Diyadin’de ekoloji mitingi: Kürt illerindeki dağlar, ovalar, nehirler sahipsiz değildir

Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan, Ağrı’nın Diyadin ilçesinde düzenlenen “Toprağımıza Sahip Çıkıyoruz” ekoloji mitingine katıldı. Burada konuşan Bakırhan, şunları söyledi: 

Dağlarımızı patlatmayın, sularımızı kirletmeyin

Merheba gelê Agiriyê, gelê Giyadînê, gelê Meleqereyê, we hemûyan silav dikim. Hûn bi xêr hatin, li ser seran li ser çavan hatin. Îro gelê Meleqereyê, gelê Giyadînê, gelê Agiriyê dibêjin destê xwe ji axa me, ji ava me berdin. Em jî dibêjin destên xwe yên qirêj ji ava gelê Agiriyê, ji axa gelê Agiriyê bikişînin. Çok değerli Diyadin halkı, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bugün neden buradayız, niye Diyadin’de bu meydanda toplandık? Evet, Diyadin’de dağlar, kayalar patlatılıyor? Diyadin’de Murat Havzasında siyanürle altın aranıyor. Dünyanın hiçbir yerinde artık siyanürle altın aranmıyor. Türkiye ve Türkiye gibi az gelişmiş ülkelerde şirketler daha fazla kâr etsin diye halkın doğasına, suyuna, coğrafyasına bakmadan resmen toprağı talan etmeye çalışıyorlar. Toprağımızı, havamızı zehirlemeye çalışıyorlar. İşte Lice’de, Akbelen’de Kazdağları’nda, Varto’da, Karlıova’da olduğu gibi Kürt halkı, Türkiye’nin bütün halkları ve inançları bu talana, bu işgale, bu ranta karşı çıkıyor. Biz de bugün Diyadin’den bu ranta karşı çıkmak için bir araya toplandık. Diyoruz ki dağları patlatmayın, ovaları kirletmeyin, sularımızı kirletmeyin.

Bu rantçılara asla toprağımızı bırakmayacağız 

30-40 yıl önce Kürt halkını köyünden, doğasından, toprağından göçe zorladılar. Milyonlarca insanımız savaş ve şiddetten dolayı köyünü, yaylasını, dağını, evini terk etmek zorunda kaldı. Şimdi de maden şirketleri aracılığıyla, bu rantçılar aracılığıyla ikinci kez Kürt halkını göçertmeye çalışıyorlar. Size soruyorum: Doğamızı, toprağımızı, suyumuzu bırakacak mıyız? Talancılar resmen diyor ki bu moloz yığınları, bu kirli çakır çukur yaptığımız coğrafyadan gidin. Hiç bilmiyorlar ki buralarda atalarımızın, dedelerimizin anıları ve direnişleri var; tarihimiz var, geçmişimiz var. Dün savaşa ve şiddete bırakıp gitmediğimiz bu topraklardan asla göç etmeyeceğiz. Rantçılara, toprağımızı zehirlemek ve bir parça altın alıp gitmek isteyenlere asla topraklarımızı bırakmayacağız, asla göç etmeyeceğiz.

Mezramızdan, suyumuzdan, toprağımızdan, geçmişimizden elinizi çekin

İktidar ve bürokrasisi diyor ki Diyadin'de bir yatırım yapıyoruz. Fabrika açmıyorlar, işsiz Kürt gençlerine iş bulmaları için iş sahaları açmıyorlar, hayvancılığı geliştirmiyorlar. Mevsimlik işçi olarak Türkiye'nin metropollerine gidip asgari ücretle çalışan insanlarımıza, “Yerinizde yurdunuzda kalmak için size yatırım yapıyoruz” demiyorlar. Neymiş yatırımları? Mollakara’nın dağını madene açıyorlar, siyanürle altın arıyorlar. Oradan alacakları altın yetmiyor gibi Murat Nehri'ni de toprağımızı da zehirleyecekler, meralar gittikçe azalacak ve hayvancılık bitecek. Tek geçim kaynağımız olan tarım ve hayvancılığı da bu topraklarda bitirmeye çalışıyorlar. Biraz insaf, biraz vicdan! Bir barış süreci var. Şimdi size soruyorum: Varto'da yapılanın, Karlıova'da yapılanın, Hani’de ve Lice'de yapılanın barış süreciyle bir alakası, ilgisi var mıdır? Barış süreci Kürt'ün yerinde, yurdunda, toprağında insanca yaşaması için vardır. Barış süreci, Kürt'ün 100 yıldır görmediği hizmetin kendisine gitmesi için olmalı. Ama onlar bu süreci rant için, talan için, siyanürle altın aramak için, dağlarımızı ve ovalarımızı maden şirketlerine peşkeş çekmek için kullanıyorlar. Biz de buradan, Diyadin’den şunu söylüyoruz: Yok öyle yağma! Asıl barış toprakla barıştır, Kürt'ün suyuyla barıştır, Kürt'ün dağıyla barıştır. Kürt'ün geçimini sağladığı ovalarla, orada yaşayan insanlarla ve canlılarla barıştır. Bu yaptığınız ne barışa ne de barışın ruhuna yakışan bir şey değildir. Elinizi mezralarımızdan, suyumuzdan, topraklarımızdan, geçmişimizden çekin. Yaşamımızdan elinizi çekin!

Halkın onayını almadan altın arayamacaksınız

Buraya gelmeden önce Mollakara’dan vatandaşlarımızla görüştük. Sabah akşam kaya patlatıyorlar, orada ağır iş makineleri gürültüyle çalışıyor. Her yer çakır, her yer çukur. Ankara için Mollakara’daki maden 2,5 milyar dolar olarak görülüyor ama Diyadin halkı için rant olarak görülüyor. Orada yaşayan bütün canlılar için ise bir katliam olarak görülüyor ve buna izin vermeyeceğiz. Bizi göçertemeyeceksiniz. Halkın onayını almadan sadece Mollakara’da, Diyadin'de değil; Türkiye'nin hiçbir yerinde siyanürle altın arayamayacaksınız.

Murat Nehri'ni zehirlemeye çalışanlara asla izin vermeyeceğiz

Değerli Diyadin halkı, bir zamanlar Ergene Nehri vardı ve yine böyle maden şirketleri gidip oraya sanayi tesisleri kurdu. Yüz binlerce insanın suyundan yararlanarak geçindiği Ergene Çayı bugün çamur akıyor, zehir akıyor. Oradaki insanlar çeşitli hastalıklara yakalanarak yaşamını yitiriyor. Ergene'yi zehre dönüştürenlere sesleniyoruz: Murat Nehri'ni zehre çeviremeyeceksiniz. Murat Nehri'ni zehirlemeye çalışanlara asla izin vermeyeceğiz. Murat Nehri, bu projenin teknik elemanların anlattığına göre projenin içerisindedir. Murat Nehri kirlenirse kim sağlığından, suyundan olur? Ağrı suyundan olur. Murat Nehri zehirlenirse Fırat zehirlenir, Mezopotamya zehirlenir. Emin olun ki buradan Şattülarap’a kadar bütün coğrafya zehirlenir. Onun için yetkilileri uyarıyoruz. Günlerdir Diyadin halkı, Ağrı halkı ayaktadır. Sosyal medyada kendi toprağına ve coğrafyasına, suyuna sahip çıkmaya çalışıyor. Yüzüklük bir altın için tonlarca dağ taşı deliyorsunuz, insanları zehirliyorsunuz. Evet, altınsız insanlar yaşayabilir ama Murat Nehri olmadan Ağrı yaşayamaz, Diyadin yaşayamaz. Muş Ovası olmadan Muşlu yaşayamaz. Bir avuç altın için, birkaç rantçıyı zengin etmek için lütfen Ağrı halkının geleceğiyle, doğasıyla, tarlasıyla, ekmeğiyle oynamayın.

İliç’te hastalık türedi 

Diyadin insanını kobay olarak kullanmaya çalışıyorlar, toprağını da deneme tahtası olarak kullanmak istiyorlar. Erzincan İliç'te de Mollakara’da olduğu gibi siyanürle altın çıkardılar. Emin olun ki oradaki insanlarımız binbir türlü hastalığa yakalandı, hayvan yetiştiriciler hayvanlarını kaybetti. Arıcılar artık bal yetiştiremiyor. Çünkü siyanür zehir demektir. Madem siyanür zarar vermiyorsa kendi yaşadıkları çiftliklerin, villaların, kentlerin kıyısında da siyanürle altın arasınlar. Fakirin fukaranın, 100 yıldır hizmet görmeyen Kürt halkının coğrafyasında siyanürle altın aramanıza izin vermeyeceğiz diyoruz. İliç'te sizin gibi doğasına, suyuna, dağına, ovasına sahip çıkanlar dedi ki siyanürle altın arama coğrafyaya, doğaya, insana zarar veriyor. Onlar ne dedi biliyor musunuz? “Merak etmeyin, her şey kontrol altında” dediler. Her şey kontrol altında dediler ama 9 emekçi yaşamını yitirdi, binlerce insanımız zehirlendi. İliç ve çevresinde bugüne kadar olmayan onlarca hastalık türedi. İnsanlar arıcılık yapamıyor, insanlar hayvancılık yapamıyor. Her şey yolunda değil. Her şeyin yolunda olması için siyanürle altın aramaktan vazgeçin. Diyadin halkının, Türkiye halkının, bölgedeki bütün maden ve siyanürle yapılan aramalarınız için bölge halkının onayını alın.

Kaz Dağları, Akbelen, Lice, Varto'da olduğu gibi Mollakara’da da doğamıza sahip çıkacağız

Sevgili Diyadin halkı, siyanürle toprağınızda altın aranmasını istiyor musunuz? Ne istiyorsunuz? Bir barış süreci geldi. Bu barış sürecinden kaynaklı hayvancılığa destek istiyorsunuz değil mi? Gençlere iş istiyorsunuz değil mi? Kepengini kapatıp Diyadin'den metropollere göç etmek zorunda kalan esnafa kredi istiyorsunuz değil mi? Çocuklarınıza okul, sağlıklı bir gelecek istiyorsunuz değil mi? Dolayısıyla Diyadin halkının ne istediğini Diyadin halkına sorsunlar. Gelsinler, Diyadin halkının rızasını alsınlar. Sizin rızanız olmadan topraklarınızı zehirlemeye çalışanlar büyük yanlış yapıyorlar. Emin olun ki biz bu yanlışa izin vermeyeceğiz. Değil bir yıl, 10 yıl dahi geçse Mollakara’da doğamızı, suyumuzu, dağımızı, coğrafyamızı savunmaya devam edeceğiz. Nasıl ki Kaz Dağları’nda, Akbelen’de, Lice'de, Varto'da insanlar toprağına ve doğasına sahip çıkıyor, nöbet tutuyor, direniyorsa biz de Mollakara’daki halkımızın doğasına, coğrafyasına sahip çıkacağız. Var mısınız Diyadin halkı? 

Sayın Öcalan’ın en önemli gündemlerinden biri de çevre 

Değerli halkımız, bu süreci yanlış anlayanlara Diyadin’den bir mesaj vermek istiyorum. Biz Sayın Öcalan'la İmralı’da 4 saatlik bir görüşme yaptık. Sayın Öcalan'ın en önemli gündemlerinden biri dil, kimlik, eşit yurttaşlık hakkı ise diğeri de çevreydi, doğaydı, ekolojiydi. Kürtlerin doğdukları yerlerde aş, iş, ekmek bulması üzerineydi. Sayın Öcalan'ın bu doğa-kırım karşısındaki tepkisi çok üst düzeydeydi. Dolayısıyla, “Barış süreci var, biz de bugüne kadar yoksullaştırdığımız Kürdistan coğrafyasını talana, madene açarız” diyenler yanılıyor. Bunu diyenler, Diyadin'de bugün bu meydanda toplanan ve doğamız, toprağımız, suyumuz diyen halkın iradesine, direnişine, mücadelesine çarpar. Yine hiç görülmediği kadar bu süreçte Kürt illeri madene açılıyor. Şırnak'ta, Besta’da, Cudi’de ağaç bırakmadılar ağaç. Bitlis'te, Bingöl'de neredeyse her dağı, her akan suyu, her ovayı maden şirketlerine peşkeş çekmeye çalışıyorlar. Neredeyse Kürt illerinin tamamında yüzlerce ruhsat veriliyor. Binlerce ruhsat şu anda sıra bekliyor. Hayırdır, bu talan niye? Bu coğrafya 100 yıldır yeterince baskı ve zulüm gördü. Bu coğrafyada evine acı düşmeyen, yoksul kalmayan, işsiz kalmayan, başına bela gelmeyen neredeyse tek bir ferdimiz kalmadı. Bunlar yetmiyormuş gibi şimdi 50 yıl, 100 yıl daha bizi bu topraklardan sürmek için topraklarımızı madenlere, rantçılara, sermayedarlara peşkeş çekmeye çalışıyorlar. Diyadin’den sesleniyorum: Diyadin halkı buna izin vermeyecektir, Varto halkı buna izin vermeyecektir. Hakkari, Şırnak halkı maden aramak için ruhsat arayanlara doğasını talan ettirmeyecektir. 

Bölüşüm bu toprakları, batıdaki iller ve ilçeler gibi kalkındırmaktır

Değerli arkadaşlar onlara göre evet bir bölüşüm var. Kürt'ün toprağını madene açarak onlar Ankara'ya milyar dolarları götürmeye çalışıyorlar. Ama Murat'ı zehirlemek istiyorlar. Diyadin’e düşen zehirli, kirli bir coğrafya, hava ve hastalık; onlara düşense milyar dolarlar. Bu bölüşüm adil değil. Bir bölüşüm varsa Türkiye'nin bütçesinden 100 yıldır yatırım yapılmayan Ağrı’ya, Diyadin’e fabrika açmak, hayvancılığı ve tarımı geliştirmek gerekir. Onun dışında buradan alacağınız her çivi, her bir parça altın adil bir bölüşümü göstermez. Sizin yaptığınız bölüşüme itiraz ediyoruz ve diyoruz ki bir bölüşüm varsa yapılmayan yatırımı getirin de buna adil bölüşüm diyelim. Yaptığınız ama içerisinde doktorun, hemşirenin olmadığı hastanelere önce sağlık memurları, doktorlar getirin. İnsanlar Erzurum yollarında Ankara, İstanbul yollarında yaşamını yitirmesin diyoruz. Bölüşüm Kürt illerinin rantını almak değildir. Bölüşüm Kürt'ün dağını, coğrafyasını, ovasını zehirleyerek Ankara'ya para pompalamak değildir. Bölüşüm bu toprakları da batıdaki kentler, iller ve ilçeler gibi kalkındırmaktır. Altyapısını geliştirmektir. İşsizlikten, yoksulluktan kurtarmaktır.

Kürt illerindeki dağlar, ovalar, nehirler sahipsiz değildir

Arkadaşlarımız çok önemli bir şey söyledi. Ben de hayvancılıkla uğraşan bir ailenin çocuğuyum, hala o işle geçiniyoruz. Hayvan bu bölgenin geçim kaynağıdır. Merayı, tarlayı ruhsatlandırırsan insanlar hayvancılık yapamaz. Hayvancılık yapamayan insan geçinemez, geçinemeyen insan yerinden yurdundan göç etmek zorunda kalır. Onun için eğer tarlamızı ekmek istiyorsak, çocuklarımızı doğduğu yerde doyurmak istiyorsak, babalarımızın ve dedelerimizin mirasına ve geçmişine sahip çıkmak istiyorsak, tam da sizin dediğiniz gibi bu rantçılara, doğamızı talan edenlere karşı demokratik tavrımızı ve tepkimizi ortaya koymak durumundayız. Bugün biz burada sadece bir miting yapmıyoruz; diyoruz ki Kürt illerindeki dağlar, ovalar, nehirler sahipsiz değildir. Değildir. Onların sahipleri belki bugün burada yüzler, binlerdir ama yarın bu adaletsizlik büyürse yüz binlerle, on binlerle karşısında durur. Kimliğini yok say, ekmeğini elinden al, doğasını talan et, yerinden yurdundan göçert. Bu ne insanlıktır ne adalete ve vicdana sığar ne de yürüyen barış sürecine sığar.

Gelê me yê hêja we hemûyan silav dikim. Hûn tiştekî pir bi xêr û xweş dikin. Di kitaba pîroz de jî jî ev rant tuneye, ev talan tuneye. Lê em mêze dikin îqtîdar vê pêvajoyê dike fersend û ji bo çiyayên me, axa me, ava me ruhsatê dide dewlemendên nêzîkê xwe. Gerek em ji vê şûnde hîn bêtir têkoşîna xwe mezin bikin, hîn bêtir li cem hev bin, bi hev re bin, hîn bêtir li axa xwe, ava xwe, bajarên xwe, çiyayên xwe xwedî derkevin. Ez sûnd dixwim eger Giyadîn bibe yek, Agirî bibe yek, Warto bibe yek, gelê Kurd bibe yek vana nikarin ava me, axa me jehrî bikin. Ez bi we bawer dikim. Çil sal in, pêncî sal in hûn yek in. Hûn ji bo mafê xwe, ji bo zimanê xwe têkoşîneke mezin didin. Ev têkoşîna niha jî mîna têkoşîna zimanê me ye, mîna têkoşîna magê me ye. Em li çand, ziman, maf, ax, av, çiyayên xwe xwedî derkevin ev zalim nikarin bajarên me talan bikin. Em li cem gelê Giyadînê ne. Em li cem gundê Meleqereyê ne. Em li cem têkoşîna we ne. Wekîlên me, hevşaredarên me, rêxistinên me dê li cem gelê xwe bisekinin. Hûn ne tenê ne. Qers li cem we ye, Dîgor li cem we ye, Mûş li cem we ye, Amed li cem we ye, 50 mîlyon Kurd li cem we ye. Em ê li axa xwe, ava xwe, zimanê xwe û çanda xwe xwedî derkevin. Em ê bi ser bikevin. Miletê ku bi hev re têkoşîneke mezin daye heta niha wenda nekiriye. Înşelah em wenda nakin. Em ê hem demokrasiyê hem mafên xwe qezenc bikin. Hem axa xwe, ava xwe, çiyaypn xwe qezenc bikin. Bimînin di xêr û xweşiyê de.

26 Eylül 2026