Edirne, Kandıra ve Sincan Cezaevleri önündeydik: Rehin tutulan arkadaşlarımız derhal serbest bırakılsın

HDP Eş Genel Başkanları oldukları dönemde 4 Kasım 2016 siyasi darbesiyle tutuklanan Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş ile diğer siyasi tutsaklar Kandıra, Edirne ve Sincan cezaevlerinde ziyaret edildi. 

Ortada bir suç yokken arkadaşlarımız 10 senedir içeride 

Edirne Cezaevi’nde Selahattin Demirtaş’ı ziyaret eden Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğulları ve beraberindeki heyet, daha sonra cezaevi önünde açıklama yaptı. 

Hatimoğulları, şunları söyledi: 

Bundan 10 sene önce Selahattin Demirtaş’ın, Figen Yüksekdağ’ın, çok sayıda milletvekilimizin, kiminin kapısı kırıldı, kiminin kapısı zorla açılarak içeri girildi ve gözaltına alınıp tutuklandılar. 4 Kasım tarihe bir siyasi darbe olarak geçti. Tarihin karanlık sayfalarında kocaman harflerle yazılan bir gün oldu 4 Kasım. Ortada bir suç yokken arkadaşlarımız 10 senedir içeride. Ortada demokratik siyaset yapmak dışında ve demokratik siyaseti suç sayan bir anlayış dışında hiçbir şey yok. Buna rağmen arkadaşlarımız Kobanî Kumpas Davası tezgahıyla hala hapishanedeler. Bugün yapacağımız 3 açıklamanın ortak bir teması var. Bütün Türkiye ve dünya şunu bilmeli. 4 Kasım’da haksız ve hukuksuz bir şekilde arkadaşlarımızın gözaltına alınıp, 10 yıldır devam eden haksız tutuklamalarını bütün Türkiye olarak kabul etmiyoruz. 

Rehin tutulan arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır 

Halk toplantılarında bize sorulan soru şu. Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş ne zaman serbest bırakılacak? Toplumun vicdanı nettir. Suçsuz yere yatırılmış olan arkadaşlarımız hapishanede rehin olarak tutulan arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır. Özellikle Sayın Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ için AİHM’in kararları var. Türkiye’nin itirazları AİHM tarafından reddedildi ve aynı karar yeniden çıktı. Bu karar, Selahattin ve Figen’i sevdiği için ya da Kobanî davasında tutuklu arkadaşlarımızı sevdiği için çıkmadı. Arkadaşlarımızın hukuki olarak yargılanmasının yanlış olduğunu gören bir karar. Türkiye AİHS’e taraf olan bir ülke olarak, AİHM’in kararlarını uygulamak gibi bir görev ve sorumluluğu vardır. Bu görev ve sorumluluk hukukidir. Şu anda adeta kendi yasalarını, kendi anayasasını çiğneyen, taraf olduğu sözleşmeyi yok sayan bir durum söz konusu ve arkadaşlarımız hala hapishanede. Biz bunu asla kabul etmiyoruz. Arkadaşlarımızın yattığı her gün iktidarın işlediği suç demektir. Yasa dışı bir şekilde arkadaşlarımız içeride. Derhal serbest bırakılmalıdır. 

HDP geleneği üzerinde başlatılan yöntem tüm muhalefet üzerinde uygulandı 

10 yıl önce siyasi darbe ile arkadaşlarımız gözaltına alınıp tutuklandıktan sonra kayyım rejimi adeta bu topraklarda iktidar tarafından yepyeni bir rejim şeklinde hayata geçirilmeye devam etti. Van’da ve birçok Kürt ilindeki kayyım atamaları daha sonra İstanbul’da, Esenyurt’ta zuhur buldu. Üniversitelerde, iş yerlerinde, şirketlerde artık kayyım rejimi varlık göstermeye devam etti. Yani sadece Kürt illeriyle sınırlı kalmadı, muhalif olan her kesimi susturmak için kayyım rejimi devreye girdi. Sadece kayyım rejimi değil. Siyasi darbelerin seçilmişlerin gözaltına alınıp tutuklanmasını da gördük. Sadece HDP geleneğinde değil, HDP geleneği üzerinden başlatılan bu yöntem bundan sonra tüm muhalefetin üzerinde uygulandı. Şu an İstanbul’un seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu ve onun gibi nice seçilmiş belediye başkanı hapishanede tutulmaktadır. Bu, 4 Kasım’da başlayan siyasi darbenin bütün Türkiye’ye nasıl yayıldığını bize bir kez daha gösterdi.

Yüksekdağ: Hayallerimizi öldüremediler, dimdik ayaktayız 

Buradan şu çağrımızı yineliyoruz. Kayyım rejimini kabul etmiyoruz. 4 Kasım siyasi darbesini kabul etmiyoruz. Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ derhal serbest bırakılmalıdır. Sincan'da ve diğer cezaevlerinde tutulan MYK üyelerimiz bütün Kobanî mahpusları derhal serbest bırakılmalıdır. Ve değerli arkadaşlar, evet bugün aynı zamanda diğer hapishanelerin önünde basına açıklamamız olacak. Figen Yüksekdağ, bu dönemi şöyle özetlemiş. Diyor ki: "Bize baş eğdireceklerini zannettiler. Hayallerimizi çalacaklarını zannettiler. Siyaset yapmamızın önüne geçeceklerini zannettiler. Ama bunu engelleyemediler. Hayallerimizi öldüremediler. Ve biz hala dimdik ayaktayız” diyor.  Buradan Kandıra'da ve Sincan'da yatan bütün mahpus arkadaşlarımıza Selahattin Başkan da selamlarını gönderdi. Bizler de buradan onlara selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz.

Demirtaş: Barış ve demokratikleşme çalışmalarımızı asla kesintiye uğratmayacağız

Sevgili Selahattin Demirtaş, zihniyle, duruşuyla capcanlı, dipdiri duruyor. Ve "dışarıda beni soran bütün insanlara selamlarımı, sevgilerimi iletin. Bütün Türkiye halklarına selamlarımı ve sevgilerimi iletin" dedi. "Barış ve Demokratik Toplum Süreci için burada bu tutsaklık koşullarında elimizden gelen her türlü çabanın içindeyiz, destek olmaya da devam edeceğiz." dedi. Bunu bütün Türkiye halklarımız bilsin ki biz bu topraklarda bedel ödedik. Ama ne olursa olsun barışı ve bu ülkenin demokratikleşmesini sağlamak için çalışmalarımızı asla ve asla kesintiye uğratmadık, uğratmayacağız. Selahattin Başkan her zamanki gibi oldukça canlı ve oldukça yaratıcı fikirlerini bugün heyetimizle birlikte kendisini ziyaret ettiğimizde bizimle paylaştı. Süreci de birlikte değerlendirdik. Görüş ve önerilerini bizlerle paylaştı ve son derece değerli bir görüşme oldu. Hakikaten son derece verimli idi. Sizlere de selam ve sevgileri var. Basın emekçisi arkadaşlarımıza ayrıca selam ve sevgilerini gönderdi. 

Tek bir siyasi mahpus kalmayana dek mücadelemiz devam edecek

Bizler de kucak dolusu selam ve sevgilerimizi bir kez daha iletiyoruz. Bütün siyasi mahpuslar özgür olana dek bu mücadele devam edecek. İki yıldır başlayan Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin başarıya ulaşması için hem mahpustaki, zindandaki arkadaşlarımız çalışmalarını olanca gücüyle, mücadelelerini olanca gücüyle sürdürüyorlar. Hem biz dışarıda olan insanlar olarak tarihte uzun bir zaman diliminde verilmiş olan bu mücadeleye layık bir barışı ve bütün Türkiye halklarının özlemini duyduğu bir demokratik Türkiye'yi inşa edene dek mücadele edeceğiz. Hapishanenin önünde bütün mahpuslara sözümüz olsun ki bir tek siyasi mahpus kalmayana dek mücadelemiz devam edecek. 

Dokunulmazlıkların kaldırılması sağlandı ve o dönem muhalefet de buna eşlik etti 

Kandıra Cezaevi’ndeki Figen Yüksekdağ’ı ziyaret eden Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan ve beraberindeki heyetimiz, daha sonra cezaevi önünde açıklama yaptı. 

Bakırhan, şunları söyledi:  

Bugün 4 Kasım önemli bir gün. 20 Mayıs 2016'da aslında Türkiye siyasi tarihinde büyük bir yara açıldı. Dokunulmazlıkların kaldırılması sağlandı. Maalesef o dönem muhalefet de buna eşlik etti. Ama işte o gün yapılan bu kötülük bugün Türkiye'nin dört bir yanında. Sadece DEM Partililere değil, muhalefetin bütün kurumlarına, muhalefet yapan bütün kişilere uzanmış bir durumdadır. 4 Kasım'da bir darbe yapıldı. Bir siyasi darbeydi. Eş genel başkanlarımızın da içinde olduğu 12 milletvekilimiz gözaltına alındı. Eş Genel Başkanlarımız Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş'ın içinde olduğu 10 milletvekilimiz tutuklandı. Bu, Türkiye siyasi tarihinde bir gedik açmaktır. O gün kara bir gündü ve aradan 10 yıl geçmesine rağmen de bu yara giderek büyüdü. Ve Türkiye'nin dört bir yanını sardı.

Geçmişin yaralarının tekrar edilmediği ve yaraların tedavi edildiği bir barış istiyoruz 

O gün belki gözaltına alınıp tutuklananlar HDP'li yöneticiler, eş başkanlar ve milletvekilleriydi. Biraz önce geldiğimiz Kandıra Cezaevi dahil olmak üzere şu anda cezaevlerinde sadece HDP'liler, DEM’liler yok. Söz söyleyen, muhalefet eden, seçilmiş, eleştiren, düşüncesini ifade eden neredeyse toplumun bütün kesimlerinden insanlar yatmaktadır.  4 Kasım, 10 yıldır büyüyerek devam etti. 10 yıldır hukuku askıya aldı. 10 yıldır hukuk ve adalet konusunda Türkiye'de çok ciddi bir çoraklaşma, çok ciddi bir yoksullaşma yaşandı. Siyaset gittikçe daha kötü bir hale geldi. Hukuk gittikçe Türkiye'de kuraklaşan bir iklim haline geldi. Şimdi bu geçmiş 10 yılı uzun uzadıya anlatmak istemiyorum. Her birimiz yaşadık, gördük. Şimdi aslında bu 10 yıldır ortaya çıkan siyasi ve hukuk tahribatını nasıl ortadan kaldırabilirizi konuşmak ve tartışmak gerekiyor.  Biraz önce Figen başkanla da konuştuğumuzda o da aynı duyguları dile getirdi. “Evet 10 yılımız gitti. Halkın temsilcilerinin 10 yılını bir yargı darbesiyle ellerinden aldılar. Ama bugün artık o 10 yıldaki geçmişi unutmadan önümüzdeki on yılları nasıl demokratik bir zemine, nasıl demokratik bir yaşama evirebiliriz onu konuşalım” dedi. Açık söylüyorum. Önümüzde iki yol var. Ya geçmişin korkularını hukuk diye sürdürmeye devam edeceğiz ya da geçmişin yaralarını demokratik bir hukukla saracağız ve kapatacağız. Biz geçmişin yaralarının tekrar edilmediği bir Türkiye istiyoruz. Biz geçmişin yaralarının tedavi edildiği bir barış istiyoruz. İşte bu barış süreci tam da geçmişte yaşanılan bu yaraların tedavi edilmesi ve bir daha bu yaraların yaşanmaması içindir.

Çatışmalı dönemi bitirmeye çalıştığımız bugün siyasetin aktörleri cezaevinde tutulamaz 

10 yıl geçti ama 10 yıl sonra çatışmalı dönemi bitirmeye çalışıyoruz. Bu konuda bir hayli de yol alındı. Çok önemli adımlar atıldı. PKK kendini feshetti. Yaptıkları açıklamalara göre Türkiye sınırları içerisinde tek bir militanları kalmadı. Türkiye’ye tehdit oluşturulabilecek tek bir kamp kalmadı. Yani aslında tek taraflı çok tarihi adımlar atıldı. Şimdi bu atılan adımların artık karşılığını bulması gerekiyor. Artık cezaevindeki Figen Yüksekdağların, Selahattin Demirtaşların, Can Atalayların, Selçuk Kozaağaçlıların, Kavalaların, içeride bulunan seçilmiş belediye başkanlarının, siyasetçilerin bırakılması gerekiyor. Artık çatışmalı dönemi bitirmeye çalıştığımız bugün, çatışmasız siyasetin aktörlerini cezaevinde tutmanın bir anlamı kalmadı. Onun için başta Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş olmak üzere cezaevindeki siyasi tutsaklar artık özgür kalmalı. Bu, sadece barışın bir bedeli değil. Birileri bunu barışın bir bedeli olarak görüyorlar ama bu hukuk devletinin Selahattin Demirtaş'a, Figen Yüksekdağ'a ve arkadaşlarına cezaevindeki siyasetçilere bir borcudur. Onun için devlet bu hukuk borcunu artık bir an önce ödemelidir. AİHM kararlarını uygulamalıdır. Figen Yüksekdağ başkanımız da söyledi. AYM kararı var. Onun için teyit tespit raporunu beklemeye gerek yok. Bir an önce AİHM ve AYM kararları uygulanmalı. Bir an önce insanların bu sürece güvenini ve desteğini arttırmak için kayyımlar ortadan kaldırılmalı. Kayyımların yerine seçilmiş irade kendi işini yapmalı. Seçme ve seçilme hakkına saygı gösterilmeli. İnsanlar düşüncelerini özgürce ifade etmeliler. 

11’inci yılında buralara gelmek istemiyoruz, arkadaşlarımız artık bizimle demokratik siyaset yapmalıdır 

Düşünün bu ülkede kimi siyasetçiler “kadınlar siyasete katılsın” diyor. Ama siyasetin en üst düzeyinde yer almış, halkın seçilmiş iradesi olan Figen Yüksekdağ hala Kandıra Cezaevinde 10 yıldır tutsaktır. Kim inanır kadınlara siyaset yapın diyenlere ve karşısında Figenleri cezaevinde tutan bu mantığa? 10 yıldır bu cezaevlerinin kapılarında dolaşıyoruz. 10 yıldır açıklamalar yapıyoruz. Yetmedi mi artık?11’inci yılında buralarda gelip açıklama yapmak istemiyoruz. 11’inci yılda artık arkadaşlarımız bizimle birlikte demokratik siyaset yapmalılar. Figen Yüksekdağ barış konusunda ortaya koymuş olduğu iradeyi artık dışarıda göstermeli. Selahattin Demirtaş artık kendi halkıyla, yoldaşlarıyla birlikte siyaset yapabilmelidir. 

Kutuplaşmanın bitmesi için yeni bir sayfanın açılması gerekir 

Bakın Sayın Cumhurbaşkanı birkaç gün önceki konuşmasında siyasi kutuplaşmanın bitmesi çağrısı yaptı. Evet biz bunu önemsiyoruz. Bizce de siyasi kutuplaşma artık bitmelidir. Ama kutuplaşmanın bitmesi için yeni bir sayfanın açılması gerekir. Yeni bir sayfa da eski adaletsizliklerin, eski hukuksuzlukların üzerine yeni adaletsizlikler ekleyerek açılamaz. Bu kutuplaşmayı bitirmenin yolu siyasetin hakkını korumaktan geçer. Kutuplaştırmayı bitirmenin yolu, siyaseti suç olmaktan çıkarmaktan geçer. Kutuplaştırmayı bitirmenin yolu seçilmişlerin, siyasetçilerin ve toplumun iradesine saygı göstermekten geçer. Bunun için de önce Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Can Atalay ve cezaevinde bulunan bütün siyasi tutsaklar serbest bırakılmalıdır.  AİHM ve AYM kararlarının gereği hiç tartışılmasız olarak yerine getirilmelidir. 

Kutuplaştırmayı önleyebiliriz, bunun için önce cezaevlerinden başlamalıyız 

Son dönemde seçilmiş belediye eş başkanlarına dönük ciddi operasyonlar yapılıyor. Buradan açık söylüyoruz. İçerisinde Sayın İmamoğulu’nun da bulunduğu belediye başkanlarının, belediye yöneticilerinin tutuksuz yargılanmalarının yolu açılmalıdır. Böyle olursa insanlar Türkiye’de artık siyasetin kutuplaştırılmasının olmayacağına inanabilir. Bir sayfa açmalıyız. Biz buna inanıyoruz. O sayfanın ilk cümlesi adalet olmalıdır, hukuk olmalıdır. Bir sayfa açılacaksa bu sayfanın yanında önce özgür siyaset olmalıdır. Önce demokrasi olmalıdır. Önce adalet ve hukuk olmalıdır. Türkiye toplumunun buna ihtiyacı var. Artık gerilimleri bitirebiliriz. Kutuplaştırmayı önleyebiliriz. Bunun için de önce cezaevlerinden başlamalıyız. Önce 10 yıllık bu siyasi darbenin sonuçlarını ortadan kaldırmakla başlayabiliriz. 

Arkadaşlarımızın yeri cezaevi değildir, halkının yanıdır

Bu kutuplaşmayı önce cezaevlerinde bulunan binlerce siyaset yapan yapan seçilmişleri serbest bırakarak, dışarıdan yargılamalarını sağlayarak başlayabiliriz. Türkiye'nin buna ihtiyacı var. Bizim hepimizin buna ihtiyacı var. Artık 11. yılda demokratik bir Türkiye, AİHM ve AYM kararlarının uygulandığı bir Türkiye, ekonomide adaletin olduğu bir Türkiye, siyasetçilerin sabahın 4'ünde kapılarının kırılarak gözaltına alınmadığı bir Türkiye, kayyımların olmadığı bir Türkiye, sandık iradesine saygının gösterildiği bir Türkiye'nin olması gerekiyor. Biz bunun için çabalıyoruz. Başlayan Barış ve Demokratik Toplum Süreci de bunun için vardır. Bu sadece bir barış süreci değil, bu aynı zamanda bir demokratikleşme sürecidir. Cezaevlerinin boşalması, Türkiye'nin demokratikleşmesi için dün olduğu gibi bugün de Kandıra Cezaevinin önünde söz veriyoruz. Daha demokratik bir Türkiye için hep birlikte mücadele ederek Türkiye'nin hukuka, adalete, demokrasiye kavuşması için elimizden gelen bütün çabayı ortaya koyacağımızı söylüyoruz. Figenlerin, Selahattinlerin, Canların, Selçukların, Kavalaların, Bekir Kayaların, Ayşe Gökkanların, Leyla Güvenlerin yeri artık cezaevleri değil. Halkının, toplumunun, yoldaşlarının yanıdır. Bugünlere ulaşacağımıza olan umutla hepinizi saygıyla selamlıyor, hepinize başarılar diliyorum.

Darbe zihniyeti sorunların çözümüne engel oluşturuyor 

Sincan Cezaevinde siyasi tutsak kadınları ziyaret eden Kadın Meclisi Sözcümüz Halide Türkoğlu ve beraberindeki heyetimiz, daha sonra cezaevi önünde açıklama yaptı. 

Türkoğlu, şunları söyledi:  

4 Kasım darbesi bu ülkede siyasetin nasıl hedef alındığını bize gösterdi. Hem Kürt sorununun demokratik çözümünün önünde engel oluşturmak ama aynı zamanda siyasetin, ifade özgürlüğünün önünde en büyük darbeyi 4 Kasım’da yaşadık. O dönem HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başta olmak üzere birçok siyasetçimiz, belediye eş başkanımız, parti üyelerimiz hedef haline getirildi. Bu darbe zihniyeti, bu ülkenin yüzyıllık cumhuriyetinde sorunun çözümüne karşı baskı politikalarının hayata geçmesinden kaynaklanmaktadır. Eğer ki siyasetin önündeki en büyük engel bugün cezaevleriyse bizler tam da Barış ve Demokratik Toplum Sürecini konuştuğumuz bugünlerde haksız ve hukuksuz tutuklamalara da son verilmesi çağrısı yapıyoruz. 10 yılı aşkın bir süredir siyaset rehin alınmış durumda. Türkiye’de demokratik siyasetin önünde çok büyük engeller oluşturulmakta.

Bugün yaşadığımız tüm anti demokratik uygulamaların her biri 4 Kasım darbesiyle aslında bu topraklarda kök salmıştır. O yüzden DEM Parti olarak bugün burada gerçekleştirmiş olduğumuz açıklamayla aslında bu sürecin ruhuna denk düşmeyen bu uygulamaya karşı kamuoyuna çağrıda bulunuyoruz. 4 Kasım darbesiyle başlayan bu sürecin kendisi bizlere Kürt sorununun demokratik çözümünün önündeki engelin tam da bu iktidarın darbeci zihniyetinden bağımsız gelişmediğini göstermektedir. Bu darbe zihniyeti sorunların çözümüne engel oluşturmaktadır. Bizler özellikle AİHM kararlarının hayata geçmesi gerektiğini her defasında vurguladık. Atılacak en önemli adımlardan biri aslında bu ülkenin anayasal güvenceleri olan AİHM kararlarının hayata geçirilmesidir. Başta eş genel başkanlarımız Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere AİHM kararları bugün hayata geçmiş olsaydı bugün binlerce siyasi tutsak özgürlüğüne kavuşmuş olacaktı. Ama gelin görün ki barışı konuştuğumuz bu günlerde, bu ülkenin en çok demokrasiye ihtiyacı olduğu bu günlerde hala AİHM kararları uygulanmamakta ve darbeci zihniyetin uygulamaları devam etmektedir. 

Barışa dair atılacak en önemli adım siyasi tutsakların özgürlüğüne kavuşmasıdır 

Bizler Kobanî Kumpas Davasının neden hayata geçirildiğini çok iyi biliyoruz. Bir yönüyle siyaseti lağvetmek isteyen anlayış ama aynı zamanda bu topraklarda barışı, özgürlüğü, halkların birlikte yaşamını savunan siyasete karşı bir hamle geliştirildi. Yani; Ortadoğu’da IŞİD çetelerine karşı mücadele eden Kobanî halkı, Kobanîli kadınlarla dayanışmak hiçbir zaman suç değildi. Ancak iktidarın zihniyeti ne yazık ki bunu suç kapsamına alarak halkların birlikte yaşam mücadelesine engel olmaya çalıştı. O yönüyle Kobanî Kumpas Davası elbette ki boşa çıkarıldı. Ve bugün aslında AİHM kararları başta olmak üzere her bir arkadaşımızın özgürlüğüne kavuşması gerekirken hala bu dava üzerinden siyasete baskı uygulanmaktadır. Çünkü biz çok iyi biliyoruz. Bugün cezaevlerinde her bir siyasetçi yoldaşımız muazzam bir direniş sergiliyor. 10 yıl boyunca tek bir geri adım atmadılar. Özgürlüğü, eşitliği, onurlu bir yaşamın mücadelesini içeride vermeye devam etmekteler. Bizler diyoruz ki bu ülkenin kalıcı barışı için, onur mücadelesi veren, eşitlik ve özgürlük mücadelesi veren, halkların barışının mücadelesini veren siyasetçilerimiz derhal serbest bırakılmalıdır. Başta HDP eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere Kobanî Kumpas Davasında yargılanan tüm arkadaşlarımız özgürlüğüne kavuşmalıdır. Tüm siyasi tutsaklar özgürlüğüne kavuşmalıdır. Barışa dair atılacak en önemli adım siyasi tutsakların özgürlüğünden geçmektedir. Bu zulüm politikasıyla rehin alınan her bir arkadaşımız çok büyük kayıpları bu 10 yıl içerisinde cezaevinde yaşadı. En yakınlarını, en sevdiklerini kaybettiler. Ancak bu iktidarın baskı politikası ne vicdan ne hukuk ne ahlak tanıdı. Bizler çok iyi biliyoruz. Tüm bu baskılara rağmen, tüm bu acılara rağmen bir tek adım geri atmayan her bir arkadaşımız bugün bu ülkenin barışı için, onurlu bir yaşamı için, halkların birlikte yaşamı için içeriden siyasetini yürütmeye devam ediyor. Artık yeter diyoruz. Artık içeriden değil halklarıyla birlikte, gençlerle birlikte bu ülkenin geleceğini yeniden hep birlikte inşa etmek için tüm siyasetçilerin serbest bırakılmasını tekrardan talep ediyoruz. 

Hasta tutsaklar neden özgürlüğüne kavuşamıyor? 

2 gün önce Ankara'ya ülkenin dört bir yanında Barış Anneleri geldi. 300'e yakın Barış Annesi Meclisin önünde barış için adım atılması gerektiği talebini en yüksek sesle, en inançlı ve kararlı bir duruşla sergilediler. Nöbet tuttular. Mecliste siyasi partileri ziyaret ettiler. "Siyaset ne zaman rol alacak, Meclis ne zaman adım atacak, Kürt sorununun demokratik çözümü için daha neyi bekliyorsunuz?" dediler. Ve yine şunu da ifade ettiler. "Siyasi tutsaklar neden hala özgürlüğüne kavuşamıyor?" Eğer ki Barış Anneleri bunu en ısrarlı bir şekilde Meclis’in önünde gelerek hayata geçirmek için mücadele ediyorsa işte tam da iktidar başta olmak üzere tüm siyasi partiler bu soruyu sormak zorunda. Barışın önündeki engel nedir? Siyasetçiler neden özgürlüğüne kavuşamıyor? Cezaevlerinde hasta tutsaklara uygulanan işkenceler neden son bulmuyor ve hasta tutsaklar neden özgürlüğüne kavuşamıyor? 

Bakınız arkamda Sincan Cezaevi var. Nedime Yaklav 7. kez infaz ertelemeden kaynaklı ne yazık ki 34 yıldır cezaevinde. Sincan Cezaevi modelini çok iyi biliyoruz. Ben defalarca burada bu konuya dair açıklamalar yaptım. Burada uygulanan şey hukuksuzluğun kendisidir. Burada uygulanan şey bir düşmanlık hukukudur. Yani siyasi tutsakların özgürlüğüne kavuşması gerekirken, keyfi bir şekilde idari ve gözlem kurulları tarafından uygulanan bu infaz yakmalar bu ülkenin barışını da aslında bir şekilde engellemektedir. Çünkü çok iyi biliyoruz. Burada uygulanan hapishane rejiminin kendisi bu ülkenin gelecek umuduna yönelik bir saldırıdır. O yüzden başta hasta tutsaklar olmak üzere infazı ertelenen tüm tutsakların artık özgürlüğüne kavuşması gerekiyor. Çünkü bu barış için sahici bir adım demektir. Cezaevlerinin boşaltılması bu yönüyle bizler için mücadele gerekçesidir. 

Yağlı ve Karaman: Bizler hak ettiğimiz yaşamlar için mücadele ediyoruz 

Basın açıklamamızdan önce Sincan Cezaevi'nde Kobanî Kumpas davasında yargılanan, 4 Kasım darbesi yüzünden hala tutuklu bulunan, Dilek Yağlı ve Zeynep Karaman'la görüşme gerçekleştirdim. Size Zeynep Karaman'ın mesajını paylaşmak istiyorum. 

“Kobanî Kumpas Davasının 10. yılındayız. Davanın kendisi Kürt sorununda yaşanan yüzyıllık çözümsüzlüğün ifadesiydi. Kürt sorununu demokrasi ve özgürlükler temelinde değil inkar ve kırım mantığı ile güvenlik mahkemelerine havale etmenin örneklerinden biridir. Devletin Kürt sorununda yürüteceği demokratik dönüşüm ancak bu tür siyasi kırım operasyonlarını anlamsızlaştıracaktır. Tabii ki esas olan bizlerin özgür kadın, özgür ve demokratik toplum mücadelemizdir. Sayın Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat 2025'teki Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı sadece yüzyıllık sorunun çözümünü ifade etmedi. Gerçek anlamda Ortadoğu toplumunun eşit ve demokratik yaşamının kapısını aralamıştır. İnsanım diyen, onur ve vicdan sahibi herkes elini taşın altına koyarak açılan bu kapıdan onurlu ve insanca yaşamın inşası için geçmelidir. Bizler hak ettiğimiz yaşamlar için mücadele ediyoruz. Kobanî Davası bu mücadeleye engel olanların açtığı bir davadır. Ama davamız özgürlük, demokrasi ve Kürt sorununun kalıcı barışla sonuçlanması davasıdır da. Bu temelde tüm kadınları ve halklarımızı Kürt sorununun demokratik ulus çözümünde aktif çalışmaya, çözüm iradesi olarak çalışmaya çağırıyorum. Gelecek anda yaratılıyorsa bu anı özgürlük ve demokrasimizi yaratmak için değerlendirelim. Bundan daha değerli ve kıymetli bir yaşam bizim için yoktur. Onurluyuz, mücadelemizdeyiz, özgürlük ve demokrasi kazanacak diyoruz.”

Vakit artık geleceği birlikte inşa etmenin vaktidir

Buradan tekrardan başta Zeynep Karaman, Dilek Yağlı, Nazmi Gür, Alt Altınörs, Bülent Parmaksız arkadaşımız da dahil olmak üzere tüm siyasi tutsakların özgürlüğü için mücadelemizi büyütme sözünü yeniliyoruz. Artık gün özgürlüğün, barışın, demokrasinin inşasının günüdür. Artık bizler geçmişle hesaplaşmayı yaparken geleceğimizi nasıl inşa edeceğimizi konuştuğumuz günlerden geçiyoruz. O yüzden hem içeride hem dışarıda tüm yoldaşlarımızla birlikte bunun mücadelesini vermeye devam edeceğiz. Ben buradan başta kadınlar olmak üzere Türkiye halklarına sesleniyorum. Gelin hep birlikte bunun mücadelesini yükseltelim. Gelin bu topraklarda artık barışın kalıcı bir hale gelmesi için siyasete görevin nasıl düştüğünü tekrar tekrar gösterelim. Barış Annelerin cesareti ile bu mücadeleyi büyütelim. Barış Annelerinin mücadelesiyle kurucu bir siyaseti hep birlikte yapalım. Evet cezaevlerinde rehin alınan siyasetçilerin özgür olma gününü artık konuşalım. Ve bunun adımlarının atılması için de her türlü mücadeleyi bulunduğumuz her alanda yükseltelim. Siyasete çağrımızdır. Artık elinizi taşın altına koyun. Vakit barış vaktidir. Vakit artık geleceği birlikte inşa etmenin vaktidir. Ve burada demokratik siyasetin önündeki engellerin kalkması için bizler kurucu siyasetimizle, meclisle beraber artık bu sorunu çözelim diyoruz. 

4 Kasım 2026