Halide Türkoğlu: İran’dan, Rojava’dan yükselen direniş biz kadınların da eşitlik ve özgürlük mücadelesidir

Kadın Meclisi Sözcümüz Halide Türkoğlu, Genel Merkezimizde düzenlenen Kadın Meclisi toplantımızın açılış konuşmasını yaptı. Türkoğlu, şunları söyledi:

2025 yılı mücadeleyi yükselteceğimiz bir yıl oldu

2026 yılının ilk Kadın Meclisi toplantısını gerçekleştiriyoruz. 2025 yılı bizler için her açıdan mücadeleyi yükselttiğimiz, barış umudunu büyüttüğümüz bir yıl oldu. Sayın Öcalan’ın 27 Şubat çağrısı ile başlayan Barış ve Demokratik Toplum Süreci, umuda ve özgürlüğe dair mücadeleleri her alanda büyüten bir süreç oldu ve bu süreç devam ediyor. Biz kadınlar çağrının yapıldığı ilk andan itibaren harekete geçtik. Barış ve demokrasi mücadelesinin öznesi kadınlardır dedik. Tarlalardan fabrikalara, evlerden mahallelere gitmedik sokak, çalmadık kapı bırakmayacak şekilde bu çağrıyı yaymayı hedefledik. 8 Mart ruhuyla barış, eşitlik ve özgürlük talebimizi Newroz alanlarında yükselttik. Bu topraklarda en çok da kadınların barışa ihtiyacı var diyerek, ülkenin dört bir yanında kadın örgütlerinin yer aldığı inisiyatiflerle taleplerimizi ortaklaştırdık.

Sürecin yasal zemininin oluşturulması, kadınların bu sürecin asli özneleri olduğu inancıyla sesimizi, sözümüzü, taleplerimizi Meclis’te oluşturulan komisyonda yükselttik. Meclis çatısı altında yürütülen erkek egemen siyasete karşı kadın dayanışmasını yükseltmek, barışın dilini oluşturmak ve ortaklaştırmak amacıyla hem dışarıda hem Meclis’te siyasi partilerin kadın yapılarıyla bir araya geldik. Kadına yönelik şiddet ve katliamlarla mücadele önceliğimizdir diyerek 25 Kasım’da da yine barış umudunu diri tutarak haklarımız ve kazanımlarımızı korumaktan bir an olsun vazgeçmedik. İşte bu inanç ve kararlılıkla bu çalışmalara öncülük eden siz sevgili Kadın Meclisi üyelerimizi selamlıyor, toplantımıza hoş geldiniz diyorum. Binlerce kez emeğinize, yüreğinize sağlık.

Kadın özgürlükçü bir Suriye için direnen kadınlarla mücadeleyi büyütmekten asla vazgeçmeyeceğiz

Gerek dünya gerek Ortadoğu gerekse de ülkede yaşanan gelişmeler elbette ki biz kadınların hayatlarını en çok etkileyen gündemlerin başında gelmektedir. Tüm dünyada yükselen erkek egemenliği bir kez daha savaş ve şiddet politikalarıyla halkların bir arada özgür ve eşit yaşama umuduna gölge düşürmek istemektedir. Kirli çıkarlar ve emperyal hayaller uğruna her an, her dakika değişen güç ve ittifak dengeleri özellikle Ortadoğu üzerinden şekillenmektedir. Suriye’nin Halep kentine bağlı Şexmaqsud, Eşrefiye, Beni Zeyd mahallelerinde kadınlara, halklara ve inançlara yönelik gerçekleştirilen katliam bu güçlerin desteğiyle yapılmıştır. Cihadist, kadın düşmanı HTŞ’ye bağlı Türkiye destekli güçler bu mahallelerde insanlığa, kadınlara karşı suç işlemiştir. Bir kez daha kadın bedeni bir savaş alanı olarak görülmüştür. Tüm kamuoyunun gözü önünde bir kadın direnişçi işkence edilerek katledilmiştir. Bizler şunu çok iyi biliyoruz ki bu saldırılarla Kürt halkının, kadınların kazanımları hedeflenmiştir. Halkların, kadınların, inançların bir arada özgür ve eşit yaşamına yönelik yapılmıştır. Bugün saldırılan, hedef alınan kadınlar dün Kobanî’’de, Şengal’de, Rojava’da karanlık IŞİD çetelerine karşı direnen, diz çökmeyen kadınlardır. Bizler var olduğumuz sürece demokratik bir Suriye için, kadın özgürlükçü bir Suriye için direnen ve mücadele eden kadınlarla birlikte mücadeleyi büyütmekten asla vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz.

Cihadist soykırımcı zihniyete biat etmeyeceğiz

İnsanlığa, kadınlara karşı suç işleyen bu çeteler hesap vermelidir. Saldırılardan dolayı mahallerden çıkarken kaçırılan kadınların, gençlerin akıbeti araştırılmalı; bu konuda uluslararası hak örgütleri, kadın örgütleri devreye girmelidir. Suriye’nin tekçi, ırkçı, mezhepçi ve cinsiyetçi bir ulus devlet anlayışına ihtiyacı yoktur. Suriye’de halkların, kadınların, gençlerin asıl ihtiyacı, çok kimlikli yapısı ve inançlarıyla bir arada ortak, eşit bir yaşamdır. Türkiye’nin Suriye politikası bu yaşamı savunmak üzerinden şekillenmelidir. Mahallelerde ortaya konulan direniş bir kez daha tüm dünyaya gösterdi ki Kürt halkı da kadınlar da bu cihadist soykırımcı zihniyete biat etmedi, etmeyecek.

Rojava’ya ses olmak herkesin insanlık görevidir

Korkunun kaynağının ne olduğunu biliyoruz. Korkunun kaynağı, Kuzey ve Doğu Suriye’de kadınlar öncülüğünde inşa edilen demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü paradigmadır; Rojava’nın direnişidir, halkların birlikte yaşama fikriyatıdır. Günlerdir partimiz, demokratik kitle örgütleri, kadınlar, anneler Suriye’de yaşanan katliamlara karşı yürüyüş ve açıklamalar yaparak özellikle Türkiye’yi uyarmaktadır. Kürt halkının, kadınların varlığına yönelik hiçbir saldırıyı kabul etmeyeceklerine dair güçlü bir irade ortaya koymuşlardır. Bizler yaşanan katliamlara karşı sesimizi ve eylemlerimizi daha da yükseltmek zorunda olduğumuzu biliyoruz. Bu bilinç ve kararlılıkla mücadelemizi yükselteceğiz. Çünkü Rojava bizim varlığımızdır. Rojava bizim kadın kimliğimizdir, onurumuzdur, çizgimizdir! Bunu her alanda göstereceğiz! Bu mücadele sadece Kürt kadınlarının mücadelesi değil, tüm insanlığın ve kadınların mücadelesidir. Tüm kadınlara, kadın örgütlerine, uluslararası kamuoyuna sesleniyoruz: Rojava’ya ses olmak herkesin insanlık görevidir.

Barış Annelerinin talebi ve sözü bizim de sözümüzdür 

Barış Anneleri Meclisi, Rojava’ya ses olmak için ülkenin dört bir yanından dün Ankara’ya geldi. Anneler Dışişleri Bakanlığı ile görüşmek istedi. Ancak Hakan Fidan bu sesi duymak istemedi. Tüm kamuoyu önünde açıklamalarını gerçekleştiren Barış Annelerinin sözünü buradan sizlerle paylaşmak istiyorum: “Rojava'da insanlık dışı bir savaş yürütülüyor. Bu savaşı yürütenleri kınıyoruz. Türkiye, o çeteleri eğitip savaşa gönderdi. Kürt çocuklarının kanı üzerine plan yapıyorlar. İnsanlığa karşı bir savaş bu. Biz barış istiyoruz. Dışişleri Bakanı istifa etmelidir. Uluslararası kamuoyuna sesleniyoruz. Colani DAİŞ'tir. Türkiye bunları destekliyor. Bir kez daha barış diyoruz. Kürtlerin kanı üzerine pazarlık yapılmasını istemiyoruz.” Barış Annelerinin talebi ve sözü bizim de sözümüzdür.

Kuzey ve Doğu Suriye’de inşa edilen yaşam Türkiye için bir tehlike olmamıştır

Binbir emek ve bedelle inşa edilen Rojava’nın hedef alınmasını asla kabul etmeyeceğiz. Rojava’ya yaklaşım Barış ve Demokratik Toplum Sürecine yaklaşımı göstermektedir. İçeride Kürt sorununda demokratik bir çözümün sağlanması konuşulurken; Suriye’de Kürt halkının, kadınların kazanımlarına yönelik saldırılar onaylanamaz. Kuzey ve Doğu Suriye’de inşa edilen yaşam hiçbir zaman Türkiye için bir tehlike olmamıştır. Bu kazanımların bir tehlike olarak görülmesine dönük algı operasyonlarıyla savaş dilini beslemek sürece en büyük zararı vermektedir. Savaşın en ağır bedelini ödeyenler olarak uyarıyoruz: İçeride de dışarıda da hâkim kılınacak dil ve politika barışın dilidir, barışa hizmet edecek politikaların hayata geçirilmesidir. 

İran’dan, Rojava’dan yükselen direniş biz kadınların da eşitlik ve özgürlük mücadelesidir

Tekçi, cinsiyetçi, militarist, mezhepçi bir ulus devlet aklıyla yürütülen her politika nerede olursa olsun halkların, kadınların mücadelesine çarpacaktır. İran’da faşist molla rejiminin uygulamalarına karşı oluşan ve “Jin Jiyan Azadî” isyanlarının devamı olan eylemler bunun göstergesidir. İran’da sokağa çıkan kadınların mücadelesi; demokrasi, eşitlik ve özgürlük mücadelesi yürüttükleri için tutuklanan ve idamla yargılanan Pexşan Ezîzî, Zeynep Celaliyan, Şerife Muhammedî, Werîşe Mûradî’nin mücadelesidir. İran’da faşist rejime bağlı ahlak zabıtaları tarafından katledilen Jina Mahsa Amini’nin isyanıdır. Bugün İran’da gerçekleştirilen protestoları böyle okuyoruz. Kadınlar öncülüğünde yoksulluğa, işsizliğe, sömürüye, inkâr ve idam düzenine karşı gerçekleştirilen protestolarda yüzlerce kadın ve genç faşist rejimin hedefi olmuştur. Binlerce kişi katledilmiştir. Halkın, kadınların, gençlerin isyanının gerekçesini anlamak yerine baskı, susturma, sindirme, cezaevlerine hapsetme üzerinden uygulanan politikaların bir sonuç vermediği ortadadır. Rejimin yapması gereken İran’ın çok kimlikli ve kültürlü yanıyla kadınların, halkların, gençlerin taleplerine sessiz kalmamak ve bu talepleri yerine getirmektir. Aksi her durum kaosu beslemekten öteye geçmeyecektir. Sevgili kadınlar; İran’dan, Rojava’dan yükselen direniş ve mücadele bizlerin de eşitlik ve özgürlük mücadelesidir. Onurlu bir yaşamın mücadelesidir.

Kadınların yaşam hakkı her gün saldırı altındadır

Bizler şunu çok iyi biliyoruz ki erkek egemen iktidarlar eliyle yürütülen her politika kadınların yaşamlarından çalmaya devam etmektedir. Nitekim Türkiye’de kadın düşmanı politikalar adeta bir kadın kırımı haline gelmiştir. Neredeyse her gün bir kadın cinayetiyle, kadına yönelik şiddet olayıyla karşı karşıya kalıyoruz. Bakın, 2025 yılında 294 kadın erkekler tarafından katledildi. 297 kadın şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdi. 2026 yılının ilk haftasında 5 kadın katliamı gerçekleştirildi. Bu ülkede kadınların can güvenliği yoktur. Bu ülkede kadınların yaşam hakkı her gün saldırı altındadır. Kadınların yaşamlarını korumaya dönük önleyici ve koruyucu tedbirler uygulanmıyor. Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinde görev yapan bir kadın hakimin erkek savcı tarafından silahlı saldırıya uğraması, kadınların adli makamlar dahil devletin hiçbir makamında dahi can güvenliğinin olmadığının göstergesidir. Bu saldırı münferit bir saldırı değildir. Şiddet gören kadınların başvurduğu, adalet aradığı mekânların içerisinde şiddetin nasıl üretildiğinin, erkek egemenliğinin nasıl üretildiğinin göstergesidir. Saldırıya uğrayan kadın hakime buradan geçmiş olsun diyor, dayanışma duygularımızı iletiyoruz. Davanın takipçisi olacağımızı belirtiyoruz.

Kadınların yaşamları yargı paketleriyle çalınıyor

Şiddet gören, tecavüze uğrayan kadınlar gittiği karakolda şikâyetten vazgeçirilmeye çalışılıyor. Saatlerce karakolda bekletilebiliyor. Bu ülkede kadınlar ellerinde koruma kararı ile katlediliyor. 2025 yılında 23 kadın koruma kararı olmasına rağmen korunmadı, katledildi. Kadınların yaşamları yargı paketleriyle çalınıyor. Bu paketlerden failin payına düşen cezasızlıkla ödüllendirilmeyken, kadınların payına düşen şiddet ve katliamlar oluyor. Rojda Yakışıklı cinayeti bunun en bariz göstergesidir. Fail Okay Gür cezaevinden çıktığı an görüntülü arayıp Rojda’yı öldüreceğini söylüyor, tehdit ediyor. Şikâyet edilmesine rağmen bu kişi elini kolunu sallayarak Rojda’yı katlediyor. Tek bir yetkili çıkıp bu konuda ağzını açıp bir söz söylemiyor. Yine Rojin Kabaiş davası kadına karşı işlenen suçların adım adım nasıl örtülmek istendiğinin göstergesidir. Rojin’in cansız bedenine ulaşıldığı ilk andan itibaren adeta ağız birliği yaparcasına bu ülkenin yetkilileri olayın bir intihar olduğunu savunup durdu. Kadınların bitmeyen öfkesi ve mücadelesiyle olayın arkasındaki gerçekler tek tek açığa çıkmaya başladı. Ancak açığa çıkan bir başka şey de bu olayın üzerinin nasıl örtülmek istendiği oldu.

“Rojin Kabaiş’e ne oldu?” sorusunu sormaktan vazgeçmeyeceğiz

Geldiğimiz aşama da Rojin’in bedeni üzerinde iki erkeğe ait bulgular olduğu bilgisi varken, Van Valiliği yürütülen soruşturma kapsamında, ihmali bulunan yurt yetkilileri hakkında soruşturma izni vermiyor. Bu iznin verilmemesi alenen bu olayın faillerinin hala birileri tarafından korunmasıdır. Bu cinayetin faillerinin açığa çıkarılması ve yargılanması için mücadele etmek katledilen kadınlara sözümüzdür. “Rojin Kabaiş’e ne oldu?” sorusunu sormaktan vazgeçmeyeceğiz. İyi bilinsin ki bu ülkede çürümüş yargı sistemine, çöken adalet mekanizmalarına yaşamlarımızı teslim etmeyeceğiz.  Kadınlar için adaletin sağlanması İstanbul Sözleşmesinin uygulanmasından geçer. Kadınlar için 6284 Sayılı Kanunun her bir maddesinin uygulanmasından, kararların denetlenmesinden geçer. Kısa vadeli güvencesiz projelerle değil uzun vadeli ve güvenceli istihdam alanlarını yaratarak, kadınların yoksulluktan dolayı içerisinde kaldığı şiddet mahallinden uzaklaşmasının sağlanmasından geçer. Elbette ki bunların her biri bizlerin mücadele alanlarını daha fazla büyütme gerekçeleridir. Tüm yaşanılan bu sorunların kadın düşmanlığından bağımsız gelişmediğini biliyoruz.

Kadınların ortak buluşmaları savaşta ısrar eden zihniyeti tedirgin ediyor

Ülkede uzunca bir aradan sonra kadınlar Tandoğan’da bir miting gerçekleştirdi. 37 bağımsız kadın kurumunun çağrısıyla yapılan mitinge kadın örgütleri aylarca emek harcadı. Bu mitinge her kesimden, her görüşten kadınlar katılım sağladı. Siyasi partilerden de katılım oldu. Kadın düşmanı politikalara, emek sömürüsüne ve savaşa karşı kadınların açıklamaları ve bir arada olmaları aslında bu ülkede barışın, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin teminatının adımları olmakta ve olacaktır. Çünkü biliyoruz ki her türlü sömürü ve savaş düzenini besleyen ırkçılık ve cinsiyetçiliktir. Kadınların mücadelesi ve ortak buluşmaları en çok da savaşta ısrar eden zihniyeti tedirgin etmektedir.

Kadın mitinginin DEM Parti mitingi olarak servis edilmesi bilinçli bir algı operasyonudur

Bu yönüyle, bu mitingin sosyal medyada çarpıtılarak DEM Parti mitingi olarak servis edilmesi bilinçli bir algı operasyonu olmuştur. Bu algı operasyonlarıyla mitingin asıl kurucuları olan bağımsız kadın örgütlerinin eşitlik, özgürlük ve barış taleplerini gölgelemek hedeflenmiştir. Kürt Kadın Hareketi ve Türkiye Kadın Hareketinin yıllardır sokaklarda birlikte örmeye çalıştığı özgürlük ve barış mücadelesini itibarsızlaştırmaya dönük çoklu bir linç saldırısına dönüşmesi bunun göstergesidir. Buradan tekrar hatırlatıyoruz: 90’lardan bugüne Kürt Kadın Hareketi ve Türkiye Kadın Hareketleri her baskı dönemlerinde, OHAL’de, çatışma ve çözüm süreçlerinde, kayyım atamalarında, faşizmin karşısında her zaman ilk sokağa çıkanlardır. Bazılarının korkudan kendini gizlediği, geri çekildiği zamanlarda sözü ve eylemi gerçekleştiren bir cesarete sahip olan biz kadınların özgürlük mücadelesini hedef almanıza asla izin vermedik, izin vermeyiz.

Örgütlenmediğimiz tek bir alan bırakmayacağız

Sevgili kadınlar; işimiz her zamankinden daha fazla zor olsa da mücadelemize olan inancımız, bu uğurda yitirdiğimiz yoldaşlarımızın anıları, cezaevinde esir alınan kadın yoldaşlarımızın direnişi, Barış Annelerinin kararlı duruşu bizlerin en büyük moral ve motivasyon kaynağıdır. Evet, öfkeliyiz ama asla umutsuz değiliz! Bu motivasyonla çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Örgütlenmediğimiz tek bir alan bırakmayacağız. Yozlaşmış, erkek egemen bu düzene karşı onurlu bir yaşamı bu topraklarda inşa edeceğiz. Şüpheleri olmasın ki o karanlık düzenlerine hiçbir kadın biat etmeyecek. Ortadoğu’da kadının hakikati ve tarihi, bu yüzyılda tüm kadınlara, halklara umut ve cesaret vermeye devam etmektedir. İşte güç de inanç da cesaret de buradadır. 2026 yılı bizler için örgütlülüğümüzü ve dayanışmamızı büyüterek Barış ve Demokratik Toplum Süreci etrafında en sıkı şekilde kenetleneceğimiz, onurlu barışı inşa edeceğimiz bir yıl olacaktır. Bu inançla hepinizi selamlıyorum. Yaşasın kadın mücadelesi! Jin Jiyan Azadî!

14 Ocak 2026