Halide Türkoğlu: Demokratik bir yaşamı hep birlikte öreceğiz

 

Kadın Meclisimiz, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü dolayısıyla “Şiddetin Karşısında Eşitlik ve Özgürlük İçin Bir Aradayız / Lı Dıjî Tundıyê Jı Bo Azadî û Wekhevıyê Em Bı Hev Re Ne” şiarıyla birçok kentte açıklama gerçekleştirdi.

Hakkari’nin Gever ilçesinde yapılan etkinliğe Kadın Meclisi Sözcümüz Halide Türkoğlu, Hakkari Milletvekilimiz Öznur Bartın, belediye eşbaşkanlarımız ve Kadın Meclisimiz katıldı. Burada konuşan Türkoğlu, şunları söyledi:

Kadın özgürlük mücadelesinin yaşam bulduğu, direnişin kenti Gever’e binlerce kez selam olsun. 1960 yılında diktatörlüğe bağlı güçlerin, Mirabel kardeşlere yönelik şiddet ve tecavüzünün üzerinden 65 yıl geçti. Mirabel kardeşler, diktatörlüğe karşı mücadele ederken özgür ve eşit bir yaşamın mücadelesini bugünlere getirmeye çalıştılar. O günden bugüne mücadele eden ve bedel ödeyen, özgürlüğe ve eşitliğe umut olan tüm direnen kadınları selamlıyorum.

Kadına yönelik şiddete karşı sesimizi yükseltiyoruz

Oradan aldığımız ilhamla bugün sokaklardayız, meydanlardayız. Dünyanın dört bir yanında biz kadınlar kadına yönelik şiddete karşı sesimizi yükseltiyoruz. Sadece kadına yönelik şiddet olarak geçmiyor. Aynı zamanda bu, erkek-devlet şiddetinin kadınlar şahsında bir topluma yönelik şiddet politikasıdır. Biz bunu Gevher'de gördük, Hakkari'de gördük. Kürdistan'ın birçok kentinde erkek- devlet şiddeti nasıl uygulanıyor, birebir yaşadık. Her savaşın bir özel savaş politikası vardır dedik.

Cezasızlık politikaları yüzünden üniformalı şiddeti büyüyor

Kadınlara yönelik özel savaş çok sistematik bir şekilde devam ediyor. Bugün Hakkari'de uyuşturucunun ve fuhuşun artması, kadınların baskı politikalarına maruz kalmasına sebep oluyor. Kadına yönelik şiddet ve şüpheli kadın ölümleri artıyor. Kadın katliamları bu kentlerde yaşanmaya devam ediyor. Peki, neden oluyor? Tam da erkek-devlet şiddetinin hayata geçirildiği politikalarla ilgilidir. Hakkari'ye kayyım atanmışsa bu bir özel savaş politikasıdır. Bir kentin iradesini çalarsanız, o kentte insanlar yönetme hakkına sahip olamazsa, işte tam da orada toplumu çökertme politikaları devreye girer. Çeteler devreye girer, özel savaş büyür. Cezasızlık politikalarıyla üniformalı şiddeti büyür. Biz Kürt kadınları olarak bunun ne anlama geldiğini çok iyi biliyoruz. Bu politikaların her biri bizim kadın özgürlük mücadelemize yönelik üretilmiş politikalardır. Kadınlar şahsında Kürt halkını çökertmek istiyorlar.

“Jin Jiyan Azadî” ruhuyla ev ev, kapı kapı dolaşacağız

25 Kasım'da çoklu şiddet biçimini de teşhir ediyoruz. Evlerin içinde, kurumlarda, iş yerlerinde, okullarda, yurtlarda şiddet var. Yaşamın her alanında şiddet politikaları ile saldırılar var. Bizler bunu biliyoruz. Kadın özgürlük mücadelemiz bu şiddet politikasına karşı savunmasını örgütlenmeyle büyütecektir. 25 Kasım'da da DEM Parti Kadın Meclisi olarak mahalle mahalle örgütlenme çalışmalarımızı esas aldık. Çünkü biliyoruz ki bir yerde şiddet varsa, onun karşısında öz savunma haktır. Ve bizler “Jin Jiyan Azadî” ruhuyla ev ev, kapı kapı dolaşacağız.

Bize dayattığınız kadınlık kimliğini kabul etmiyoruz

Peki, yaşamlarımızı nasıl savunacağız? İktidar kadınlara, benim istediğim gibi kadınlar olacaksınız ya da şiddetle baş başa kalacaksınız diyor. Biz dedik ki yaşamak istiyoruz ama kendi kimliğimizle, dilimizle, kültürümüzle, varlığımızla yaşamak istiyoruz. Bize dayattığınız kadınlık kimliğini kabul etmiyoruz. Biz bunu inşa etmek istiyoruz. Bir yandan kayyım atamalarını, bir yandan özel savaş politikalarını devreye koymalar özgür kadın kimliğine yönelik bir saldırıdır. Ortadoğu coğrafyasında bu saldırılar günbegün büyüyor. Yaşadığımız coğrafyanın bir savaş coğrafyası olduğunu biliyoruz. Bu sadece ulus devletlerin kendi aralarında bir savaşı değildir, aynı zamanda çetevari bir kale savaşıdır. Kadınları zapturapt altına alma, köleleştirme savaşıdır. Tam da bu zihniyete karşı kadınların özgür ve eşit yaşamını inşa ettiği Jinwar Kadın Köyü'nün de kuruluş günü. Rojava'daki Jinwar Kadın Köyü, Jin Jiyan Azadi felsefesinin modelidir. Bizler bu mücadeleyi her yerde sürdürmeye devam edeceğiz. İran faşist molla rejimine karşı da Jin Jiyan Azadî felsefemizle mücadelemizi büyüteceğiz. Afganistan'daki kadınların hayatlarına kasteden bu iktidarların karşısında yine özgürlük ve eşitlik mücadelemizle bir arada duracağız. Sudan'da birçok yerde yaşanan kadın kırımına karşı bizler modelimizle bu halklara umut olacağız. Peki, modelimiz ne diyor? Demokratik bir yaşam diyor.

Barış ve Demokratik Toplum Süreci kadınların gündemi

Eşitliğin ve özgürlüğün var olabileceği, kadınların, erkeklerin ve halkların kendi kimlikleri ve dilleriyle bir arada yaşayabileceği bir modelden bahsediyoruz. Bu modelin mimarı kim? Sayın Abdullah Öcalan. Yaklaşık bir yıldır Sayın Öcalan'ın başlattığı Barış ve Demokratik Toplum Süreci biz kadınların da temel gündemidir. Kürt sorununun demokratik çözümü aynı zamanda bu ülkede demokratik bir değişimin yaşanması demektir. Yaşadığımız evlerden mahallelere kadar her yerde demokrasiyi sahici bir şekilde inşa etmek demektir. Bunun teminatı da kadın özgürlük ve örgütlenme mücadelemizdir.

Meclis’te kurulan komisyon İmralı'ya gitti ve görüşme gerçekleştirdi. Tarihi eşiklerin olduğu bir dönemdeyiz. Tüm demokrasi mücadelesi verenler bu tarihi sürecin öznesi olmalıdır. Barış hepimizin temel ihtiyacıdır. Bu ülkede savaşın bize nasıl yansıdığını en iyi bizler biliyoruz. En çok bedel ödeyen de biz kadınlarız. O yüzden barışta da bu işin öznesi olmak ve onurlu bir barışın nasıl hayata geçirileceğini herkese göstermek biz kadınların sorumluluğudur.

Bu tarihi süreçte Türkiye halkları barış ve demokrasi mücadelesini kalıcılaştırabilirse, aynı zamanda Ortadoğu'da savaş politikaları da son bulmuş olacak. Ortadoğu'da kadınlar ve halklar kırım politikalarına maruz kalmaktan kurtulmuş olacak. Bu ülkenin de Ortadoğu'nun da kurtuluşu Kürt sorununun demokratik çözümünden geçmektedir. Sayın Öcalan'ın örmüş olduğu bu süreçte onun özgürlüğü sürecin güvencesidir.

Demokratik bir yaşamı hep birlikte öreceğiz

Kürt sorununun demokratik çözümünde başta Sayın Öcalan olmak üzere tüm siyasi tutsakların özgürlüğü elzemdir. Aynı zamanda kayyım siyasetine son verilmeli ve örgütlenme özgürlüğü bu topraklarda hayat bulmalıdır. Bunlar sadece bizim taleplerimiz değildir. Bu aynı zamanda bu ülkede ekmeğinden, eşitliğinden, hakkından, onurundan her türlü saldırıya maruz kalan Türkiye halklarının da temel talebidir. Demokrasi bu ülkenin temel talebidir. Biz kadınlar bu 25 Kasım'da da erkek-devlet şiddetine ve iktidarın politikalarına karşı daha çok demokrasi diyeceğiz. Demokratik bir yaşamı hep birlikte örmeye çalışacağız. Demokratik toplumun öncüsü kadınlardır. Demokratik toplumun inşası da örgütlenmekten geçmektedir. Bizler mahallede, evlerde örgütlenmeliyiz. Bizler örgütsüz kalırsak çeteler, iktidarlar ve sermaye kadınlara saldırmaya devam edecektir. Kadınlar şahsında da bu toplumu çökertmeye devam edeceklerdir. O yüzden bizim bir öz savunmamız var. Biz kimliğimizle, dilimizle, mücadelemizle, inancımızla, kültürümüzle, varlığımızla örgütlenmek zorundayız. Ve bu örgütlülüğü her haliyle kalıcı bir şekilde yerleştirmek zorundayız.Bu ülkede gençlerin, kadınların, toplumların özgür ve eşit yaşamı barışın kalıcı bir şekilde olmasını sağlamakla birlikte örgütlenmekten geçer. Örgütlülük bizim öz savunmamızdır ve bu 25 Kasım'da biz örgütlenmemizi büyütmeye devam edeceğiz.

25 Kasım 2025