Eş Genel Başkanlarımız Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Mustafa Aslan, Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, Türkiye Alevi Federasyonu Başkanı Zeynel Abidin Koç, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Mercan Gül, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez’in yer aldığı Alevi kurumlarının temsilcileri ile bir araya geldi.
Burada konuşan Bakırhan, şunları söyledi:
Alevi canların eleştiri ve önerilerini almak bizim temel görevlerimizden biridir
Bugün sadece bir program için burada değiliz. Alevi canların özellikle son süreçte yürüyen tartışmalarla ilgili eleştirilerini, önerilerini, kaygılarını almak için bir araya geldik. Siz değerli basın mensupları da çok iyi bilir. Dönem dönem Alevi kurum temsilcileriyle bir araya geliyoruz. Dönem dönem kimi etkinliklerde buluşuyoruz. Aslında birbirimize çok uzak, sürece çok uzak bir yerde durmuyoruz. Ama bu tür toplantılar da çok önemlidir. Birlikte tartışmak, birlikte anlamak, görmek, Alevi canların desteğini almak, eleştiri ve önerilerini almak da bizim temel görevlerimizden biridir.
Bu buluşmalar geleceğe dönük önümüze bir yol haritası koyacaktır
Bugün burada oturan bütün canlar ve onların temsil ettiği tüm Alevi canlarla birlikte aynı köylerde yaşadık, aynı dağın eteklerine çadırlar kurduk. Aynı acıları, aynı zulüm ve baskıları yaşadık. Dönem dönem aynı göç yollarına düştük. Dönem dönem de birlikte çok önemli mücadeleler yürüttük. Birlikte Türkiye’nin demokratikleşmesi için çok büyük bedeller ve emekler verdik. Yani bugün bizi buraya getiren şey, sadece bu toplantı değil, sahada her dönem ve her daim birlikte olduk. Sadece güncel siyaset için bir arada değiliz. Aslında biraz önce bahsettiğim gibi; geçmişi, hayatı, geleceği birlikte tartışıyor ve birlikte yaşıyoruz. Dolayısıyla Alevi canlar bizim için çok önemlidir. Onların, insan insana köprü olmalıdır öğretisi tam da bu süreç için söylenmiş. Bu süreç için dikkate alınması gereken önemli bir belirlemedir. Özellikle bu süreçte birbirimize köprü olmalıyız. Birbirimizin yaralarını sarmalıyız. Birlikte olmalıyız, bir arada olmalıyız. Yürüyen bu süreci layıkıyla başarıya ulaştırmak için hep birlikte çabalamamız gerektiğini belirtmek istiyorum. Bu görüşmeler geleceğe dair umutlarımızı arttırıyor. Bu buluşmalar aynı zamanda geleceğe dönük önümüze bir yol haritası da koyacaktır. Geleceğin demokratik inşasını Alevi canlarla birlikte, kadınlarla, gençlerle, Türkiye'de yaşayan bütün halklarla, inançlarla, ezilenlerle birlikte bulacağız. Birlikte yürüyeceğimize olan inançla tekrar bütün arkadaşlara hoş geldiniz diyorum.
Süreçteki nihai hedef eşit ve adil bir düzen kurmaktır
Şimdi Türkiye çok önemli bir kritikten geçiyor değerli canlar. Çok uzun uzadıya buna girmeyeceğim. Hep birlikte izliyoruz bu süreci. Yalnız şunu belirtmek istiyorum. Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin hedefine ulaşması sadece Kürtler için değil, Aleviler, Türkiye'de yaşayan 86 milyon için çok önemli bir kazanım sağlayacaktır. Hepimize kazandıraktır. Nedir bu nihai hedef? Nihai hedef sadece barış değil, demokrasidir. Nihai hedef eşit yurttaşlıktır. Nihai hedef haktır, hukuktur, adalettir. Nihai hedef eşit ve adil bir düzen kurmaktır. Bu konuda Alevi canların herhangi bir kaygısı olmasın. Yine bu süreçten en büyük beklentiniz nedir diye sorarsanız çok net söyleyebilirim. Kimsenin kimliği inkar edilmeden başta Alevi canların, herkesin eşit koşullarda ve rızalık temelinde ortak bir gelecek kurmasıdır. Çünkü Alevi eşit olursa Kürt eşit olur. Alevi eşit olursa Kürt de özgür olur. Alevi eşit olursa o zaman memlekete demokrasi geldiğini hep birlikte belirtebiliriz.
Kürtleri, Alevileri, bütün kimlik ve inançları hukukun öznesi haline getirmeye çalışıyoruz
Değerli canlar, barış süreci yalnızca Kürtlerin süreci değil. Bunu söylemeyi de bir zul olarak görüyorum. Bu süreç hepimizin sürecidir. Masada sadece Kürtler yok. Masanın etrafında biraz önce bahsettiğim gibi başta Alevi canlar olmak üzere hepimiz varız. Bu süreç Kürtlerin olduğu kadar Alevilerindir, ezilenlerindir. Süreç 86 milyonundur, Türkiye'nindir. Bunu bütün açık yürekliliğimle, bütün samimiyetimle, inancımla belirtmek istiyorum. Sürecin temel amacı barış ve demokrasidir. Bu konuda soruyorlar, "demokrasi bu işin neresinde?" diyorlar. Evet, ilk aşamasındayız. Barışı konuşuyoruz. Şiddet ve çatışma zeminini ortadan kaldırıp meselelerimizin hukuki ve siyasal zeminde tartışılmasını konuşuyoruz. Tabii ki bu aşamadan sonraki aşama hukuktur, adalettir, demokrasidir. Eşit yurttaşlık taleplerimizdir. İnsanca yaşayabileceğimiz demokratik bir Türkiye mücadelesidir. Kürtleri, Alevileri, bütün kimlikleri, inançları hukukun öznesi haline getirmeye çalışıyoruz. Bu çok önemlidir. Tekrar etmek istiyorum. Kürtleri, Alevileri, bütün kimlikleri ve inançları hukukun öznesi haline getirmeye çalışmaktır bu sürecin adı.
Alevi’nin olmadığı bu sürece DEM Parti rızalık vermeyecektir
Herkes iyi bilsin başta Alevi canlarımız çok iyi bilsin ki, rızalığı ancak hukuki bir tanınmaya veririz biz. Rızalığı demokratik bir toplum için veririz. Rızalığı Alevilerin kendisini eşit yurttaşlar hissettiği bir sürece veririz. Bu konuda hiçbir kaygınız olmasın. Rızalık sizin çok önemli bir öğretinizdir. Çok önemlidir. Dolayısıyla Alevinin olmadığı bir sürece DEM Parti’nin rızalık vermeyeceğini bir kez daha basın huzurunda tekrar etmek istiyorum. Değerli canlar, yine sıkça tartışılan bir mesele var. Bizim karşıdakinden etkilenip karşımızda oturana göre konumlanacağımızı ve ona benzeyeceğimizi söyleyen kimi tartışmalar da var. Emin olun biz farklılıklarımızı kimliğimizi koruyarak o masanın etrafında oturuyoruz. Bu masanın amacı da kimsenin kimseye benzemesi değil. Farklılıklarını, özgürlüklerini koruyarak o masada oturmasıdır. Biz de öyle oturuyoruz. Öyle oturacağımıza bir kez daha Alevi canların huzurunda söz vermek istiyorum. Bu süreci bütün renklerin anayasal güvencelere ve temel haklarına kavuşması ilkeleri etrafında kararlı bir şekilde yürütmeye çalışıyoruz.
Çerçeve yasanın uygulanmasıyla birlikte sürecin ikinci aşamasına geçeceğiz
Evet, gerçek anlamda barış ne zaman olacak diye sorulan sorulara da şunu söylemek istiyorum. Bu konuda cevabımız çok açıktır. Defalarca dile getirdik. Tekrar etmekte, altını çizmekte yarar görüyorum. Cevabımız açıktır. Aleviler eşit yurttaş olduğunda, Cemevleri yasal statü kazandığında, ayrımcılığa son verildiğinde, bütün kimlik ve inançlar özgür olduğunda gerçek anlamda bir barış zemininde olduğumuzu söyleyebileceğiz. Yine biraz önce söyledim. Çerçeve yasanın uygulanmasıyla birlikte sürecin ikinci aşamasına geçeceğiz. Henüz birinci aşamanın son demlerini yaşıyoruz. Asıl o ikinci aşamada birbirimize, ortak mücadelemize çok büyük bir ihtiyaç olduğunu belirtmek istiyorum. Niye? Çünkü ikinci aşamada cumhuriyeti demokratikleştirmek istiyoruz, demokrasiyle buluşturmak istiyoruz. Kürtler gibi Alevilerin eşit yurttaşlık hakkını yok sayan bu anlayışı demokratik bir zemine çekerek herkesin kendi kimliği ve inancıyla var olmasının mücadelesini yürüteceğiz. Böyle bir mücadelenin bir ayağı Kürtler ise en önemli ve diğer ayağı da Alevilerdir, emekçilerdir, ezilenlerdir, hakkı ve hukuku tanınmayanlardır. Hepimizi kapsayan bir yurttaşlık kimliğini oluşturmaya çalışıyoruz. Sadece Kürtleri kapsayan değil, hepimizi kapsayan bir yurttaşlık kimliği oluşturmanın mücadelesini vereceğiz. Bütün kimliklerin kendini ait hissedeceği bir ülkenin kapılarını aralamaya çalışıyoruz. Yani dolayısıyla hepimizin kimliklerinin, kendimize ait hissedeceğimiz bir kimliğin kapıları aralanırken birlikte mücadele etmemiz gerekiyor. Bu süreci ıskalamamamız gerekiyor.
Türkiye'nin ihtiyacı Alevileri eşit yurttaş olarak görecek bir zemin oluşturmaktır
Yine demokratik entegrasyonla ilgili çeşitli tartışmalar yürüyor. Demokratik entegrasyon Kürtlerin Türk, Alevilerin Sünni olması değil. Aksine eşit özneler arasında kurulan özgür bir ilişki demektir. Yani biz böyle anlıyoruz ve böyle anlatıyoruz. Böyle olmasının mücadelesini yürütüyoruz. Yani Alevi'nin Alevi, Kürt'ün Kürt olduğu bir zeminden bahsetmek istiyoruz. Evet, biraz önce söyledim. Birbirimize köprü oldukça o köprüleri yıkmak isteyenler de yok değil. Bizi ayırmaya çalışıyorlar. Kürt'ü Alevi'den, hatta daha ileri giderek özellikle son dönemlerde Alevileri birbirinden ayrıştırmaya dönük kimi algılar oluşturmaya çalışıyorlar. Bunu görüyoruz. Bunu Alevi canların da gördüğüne inanıyoruz. Niye bunu oluşturuyorlar? Çünkü Türk ile Kürt, Kürt ile Alevi ayrıştıkça bazılarının düzeni dönmeye devam edecek. Konforlu ve üstenci konumlarında yaşamlarını sürdürmeye devam edecekler. Sizlere söz veriyoruz. Bugüne kadar Alevilerin onurlu mücadelesinden feyz aldık. Bütün bu algı oluşturmalara rağmen yine yolumuzdan dönmeyeceğiz. Sizin onurlu demokratik mücadelenizden feyz alarak yolumuza devam edeceğiz ve böyle mücadele edeceğimizi de bir kez daha belirtmek istiyorum. Yine Alevileri makbul ve gayri makbul diye sınıflandıran dil yeniden üretilmektedir. Bu dil çok tehlikelidir. Türkiye'nin böyle bir dile ihtiyacı yok. Bu dilin ne bu sürece, ne demokrasiye, ne de mücadelesini yürüttüğümüz eşit yurttaşlığa bir katkısı yok. Bu yol değil. Bu yoldan bu dili oluşturmaya çalışanları vazgeçmeye çağırıyorum. Türkiye'nin ihtiyacı Alevilere yeni bir kimlik tarifi dayatmak değildir. Alevleri eşit yurttaş olarak görecek bir zemini oluşturmaktır ve bunun mücadelesini birlikte yürüteceğiz.
Tarihsel travmalardan dersler çıkarıp barış içerisinde yaşamak görevimiz olmalıdır
Değerli canlar, yine geçmişe dönük çok yoğun tartışmalar yürüyor. Sizin de bu konuda düşüncelerinizi çok iyi biliyoruz. Aslında başta partimiz olmak üzere Kürt hareketi bu konuda var olan yanlış anlaşılmaları giderecek kimi düşünceler ortaya koydu. Bunları tekrar etmeyeceğim. Ama geçmişin acıları hepimizin hafızalarındadır. Öyle bir anda silinip bir kenara bırakılacak bir hafıza değil. Ama geleceğimizin kaderi bu geçmişteki acıların hafızasıyla belirlenmemeli. Tarih kavga alanımız olmamalı. Tarih ortaklık zeminimizi kuracağımız, mücadele edeceğimiz, bir daha bu ve benzer acıların, bu hafızaların oluşmaması için demokratik bir zemin oluşturacağımız bir zemin olarak görülmelidir. Evet, geçmişimizi unutmayacağız. Nasıl unutabiliriz? Binlerce Kürtün, Alevi'nin katledildiği, sürgün edildiği, yok edildiği, asimile edildiği, bir geçmişi unutmak kolay değil. Bunu çok iyi biliyoruz. Ama bu geçmişimizle birlikte sevincimizi de, bize olumlu yarayacak bir süreç varsa o süreci değerlendirmeyi de, acımızı da birlikte yaşayacağız. Hepsine birlikte sahip çıkacağız. Ama yüzümüz geleceğe dönük olacak. Yüzümüz demokrasiye dönük olacak. Yüzümüz çocuklarımızın bir daha geçmişte atalarımızın ve bizlerimizin yaşamış olduğu acıların, katliamların, inkarların yaşanmaması için olumlu bir zemin yaratmaya dönük olacak ve onun mücadelesinde olacak. Tarihsel travmalar inkar edilemez. Bu konuda kimsenin de böyle bir iddiası olduğunu düşünmüyorum. Onları yeniden üretmek değil amaç. Onlardan dersler çıkarıp barış içerisinde bir arada ortak bir gelecek kurmak gibi, başta Alevi kurumlarımızın olmak üzere hepimizin büyük bir görev ve sorumluluğu var.
Cem öğretisine sahip olanlar ülkeye demokrasi ve özgürlüğü getirebilir
Bu ülkeyi en güzel rızalığı bilenler anlar ve yönetebilirler. Biz biraz önce saydığımız bilinçle demokratik bir yönetime yürüyelim çağrısı yapıyoruz Alevi canlarımıza. Evet, rızalığı bilenler hem doğru yürür, hem doğru mücadele eder hem de emin olun çok iyi yönetirler bu ülkeyi. Daha önce söylemiştik kongremizde. Bu ülkeyi yönetmeye adayız. Bu ülkeyi yönetmeye talibiz. Ülkenin yönetiminde de Alevi canların büyük bir görev ve sorumluluk alabileceğini belirtmek istiyorum. Nasıl ki Aleviler Cemde herkes sözünü söylesin diyen bir öğretiye sahipse bu öğretiye sahip olanlar emin olun bu ülkeye demokrasi ve özgürlüğü getirebilirler. Herkes sözünü söylesin diyenler hukuka, adalete riayet eder. Herkes sözünü söylesin diyenler bütün farklılıkların ve inkar edilenlerin sesi ve soluğu olabilir. Yine Hünkar'ın kucağı aslında hepimizin evi olmalıdır. Hünkar'ın kucağında en zıtlar bir arada bulunuyor, bir arada yaşıyor. Hünkar'ın ve Ocakların yoluna yol, nefesine nefes olanlar ülkeyi ayrımcılık yapmadan yönetebilirler. Alevi'nin, Kürt'ün, kadının, ezilenin söz ve karar sahibi olduğu bir Türkiye ancak güçlü bir Türkiye olur. Bu bahsettiğim halkların ve inançların söz sahibi olduğu bir Türkiye demokratik olur, güçlü olur, refah olur, adalet olur. İnsanlar insanca, kardeşçe birbirini ötekileştirmeden bir arada yaşayabilirler. İşte biz böyle bir Türkiye'ye talibiz. Böyle bir Türkiye'nin mücadelesini yürütüyoruz. Bu süreç böyle bir Türkiye'nin oluşmasının zeminini bize hazırlıyor. İşte o zeminden o kapıdan geçmek hepimizin elindedir. Omuz omuza birlikte yürek yüreğe, can cana bu inkar eden, yok sayan anlayış yerine hepimizin eşit yurttaşlar olduğu, kendi kimliğimizle özgürce yaşadığımız, sadece yaşadığımız değil, yönettiğimiz Türkiye'yi oluşturabileceğine olan inancımız tamdır. Bunu birlikte yapalım diyoruz, birlikte mücadele edelim diyoruz.
Önümüzdeki dönemde Alevi canlarla birlikte yürümek istiyoruz
Varsa eksiklerimiz, yetmezliklerimiz bugün bu toplantıda birlikte tartışalım, birlikte giderelim diyoruz. Çünkü biz eleştiriye, önerilere açık bir siyasi gelenekten geliyoruz. Hiçbir zaman eksik olan ve yanlış olanı savunan, dayatan, onun doğruluğunun siyasetini yapan bir anlayıştan gelmiyoruz. Eksikliğini kabul eden ve geleceğe güçlü bir şekilde yürümek isteyen bir parti olarak önümüzdeki dönem Alevi canlarla birlikte yürümek istiyoruz. Birlikte mücadele etmek istiyoruz. Son olarak kapatırken Hünkâr Hacı Bektaş Veli'nin dediği gibi "Gelin bir olalım, iri olalım, diri olalım." diyorum. Hepinizi selam, saygı ve sevgilerimle selamlıyorum. Güzel günlerin ortak demokratik mücadelemizle gelebileceğine inanıyor ve bu inancı hayata geçirmek için de daha fazla mücadele etmemiz gerektiğini belirtiyorum.
22 Eylül 2026
