Eş Genel Başkanlarımız Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla Diyarbakır ve İstanbul’daydı.
Diyarbakır’daki yürüyüşe katılan Hatimoğulları, şunları söyledi:
Hatimoğulları: Selam olsun Amed’den İmralı’ya
Türkiye’de barışı konuştuğumuz bu süreçte, 1 Eylül Dünya Barış Gününde mücadelenin ve barışın kenti Amed’den bütün Türkiye’ye ve dünyaya sesleniyoruz. Sayın Abdullah Öcalan’ın İmralı’dan başlatmış olduğu Barış ve Demokratik Toplum Çağrısına en güçlü yanıtın yükseldiği kentten, Amed’den İmralı’ya binlerce selam olsun! Selam olsun barışı inşa edenlere! Selam olsun barış için bedel ödeyenlere! Selam olsun özgürlük, demokrasi, adalet, barış ve kardeşlik için toprağa düşenlere! Binlerce kez selam olsun.
Tarihi unutmayalım ki başka acılar tekrarlanmasın
1 Eylül Dünya Barış Günü tarihi, 1939'da II. Dünya Savaşı'nın başladığı zamanda yazıldı. 1 Eylül'ün Dünya Barış Günü olarak ilan edilmesinin en temel sebebi savaşın yarattığı yıkımı, ölümleri, milyonlarca insanın yaşamını yitirmesini, o acıları bir hafıza oluşturarak unutmamaktı. Unutmayalım ki o acılar bir daha tekrarlanmasın, bir daha savaş olmasın diye. 1 Eylül işte bu tarihe dayanır. Türkiye'de geçmiş dönemde yaşanan acıları unutmadan, ödenen bedelleri yüreğimizde taşıyarak onurlu bir barışı inşa etmek üzere Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ile başladı bu süreç. Bugün Türkiyeli birçok insanın şehadeti açıklandı, birçok yerde taziyeler kurulmuş durumda. 1 Eylül'de, barışı inşa etmek için mücadeleyi büyüttüğümüz bugünde toprağa düşen bütün canları saygı ve minnetle anıyorum.
Barış adalet demektir
Değerli halklarımız, barışın önemli sembollerinden biri olan Nelson Mandela'ya atfedilmiş bir söz vardır. “Barış sadece silahların susması değildir, barış adalettir” der Nelson Mandela. Bizler de bu görüşe tamamen katılıyoruz. Barış adalet demektir. Barış demokrasi demektir. Barış eşit kardeşlik demektir. Barış bir Kürt’ün kendi anadiliyle eğitim görebilmesi demektir. Özgürce bütün halkların anadillerini konuşması demektir. Barış demek hiçbir gazetecinin, hiçbir aydının, hiçbir yazarın, hiçbir siyasetçinin hapiste olmaması demektir. Barış demek Sayın Abdullah Öcalan'ın özgür olması demektir. Barış demek siyasi tutsakların özgür olması demektir. Barış demek maden işçisinin maaşını alabilmesi, evine sıcak bir ekmek götürebilmesi demektir. Barış demek gençlerin bu ülkede geleceğinin olması, özgür olması demektir. Barış demek gençliğin geleceği demektir. Barış demek kadınların özgürlüğü ve eşitliği demektir. Kadın cinayetlerinin olmaması, kadına yönelik şiddetin bitmesi demektir. Buradan bütün kadınlar olarak barışa selamımızı sunarken kendi şiarımız ve felsefemizle “Jin Jiyan Azadi” demektir.
Kalıcı barışın yolu demokrasiden geçer
Kalıcı barışın yolu demokrasiden, demokrasinin inşasının yolu da kalıcı barıştan geçer. Barış asla pasiflik değildir. Barış yenmek ya da yenilmek değildir. Barış bu coğrafyada demokrasiyi gerçek anlamda kurmak demektir. Barış aktif bir iradedir. Barış kararlılıkla ve cesaretle inşa edilecek bir şeydir. Barış onurlu cesurların işidir. Şimdi ne mutlu bize ki barışa cesurlar, mücadele edenler, mücadeleye baş koyanlar öncülük ediyor. Selam olsun bu sürece öncülük edenlere!
Barışın dilini bu ülkede kurmaya ihtiyacımız var
Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin başarıyla ilerlemesi için sadece DEM Parti olarak değil, barışa gönül veren her kesimle beraber daha güçlü bir örgütlenmeye, daha güçlü bir kenetlenmeye ihtiyacımız var. Barışın dilini bu ülkede kurmaya ihtiyacımız var. Sözde barışın yanında durup esasen zehirli dil kullananlara 1 Eylül'de bir kez daha sesleniyoruz: Barışın dilini kurmak herkesin görevidir. Barışın dilini kurmak sadece bir kesimin değil, burada özne olan herkesin görevidir. Bizler hiçbir zaman acıları yarıştırmadık. Taziyelere gittiğimizde Barış Annelerinin, evladını yitirmiş annelerin bütün Türkiye'ye bir mesajı vardı. “Bizler ne gerilla annesi olarak ne de asker annesi olarak artık bu topraklarda gözyaşı dökmek istemiyoruz. Anaların gözyaşının rengi aynı” dediler.
Birilerinin acı yarıştırmasına müsaade etmeyeceğiz
Beyaz tülbentli Barış Anneleri bütün acılarına rağmen ellerini barış için herkese uzatıyor. Buradan Türkiyeli bütün halklara, başta Türk halkı olmak üzere bütün halklarımıza seslenmek istiyorum. Amed'in göbeğinden annelerimiz, bedel ödemiş ve acı çekmiş bütün insanlarımız, halkımız ellerini bütün Türkiye halklarına uzatıyor ve Diyarbakır'dan İstanbul'a, Diyarbakır'dan Edirne'ye kadar barış köprüsünü kurmak için mücadeleyle kenetlenmiş durumda. Bu çok değerli ve kıymetli. Bir kez daha tekrar etmek isterim: Birileri acı yarıştırmaya kalkıyor. Biz buna asla müsaade etmeyeceğiz. Acılar yarıştırılmaz. O kadar. Bunun arkasına artık yeni bir cümle kurmaya gerek dahi yoktur.
Bir enternasyonalist barış hareketini inşa etmek dışında bir seçeneğimiz yoktur
Değerli halklarımız, dünyanın her yerinde savaş ve çatışmalar devam ediyor. Özel olarak bölgemizde, yani Ortadoğu'da yanı başımızda savaşlar almış başını gidiyor. Kimyasal silahların, nükleer silahların yarıştığı bir çağdayız. Bu nedenle, Türkiye bir yandan kendi iç barışını tahkim ederken, bizler aynı zamanda bölge barışına da hep beraber öncülük etmek durumundayız. Bizler Türkiye'de iç barışı, bölgede barışı savunuyoruz. Tüm dünyada barışı savunuyoruz. Bunun için en güçlü şekilde bir enternasyonalist barış hareketini inşa etmek dışında bir seçeneğimiz yoktur. Çünkü şunu biliyoruz ki biz barışı savunanlar savaşları çıkaranlardan çok daha güçlüyüz. Yeter ki bir arada olalım, yeter ki kenetlenelim. 1 Eylül Dünya Barış Gününün hepimize, Türkiye'ye, Ortadoğu'ya ve dünyaya barış getirmesini diliyorum. Bu süreci her kim ki enfekte etmeye çalışıyor olursa olsun şunu bilsin ki biz barış konusunda kararlı olmaya, Bijî Aşîtî demeye devam edeceğiz.
Bakırhan: Barış, emekçilerin ve ezilenlerin lehinedir
İstanbul’daki yürüyüşe katılan Bakırhan da yaptığı konuşmada şunları söyledi:
Değerli halkımız; savaşlar emekçilerin, yoksulların, halkların ve ezilenlerin aleyhine olan bir eylemdir. Emekçiler ve ezilenler her daim barıştan yana olur. Emperyalist ve hegemonik güçler ise çıkarları ve menfaatleri için savaşı örgütler. Onlar savaşın sonuçlarından yararlanır; biz emekçiler, ezilenler, halklar ve inançlar da savaşın sonuçlarından zarar görürüz. Yaşamlarını yitirenler emekçilerdir, yoksullardır. Savaşın rantını yiyenler ise silah tüccarları, hegemonik ve emperyalist güçlerdir. Onun için barış her zaman emekçilerin ve ezilenlerin lehine olan bir eylemdir. Onun için barışın iyisi ve kötüsü yoktur. En kötü barış en iyi savaştan daha iyidir.
Türkiye’deki süreç iyi değerlendirilirse savaşın yaratmış olduğu olumsuzluklardan kurtulabiliriz
Bugün Türkiye’de de barış için bir fırsat zemini doğmuştur. 40 yıllık savaşın, şiddet ve çatışma zemininden siyasi ve hukuki zemine taşınmasının imkanı ortaya çıkmıştır. Evet, bir imkan var ama o imkan eşittir Kürt meselesinin çözümü değildir. O imkan şimdilik eşittir demokratik hak ve özgürlüklerimiz değildir. O imkanı demokrasiye evriltmek, Kürtlerin 40 yıldır uğruna mücadele edip bedel ödediği taleplerin karşılanmasının sonucuna çevirmek de burada olan biz devrimcilerin, Kürtlerin ve ezilenlerin mücadelesine bağlıdır. Bu imkan iyi değerlendirilirse Türkiye’de 40 yıldır süren bu savaşın sonuçlarının yaratmış olduğu olumsuzluklardan kurtulabiliriz.
Türkiye halklarına düşen barış sürecini desteklemektir
Daha dün Amed'deydim. Türkiye'nin dört bir yanında bu savaş ve çatışmadan dolayı yaşamını yitiren binlerce gencimizin taziyesi kuruldu. O taziyelerin birinde bir Barış Annesi aynen şunu söyledi: “Biz Kürtler bu çatışma ve savaşın acılarını çok yaşadık. Bugün gönlüm diyor ki biz yaşadık ama Türkiye'de hiçbir anne bu acıyı yaşamasın”. İşte barış isteyenler, yaşamını yitiren çocuklarının hatırına diyor ki başka anneler çocuklarını yitirmesin. Ama bugün burada biraz önce hepinizin gördüğü gibi savaşın en uzağında duranlar, savaşın olumsuzluklarını yaşayamayanlar, savaşın derdini ve belasını çekmeyenler savaşı kutsuyor. İstiyorlar ki Türk ve Kürt halkının gençleri savaşsın. Kan üzerinden kendilerine bir saltanat, bir rant yaratsınlar istiyorlar. Biz de diyoruz ki savaşın derdini, belasını, cefasını çekenler barış diyorsa Türkiye halklarına, emekçilerine düşen o barış sürecini desteklemektir. Emin olun ki bu ülkede eğer onurlu bir barışı beraber örebilirsek, sadece evlatlarımızın geleceğini ve yaşamını kurtarmayacağız; emekçilerin yaşamış olduğu bu ekonomik darboğazı da ortadan kaldıracağız.
Artık bu ülke barışı büyütmek ve sonuçlarından yararlanmak istiyor
Bu çatışma ve savaş ortamına 40 yılda 3 trilyon dolara yakın Türkiye'nin bütçesinden para harcandı. Bu 3 trilyon onurlu bir barış sürecinde emekçiye, emekliye, kadına, kepengini kapatan esnafa, yaşamını idame ettiremeyen Türkiye halklarına gidecektir. Bu süreci eğer olumlu bir şekle evriltebilirsek ne Şırnaklının ne Samsunlunun evladı yaşamını kaybetmeyecektir. Bu süreci doğru bir şekilde sahiplenir ve Kürtleri bu süreçte yalnız bırakmazsak emin olun ki demokrasiyi de getiririz, insan haklarını da getiririz. AİHM ve AYM kararlarının uygulamasını da sağlayabiliriz. Selahattin Demirtaşları, Figen Yüksekdağları, Leyla Güvenleri, Can Atalayları, Osman Kavalaları ve onlar gibi yüzlerce, binlerce cezaevindeki tutsağı özgürleştirebiliriz. Bu süreçte eğer birlikte bugün İstanbul'daki bu barış alanındaki gibi barışı savunabilirsek emin olun ki ne düşüncelerimizden dolayı zindanlara gireriz ne eziliriz ne sömürülürüz ne de evlatlarımızı yitiririz. Onun için bu barış imkânını çok iyi değerlendirmek ve sonuca ulaştırmak sadece Kürtlerin, sadece Siirtlilerin görevi değildir; Edirnelilerin, Trabzonluların, Türkiye'deki bütün kentlerin ve 86 milyonun sorumluluğundadır. Bu ülkede çok kan aktı. Bu ülkede neredeyse her sokağa, her karışa acı düştü. Bu ülke yıllarca acı biriktirdi. Artık bu ülke barışı büyütmek ve barışın sonuçlarından yararlanmak istiyor.
Çağrı yapıyoruz: Ülkenin demokratik bir zemine kavuşması için barışı destekleyin
İşte Sayın Öcalan da bir daha bu ülkede kan akmasın diye, bir daha Türk ve Kürt gençleri yaşamlarını yitirmesin diye, bir daha Türk ve Kürt anneleri gözyaşı dökmesin diye büyük bir sorumluluk aldı, büyük bir risk aldı. Bugün Türkiye'deki bütün demokratik örgütlere, siyasi partilere çağrı yapıyoruz: Lütfen, bu ülkenin demokratik bir zemine kavuşması için barışı destekleyin, barışın yanında olun. Emin olun ki barış hepimizin hayatını kolaylaştıracaktır. Emin olun ki barış zemininde daha güçlü mücadele edeceğiz, daha güçlü örgütleneceğiz; emekçilerin, ezilenlerin taleplerini daha güçlü bir şekilde savunup başarıya ulaştıracağız.
Barış; dilimizi, kimliğimizi, onurumuzu, haklarımızı daha güçlü yaşamamızın zeminini oluşturuyor
DEM Parti, bu toprakların bir daha acı, kan ve gözyaşı görmemesi için biraz önce buradaki meydanda Barış, Demokrasi ve Emek Platformunun dile getirmiş olduğu bütün düşüncelere katılıyor. Teşekkür ediyorum sayın başkan, açıkladığınız şeyler çok değerli, çok kıymetli. Hepimizin dikkate alması, uyması ve hayata geçirmesi gereken taleplerdir. İşte Türkiye'de emekçilerin perspektifini biraz önce Barış, Demokrasi ve Emek Platformundan sözcü arkadaşımız dile getirdi. Kendilerine teşekkür ediyor ve şunu söylüyorum. Barış haklarımızdan vazgeçmek değildir. Barış kimliğimizden vazgeçmek değildir. Barış, taleplerimizi artık savunmayacağımız anlamına gelmemelidir. Aksine barış; taleplerimizi, dilimizi, kimliğimizi, onurumuzu, haklarımızı daha güçlü yaşamamızın zeminini oluşturuyor. Bu zemini büyüteceğimize olan inançla bugün burada bulunan kadınları, emekçileri, işçileri, gençleri, Türkiye'nin bütün halklarını ve inançlarını saygıyla selamlıyorum. Bu barış sürecini başarıya ulaştırarak demokratik bir Türkiye yaratacağımıza olan inançla hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bijî Roja Aşîtî ye, Bijî Aşîtî.
1 Eylül 2026
