Bakırhan: Yüz yıllık bir meselenin çözümünü tartışırken Öcalanın koşulları aynı kalsın demek doğru değil

Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan'ın BBC Türkçe'ye verdiği röportaj:

Sürecin ana aktörlerinden DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, yaşanan gerilimli süreci, gelinen aşamayı ve partisinin beklentilerini BBC Türkçe'ye değerlendirdi.

Bakırhan, DEM Parti'nin İmralı Heyetinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la görüşmesinin olumlu, olduğunu, Suriye'de 30 Ocak mutabakatı öncesinde yaşananlar dikkate alındığında da "onarıcı" nitelikte olduğunu söyledi. DEM Parti Van milletvekili ve TBMM Başkanvekili Pervin Buldan ve DEM Parti Şanlıurfa milletvekili Mithat Sancar'dan oluşan heyet 11 Şubat'ta Erdoğan'ı ziyaret etti.

Görüşmenin "pozitif" bir atmosferde gerçekleştiğini vurgulayan Bakırhan, "Bugüne kadar da aslında bu tür görüşmelerde olumsuz bir şey ortaya çıkmadı. Ama somut bir şey de ortaya çıkmıyor. Umarım artık somut adımlar hayata geçer ve tüm Türkiye rahatlar" dedi.

"Öcalan aynı koşullarda kalsın demek diyalektiğe aykırı"

Komisyon raporunda "umut hakkı"nın yer alıp almayacağı da tartışma konusu. Bakırhan, komisyonun ortak raporunun tüm kesimleri kapsayıcı nitelikte olması, yeni tartışmalara yol açmaması gerektiğini söyledi.

Peki, "umut hakkı"nın komisyon raporunda yer almaması, DEM Parti'nin olmazsa olmazı mı?

Umut hakkının sürecin doğal sonucu olduğunu savunan Bakırhan şu görüşleri dile getirdi:

"Yüz yıllık bir meselenin çözümünü tartışacağız, barış diyeceğiz. Bir taraftan da Öcalan'ın koşulları aynı kalsın, gibi sürece denk düşmeyen önermelerde bulunacağız. Bunlar doğru değil.

"Umut hakkına sadece Sayın Öcalan'ın şahsına çıkarılacak bir yasa olarak bakılmamalı. Umut hakkı, toplumsal barış umudunu destekleyecek bir düzenleme olarak görülmelidir.

"Bu meselenin çözümündeki aktörün kendisiyle ilgili koşullarıyla, iletişimiyle, sağlığıyla, yaşamıyla ilgili düzenleme olumsuz anlamda tartışılmamalı. Ne olacak yani, meseleyi çözeceğiz ama Sayın Öcalan aynı koşullarda mı kalacak? Toplumun önemli bir kesimi bunu kabul etmez."

Bu yaklaşımın çözüme hizmet etmeyeceğini ve "diyalektiğe aykırı bir durum" olduğunu belirten Bakırhan, "Komisyon raporunda uygun bir formülü ortak akılla bulabiliriz. Bu formül Sayın Öcalan'ın özgür yaşam koşulları, iletişim koşullarının oluşturulmasını sağlamalı" dedi.

"Suriye'de Kürtlerin güvenlik tehdidi olarak görülmesi bizi kırdı"

Bakırhan Suriye'de 30 Ocak mutabakatı öncesi yaşanan çatışma ve gerilimin, Türkiye'de yürüyen çözüm sürecini de etkilediğine dikkat çekti.

Suriye'deki Kürtlerin Türkiye tarafından "güvenlik tehdidi" olarak görülmesinin tüm Kürtleri rahatsız ettiğini belirten Bakırhan, "Kürt'ün en ufak bir hak elde etmesi sanki Türkiye için tehditmiş gibi yansıtıldı. Bu Kürtleri kırdı" ifadelerini kullandı.

Kürtlerin Suriye toplumunun bir parçası olduğunu vurgulayan Bakırhan, henüz yeni anayasa ve rejim yapısı netleşmediği için kaygıların doğal olduğunu söyledi.

"Oradaki insanlar bizim akrabalarımız. Kobani'de elektrik kesildiğinde buradaki yakınları aranıyor. Oradaki insanlar herhangi bir haksızlıkla, hukuksuzlukla karşılaştığı zaman buradaki akrabaları haklı olarak feryat, figan ediyorlar."

Erdoğan'ın 'Kobani' ifadesi: Kırılganlığı okudu

Tuncer Bakırhan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, 11 Şubat'taki grup toplantısında "Ayn el-Arab" yerine "Kobani" ifadesini kullanmasını Kürtlere dönük önemli bir mesaj olarak gördüğünü belirtti:

"Cumhurbaşkanı Türkiye'deki Kürtlerin kırılganlığını okudu diye düşünüyorum. Kürt Rojava diyorsa Rojava'dır, Kobani diyorsa Kobani'dir. İsimle memleket bölünmez, isim memleketi tehdit etmez."

Bakırhan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin de "Suriye Cumhuriyeti" ifadesini kullanmasını da son derece olumlu olduğunu vurguladı.

Bahçeli ile diyalog kapısı açık mı?

"Suriye'de SDG'nin Kürtleri temsil edip etmediğine" ilişkin Bahçeli ile yaşadıkları polemik sonrasında bir diyalog olup olmadığı sorusu üzerine Bakırhan, "Bir görüşme olmadı ama olmasının önünde bir engel yok" dedi.

Siyasetin inişli çıkışlı olduğunu belirten Bakırhan, empati çağrısı yaptı:

"Sonuçta her birimiz insanız. İçerisinde bulunduğumuz koşullardan etkileniriz. Duygusu olan varlıklarız. Kürdü kızdıran, güvensizleştiren sebepler nelerdir diye bakmak gerekiyor. Hemen sınırın yanında insanlar dövülürken, feryat ederken sessiz mi kalacaktık?"

Nusaybin'de Bahçeli'yi hedef alan konuşmasıyla ilgili pişmanlığı olup olmadığı sorusuna ise Bakırhan, "Hayır. Orada yaşananlara duyarsız kalamazdık" yanıtını verdi.

"Her birimiz o sürecin bir parçasıyız. Birbirimizden farklı olan düşüncelere takılmadan sürece katkı sunucu bir pozisyonda olmamız gerektiğini düşünüyorum" dedi.

Fidan'a tepki: "Bariyer koymak değil, çözüme katkı sunmak gerekir"

Tuncer Bakırhan, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın, Suriye'den sonra PKK'nın Irak'taki unsurlarına yönelik operasyon olasılığını dile getiren açıklamalarını kaygı verici olarak nitelendirdi.

Dışişleri Bakanı'nın "bariyer koyan değil, çözüme katkı sunan" yaklaşım benimsemesi gerektiğini vurgulayan Bakırhan, şu görüşleri dile getirdi:

"Sayın Cumhurbaşkanı, 'yük kalktı' dedi. Güzel bir tarif. Diğeri (Fidan) 'daha bitmedi, diğer tarafta da işimiz var, diğer tarafta da bir alt üst oluş yaşanacak' deyince orada yaşayan sadece Kürtler değil, herkes kaygılanır.

"Dolayısıyla bariyerler koyan, sürekli karşıya ödevler veren, karşı tarafın adım atmasını bekleyen bir yaklaşımı doğru bulmuyoruz. Bizim Dışişleri Bakanı'ndan beklentimiz; demokrasi sırası geldi, oradaki halkların hakkına hukukuna kavuşacağı zemine ihtiyaç var, demesidir."

"Bahçeli'nin sözleri icraata dönüşmeli"

Bakırhan, MHP lideri Devlet Bahçeli'nin, sürece atfen söylediği, "Öcalan umuda, Ahmetler makama, Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir" çıkışının muhatabının iktidar olduğuna bir kez daha vurgu yaptı.

Bakırhan, "Sayın Bahçeli'nin bir yılda söylediği şeyleri toparlarsak bir manifesto çıkarabiliriz. Ama dönüp baktığımızda bir yıl içerisinde henüz tek bir adım atılmış değil" dedi.

Bu sözlerin uygulamada karşılığının olmasını isteyen Bakırhan şu çağrıyı yaptı:

"Sayın Bahçeli'nin sözleri artık icraata dönmeli. Sayın Bahçeli'nin söylemlerinden çok onun sahada nasıl uygulandığını, kendi derdine nasıl derman olduğunu görmek istiyorlar insanlar."

"Türk'ün gururunu, Kürt'ün onurunu kırmayacak düzenleme olmalı"

Bakırhan, geçiş süreci kapsamında örgüt üyelerine dönük "eve dönüş" entegrasyon ve örgüt liderlerinin durumuna ilişkin yapılacak düzenlemelerin "kapsayıcı" olması gerektiğini ifade etti. "Eve dönüş" düzenlemeleri konusunda "suça karışan karışmayan" ayrımı yapılmasının doğu olmayacağını belirtti.

Bakırhan, "Bir barış olacaksa ortaya çıkan yasal düzenlemelerden herkes yararlanmalıdır. Diğer ayrıntılar belki tartışılır ama örgütünün altı üstü gibi kategorilere ayırırsak içinden çıkamayabiliriz" dedi.

Sürecin başarıya ulaşacağına inancını dile getiren Bakırhan, "Makul olan, Meclis Başkanımızın da dediği gibi Türk'ün gururunu, Kürt'ün onurunu kırmayacak düzenlemelere ihtiyaç olduğunu düşünüyorum" diye konuştu.

"Kimsenin yancısı değiliz"

Çözüm sürecinin başarıya ulaşması halinde, DEM Parti'nin AKP ile "yeni anayasa masasına oturup oturmayacağı" ya da "erkene alınmış seçim" formülüyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yeniden adaylık yolunu açıp açmayacağı uzun süredir kamuoyunda tartışılıyor.

Bakırhan, "süreç karşılığı, Erdoğan'a yeniden başkanlık yolunu açacakları"na ilişkin yorumlardan rahatsız.

"Ne iktidar ortakları ile görüşmelerde ne de İmralı görüşmelerinde anayasa gündeme geldi" diyen Bakırhan, ancak Türkiye'nin demokratik bir anayasaya ihtiyaç duyduğunu vurguladı:

"Metinde Kürt varsa, Alevi varsa, kadın varsa, gençler varsa, hukuk ve adalet varsa biz niye olmayalım? Kimin yaptığı tali bir konudur."

Erdoğan'a yeniden başkanlık yolunu açacak bir düzenlemeye destek verilip verilmeyeceği sorusuna ise "Böyle bir tartışma bizim gündemimizde yok" yanıtını yanıtını verdi.

Erken seçim ihtimali görüp görmediği ilişkin soru üzerine de Bakırhan, şu görüşleri dile getirdi:

"Erken seçimden kaçmayız. Erken seçim olacaksa da olmasın demeyiz. Bizim partimiz bir partinin yancısı değil, onun emirlerini, beklentilerini karşılamak için mücadele etmez, bedel ödemez. Biz demokrasi için bedel ödüyoruz.

"Burası bütün fırtınalara rağmen ayakta duran bir çınar ağacı gibidir. Bizim yapraklar dökülür ama dallarımız, kolumuz, köklerimiz çok derinlerdedir. Öyle günübirlik, kısa vadeli meselelerle bu duruş değişmez."

"Demirtaş–Öcalan ayrımı beyhude"

Bakırhan, eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın konumu ve kamuoyunda zaman zaman gündeme gelen "Demirtaş–Öcalan ayrımı" iddialarını "beyhude" olarak nitelendirdi.

Parti içinde herhangi bir ayrım olmadığını belirten Bakırhan, Demirtaş'la düzenli temas halinde olduklarını, avukat görüşmeleri ve parti ziyaretlerinin sürdüğünü söyledi.
Öcalan'ın sürecin baş müzakerecisi, "çatışmayı durduracak tek muhatap", Demirtaş'ın ise demokratik ve legal siyasetin önemli aktörlerinden biri olduğunu vurguladı.

Kürt siyasi hareketinin 40–50 yıllık süreçte bölünmeden yürüdüğüne dikkat çeken Bakırhan "Bu tür ayrımlar, Kürt hareketinde gedik açmak yerine, burayı çelikleştiriyor" yorumunu yaptı.

Gürlek'in atanması: "Süreç bürokratları aşar"

Akın Gürlek'in Adalet Bakanlığı'na atanmasını sürece nasıl yansıyacağı sorusu üzerine ise Bakırhan şu yanıtı verdi:

"Tabii onu kestirmek biraz zor ama bu süreç kişileri, bürokratları aşan bir süreçtir. Yani bir kişinin özel bir çabası, özel bir karşı düşüncesi olsa bile böylesinin devasa Türkiye'nin 100 yıllık bir meselede istese de engelleyici bir rol oynayabileceğini düşünmüyorum. Ama katkı sunucu bir rol oynayabilir.

"Adalet Bakanlığı sürecinde daha sağduyulu bir şekilde değerlendirilir, açılan yaralar kapatılırsa yapıcı bir şey ortaya çıkabilir."

Röportaj: Ayşe Sayın

13 Şubat 2026