Kadın Meclisi Sözcümüz Halide Türkoğlu, Kadın Meclisi toplantısı öncesi Genel Merkezimizde basın toplantısı düzenledi. Burada konuşan Türkoğlu, şunları söyledi:
Nesrin Aslan’ın mücadele mirasını kararlılıkla sürdüreceğiz
Değerli basın emekçileri sevgili Kadın Meclisi üyelerimiz, hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyor, toplantımıza hoşgeldiniz diyorum. Konuşmama, yaşamını yitirdiğini derin bir üzüntüyle öğrendiğimiz; ömrünü kadınların özgürlük ve eşitlik mücadelesine, sosyalizm mücadelesine adamış, devrimci bir yaşamın sahibi, önceki dönem Kadın Meclisi üyemiz sevgili Nesrin Aslan’ı saygıyla ve özlemle anarak başlamak istiyorum. Nesrin Abla’nın bizlere bıraktığı mücadele mirasını omuzlayarak, onun eşitlik, özgürlük ve sosyalizm mücadelesini kararlılıkla sürdüreceğimizin sözünü veriyoruz. Işıklar içinde uyu Nesrin Yoldaş.
Kadın konferansı, sürecin başarıya ulaşması açısından çok güçlü bir belge olacaktır
Sevgili kadınlar; geçmişten bugüne, bugünden geleceğe yaşadığımız her süreç, biz kadınlar açısından farklı deneyimleri, yeni mücadele biçimlerini ve önemli kazanımları beraberinde getirdi. Eşitlik ve özgürlük mücadelemizde büyük zorluklar yaşadık. Bu uğurda arkadaşlarımızı yitirdik, zindanlara atıldık. Ancak her şeye rağmen yaşadığımız her dönemin ruhuna denk bir mücadele pratiğini de en güçlü şekilde sergiledik, sergilemeye devam ediyoruz. Birlikte olma, yan yana olma ve ortak deneyimleri buluşturma, dayanışmayı büyütme kadın hareketlerinin ruhudur. Nitekim Barış ve Demokratik Toplum Süreci'yle birlikte kadınların onurlu barış talebi etrafında gerçekleştirdiği her buluşma, eylem ve etkinlik bu ruhu beslemiştir. Kadınlar direnişte de mücadelede de müzakere masasında da var olduklarını ve hiçbir sürecin kadınlar olmadan şekillenemeyeceğini güçlü bir iradeyle ortaya koymuştur. İşte bu ruhla 31 Ekim-1 Kasım tarihinde Ankara’da gerçekleştirilen “Kadınlar Yan Yana Geleceği Konuşuyor” konferansını bir kez daha selamlıyoruz. Farklı kimliklerden, halklardan, inançlardan, siyasi görüşlerden kadınlarla, sanatçılarla, gazetecilerle, akademisyenlerle gerçekleştirilen bu buluşma onurlu bir barışın nasıl inşa edileceğinin buluşmasıdır. Konferansta konuşulan her başlık, kadınların dillerinden dökülen her söz, yapılan her değerlendirme; barışın, eşitliğin ve demokratik bir toplumun kadınların özgür iradesi ve ortak mücadelesiyle mümkün olacağını bir kez daha göstermiştir. Bu konferansın çıktısının Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin başarıya ulaşması açısından çok güçlü bir belge olacağına yürekten inanıyoruz. Çünkü kadınların barış için yol haritası hazır, kadınlar bugününü ve geleceğini inşa etmeye hazır.
Barış Annelerinin talepleri talebimizdir
Evet, sevgili arkadaşlar; kadınlar onurlu bir barış için her yerde seslerini yükseltiyor. Biz kadınlar cesaretimizi işte bu dayanışmadan alıyoruz. Biz kadınlar cesaretimizi Barış Annelerinin yine Ankara’da yükselttikleri mücadelenin motivasyonundan alıyoruz. 50 yıllık çatışma sürecinin acısını yüreğinin en derininde yaşayan annelerin dik duruşundan alıyoruz. Barışın cesaret istediği bir gerçekse bu cesareti yıllardır en net şekilde sergileyen Barış Anneleridir. Ve ağır kış koşullarında, her türlü sağlık sorunlarına rağmen Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin başarıya ulaşması için, başka annelerin bu acıyı yaşamaması için, gerçek bir barış için taleplerini Ankara’nın göbeğinde kurdukları çadırlarda tuttukları nöbet alanından yükselttiler. Siyasi partilere yaptıkları ziyaretlerle bir kez daha siyasi partileri sürece katkı sunmaya davet ettiler, sorumluluk almalarını istediler. Müzakere eşit koşullarda olur dediler. Sayın Öcalan’ın özgür ve eşit koşullarda çalışmalarını sürdürmesinin önünün açılmasını, siyasi tutsakların serbest bırakılmasını bir kez daha en güçlü şekilde haykırdılar. Ben de buradan bir kez daha DEM Parti Kadın Meclisimiz adına Barış Annelerinin ortaya koyduğu bu iradeyi selamlıyorum. Talepleri talebimizdir diyorum. İki çocuğunu çatışmalarda, bir çocuğunu da cezaevinde yitiren ve yakın zamanda geçirdiği beyin kanaması sonucu kaybettiğimiz Barış Annemiz Elif Aslan’ı saygıyla, minnetle anıyorum. Bu ülkede barışa herkesin ihtiyacı var.
Sayın Öcalan ile görüşme koşullarının oluşturulması daha fazla ertelenmemeli
Az önce de söylediğim gibi barışa giden yolun haritası da bu yolun önündeki engeller de bellidir. Sürecin baş müzakerecisi Sayın Öcalan’ın koşulları sadece mekân değişikliği üzerinden olmamalı. Gazeteciler, akademisyenler, hak örgütleri, kadınlar her kesimin Sayın Öcalan ile görüşeceği koşulların oluşturulması daha fazla ertelenmemelidir. Çerçeve Yasa olarak tanımlanan yasayı tamamlayacak düzeyde düzenlemeler yapılmalı. Barış ve Siyasallaşma Kurulu ve diğer tüm kurullar çalışmaya başlamalı. Meclis ortak raporundaki demokratikleşmeye dönük öneriler yasallaştırılmalıdır. Sürecin başarıya ulaşması için bu somut adımlar atılmak zorundadır. Bu somut adımların en önemlilerinden biri de cezaevleridir. Dışarda barış konuşuluyorken cezaevlerinde düşman hukuku uygulanmamalıdır. Siyasi tutsaklar, hasta tutsaklar serbest bırakılmalıdır. Bugün cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri derinleşirken barışı nasıl konuşacağız? Kayseri Bünyan Cezaevinde siyasi tutsak Evin Zapsu ağır sağlık sorunlarıyla karşı karşıya olmasına rağmen serbest bırakılmıyorken, bizler barışı nasıl konuşacağız. KOAH hastası, kanser şüphesi olan ve biyopsi sonucu beklendiği için ağrılarını dindirecek bir tedavi uygulanmayan Evin Zapsu ve tüm hasta tutsakların serbest bırakılması için neyi bekliyor iktidar?
Kadınları sadece erkekler değil, cezasızlık öldürüyor
Değerli arkadaşlar; bakın sadece Ekim ayında en az 20 kadın öldürüldü; 32 kadının ve 9 çocuğun ölümü basına şüpheli olarak yansıdı. Daha dün kamuoyuna yansıyan bilgilere göre; Afyon’da 5 ayrı noktada yapılan silahlı saldırı sonucu 3 kadın yaşamını yitirdi. Bir kadın ağır yaralı. Ben bu saldırıda yaşamını yitirenlerin ailelerine başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyorum. Kadınlar bu kadar kolay katledilebiliyor bu ülkede. Fail erkek gözaltına alındı ancak bu fail 3’ü kadın 8 kişiyi katletme cesaretini nereden alıyor, asıl soru budur. Yine bir diğer konu, çocuk ihmal ve istismarı. Bu ülkede çocukların can güvenliği yok arkadaşlar. Hakkari’de çocuğa karşı cinsel istismar suçu işleniyor. Çocuk İzleme Merkezi’nde çocuğun beyanı alınıyor. Beyanda cinsel istismar iddiaları yer alıyor. Görüntülerinin alındığını, tehdit edildiğini söylüyor. Ortada suç var, şikayet var ancak failler sadece ifade veriyor ve serbest bırakılıyor. Çocuklara yönelik şiddet politiktir diyoruz. Cezasızlık politikaları ile çocuklara yönelik işlenen suçlar örtbas edilerek erkekler korunuyor. Çocuklara karşı işlenen bu cinsel istismar suçunun takipçisi olacağız.
Kadınları öldüren sadece erkekler değil erkeklere cesareti veren cezasızlık politikalarıdır
Yine bu kadar silahlanmanın, bu kadar şiddetin, her gün çocuk istismarının, kadına yönelik şiddetin arttığı bir yerde, toplumun, çocukların ve gençlerin bu kadar kolay bir şekilde silahlara ulaşabileceği bir yerde biz kadınlar hayatlarımız için mücadeleyi büyütmek zorundayız. Bu yozlaşmanın içinden bir çözümü artık sunmak zorundayız. Bunun mücadelesini yürütmek zorundayız. Buradan tekrar söylemek isterim. Kadınları öldüren sadece erkekler değil. Bu erkeklere cesareti veren cezasızlık politikalarıdır. Kâğıt üzerinde kalan tedbirlerdir. İhlal edilen tedbir kararlarıdır. Uygulanmayan koruma kararlarıdır. İhlallerin ne kadarının kolluk birimlerine bildirildiği, kaçının resmi kayda dönüştüğü, ihlal sonrasında kaç fail hakkında zorlama hapis kararı verildiği ve bu kararların ne kadarının uygulandığına ilişkin veriler kamuoyuyla paylaşılmıyor. Çünkü bu verilerin kamuoyu ile paylaşılması demek bu ülkede kadınlara karşı işlenen suçların önlenmediğinin açığa çıkması demektir. Kadınları korumayan mekanizmaların resmi olarak ifşasıdır. Şeffaflık, hesap verebilirlik yok bu erkek egemen düzende.
Jülide Kural yalnız değildir
Ancak biz kadınlar haklarımız, hayatlarımız için hesap sormaktan vazgeçmeyeceğiz. Tıpkı nafaka hakkından vazgeçmediğimiz gibi. Bugün yoksulluk nafakasına yönelik düzenlemeler 13. Yargı Paketinden çıkarıldıysa bu kadınların örgütlü mücadelesi sayesindedir. Bu iktidar sadece nafaka hakkını değil miras hakkını da tartışmaya açtı. Nitekim sevgili Jülide Kural üzerinden başlatılan miras tartışmaları da bu erkek egemen akıldan bağımsız değildir. Sevgili Jülide yaşamıyla, sanatıyla, barışa, demokrasiye ve özgürlüğe olan inancıyla, kadın kimliği ile var olan bir kadındır. Yakın zamanda yitirdiğimiz Kadir İnanır’ın hayat arkadaşıdır. Onu bir erkeğin üzerinden tanımlamak hiç kimsenin haddi değildir. Ben buradan Kadın Meclisimiz adına kendisine dayanışma duygularımı gönderiyor, Jülide kural yalnız değildir diyorum.
Fon çetesini besleyen, bunun önünü açan herkes yargılanmalıdır
Sevgili kadınlar, hepinizin bildiği gibi, Meclis’te bütçe görüşmeleri başladı. Bütçeye girmeden önce birkaç konuya değinmek istiyorum. Maalesef barışın konuşulduğu, demokratik bir toplumun inşasının tartışıldığı bu dönemde, bir kez daha erkek egemen akılla hazırlanmış bir bütçeyle karşı karşıyayız.Barışın bütçesi değil ve insanların gündelik yaşamına barış değmiyor. Barış dediğimiz mesele, insanların gündelik yaşamına, kadınların gündelik yaşamına dokunmak zorunda. Bir kadının yalnızca bir gün içerisinde yaşadığı ekonomik sorunları, görünmeyen ev içi emeğini, geçim mücadelesini görünür kılmak zorunda. Bir kadın sabah uyandığında gününü nasıl geçireceğini değil, günün sonunu nasıl getireceğini düşünüyor. Mutfağı nasıl dolduracağını, faturaları nasıl ödeyeceğini, çocuklarının ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağını, kendi ihtiyaçlarından hangilerinden vazgeçeceğini hesaplıyor. Dolayısıyla barış, bu kadının yaşamına değmediği sürece eksik kalır. Barış, aynı zamanda bu ülkede insanların insanca yaşayabileceği ekonomik ve toplumsal koşulların kurulmasıdır. Peki, bu nasıl olacak? Kaynakların fon vurguncularına değil gerçek sahiplerine teslim edilmesiyle olacak. Bugün bu ülkede fon vurgunlarıyla, kamu kaynaklarının yağmalanmasıyla, ekonomik ilişkiler üzerinden servetine servet katan bir kesim var. Bir tarafta geçinemediği için temel ihtiyaçlarından vazgeçen kadınlar, diğer taraftan toplumun ortak kaynakları üzerinden zenginliğini büyütenler var. Evet bu konuda soruşturmalar yürütülüyor tutuklamalar yapılıyor ancak meseleye birkaç ismin soruşturulması ve tutuklanması üzerinden yaklaşmak yeterli değil. Bu vurgunların bu kadar kolay bir şekilde yapılıyor olması bu ülkenin nasıl çeteler eliyle yönetildiğinin göstergesidir. Bu fon çetesini besleyen bunun önünü açan herkes yargılanmalıdır. Halkın, kadınların, yoksulların hakkından emeğinden çalanlar hesap verene kadar mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz.
Bütçede kadınların yaşamına, emeğine, özgürlüğüne, eşitliğine ayrılması gereken kaynaklar yok
Kaynakların en büyük payının silahlanmaya ve savunma sanayisine ayrıldığı bu bütçede, kadınların yaşamına, emeğine, özgürlüğüne ve eşitliğine ayrılması gereken kaynaklar yine yok sayılmıştır. Kadının Güçlendirilmesi Programı'na ayrılan bütçenin üç katının Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Programı'na ayrılması, iktidarın kadınlara nasıl baktığını bir kez daha gözler önüne sermektedir. Bu bütçe kadınların varlığını ve iradesini aile politikaları üzerinden şekillendirmek isteyen anlayışın somut belgesidir. Kadınlar adına karar alanlar, bir kez daha kadınları karar süreçlerinin dışında bırakmıştır. Elbette bunlar bizim bilmediğimiz, ilk kez karşılaştığımız politikalar değil. Bu bütçeyi hazırlayan akıl da biz kadınları çok iyi tanıyor. Kadınların neden bu bütçeye itiraz edeceğini, hangi taleplerle karşı çıkacağını, hangi eşitsizlikleri teşhir edeceğini biliyor. Çünkü kadınlar yıllardır emeğinin görünmez kılınmasına, yoksulluğa, şiddete, eşitsizliğe ve yaşam alanlarının daraltılmasına karşı mücadele ediyor.
Barışın bütçesi silaha değil, kadınların özgürleşmesine ayrılmalıdır
İşte tam da bu nedenle, Meclis Komisyonu aşamasından Genel Kurul görüşmelerine kadar bu bütçeye karşı en güçlü muhalefeti ortaya koyacağız. Yalnızca bu bütçeyi reddetmekle kalmayacak, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin nasıl bir bütçeye ihtiyaç duyduğunu da ortaya koyacağız. Çünkü barışın bütçesi silaha değil yaşama; eşitsizliğe değil adalete; kadınları eve kapatan politikalara değil kadınların özgürleşmesine kaynak ayırmalıdır. Bu doğrultuda 25 Ekim'de, “Eşitliğin, Özgürlüğün ve Barışın Bütçesini İstiyoruz” diyen akademisyenlerle, kadın örgütleriyle, kadına yönelik şiddetle mücadele yürüten kurumlarla, kadın yoksulluğu ve mülteci hakları alanında çalışan kadınlarla ve sivil toplum örgütlerinden kadınlarla İstanbul'da bir çalıştay gerçekleştirdik. Barışın, eşitliğin ve özgürlüğün bütçesinin nasıl olması gerektiğini birlikte tartıştık. Yine birçok ilde ev emekçisi, tütün emekçisi, tekstil işçisi ve fabrika işçisi kadınlarla bir araya geldik.
Kadınlar şiddetle mücadele için yeterli kaynak ayrılmasını istiyor
Kadınların gündelik yaşamda karşılaştıkları sorunları, ihtiyaçlarını ve bütçeden beklentilerini doğrudan kendilerinden dinledik. Kadınlar, toplumsal cinsiyet eşitliğini esas alan, eşitlikçi ve hak temelli bir bütçe istiyor. Kadınların omuzlarına yüklenen bakım emeğinin kamusallaştırılmasını, kreşlerin yaygınlaştırılmasını istiyor. Ev emekçisi kadınların sosyal güvenceye kavuşmasını, emeklerinin tanınmasını istiyor. Mahallelerde hasta, yaşlı ve engelli bakım hizmetlerinin kamusal sorumluluk olarak üstlenilmesini istiyor. Sosyal yardımların bir lütuf ya da siyasi iktidarın takdirine bağlı bir uygulama değil, herkes için güvence altına alınmış bir hak olmasını istiyor. Kadın yoksulluğuyla mücadele edilmesini, güvenceli istihdamın sağlanmasını, kadınların ekonomik bağımsızlıklarını kazanabilecekleri koşulların yaratılmasını istiyor. Kadına yönelik şiddetle mücadele için yeterli kaynak ayrılmasını, sığınakların ve destek mekanizmalarının yaygınlaştırılmasını istiyor. Bu talepler yerine getirilmediği sürece kadınların bu bütçeye oluru asla olmayacaktır.
Eşbaşkanlık sistemimiz devletin hiyerarşik yapısını bozuyor
Değerli arkadaşlar, kadınları, oluşturdukları bütçede görmeyen iktidarın Sayıştay Başkanlığı Amed Büyükşehir Belediyesine ilişkin hazırladığı raporda görmüş. Tam da kendilerine yakışan bir yerden görmüşler. Eşbaşkanlık sistemimizi “Yasal Dayanaktan Yoksun Eşbaşkanlık Uygulaması Bulunması” başlığı altında ele alınan uygulamaya ilişkin belediyenin internet sitesi, dijital medya hesapları, duyuru ve reklam panolarındaki ünvan kullanımları değerlendirmeye konu etmiş. Diyarbakır 3. İdare Mahkemesinin ilçe belediye meclislerince kabul edilen “Eş Başkanlar Çalışma Yönetmeliği” kararlarına ilişkin iptal gerekçelerine de yer verilen raporda, eşbaşkanlık uygulamasının hiyerarşik yapıyı bozarak idarenin bütünlüğü ilkesini zedeleyeceği” savunulmuş. Ben daha fazla detay vermeden söz konusu raporu hazırlayan kişilere haddinizi bilin diyorum. Bin bir emek ve bedelle elde ettiğimiz bu kazanımımızı o erkek egemen aklınızla kriminalize edemezsiniz. Doğrudur eşbaşkanlık sistemimiz sizin hiyerarşik yapınızı ve kimyanızı bozuyor. Erkek egemen düzeninizi bozuyor. Hiç şüpheniz olmasın bozmaya da devam edecek diyerek eşbaşkanlık mor çizgimizdir diyorum.
8 Kasım’da Dilovası katliamının yıl dönümünde kadın kortejinde buluşacağız
Sevgili kadınlar, geçtiğimiz gün Dilovası İşçi Katliamı davası görüldü. Ravive Kozmetik’te yaşanan patlamayla birlikte 3’ü çocuk 3’ü kadın olmak üzere 7 işçi katledilmişti. 1 yıla yakın bir süredir ailelerin adalet mücadelesi devam ederken duruşmalarda faillerin, patronların, denetim ve tedbirlerde ihmali bulunanların tahliyeleri her duruşmada teker teker sağlandı. Son olarak Patron Ali Osman Akat tahliye edildi. Dilovası Kadın İşçi Katliamı Davası, bu ülkede işçiler ölürken sorumluların nasıl cezasız kaldığının yani bu sömürü düzeninin resmidir. Kadınları, çocukları, işçileri katleden bu döngüyü kırmak hepimizin sorumluluğundadır. 8 Kasım Pazar günü, Dilovası katliamının yıl dönümünde saat 14.30’da anma ve yürüyüş için Dilovası Merkez Camisinin önünde kadın kortejinde buluşacağız.
1857’de New York’ta kapısı kilitlenen tekstil atölyesinde yanan kadın işçilere reva görülen çalışma koşullarını 168 yıl sonra Ravive Kozmetik’te izledik canlı canlı. Hatırlamak için, unutturmamak için, hesap sormak için, DEM Parti Kadın Meclisi olarak 8 Kasım gününün Kadın İşçi Cinayetleri ile Uluslararası Mücadele Günü olarak ilan edilmesi için tüm kadınları adalet mücadelesi etrafında kenetlenmeye çağırıyoruz. Yaşasın kadın dayanışması. Jin Jiyan Azadî.
6 Kasım 2026
