Hakkari'den İstanbul’a, Diyarbakır’dan İzmir’e birçok kentte on binlerle birlikte, “Barış İçin Atım At” sloganıyla yürüyüşler gerçekleştirdik. Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan, Ankara’daki yürüyüşe katılırken; Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğulları da Diyarbakır’da yapılan yürüyüşe katıldı.
Bakırhan, Ankara’da yaptığı konuşmada şunları söyledi:
Bakırhan: Türkiye tarihi bir dönemeçtedir; iktidara ve devlete adım at diyoruz
Bugün çok önemli bir şey için yürüyoruz, barış için yürüyoruz. Bugün Şırnak’tan Ankara’ya, Kars’tan İstanbul’a Türkiye’nin dört bir yanında, “Barış İçin Adım At” yürüyüşleriyle aynı şeyi haykırıyoruz. Türkiye tarihi bir dönemeçtedir. Son 50 yılını meşgul eden çatışma ve şiddet ortamının devre dışı kalacağı, sorunlarımızı diyalog ve müzakereyle çözeceğimiz bir süreci yaşıyoruz. Tek taraflı çok ciddi adımlar da atıldı. Sayın Öcalan’ın çağrısıyla birlikte çok tarihi günler yaşıyor Türkiye. Bir buçuk yıldır devam eden ama henüz tek taraflı adımları aşmayan bu süreçte, burada halklarımızla, kadınlarla, gençlerle, öğrencilerle, Türkiye’nin demokratik kitle örgütleriyle, siyasi partilerle birlikte iktidara, devlete, yürütmeye artık adım at diyoruz. Ne için adım at? Haksız, hukuksuz yere içeride olan siyasi tutsaklar için adım at diyoruz. Kayyımlarını geri çek, halkın iradesi görevine dönsün diye adım at diyoruz. Çevre katliamını durdur diye adım at diyoruz. Kadın katliamları bitsin diye adım at diyoruz. Demokrasi olsun diye adım at diyoruz.
Türkiye bu tarihi günleri demokrasi ve müzakereyle başarıya ulaştırmak zorundadır
Evet, barış cesaret ister. Evet, barış kararlılık ister, disiplin ister. Bir tarafta görüşmeler sürerken, bir tarafta da bizi iki adım yürütmeyen bu anlayış barışa hizmet etmiyor. Barış için Hakkari'den İstanbul'a ne gerekiyorsa onu yapmak gerekiyor. Barış; polis kalkanlarıyla, dipçiklerle, coplarla engellenmez. Türkiye bu tarihi günleri demokrasiyle, müzakereyle başarıya ulaştırmak zorundadır. Bu toprakların her karışına acı düştü. Bu toprakların her karışına kan düştü. Neredeyse 86 milyon canımız kan ve acı biriktirdi. İşte bir daha kan olmasın, bir daha acı olmasın diye; bu topraklar kan ve acı yerine barış biriktirsin, demokrasi biriktirsin diye yollardayız, yürüyoruz. Umarım Türkiye’nin dört bir tarafında yürüyen halklarımızın sesini artık Meclis de duyar. Barış durağan bir siyaseti kabul etmez. Barış bu süreci, sürece yaymayı kabul etmez. Barış bir an önce bu konuda ne yapılması gerekiyorsa gereklerini yerine getirmekle ancak olur. Barış istiyor muyuz? Evet, biz istiyoruz. Bugün buradaki kadınlarla, gençlerle, halklarla, öğrencilerle, emekçilerle, Alevilerle birlikte Türkiye'nin her karışında aylardır, yıllardır gitmediğimiz kapı, gitmediğimiz yer bırakmadık. Neden? Çünkü barışa inanıyoruz. Çünkü barış Türkiye’de yeni bir beyaz sayfa açmanın adıdır. Emekçilerin sömürülmediği, asgari ücretlilerin alın teriyle geçinebildiği bir Türkiye'dir. Öğrencilerin yoksulluktan dolayı kayıtlarını dondurmadıkları bir onurlu iş içindir barış. Çevrenin katledilmemesinin, Kürt'ün dili ve kimliğiyle eşitçe bu topraklarda yaşayan diğer haklar ve inançlarla demokratik bir zeminde yaşamasının adıdır barış. Barış kutsaldır. Barış onurlu bir iştir. Böylesine kutsal ve onurlu bir iş de aynı zamanda disiplin ister, cesaret ister, samimiyet ister.
Samimiyet varsa, polemiklere girmeden barış neyi gerektiriyorsa onun adımı atılmalı
Meclis, raporunu hazırladı. Meclis’in hazırladığı rapordaki başlıkların artık hayata geçmesi gerekiyor. Ne diyordu bu raporda? AİHM ve AYM kararları uygulansın diyordu. O zaman soruyoruz: Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, Nazmi Gür, Leyla Güven hala neden içeride? Neden siyasi tutsaklar, Meclis raporunun belirttiği gibi şimdi kendi aileleriyle ve yoldaşlarıyla birlikte değil? Kayyımlara değinmişti rapor. 1,5 yıl geçti. Hala belediyeler Kürtlerin, Türkiye emekçilerinin iradesini gasp eden kayyımlar tarafından yönetiliyor. İşte bir samimiyet varsa önce AİHM ve AYM kararları uygulanmalı, daha sonra kayyımlar geri çekilmelidir. Eğer gerçekten bir samimiyet varsa karşılıklı polemiklere girmeden barış neyi gerektiriyorsa onun adımını atmak gerekiyor. Sayın Öcalan'ın özgür iletişim, yaşam ve çalışma koşulları düzenlensin dedik. Kim neyi bekliyor? Henüz anlamış değiliz. Yine partimize dönük baskılar dursun dedik. Siz de gördünüz, on adım yürüyemiyoruz. Ya kardeşim Ankaralı esnaf bizim canımız, ciğerimiz. Ankara'da bu sokaklarda gördüğünüz insanların tamamı emekçiler ve yoksullardır. Barış neden olsun biliyor musunuz? Esnaf dükkanını kapatmasın diye olsun. Bugüne kadar savaş ve çatışmaya ayrılan 3 trilyon dolar öğrenciye, emekliye, asgari ücretliye, esnafa ayrılsın diye barış diyoruz.
Barış sadece Kürtlerin değil 86 milyonun meselesidir
Barış sadece Kürtlerin meselesi değildir, 86 milyonun meselesidir. Türkiye’de barış olursa düşüncelerimizi rahatlıkla ifade edebilir, rahatlıkla toplanabilir, gösteri yapabiliriz. Seçtiğimiz yöneticiler bizi yönetebilir. Türkiye’de barış olursa yargı, siyasi erkin etkisinde kalarak karar veremez. Bugün cezaevlerinde bulunan siyasiler tutuklanamaz. Onun için barış Sinop'tan Hakkari'ye kadar herkesi ilgilendiriyor. Barış, 86 milyon insanın hakkıdır; ana sütü gibi de helaldir. Dolayısıyla değerli Türkiye halkları, barış hepimizin olduğu için birlikte omuz omuza mücadele etmeliyiz. Bir an önce yürütmenin, Meclis’in bu konuda adım atmasını sağlamalıyız. Ülke yeterince kan ağladı. Ülke yeterince ekonomisini, enerjisini bu meseleye harcadı. Şimdi ülkenin kalkınması için kardeşçe bir arada, çatışmasız, ölümsüz yaşaması gerekiyor. DEM Parti bunun için var. DEM Parti bunun için sokaklarda. DEM Parti bunun için yürüyor. Ve sesimizi bugün Ankara'da bu meydanı dolduran devrimcilerle, sosyalistlerle, emekçilerle, kadınlarla, gençlerle birlikte daha da yükselteceğiz.
"Önce sen, önce ben" tartışmaları yerine eş güdümlü olarak adımlar atılmalı
Değerli halklarımız; bizler bu alanları binlerle, on binlerle doldurabilirsek cezaevlerinde tek bir siyasi tutsak kalmaz, tek bir belediyede kayyım kalmaz, tek bir doğamız katledilmez, tek bir insanımız düşüncelerini ifade ettiği için cezaevine konulmaz. Onun için hep birlikte bugünden sonra daha güçlü bir şekilde alanları doldurarak bir buçuk yıldır sessizliğini koruyan, barış süreci için gerekli olan adımları atmayan bu yürütmenin, bu iktidarın adım atmasını sağlayabiliriz. Biz umutluyuz ve tekrar ediyorum. Boş polemikler ve tartışmalar yerine, “önce sen, önce ben” tartışmaları yerine eş güdümlü olarak kimin üzerine ne düşüyorsa bir an önce Türkiye halklarının huzurunda gereğini yerine getirmelidir. Demokratik bir Türkiye için, eşit ve onurlu bir yaşam için, öğrencilerin anadilinde parasız ve bilimsel eğitim görmesi için, kadınların özgürce yaşaması için, çevrenin katledilmemesi için hem Meclis’te hem bugün burada olduğu gibi sokaklarda, Türkiye'nin dört bir yanında barışı, demokrasiyi ve özgürlükleri haykırmaya devam edeceğiz. Sadece Ankara'da değil, sadece Şırnak'ta değil; İstanbul'da da böylesine onurlu bir meseleyi sahiplendiğiniz için, her şeye rağmen barış dediğiniz için, barış için yürüdüğünüz için hepinize minnettarım. Hepinize selam, saygı ve sevgilerimi iletiyorum. Sağ olun, var olun. Yolumuz açık, barış daim olsun.
Hatimoğulları ise Diyarbakır'da yaptığı konuşmada şunları söyledi:
Hatimoğulları: Tuttuğunuz yasa rağmen asla barış demekten vazgeçmediniz
Merhaba değerli Amed halkı; barış için, kimliği için bir ömürdür direnen Amed halkı selam olsun size! Değerli Barış Anneleri, sizler acılara rağmen, tuttuğunuz yasa rağmen asla barış demekten vazgeçmediniz. Ankara’ya beyaz tülbentlerinizle gittiniz, bütün taraflarla görüştünüz. Beyaz tülbendinizle barış için bir adım at dediniz. O bembeyaz barışı simgeleyen tülbentleriniz barışa güçlü bir davetti. Barış Annelerine binlerce kez selam olsun. Bugün Amed’den Ankara ve İstanbul’a, İzmir’den Van’a, Hakkari’ye Türkiye’nin dört bir yanında DEM Partililer, dostları, barış sevdalıları bir arada, “Barış İçin Adım At” yürüyüşünde. Türkiye’de barışa davet çıkaranlara, barış için adım at davetini çıkaranlara binlerce kez selam olsun! Direnişiniz mübarek olsun, talebiniz kutlu olsun.
Süreçte adım atılmasının ne kadar tarihi bir öneme sahip olduğunun farkındayız
Sayın Abdullah Öcalan 27 Şubat 2025'te Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ile barışa çok önemli bir adım attı ve kendisinin bu çağrısı üzerine örgütü PKK önemli adımlar attı. Barış için adımlar attılar, kongrelerini topladılar. Fesih kararı aldılar. Türkiye'de silahları bırakıp demokratik siyasete katılım kararı aldılar. Bunlar önemli adımlardı. Kürt sorunu bu ülkenin 100 yıllık sorunu. 100 yıldır bu coğrafyada Kürt halkı yok sayıldı, inkar edildi. Dilleri ve varlıkları tanınmadı. Ama Kürt halkı son 50 senelik kimlik, özgürlük ve demokrasi mücadelesiyle “Bizler de varız” dedi. Sadece Türkiye’de değil dört parça Kürdistan coğrafyasında; Suriye’de, Irak’ta, İran’da ve Türkiye’de en güçlü şekilde örgütlenerek bütün dünyaya var olduklarını gösterdiler, ispatladılar. Sayın Öcalan’ın bu çağrısı Türkiye için tarihi bir anlam ifade ediyor. Ama özellikle son birkaç haftadır basında da çok işlendiği gibi süreçte bazı tıkanmaların yaşandığını bütün Türkiye halkı fark etmiş durumda. Biz DEM Parti olarak bu süreçte adım atılmasının ne kadar tarihi bir öneme sahip olduğunun farkındayız. Türkiye’nin geçmiş dönemlerdeki barış deneyimlerinden çok daha ileride bir süreci yaşama ihtimalimiz çok yüksek. Biz buradan bütün taraflara şunu ifade etmek istiyoruz: Bu süreci hiç kimse heba etmemeli. Hiç kimse bu süreci tıkayacak bir rol üstlenmemeli.
Olmazları değil olurları konuşmak istiyoruz
Savaş ve çatışma isteyenler olduğunun; “Bu sorun devam etsin de biz de nemalanmaya devam edelim” diyen hem savaş lobileri hem de siyasi çevreler olduğunun gayet farkındayız. Onların ekmeğine asla yağ sürülmesin istiyoruz. Buradan da bütün annelerle, kadınlarla, Amed halkıyla birlikte alkış ve zılgıtlarımızla barış için adım at diyoruz. DEM Parti olarak bu sürecin tıkanıklığının giderilmesi için her türlü müzakereyi, görüşmeyi, diyaloğu sürdürüyoruz. Elimizden geldiğince emek veriyoruz. Bu yürüyüşte de beklenen adımların altını bir kez daha çizmek istiyoruz. Barış için bir adım atılabilir, atılmalı. Bunun için de sürecin tıkanmasına sebebiyet veren bütün olguları tek tek ortadan kaldırmalıyız. Öncelikle Sayın Öcalan'ın da ifade ettiği gibi, Kürt sorunu “terör” parantezine alınarak çözülemez. Onurlu bir barış, kalıcı bir barış sağlanamaz. Bizler olmazları değil, olurları konuşmak istiyoruz. Barış için adım atmak açısından ilk hamle olarak bu süreç yasal ve hukuki bir zemine kavuşturulmalıdır. Bu sürecin mutlaka ama mutlaka hukukla ve yasayla buluşması lazım. Ve çok somut olarak şunun altını çizmeliyiz ki beklenen çerçeve yasa acil bir biçimde çıkarılmalı. Parlamento tatile girmeden, bize kalırsa asla ara vermeden çalışmalara derhal başlanarak bu çerçeve yasa çıkarılmalı. Kapsamlı bir çerçeve yasa çıkarılmalı. Sembolik değil içeriği güçlendirilmiş, gerçekten ihtiyaca cevap veren bir çerçeve yasanın çıkması acildir, elzemdir. Baş aktör ve başmüzakereci olan Sayın Abdullah Öcalan'ın statüsünün tanımlanması, özgür çalışabileceği ve yaşayabileceği koşulların oluşturulması yine acildir, elzemdir. Kayyım rejimi ortadan kalkmalı, seçilmişler görevlerine iade edilmeli. Barışı sağlamak için bu konuda da bir adım atılmalı. AİHM kararları hayata geçirilmeli. Bunun için bir adım atılmalı. İşte bu konularda atılacak adımların tıkanmayı ortadan kaldıracağına hepimiz yürekten inanıyoruz.
Barış için hep beraber en güçlü adımlarımızı atalım
Anadolu ve Mezopotamya coğrafyası halkların bir arada eşit bir şekilde yaşamasına son derece uygun bir coğrafya. Burası Kürt halkının, Türk halkının, Arapların, Farsların, Ermenilerin ezcümle çok sayıda farklı halkların ve inançların yaşam merkezidir. Burası medeniyetlerin beşiğidir ve bizler medeniyetlerin beşiğinde pekala barışa çok güçlü bir imza atabilir. Barış için çok güçlü adımlar atabiliriz. Bu süreç böyle bir süreç olmalı. Bu süreç böyle ilerletilmeli. Sayın Bahçeli'nin özellikle dikkat çektiği konuyu hatırlatmak isterim. Bugün Ortadoğu coğrafyası adeta kaynayan kazan, her yer savaş alanı. Her yerde ateşler yanıyor, füzeler patlıyor. Doğu Akdeniz'in de karıştığı, Kıbrıs meselesinin de ortaya çıktığı bir dönemde bu uluslararası gelişmeleri, bu bölgesel gelişmeleri gören bir yerden barışın Türkiye için ne kadar elzem, ne kadar tarihi bir öneme sahip olduğunu hep birlikte hatırlamalıyız. Adımları bunun için atmamız gerektiğinin de altını çizmek isteriz. Evet, Türkiye'nin demokrasiye ihtiyacı var, Türkiye'nin barışa ihtiyacı var. Amed'in barışa ihtiyacı var; İstanbul'un, Ankara'nın, İzmir'in, Van'ın barışa ihtiyacı var. Bu ülkede yaşanan ekonomik krizle mücadele etmek için barışmalıyız. Savaşa, çatışmaya, özel harp politikalarına ayrılan ekonominin, bütçenin barışla çok daha güçlü bir biçimde işçiye, emekçiye döneceğini biliyoruz. İşçi, emekçi kardeşlerimiz barış istiyor. Kadınlar barış istiyor. Gençler barış istiyor. Doğa ve insan hakları savunucuları barış istiyor. Ve biz buradan hep birlikte bir kez daha haykıracağız: Barış için adım at. Barış için adım at. Barış için hep beraber en güçlü adımlarımızı atalım. Yaşasın barış!

(Sayfa altı foto: Van, İstanbul, Şırnak)
16 Mayıs 2026
