Göç küresel bir insanlık gerçeğidir ve adil politikaları zorunlu kılmaktadır

Göçmen ve Mülteciler Komisyonumuzun açıklaması:

20 Haziran Dünya Mülteciler Gününü bu yıl da savaşların, yoksulluğun ve açlığın tetiklediği kitlesel göçlerin yarattığı ağır insani tabloyla karşılıyoruz. Rusya–Ukrayna savaşı, İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları ve ABD–İsrail–İran hattında yaşanan gerilimler sürerken, Ortadoğu ve çevresinde devam eden çatışmalar milyonlarca insanı yerinden etmeye devam etmektedir. Bölgesel ve küresel güç politikaları göç krizini derinleştirmekte; ekolojik yaşamdan uzaklaşma, sivil halkların yaşam alanlarını daraltmaktadır.

Savaşların farklı coğrafyalarda yarattığı yıkım, aynı zamanda küresel ölçekte yabancı düşmanlığı ve otoriter politikaların güçlenmesine de zemin hazırlamaktadır. Göçmenler ve mülteciler, gittikleri ülkelerde temel haklara erişimde ciddi sorunlarla karşılaşmakta; düşük ücretli, güvencesiz ve sömürüye açık koşullarda çalışmaya zorlanmaktadır. Geri gönderme merkezleri, insan hakları ihlallerine ilişkin iddiaların yoğunlaştığı yapılar olarak varlığını sürdürmektedir. AB ile yürütülen geri kabul anlaşmaları göçmenlerin yaşamlarını siyasal pazarlıkların konusu haline getirmektedir. Öte yandan, sınır politikaları ve geri itme uygulamaları nedeniyle binlerce insan yaşamını yitirme riskiyle karşı karşıya kalmaktadır. Göç meselesi, insan hakları temelinden uzaklaştıkça daha derin bir küresel krize dönüşmektedir.

Dünya Mülteciler Gününü bu yıl, AB’nin “Göç ve İltica Paktı”nı hayata geçirdiği bir dönemde karşılıyoruz. Göç ve İltica Paktı insanların hareket özgürlüğünü sınırlayan, iltica hakkını daraltan, göçmenleri bir güvenlik tehdidi olarak kodlayan ve emeği piyasanın ihtiyaçlarına göre seçip ayıklayan bir göç rejiminin hukuki çerçevesini oluşturmaktadır. Sınırların dışsallaştırılması, hızlandırılmış sınır prosedürleri ve göçmen kamplarıyla göçmenlerin hakları daha da budanmakta; insanlar sınır hatlarında ölüme, alıkonulmaya ve güvencesizliğe terk edilmektedir. Dayanışmanın kriminalize edildiği, yasal geçiş ve statü hakkı yerine caydırıcılığın esas alındığı bu politikalara karşı AB ile imzalanan anlaşmaların feshedilmesini; tüm göçmenlerin eşit sosyal, ekonomik ve sendikal haklara erişiminin sağlanmasını savunuyoruz.

İltica hakkı uluslararası hukuk çerçevesinde eksiksiz uygulanmalı, Cenevre Sözleşmesi kapsamındaki coğrafi kısıtlamalar kaldırılmalı, göçmenlerin temel haklara erişimi güvence altına alınmalıdır. Geri gönderme merkezleri kapatılmalı; şeffaf, hak temelli ve denetlenebilir bir göç yönetim sistemi kurulmalıdır. Göç politikaları insan hakları eksenli bir yaklaşımla yeniden düzenlenmelidir. Göçmenlerin eğitim, sağlık, barınma ve çalışma haklarına erişimi güvence altına alınmalı; eşit işe eşit ücret ilkesiyle güvenceli çalışma koşulları sağlanmalı, çocuk işçiliği kesin olarak engellenmelidir. Kadınlar, çocuklar ve LGBTİ+ bireyler başta olmak üzere tüm kırılgan grupların korunması için ulusal ve uluslararası yükümlülükler eksiksiz şekilde yerine getirilmelidir. Yerel yönetimlerin göç politikalarındaki rolü güçlendirilmeli, katılımcı ve kapsayıcı sosyal politikalar desteklenmelidir.

20 Haziran Dünya Mülteciler Günü vesilesiyle bir kez daha vurguluyoruz: Göç bir suç değildir, mülteci olmak bir tercih değildir. Göç, küresel ve evrensel bir insanlık gerçeğidir. Bu gerçeğe uygun, adil ve insan onurunu esas alan politikaların hayata geçirilmesi zorunludur.


DEM Parti Göçmen ve Mülteciler Komisyonu
20 Haziran 2026