Halide Türkoğlu: Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının bizlere verdiği sorumlulukla örgütlülüğümüzü büyüteceğiz

Kadın Meclisi Sözcümüz Halide Türkoğlu, İç Anadolu Kadın Meclisleri toplantısı öncesi Genel Merkezimizde basın toplantısı düzenledi. Türkoğlu, şunları söyledi: 

Bugün İç Anadolu Kadın Meclisleri toplantımızı gerçekleştiriyoruz. DEM Parti Kadın Meclisi olarak her daim gücümüzü örgütlülüğümüzden aldık. Bu örgütlülüğü büyütmenin sorumluluğunun farkında olarak çalışmalarımızı yürüttük. Bugün de İç Anadolu Bölge Kadın Meclislerimiz ile başlayıp tüm bölgelerde il ve ilçe kadın meclislerimizle bir araya geleceğiz. Mayıs ayı içerisinde bu toplantılarımızı gerçekleştireceğiz. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının bizlere verdiği sorumlulukla örgütlülüğümüzü büyüteceğiz. Kadınların görünmeyen emeğini görünür kılmak için örgütleneceğiz. Ülkede yaşanan toplumsal ve ekonomik krizlerin temelindeki erkek egemenliğine karşı örgütleneceğiz. Hakkımıza, hayatlarımıza yapılan saldırılara karşı mücadeleyi büyütmek için örgütleneceğiz. Bu inanç ve kararlılıkla hepinizi bir kez daha selamlıyorum.

Onurlu barış mücadelesi aynı zamanda kadınların adalet mücadelesidir

Konuşmama başlamadan önce, 27 Nisan’da ilanı yapılan Güneydoğu Anadolu Bölgesi Belediyeler Birliği Kadın Meclisini selamlıyorum. Kadınların karar mekanizmalarında aktif bir şekilde yer almasında önemli bir kazanım olan GABB Kadın Meclisinde yer alan tüm arkadaşlarımızı kutluyor, çalışmalarında başarılar diliyorum. Sevgili kadınlar, örgütlenmemizi büyütmek için birçok gerekçemiz var. Tüm dünyayı saran bir savaş gerçekliği karşısında ısrarla, inatla yürüttüğümüz onurlu bir barış mücadelemiz var. Bu onurlu barış mücadelesi bizler için aynı zamanda eşitliğin ve özgürlüğün mücadelesidir, adaletin mücadelesidir. Kadına yönelik şiddet ve katliamlara karşı yaşamlarımızı savunma mücadelesidir. Söz konusu kadınlar, kadınların özgürlük ve eşitlik adalet mücadelesi olunca heybemizde söyleyeceğimiz çok sözümüz var. Açığa çıkarmak için mücadele ettiğimiz çok fazla kadın cinayeti dosyası var.

Hiçbir devlet yetkilisi Gülistan Doku dosyası üzerinden kendini kahraman ilan etmesin

İşte Gülistan Doku dosyası, bu ülkede kadın cinayetlerinin arkasında nasıl bir zihniyet olduğunun göstergesidir. Daha önce de kapsamlı bir şekilde değerlendirdik. Gülistan Doku dosyası sadece bir kadın cinayeti dosyası değildir. Bizzat devlet eliyle, devletin kurumlarına çöken çeteler tarafından genç kadınların nasıl hedef alındığının dosyasıdır. Kadın katillerinin 6 yıl boyunca nasıl korunduğunun dosyasıdır. Devlet kurumlarına çöken çetelerin genç kadınları nasıl tuzağa düşürdüğünün dosyasıdır. Sağlık sisteminden eğitim sistemine, içişlerinden adalete çürümüş bir sistem bir kez daha kadınların mücadelesiyle teşhir edilmiştir. İşte bu yüzden hiçbir devlet yetkilisi bu dosya üzerinden kendini kahraman ilan etmeye kalkmasın. 

Rojwelat’ın yaşam hakkı korunmadı

Kimse bir lütuf sunmuyor. Adaletin sağlanması bir lütuf değil zorunluluktur, haktır. Bu zorunluluk Gülistan Doku’nun arkadaşı olan Rojwelat Kızmaz için de yerine getirilmelidir. Bu iki dosya birbirinden bağımsız değildir. Aynı ihmaller zincirinin, aynı cezasızlık politikalarının bir sonucudur. Rojwelat Kızmaz’ın ailesi ve avukatları dosyanın yeniden açılması için Cumhuriyet Başsavcılığına yeniden başvuruda bulundu. Rojwelat’ın yaşam hakkının korunmadığını ailesi şu sözlerle anlatıyor: “Otopsiye giren adli tıp doktorunun kardeşimin pazar gününe kadar yaşıyor olduğunu söylemesi, cuma günü evden çıkan bir insanın 3 gün boyunca yaşıyor olmasına rağmen aranmamasıdır. Dosyada kayıp olduğu bilgisinin memurların WhatsApp grubuna atıldığı biliniyor. Ama aramanın yalnızca bununla bitmemesi gerekiyor. Doğru düzgün hiçbir kameraya bakılmamış, dosyaya giren bir iki görüntü de olaydan sonra dosyaya giren görüntülerdir”. Gülistan ve Rojwelat’ın akıbetlerinin tüm yönleriyle ortaya çıkması bu devletin kadınlara borcudur. Gülistan nerede, Rojwelat’a ne oldu demekten vazgeçmeyeceğiz.

Genç kadınların örgütlü mücadelesini daha güçlü sahiplenmeliyiz

Kadın cinayetlerinin münferit olaylar olarak sunulmasına sessiz kalmadık, kalmayacağız. İşte bunun için genç kadınların örgütlü mücadelesini daha güçlü sahiplenme zamanıdır diyoruz. Dayanışmayı yükseltme zamanıdır. Üniversitelerden KYK yurtlarına, sokaklardan kampüslere örgütlü genç kadın mücadelesiyle birlikte bu kirli politikalara karşı yaşamlarımızı savunacağız. Gülistan ve Rojwelat’ın yaşamı nasıl çalındıysa Mart ayında 29 kadının yaşamı da aynı şekilde erkekler tarafından çalındı. 22 kadın ölümü bu ay içerisinde şüpheli olarak kayıtlara geçti. Bir ay içerisinde 51 kadının yaşamı yok edildi. Bu kadınlar korunmadığı için katledildi. Boşanmak istediği için katledildi. 

Yaşamlar yok edilirken kolluk, yargı, adalet neredeydi?

Bu yaşamlar yok edilirken adalet neredeydi? Kolluk neredeydi? Yargı sistemi neredeydi. Biz söyleyelim. Hakları için mücadele eden Doruk Maden işçilerini gözaltına almayla meşguldüler. Patronları ve sermayedarları korumak için madencilerin etrafında barikat kurmakla meşguldüler. “İlayda Zorlu’ya ne oldu?” diyen gençleri, genç kadınları ablukaya almayla, onlara gaz sıkmakla meşguldüler. Hakkın ve emeğin sömürüsüne karşı Kazancı Yokuşu’na çıkmak isteyen işçileri, emekçileri, kadınları şafak operasyonuyla gözaltına almakla ve tutuklamakla meşguldüler. Doğasını savunduğu için tutuklanan ve 2 gün önce mahkemeye çıkarılan Esra Işık’a yeniden tutuklama kararı vermekle meşguldüler. Evet 51 kadın erkekler tarafından yaşamdan koparılırken bu devletin yargısı, kolluğu bunları yaptı. 

Barış işçilerle, kadınlarla, gençlerle barışmakla gelir

Bizler ısrarla inatla barış diyoruz. Bu ülkeye gerçek bir barışın gelmesinin yolu sadece Kürt halkıyla barışmak değildir. İşçiyle barışmaktır, emekçiyle barışmaktır, gençlerle barışmaktır, kadınlarla barışmaktır. Kadınların haklarına, kazanımlarına savaş açarak barış olmaz. Kadınların yaşamlarını korumayan, failleri koruyan bir sistemde ısrar etmekle toplumsal barış olmaz.

İstanbul Sözleşmesine geri dönmek barışa atılacak bir adımdır

Yakın zamanda Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi tarafından Türkiye’ye İstanbul Sözleşmesine geri dön çağrısı yapıldı. Bu uluslararası çağrıya cevap vermek, İstanbul Sözleşmesine geri dönmek aynı zamanda barışa atılacak bir adımdır. Kadınların yaşam hakkının korunacağının sözüdür. Aksi her durum kadın cinayetlerinin önünü açmaktır. Biz kadınlar yaşam güvencemiz olan İstanbul Sözleşmesinden asla vazgeçmeyeceğiz. Bu sözleşmenin yeniden imzalanması ve her bir maddesinin uygulanmasındaki ısrarımızla, inadımızla mücadele etmekten bir adım geri durmayacağız. Barışın temeli bunlarla atılmalıdır. Toplumu saran şiddet sarmalının önüne geçecek politikalarla atılır.

Okullarda yaşanan şiddet münferit değildir

Nitekim Siverek’te, Maraş’ta, Mersin’de okullarda yaşananlar çocukların yaşamlarının nasıl bir şiddet sarmalı içerisinde olduğunu ortaya koymuştur. Okullarda yaşanan şiddeti sadece bir güvenlik önlemiyle ele almak şiddetin temel kaynağını görmemektir. Bu sadece bir asayiş olayı değildir. Okullarda yaşanan şiddet münferit de değildir. Şiddeti besleyen asıl nedenler bellidir. Cinsiyetçi politikalardır bu şiddeti besleyen. Eğitimin ideolojik bir araç haline getirilmesidir, erkek egemenliğinin yeniden inşa edilmesidir bu şiddeti besleyen. Tekrar söylüyoruz: Okulların güvenliği polis, bekçi, korucu uygulamalarıyla değil pedagojik ilkelerle sağlanmalıdır. Çocukları suça iten toplumsal ve ekonomik nedenlerle yüzleşilmelidir. Cinsiyetçi eğitim modeli değil toplumsal cinsiyet eşitliğini esas alan bir eğitim şarttır. Bizlerin mücadelesi de bu yönlü olmaya devam edecektir. 

3 Mayıs’ta Diyarbakır’da gerçekleştirilecek Engelli Onur Yürüyüşünde olacağız

Haklarımıza, hayatlarımıza, yaşamlarımıza yönelik saldırılar karşısında elbette ki büyük bir mücadele yürütüyoruz. Bu mücadele alanlarımızdan biri de sağlamcı ideolojiye karşı verdiğimiz özgürlük ve eşitlik mücadelesidir. Engelli kadınların, çocukların, bireylerin yaşadığı ayrımcılıklarla mücadeledir. Bu ülkede hala kaç engelli bireyin olduğuna dair güncel bir veri bulunmamaktadır. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına sorduğumuz sorunun cevabı bu ülkede engellilere yaklaşımı da göstermektedir. Kaç engelli birey var? Yaş ve cinsiyet kategorisi nedir? Bunları sormuştuk. Verilen cevapta, Ulusal Engelli Veri Sisteminin olduğu ve bu sistemde 4,6 milyon kayıtlı kişi bulunduğu söyleniyor. Bu sayının yüzde 57’sinin erkek, yüzde 43’ünün ise kadın olduğu belirtiliyor. Bu sayının sadece hizmet ya da rapor almak için başvuran kişilerden oluştuğu söyleniyor. Yani elimizde yine toplam bir sayının olmadığını söylüyor. İşte bu devletin engellilerin yaşadığı ayrımcılığa da yaklaşımı budur. Bu kapsamda engellilerin yaşadığı haksızlığa, adaletsizliğe ve eşitsizliğe karşı 3 Mayıs’ta Diyarbakır’da gerçekleştirilecek Engelli Onur Yürüyüşünde olacağız. “Engelliler için yeni bir yaşam mümkündür” diyerek eşitlik ve özgürlük için yürüyor, herkesi bu yürüyüşümüze davet ediyoruz.

1 Mayıs’ı işçisi kadınların direnişini omuzlayarak karşılayacağız

Çoklu mücadelelerimizin ortak paydalarda buluşup en görkemli yansıdığı alanlardan biri de 1 Mayıs’tır. 1 Mayıs alanları kadın işsizliğine, yoksulluğuna, sömürüye karşı isyanın birleştiği alanlardır. Sadece emeğimiz için değil; haklarımıza, yaşamlarımıza, bedenlerimize yönelik saldırılara karşı mücadelemizin, direnişimizin sembol alanlarından biridir. Kadına yönelik şiddetle mücadele eden, emek mücadelesi veren, ev içi emeğinin hakkını savunan, sendikal örgütlülüğü büyüterek örgütlenen, sendika hakkı için direnen kadınlar olarak 1 Mayıs alanlarına akacağız. 1 Mayıs’ı tarladaki kadının isyanını, Temel Conta ve Digel Tekstil işçisi kadınların direnişini omuzlayarak karşılayacağız. 1 Mayıs alanlarında, Dilovası'ndaki kaçak parfüm deposunda katledilen 6 kadın yoldaşımız için adaleti haykıracağız. MESEM’lerde genç kadınlara yönelik işlenen suçlara karşı bir kez daha MESEM uygulamaları kaldırılsın diyeceğiz. Faillerden hesap soracağız. Eğitim, sağlık, barınma hakkı kamusal hizmet olmalıdır talebimizi yükseltecek; ev emekçisi kadınlar için emeklilik haktır diyeceğiz. Eş değer işe eşit ücret ve güvenceli istihdam diyerek haklarımızı en güçlü şekilde yükselteceğiz. Her yıl olduğu gibi bu yıl da 8 Mart’ı 1 Mayıs’la buluşturarak haklarımız ve emeğimiz için alanları dolduracağız. Bu inanç ve kararlılıkla, “Ekmek, Barış ve Adalet için 1 Mayıs’a” diyor ve tüm kadınları 1 Mayıs alanlarına çağırıyorum. Yaşasın 1 Mayıs, Bijî Yek Gulan! Yaşasın Kadın Dayanışması! Jin Jiyan Azadî.  

29 Nisan 2026