Genel Görüşme: Halep’te sivil yerleşim alanlarına yönelik saldırılar

Grup Başkanvekillerimiz Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli, Halep’te sivil yerleşim alanlarına yönelik saldırıların bölgesel barışa ve Türkiye’nin dış politikasına etkilerinin araştırılması ve Türkiye’nin bu süreçteki sorumluluk ve yükümlülüklerinin tüm yönleriyle ortaya konulması için genel görüşme açılmasını talep etti.

Önergede şu ifadeler yer aldı:

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

Suriye Halep kentinde Kürtlerin ve Süryanilerin yoğun olarak yaşadığı Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê, Beni Zeyd mahallelere yönelik son dönemde artan askeri saldırılar sivillerin yaşam hakkını doğrudan hedef almakta, Suriye’de yürürlükte olan mutabakat süreçlerini fiilen geçersiz kılmakta ve bölgesel barış açısından ciddi riskler doğurmaktadır. Bu saldırılar, Suriye’de halklar arası birlikte yaşamı tehdit etmekte ve Türkiye’nin bölgesel barış, dış politika ve uluslararası hukuk bakımından sorumluluklarını doğrudan ilgilendiren sonuçlar ortaya çıkarmaktadır. Bu çerçevede, Halep’te sivil yerleşim alanlarına yönelik saldırıların bölgesel barış ve Türkiye’nin dış politikası üzerindeki etkilerinin, ayrıca Türkiye’nin bu süreçteki sorumluluk ve yükümlülüklerinin tüm yönleriyle ortaya konulması amacıyla TBMM İç Tüzüğü’nün 102. Maddesi gereğince genel görüşme açılmasını talep ediyoruz.

GEREKÇE

Bilindiği gibi, Şam Yönetimi’ne bağlı rejim güçleri tarafından Halep’te Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahalleleri ile Süryanilerin yaşadığı Beni Zeyd Mahallesi’ne yönelik olarak son günlerde tank, top, obüs ve silahlı insansız hava araçlarıyla yoğun askeri saldırılar gerçekleştirilmektedir. Halep İç Güvenlik Güçleri tarafından yapılan açıklamalara göre bu saldırılarda en az 9 sivil yaşamını yitirmiş, 50’den fazla kişi yaralanmıştır. Saldırıların sivil yerleşim alanlarını hedef alması, uluslararası insancıl hukuk bakımından ciddi ihlal iddialarını gündeme getirmektedir.

Söz konusu mahallelerde yaşayan sivillerin uzun süredir temel ihtiyaçlara erişiminin engellendiği, gıda, sağlık ve insani yardım kanallarının ciddi biçimde kısıtlandığı bilinmektedir. Bu koşullar altında sürdürülen askeri operasyonlar, sivillerin yaşam hakkını ve güvenliğini doğrudan tehdit etmekte, zorla yerinden edilme ve demografik müdahale risklerini artırmaktadır.

Öte yandan, 10 Mart Mutabakatı uyarınca 2025 Nisan ayında Suriye Demokratik Güçleri’nin Halep’teki Kürt mahallelerinden ağır silahlarıyla çekildiği ve güvenliğin yerel asayiş güçlerine devredildiği kamuoyuna yansımıştır. 1 Nisan tarihinde varılan ek mutabakatlarla bu sürecin pekiştirilmesi hedeflenmişken, Şam Yönetimi tarafından yürütülen ve Süleyman Şah – El Emşat, Sultan Murad, Nureddin Zengi, El Hamzat çetelerinin de katıldığı askeri saldırıların bu mutabakatları fiilen geçersiz kıldığı görülmektedir. Bu durum, Halep’te yaşayan 200 bini aşkın sivilin güvenliğini doğrudan riske atmakta ve Suriye’deki barış zeminini daha da zayıflatmaktadır.

Halep’te Kürt ve Süryani mahallelerine yönelik saldırılar, Suriye’nin çok halklı ve çok inançlı toplumsal yapısını hedef alan, tekçi ve merkeziyetçi bir yönetim anlayışının askeri yöntemlerle dayatılması riskini barındırmaktadır. Oysa Suriye, Araplar, Kürtler, Dürziler, Süryaniler, Ermeniler ve farklı inanç gruplarının tarihsel olarak bir arada yaşadığı bir ülkedir. Bu toplumsal çeşitliliğin yok sayılması, yeni çatışmaların ve kalıcı istikrarsızlığın önünü açmaktadır.

Türkiye’nin hem bölgesel barışın korunması hem de uluslararası hukuktan doğan yükümlülükleri çerçevesinde, Suriye’de sivilleri hedef alan saldırılar karşısında sorumlu bir tutum geliştirmesi büyük önem taşımaktadır. Türkiye’nin dış politika tercihleri, Suriye’deki çatışmaların derinleşmesine değil, diyalog, demokratik çözüm ve halkların eşitliği temelinde bir siyasal sürecin güçlenmesine katkı sunmalıdır.

Bu çerçevede, Halep’te sivil yerleşim alanlarına yönelik saldırıların niteliğinin, bu saldırılarda yer aldığı iddia edilen silahlı grupların rolünün, mutabakat süreçlerinin neden ve nasıl ihlal edildiğinin, saldırıların bölgesel barış ve Türkiye’nin dış politikası üzerindeki etkilerinin, ayrıca Türkiye’nin bu süreçteki sorumluluk ve yükümlülüklerinin tüm yönleriyle ortaya konulması amacıyla genel görüşme açılmasını talep ederiz.

8 Ocak 2026