle değil mi? Dolayısıyla bu kapılara ilişkin de bir an önce bir düzen, bir intizam kurulmalı ve sınır kapıları insanların kolaylıkla gidip geldikleri bir hale gelmeli.
Kürtler Suriye'de anadillerinde hiçbir kısıtlama olmadan eğitim görmelidir
Şimdi gelelim Rojava'ya. Ya öyle şeyler yazılıp çiziliyor ki biz bile hayretle izliyoruz. Çok önemli gelişmeler var, öncelikle onu söyleyeyim. Şam'da önemli bir adım atıldı. Ne oldu? Kürtler Suriye'nin geleceğinde kilit bir role sahip oldu. Nasıl bir kilit role sahip oldu? Kürtler zaten kendi kentlerinin olduğu bölgelerde kendi belediye başkanını, kendi kaymakamını, valisini seçiyor. Öyle mi? Kendi güvenliğini sağlayan güçleri var. En son oradaki kadın militanlar da iç asayiş olarak kabul edildi. Kürtler bundan sonra Suriye'nin geleceğinde söz sahibi oldular bu anlaşmayla birlikte. Şimdi diyorlar ki Mazlum Kobani niye Şam'a danışsın ya? Mazlum Kobani Şam'ın danışmanı olmadı. Bu, Federal Kürdistan Bölgesi'nde de var. Şam'a değil, cumhurbaşkanlığının kurumsal yapısına dahil oldu. Ne adına dahil oldu? Kürtlerle, diğer halklar ve inançlarla yaşanacak sorunları çözmek için danışman oldu. Tamam katılıyorum. Ulusal dil olarak Kürt dili Suriye’de müfredata girdi ama anadilinde eğitimle ilgili sınırlı bir gelişme var. Mesela biz bunu eleştiriyoruz. Büyük bir ihtimalle bu salonda oturan arkadaşlarımızın da en temel eleştirilerinden biri budur. Yani Suriye'nin ulusal dili olarak kabul ediyorsan öyle saatle, günle üç beş ders ismi sayarak o dili yaşatamazsın. Biz bu konuda eleştirilerimizi açıkça dile getirelim. Sınırlı ders saatiyle yetinilmemeli. Kürtler Suriye'de nerede yaşıyorsa yaşasın, hiçbir kısıt olmadan anadilinde eğitim görmelidir. Suriye yönetimi de anadilinde eğitim meselesini kısıtlarla, kararnamelerle hayata geçirmemelidir. Anadilinde eğitim yasal, anayasal güvencelere kavuşmalıdır.
Rojava'da Kürtlerin yanındayız, onlarla dayanışacağız
Biz Türkiye'de DEM Parti olarak bu taleplerimizi dile getiriyoruz. Siz de katılıyor musunuz? Kürt dili öyle sınırlı saatlere, dar mekanlara sıkıştırılmamalıdır. Umuyorum ki bu konuda Suriye'deki yönetim de bu eleştirilerimizi, taleplerimizi duyar. Bu konuda ileride ilerlemeler sağlanır. Şu anda yasal ve anayasal bir şey yok. Orada Kürtler anadili de dahil olmak üzere bu meselelerin daha geniş şekilde yorumlanması için mücadele ediyor. Biz dün de Rojava'da Kürtlerle dayanıştık, bugün de onlarla dayanışacağız. Onların yanında olacağız. Onların taleplerinin hayat bulması için de buradan elimizden gelen bütün katkıları sunmaya çalışacağız. Değerli arkadaşlar, o renkli kanallarda çıkıp konuşanların söyledikleri gerçeği yansıtmıyor. Suriye'de Kürtler kendi yaşadıkları kentlerde yaşıyor. Daha öncesiyle kıyas yapmamak gerekiyor. Yani halkımız şu anda doğal sınırlar içerisinde yaşıyor. Sadece Kamışlı'da, Haseke'de, Kobani'de, Afrin'de değil; Halep'te de, Şam'da da, Suriye'nin genelinde de Kürtler yönetime ortak olmalıdır ki zaten o kimi atamalar bunu gösteriyor. Dolayısıyla bu durumu küçümsememek lazım. Yani 10 yıl öncesinde orada kimlik yoktu. Büyük bedeller var. Ama bu bedellerin karşılığında eksik de olsa kazanımlar da var. Kabul etmek lazım. Şam daha önce Kürt'ü tanımıyordu. Kürt'ün kimliği yoktu. Yeterli mi? Değil tabii ki. Ama yaşam akışkan bir şeydir. Zaman, süreç, olanaklar, fırsatlar, halkın örgütlülüğü ve halkın taleplerine sahip çıkmasıyla birlikte; sadece orada değil dünyanın neresinde olursa olsun halklar ve inançlar kendi mücadeleleriyle haklarını alırlar. Dünyanın her yerinde olduğu gibi bizlerin de her kazanımı büyük bedellerle oldu. Bu kazanımlarda emeği geçen, bedel ödeyen herkesin aziz hatırasını kendi adıma, partim adına yüreğimizde taşıyoruz ve taşımaya devam edeceğiz. Onlara layık olmaya çalışacağız.
Yeni bir ufukla, yeni bir siyaset anlayışıyla önümüzdeki döneme hazırlanacağız
Son olarak, bir kongre sürecimiz var, 6 Eylül'de kongre yapacağız. Şimdiden hayırlı olsun. Bu kongre yeni bir dönemin kapısını aralayacak bir kongre olacak. Türkiye'nin önünde yeni bir dönem var. Biz de bu yeni döneme eski alışkanlıklarla gitmeyeceğiz. Biz de alışkanlıklarımızı, dilimizi değiştireceğiz. Cesaretle, yeni bir ufukla, yeni bir siyaset anlayışıyla önümüzdeki döneme hazırlanacağız. İnşallah 6'sında kongre yaptıktan sonra da 7'sinden itibaren daha kapsamlı, daha genişleyen bir politika yürüteceğiz. Arap kardeşlerimizi de Aleviler de emekçileri de bu partiye daha çok katan bir politika yürüteceğiz. Buradan Arap kardeşlerime de sesleniyorum: Bu parti kadar Kürtlerin, Arapların, Alevilerin, emekçilerin, yoksulların hakkını samimi bir şekilde savunan, halklar arasında ayrım yapmayan, onları eşit tutan ve onların hakkı için bedel ödeyen başka bir parti yok. Keşke olsaydı da deseydim gidin orada siyaset yapın. Partimiz bütün Urfalılara açıktır. 7 Eylül'den sonra Arap halkımıza daha fazla açık olacak. Gelin, beraber kazanalım, beraber yönetelim. Gelin, Meclis’te beraber temsil edilelim. Eş Genel Başkanımız Arap. İmralı Heyeti Üyemiz Mithat Sancar ki sizin milletvekiliniz, Arap. Pervin Buldan’ın babası Arap. Siirt Tillolu. Yani Arapların en üst düzeyde bu kadar temsil edildiği bir tane parti söyleyin lütfen.
Hedefimiz Türkiye'nin geleceğinde temel kurucu bir parti olmaktır
İnşallah çatışma ve şiddet ortadan kalktıktan sonra Arap'ı, Kürt'ü, Türk'ü ile birlikte bu partiyi Türkiye'de hak ettiği noktaya hep birlikte getireceğiz. Tabii ki en önemlisi 6 Eylül'den sonra inşallah Demirtaşların, Yüksekdağların, Ayşe Gökkanların, Leyla Güvenlerin de katıldığı dolu dolu güçlü bir kongreyi hep birlikte yapacağız. Hedefimiz Türkiye'nin geleceğinde temel kurucu bir parti olmaktır. Bu birikimin, bu ferasetin, bu emeğin, bu bedelin Türkiye'de önemli bir kurucu parti olacağına; Türkiye'de Kürtlerin, Alevilerin, Arapların, kadınların, gençlerin eşit yurttaşlar olacakları bir demokratik zemini yaratacağına olan inançla hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
29 Ağustos 2026
