Eş Genel Başkanlarımız Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Suriye ve Rojava’daki gelişmelere ilişkin Genel Merkezimizde basın toplantısı düzenledi. Hatimoğulları ve Bakırhan şunları söyledi:
Türkiye ve dünya kamuoyu 10 Mart Mutabakatı konusunda yanıltılıyor
Değerli basın emekçileri, Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan ile birlikte yaptığımız bir dizi ziyareti ve saha izlenimlerimizi sizlerle paylaşmak üzere buradayız. Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi ile bir görüşme gerçekleştirdik. Yani Rojava topraklarını ziyaret ettik. DEM Parti, DBP, Demokratik Birlik İnisiyatifi, SODAP, TJA, Barış Anneleri, ÖHD ve barodan temsilcilerle kalabalık bir heyet olarak bu görüşmeleri gerçekleştirdik.
Kimlerle görüştük Rojava’da? PYD Eşsözcüleri ve yönetimiyle, Rojava’daki kadın hareketinin çatı örgütüyle, 26 Nisan Konferansı bileşenleriyle ki Suriye’deki bütün Kürdi partiler ve kurumlar 26 Nisan Konferansı şeklindeki bir oluşumla çalışmalarını yürütüyor. Aynı zamanda Kuzey ve Doğu Suriye Dış İlişkiler Bürosu ile görüşmemiz gerçekleşti. İlham Ahmed ile ayrıca bir görüşmemiz oldu. Bütün Türkiye kamuoyu ve dünya ne yazık ki şu konuda yanıltılıyor. 10 Mart Mutabakatına SDG’nin uymadığı yönünde çok ciddi bir algı yönetimi var. Bizzat yerine giderek yaptığımız gözlemler ve görüşmelerden edindiğimiz bilgileri bir kez daha sizlerle paylaşmak istiyoruz. Neden bir kez daha diyorum? Çünkü biz, 10 Mart Mutabakatına esasen HTŞ’nin, Şara yönetiminin uymadığını bu kürsülerden defaatle ifade ettik. Bu kurumlarla yaptığımız görüşmelerde de aslında yanılmadığımızı ve bunun böyle olduğunu kendilerinden dinledik. Onların anlatımlarını da sizlerle paylaşmak istiyorum.
Rojava’daki yöneticiler uluslararası ve bölgesel planın farkında
Halep'te Eşrefiye ve Şeyh Maksut'ta başlayan sürecin neden başladığına dair kendilerinin izlenimleri ve yorumları tam olarak şöyle: Bir plan var. Bu plan hem uluslararası bir komplo hem de aynı zamanda bir bölgesel komplo. Bu planın ana teması bir Kürt-Arap savaşını derinleştirmek. Yine kendilerinin bir yorumu ve değerlendirmesi de Suriye tarihinde böylesi bir çatışma yokken, şimdiden sonra bu çatışmayı derinleştirmek isteyenlere karşı asla bu oyuna gelmeyecekleri şeklinde. “Bizler bu sürecin böyle akıtılmak istendiğinin farkındayız” diyorlar. Biliyorsunuz ki Rakka ve Deyrizor’dan SDG güçleri çekildi. Buradan çekilmelerinin en önemli nedeni işte bu komployla bir Kürt-Arap savaşının derinleştirilmek istendiğinin farkına varmaları ve bunun önüne geçmek istemeleri. Aynı zamanda, 2011'den beri savaş ve çatışma içinde olan Suriye'de, savaş yorgunu olan bir ülkede daha fazla can kaybının yaşanmasını istemiyorlar. Daha çok sivilin ölmesini istemiyorlar, daha fazla göç olmasını istemiyorlar. İşte tam da bu nedenle hem siyasi hem insani ve her anlamda büyük bir sorumlulukla hareket ederek bu bölgelerden çekildiler.
10 Mart Mutabakatına SDG uydu
Kürt kentlerinde şu an yoğun olarak bulunuyorlar ve buradan çok net bir mesajın bütün dünya tarafından bilinmesini ve duyulmasını istiyorlar. “Kürt kentlerini sonuna kadar, bedeli ne olursa olsun sonuna kadar savunacağız” diyorlar. Şunları hatırlatmak istiyorum. Yine başlarken ifade ettiğim, özellikle de SDG'nin 10 Mart Mutabakatına uymadığı yalanını bütün dünyaya duyuranlara çok net bir yanıt. 10 Mart Mutabakatına SDG uydu. 10 Mart Mutabakatının son maddesinde karar altına alınmış olan komisyonlar konusunda SDG'nin her seferinde bu komisyonların oluşmasını teklif ettiği ifade edildi. Ancak HTŞ'nin zamana oynadığı ve bu komisyonların oluşturulmaması için süreci uzattığını ifade ettiler.
Anlaşma HTŞ ve Geçici Şam Yönetimi tarafından erteleniyor
Yine 4 Ocak'ta bir görüşme gerçekleşti Şam'da SDG ve Geçici Şam Yönetimi arasında. Şara'nın görüşmeye katılmaması SDG heyeti tarafından enteresan bulunmuş. Şara'nın bu görüşmeye katılmaması nedeniyle, o gün tam anlamıyla sağlanmış olan verimli bir mutabakatı somut olarak imza altına almamış oldular. Yani sadece kalemle imza atmak kalmıştı 4 Ocak’taki mutabakatta. Fakat Şam yönetimi, Şara'nın toplantıya iştirak edemeyeceğini, birkaç gün sonra yine bir araya gelerek imza olayının gerçekleşebileceğini söylemiş. Yani bu gerçekten çok önemli, bunu herkes dikkatle incelemeli. Belli ki 6 Ocak’ta Halep'te Eşrefiye ve Şeyh Maksut’ta gerçekleşecek provokasyon hazırlanıyormuş. 4 Ocak'ta o nedenle ortaklaşılmış olan o mutabakat imzalanmıyor ve erteleniyor. Kim tarafından erteleniyor? HTŞ ve Geçici Şam Yönetimi tarafından erteleniyor.
Ateşkesin uzatılmasını son derece olumlu buluyoruz
22 Ocak'ta Erbil'de SDG yöneticileri Barak ve Cooper'la yine bir görüşme gerçekleştirdi. 18 Ocak Mutabakatı yeniden gündeme geldi. 18 Ocak Mutabakatına SDG'nin elbette uyacağı ve mutabakatın hayata geçirilebilmesi için ateşkesin uzatılması gerektiğinde bir fikir birliği oluştu. Basına düşen haberlere de baktığımızda ateşkesin uzatıldığını görüyoruz. Bizler bunu son derece olumlu buluyoruz. Anlaşılmış olan ortak mutabakata herkesin uyması gerekiyor. Bu ortak mutabakata pratikte uyulmayıp sahada yine çatışma ve silahların konuşması, Suriye'nin geleceği açısından son derece tehlikelidir. Bu tür mutabakatlar, savaş ve saldırı hazırlığı için oyalama taktiğine dönüşmemeli. Mutabakatsa mutabakattır; hayata geçirilmeli, uygulanmalıdır.
HTŞ’nin Kürtlere savaş açması hiç kimse tarafından desteklenmemelidir
Görüştüğümüz Kuzey ve Doğu Suriye Yönetiminin özellikle altını çizdiği birkaç konuyu daha sizlerle paylaşmak istiyorum. HTŞ'nin Kürtlere savaş açması hiç kimse tarafından desteklenmemelidir. Eğer bölgede Kürtsüz bir kentleşme hedefleniyorsa, eğer Suriye'yi Kürtsüzleştirme hedefleniyorsa, herkes büyük yanılır. Çünkü Kürt halkı bu coğrafyanın kadim halkıdır, yerleşik halkıdır.
Garantör ülkeler görevlerini eksiksiz şekilde yerine getirmeli
HTŞ'nin ne askeri ne lojistik ne de istihbarat alanlarında Türkiye tarafından desteklenmemesi gerekiyor. Özellikle bunun altını çizdiler. Kürt-Arap savaşına kesinlikle karşıyız diyorlar ama bir o kadar da Türk-Kürt savaşına ve çatışmasına karşıyız diyorlar. Türkiye'de Kürtler ve Türkler iç barış sağlanması için daha fazla çaba harcamalı. Ama aynı şekilde Türkiye devletinden ve hükümetinden beklenti, HTŞ'yi ve Geçici Şam Yönetimini Kürtler üzerinde bir etnik temizlik harekatı yürütürken asla desteklememesi. Bunun önünün kesilmesi gibi tarihi bir sorumluluğunun olduğunun altını çiziyorlar. Buradan biz de bir kez daha diyoruz ki; Türkiye barış rolünü oynamalıdır, Türkiye Suriye'de barışın tesis edilmesi için rol oynamalıdır. Ayrıca garantör ülkelerin güvenilirliği bu süreçte ne yazık ki sarsıldı. Özellikle de 10 Mart Mutabakatının garantör ülkelerinin. Dolayısıyla burada yine bir çağrı da garantör ülkeleredir. Görevlerini eksiksiz bir şekilde yerine getirmeliler; Kuzey ve Doğu Suriye üzerindeki kuşatmanın ortadan kaldırılması için görev ve sorumluluklarını acilen yerine getirmeliler.
Duyarlılık çok kıymetli ama sonuna kadar devam etmeli
Yine Kuzey ve Doğu Suriye'deki Kürt halkının bütün dünyadan beklentileri var. Şu ana kadar dünyada gerçekleşen demokratik eylemlerin, etkinliklerin, dayanışmanın çok kıymetli olduğunun; kendilerine çok büyük bir moral ve motivasyon kaynağı olduğunun altını çiziyorlar. Bu duyarlılığın gerçek ve kalıcı bir barış tesis edilene kadar devam etmesinin son derece önemli olduğunu belirttiler. Aynı zamanda Suriye'nin barışının inşa edilmesi için bütün dünya kamuoyunun, Kürt olan ve olmayan bütün halkların ve inançların destek ve dayanışmasını beklediklerini belirtmek isterim. Şu ana kadarki duyarlılık çok kıymetli ama gerçekten sonuna kadar devam etmeli.
Kobanî üzerindeki askeri ve insani kuşatma bir an önce kaldırılmalı
Birkaç izlenimimi burada sizlerle paylaşarak sözlerimi tamamlayacağım. Rakka'dan SDG çekiliyor, oradan Kobanî'ye gelen elektrik direkt kesiliyor. İnternet kesiliyor, su kesiliyor. Bu büyük bir insanlık dramıdır. Bugün SDG’nin iyi niyet gösterisi olarak, bir Kürt-Arap savaşı çıkmasın diye çekildiği bölgeden gelen elektriğin kesilmesini Kürt halkına reva gören bir yönetim Suriye'yi nasıl yönetebilir? Bu soru son derece önemli. Suriye'nin toprak bütünlüğünü koruyan bir yerden bir yönetim iddianız var ama yönetimi ele geçirdiğiniz günün ertesi gününde elektriği kesiyorsunuz. Bu yurttaş size nasıl inansın, nasıl güvensin? Dolayısıyla Kobanî üzerindeki hem askeri hem insani kuşatmanın bir an önce ortadan kalkması gerekiyor. Hava koşulları çok kötüydü. Biz gittiğimizde kar diz boyuydu ama bütün halk teyakkuzda. Gece gündüz halk sokakta. Kentlerini savunuyor insanlar. Çok büyük bir teyakkuz hali var. Çok büyük bir savunma isteği ve şevki içindeler. Okullar, hastaneler, yaşam alanları işlevsiz.
Kalıcı barışın sağlanması gerekiyor
Sadece Haseke'de, Qamişlo’da, Rakka'da değil; aynı zamanda Şam, Halep ve birçok kesimde, yani Suriye'nin neredeyse tamamında yaşam dediğimiz şeyi ortadan kaldırmışlar. Devlet daireleri çalışmıyor, kamu kurumları çalışmıyor. Okullar doğru düzgün çalışmıyor. Okullara öğrenciler gidemiyor. Savaş yorgunu bir ülkenin bu şekilde bu hayatı sürdürebilmesinin olasılıklarını Şam yönetimi ortadan kaldırıyor. Bizim ısrarla önerimiz ve talebimiz şudur: Şam yönetimi SDG’yle en son anlaşmanın bütün gerekliliklerini yerine getirmeli, fiilen ateşkes mutlaka devam etmeli ve ortak yurt olan Suriye'nin yeniden inşa edilmesi için herkes görev ve sorumluluğunu yerine getirmelidir. Savaş ve çatışmalar sürdükçe oradaki kamu kuruluşları çalışmamaya devam edecek. Okullar, hastaneler işlevsiz kalmaya devam edecek. Artık kamu kurumları, hastaneler, okulların; insanların yaşayabileceği, başını sokabileceği sağlıklı evlerin inşa edilmesi evresine girilmeli. Bunun için de kalıcı bir barışın sağlanması gerekiyor.
Kadınlar kapkara bir yönetim istemiyor
Yine bir izlenimim de kadınlar her zaman olduğu gibi Rojava'da en ön saflarda mücadelenin başını çekiyor. Çünkü Rojava, kadınlara çok büyük bir özgürlük alanı sundu. Bugün Rakka'da Kürt olmayan kadınlar, yani Arap olan ya da başka halklardan ve inançlardan olan kadınlar; başörtülü, çarşaflı kadınlar SDG yönetiminin Rakka'dan çekilmesinden dolayı çok üzgün. Çünkü onlar kapkara bir yönetim istemiyorlar, özgür yaşamak istiyorlar. Dışarıya çıkabilmek istiyorlar. Ama HTŞ yönetimi bir direnişçi kadının, bir savaşçı kadının bedenini bir binadan attığı gibi, saç örgüsüne dahi tahammülü yok. Bir kadın savaşçının saç örgüsünü kesip onun üzerinden siyaset yapacak kadar kendini aşağılara çekmiş bir yapı. Kadınlar bunun farkında. Arap kadınları, SDG başta olmak üzere Rojavalı kadınların neyi başarmak istediğinin farkında. Dolayısıyla gerçekten üzgünler. Kadınların verdikleri mücadeleyi bir kez daha selamlıyorum. Bütün Suriye'ye ve Ortadoğu'ya aynı zamanda örnek oldukları için de onların mücadelesini ayrıca selamlıyorum.
Türkiye, Irak, Suriye ve İran Kürtlerin coğrafyasıdır
Yine bir izlenimim daha. Kürtsüz bir Suriye hedefleniyor. Savaş ve çatışmalarla oradan öleni öldürmek, sağ kalanı da göç ettirmek istiyorlar. Bunu kabul etmek mümkün değil. Türkiye, Irak, Suriye, İran Kürtlerin vatanıdır, coğrafyasıdır. Türkler gibi, Araplar gibi, Acemler gibi Kürtlerin de bu topraklarda yaşam hakkı vardır. Bu topraklar bize ait olduğu kadar onların da topraklarıdır. Bu topraklar farklı halkların ve inançların ortak mücadelesiyle demokratik bir zemine mutlaka kavuşacak. Bunun en önemli coğrafyasından biri Suriye'dir ve bu böyle olmalıdır. Kürtsüzlük zaten fiilen yapılabilecek şey değil. Buradan savaşı ve çatışmayı sürdürmenin manası yoktur. Son kez şunu ifade etmek isterim. Rojava halkını yalnız bırakmayalım. Yalnız bırakmayacağız. Demokratik mücadelede, diplomaside, insani yardımlarda, her alanda Rojava halkının yanındayız. Yanında olmaya da devam edeceğiz.
Bakırhan: Rojava’da soykırıma varabilecek saldırılar var
Eş Genel Başkanımız Rojava'daki izlenimlerini anlattı. Ben de günlerdir bölgedeyim. Oradaki izlenimlerimi kamuoyuyla paylaşmak istiyorum. Rojava'da ciddi bir acının, soykırıma varabilecek düzeyde saldırıların olduğunu hep beraber gördük. Bu da bölgede ciddi bir öfkeye sebebiyet veriyor. Orada kardeşleri katledilirken insanların burada alkış tutacak hali yok. Biraz vicdanı olan herkese sesleniyorum: Rojava'da yaşanılan bu koyu karanlık karşısında soydaşları, akrabaları katledilen Kürtler ne yapsın? Bundan daha demokratik bir şekilde tepki ortaya konulabilir mi? Dolayısıyla Rojava'daki bu kıyıma, bu katliama karşı Türkiye'de dünyanın dört bir yanında, başta Kürtler olmak üzere demokratik kamuoyunun ortaya koymuş olduğu tepkilerin doğru anlaşılması ve görülmesi gerektiğini bir kez daha belirtmek istiyorum.
Kürtler mutabakat çerçevesinde çekiliyor ama daha sırtlarını bile dönmeden ateş ediliyor
Ateşin kesilmesi gerekiyordu. Herhalde sadece Kürtler ateş etmesin diye anlaşılıyor ateşkesler. Ateşkes var. SDG yönetimi ve Kürtler, Kürt bölgelerinden, Suriye tekrar bir çatışma yaşamasın diye çekiliyorlar. Bir mutabakat var. Daha sırtlarını dönmeden sırtlarından ateş ediliyor. Toplar, bombalar atılıyor. Ya böyle olmaz! Ateşkes herkes için geçerlidir. Ama Rojava'da ateş kesilmedi. Kürtler kesmesine rağmen tek taraflı, işte ihlal ediliyor. Ciddi bir kuşatma var, saldırılar devam ediyor. Orada IŞİD barbarlığına karşı yaşamını yitiren Arap yurttaşların mezar taşları bile kırılıyor. Böyle bir anlayışla karşı karşıyayız. Kürtler yine göç ediyor. Herhalde dünyada en fazla göç eden millet Kürtlerdir. Sürekli kentlerden kente. Ayıptır, günahtır. Artık bu drama, göç yollarındaki kayıplara başta ülkemiz olmak üzere dünyanın demokratik kamuoyu bir tepki ortaya koymalıdır. Bunları önlemek gerekiyor. Bu hepimizin sorunudur.
Rojava’da kimin ne yapmak istediğini Kürtler çok iyi biliyor
Şu anda Kobanî bir kuşatma altındadır. Sadece HTŞ değil; SMO, IŞİD çeteleri ve adını ilk defa duyduğumuz o selefi örgütler tarafından Kürtler katledilmektedir. Saldırı altındadır. Bunların durması gerekiyor. Bu saldırıları teşvik edenleri biliyoruz. Yani toplum eski toplum değil. Rojava'da kimin onarıcı, kimin yapıcı, kimin savaş çatışma karşıtı bir rol oynadığını bölgeden en azından Kürtlerin çok iyi bildiğini biliyorum. Suskun kalmamak lazım. Bu saldırılara prim vermemek lazım. Kesilen suların açılması gerekiyor. Elektriğe bağlı, işte sağlık sorunları olan insanların elektriğinin verilmesi gerekiyor. Yakıt yok. Kürtler ne kadar onurlu bir halktır. Yıllardır yakıta hakimdir ama oradaki yakıtı, suyu, gıdayı götürüp Kürt kentlerine yerleştirmemiş. Orada yaşayan bütün kaynakları adil ve eşit bir şekilde dağıtmış. İlacı Kobanî'de istiflememiş, Kuzey ve Doğu Suriye'deki bütün halklara dağıtmış. Şimdi ilaçsızdır.
Dünya kamuoyu, Avrupa kentlerinde bomba patlamasın diye binlerce gencini feda eden Kürtlerin yaşadığı bu dramı görmelidir
Bu soğuğa, bu açlığa, bu koyu karanlığa artık demokratik dünya kamuoyunun gerçekten ama gerçekten ses çıkarması gerekiyor. Bu saldırıları, bu kıyımı besleyen aslında biraz da bu sessizliktir. Bu sabah da yine üzücü bir haber aldık. Kobanî'de dört çocuk donarak yaşamını yitirdi. 2015'te üç yaşındaki Alan Kurdi'nin cesedi sahile vurduğu zaman dünya kamuoyu ses çıkardı. İşte bugün Alan Kurdi gibi yine Kürt çocukları donarak yaşamını yitiriyor. Bu yine oldu ama aynı duyarlılık yok. Dünya kamuoyu, 10 yıl önce IŞİD barbarlığı karşısında direnen, mücadele eden, Avrupa kentlerinde bomba patlamasın diye binlerce gencini feda eden Kürtlerin yaşamış olduğu bu dramı artık görmelidir. Çocuklar donmasın artık.
Kimse dünyayı kandırmasın; IŞİD'le mücadele eden Kürtlerin varlığı hedef alınıyor
Şu anda büyük bir insanlık krizi var. İlaç krizi var, sağlık krizi var, barınma krizi var, beslenme krizi var. Herkesi duyarlı olmaya çağırıyoruz. Rakka dediler, hadi Kürtler oradan çıktı. Rakka’ya IŞİD bayrakları dikiliyor şimdi. O adil, o demokratik, o kapsayıcı yönetim yerine tekrar kafa kesen IŞİD'ciler bayrağını dikiyor ve dünya suskun, dünya sessiz. Hani IŞİD karşıtı mücadele vardı, hani uluslararası kamuoyu buna destek veriyordu. Buna artık dur demek gerekiyor. Hedef belli: Kürtlerin varlığı burada hedef alınıyor. Kimse dünyayı kandırmasın. Öyle IŞİD'le mücadele eden yok. Tek bir mücadele var: Kürtlerin varlığıdır, kimliğidir, dinidir. Bölgeyi Kürtsüzleştirmek istiyorlar, Kürtlerden arındırmak istiyorlar. Buna engel olmak gerekiyor.
Kürt kentlerini boğan insanlık dışı kuşatma derhal son bulsun, sınır kapıları açılsın
Hem Rojava'da hem günlerdir bölgede halkımızla ve demokratik kamuoyuyla etkinliklerinde ve görüşmelerde ortaya çıkan temel talepler vardı. Onu da sizlerle paylaşarak konuşmamı bitirmek istiyorum. Sivilleri hedef alan tüm askeri operasyonlar ve saldırılar koşulsuz ve şartsız bir şekilde durdurulmalıdır. Başta ülkemiz olmak üzere uluslararası kamuoyu da burada gerekli tavrı ortaya koymalıdır. Ateşkese uyulmalıdır. Ateşkes sadece Kürtler ateşi kessin diye yapılan bir şey değil. Karşılıklı yapılan bir şeydir. Denetlensin, ateşkesi ihlal edenler de kamuoyuna teşhir edilsin. Kürt kentlerini boğan, nefessiz bırakan insanlık dışı bu kuşatma derhal son bulsun. İnsani koridorlar açılsın. En başta da Türkiye açmalıdır. Çünkü Mürşitpınar ve Nusaybin sınır kapıları Türkiye'dedir. Bir an önce bu kapıların açılması gerekiyor. Oradaki susuzluğa, oradaki elektriksizliğe, oradaki ilaçsızlığa acilen bir çare bulunmalıdır. Su, gıda, ilaç, barınma gibi ihtiyaçlar karşılanmalıdır. Bu konuda dayanışma içerisinde olmak isteyenlerin dayanışmaları da engellenmemelidir. Kürtlerin ve bölgede yaşayan başta Alevilerin, Dürzilerin, Hıristiyanların temel hakları güvence altına alınmalıdır.
Kürtlere karşı kirli mutabakatlara son verilmeli, müzakere ve ateşkes sürmeli
Müzakere ve ateşkes sürmeli, devam etmelidir. Çözüme herkes samimi bir şekilde katkı sunmalıdır. Sadece kamuoyuna konuşarak değil, sahadaki gücünü ve etkisini kullanarak yapmalıdır. Kürtlere karşı kirli mutabakatlara son verilmelidir. Her seferinde yeni bir kirli mutabakatla karşı karşıya kalıyoruz. Bunlar bir daha olmasın. Ortaya çıkan tablo bize bir kez daha şunu gösterdi. Demokratik kamuoyunun birlikte daha fazla mücadele etmesi gerekiyor, Rojava'da Kürtlerle dayanışması gerekiyor. Hewler'den Qamişlo'ya kadar, dünyanın neresinde yaşıyorsa yaşasın bütün Kürtlerin artık demokratik Kürt ulusal birliğini sağlaması gerekiyor. Çünkü bütün Kürtler tehdit altındadır. Sözün kısası Kürtler bir yüzyıl daha kimliksiz, statüsüz, dilsiz yaşamak istemiyor. Bütün dünya kamuoyu bunu net bir şekilde bilmelidir. Biz artık çocukların donarak ölmesini istemiyoruz. İnsanların, Kürtlerin göç yollarında yaşamını yitirmesini istemiyoruz. Rojava'nın üzerindeki bu karanlığın, bu zulmün bitmesi gerektiğini dile getiriyoruz. Başta Türkiye’deki olmak üzere dünyadaki demokratik kamuoyunu da Rojava'daki halklarla, Kürtlerle dayanışmaya çağırıyoruz.
24 Ocak 2026
