Kadın Meclisi Sözcümüz Halide Türkoğlu'nun Mezopotamya Ajansı'na verdiği röportaj:
Barış sürecinde kadınların kurucu özne olması için bir kadın kurulunun gerekliliğini belirten DEM Parti Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu, Meclis’te grubu bulunan siyasi partilerin kadın temsilcileriyle kurdukları temasın bir oluşuma dönüşme sürecinde olduğunu söyledi.
Kadınların kurucu bir özne olarak yer almadığı demokratik dönüşüm ya da barış süreçleri nasıl olur? Bu soru, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde daha da görünür bir şekilde tartışılmaya başladı. Çerçeve yasanın 10 Ağustos’ta Meclis’te kabul edilmesiyle kurulan üst kurul ve bu kurulun oluşturduğu alt komisyonlarda, kadınlara bir başlık henüz açılmadı. Devam eden süreç kapsamında bir kadın kurulunun oluşması talepleri yükselirken, kadınlar Meclis’in 1 Ekim’de açılmasıyla birlikte kurulması beklenen İzleme Kurulunda yer almak istiyor.
Kadınların bu konudaki talepleri, girişimleri, örecekleri ortak mücadele hattı ve süreçte kurucu özne olmalarının önemine dair Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu Mezopotamya Ajansı'nın sorularını yanıtladı.
İki yıldır devam eden bir süreçte, Meclis’te çerçeve yasanın kabul edilmesi ve bağlantılı olarak kurulların oluşturulmasına gelindi. Bu süreçte hep erkek aktörler konuştu ya da öne çıkarken, kadınların süreçte nasıl bir rolü oldu?
Türkiye modeli dediğimiz bir çözümden bahsediyoruz. Dünya deneyimleri gibi bir süreç yürümüyor. Üçüncü göz politikası yok ve bu modelin içerisinde kadınlara yer de yok, net ifade etmek gerekirse. Sadece son iki yıl değil tarihsel olarak kadınların barış mücadelesi hep vardı. 90’lardan bugüne aslında Kürt Kadın Hareketi, Türkiye Kadın Hareketi, Barış Anneleri, Cumartesi Anneleri hep barış mücadelesi yürüttü. Faili meçhul cinayetlerden tutalım, çatışma zeminin kadınların yaşamlarını nasıl etkilediği ya da mevcut savaş politikalarının hedefi olması nedeniyle kadınların özgürlük ve eşitlik mücadelesi birlikte aynı zamanda barış mücadelesi de hep yan yana gitti. Yani barış mücadelesi ayrı bir yerde kalmadı ya da bir toprakta ya da sadece Kürt kadınların konuştuğu bir mesele olarak kalmadı. Türkiye'de aslında feminist, sosyalist, adalet mücadelesi, eşitlik ve özgürlük mücadelesi veren kadınlar da toplumsal hareket olarak barış mücadelesini yürütmeye çalıştılar.
Kadınların barış mücadelesi birikimsel bir mücadeleydi. Yani 90'lardan bugüne gelen bir mücadele hattı vardı. O yönüyle de sadece kadın mücadelesini ve barış mücadelesini son iki yıla sığdırmak yetersiz olur bizler açısından. Barış İçin Kadın Girişimi’nden tutalım, Kadın Özgürlük Meclisi’ne ve bugün de Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’ne kadar deneyimlerimiz var. İnisiyatif; Türkiye Kadın Hareketi’nden Kürt Kadın Hareketi’ne, bağımsız feministlerden akademisyenler, yazarlar ve barış isteyenlerin dahil olduğu bir inisiyatif. Bu inisiyatif, Meclis Komisyonu’nda sözlerini dile getirmeye çalıştı, raporlarını sundu, eylem hattı oluşturmaya çalıştı. Özgür Kadın Hareketi’nin (Tevgera Jinên Azad-TJA) 7 Ekim’den itibaren Meclis’e yaptığı yürüyüşlerden tutalım, barışın neden toplumsallaşması gerektiğine dair çalışmaları söz konusu oldu. Yine DEM Parti Kadın Meclisi olarak 27 Şubat çağrısıyla birlikte bir deklarasyon yayımladık ve birçok zeminde kadınlarla buluşmalar gerçekleştirdik.
Bu zeminlerde buluştuğunuz kadınlara daha çok hangi başlıklarla gittiniz?
Barışın hayatlarımız için neden önemli olduğunu anlattık, kadınların bu süreçte özne olması gerektiğini belirttik. Sürecin neden önemli olduğunu, bu çağrıya kadınların da dahil olması gerektiğini anlattık. Barışı sadece müzakere süreci olarak gören bir yerden değil, toplumsallaşması için ne gibi değişimlere ihtiyaç olduğu, bu sürecin soru işaretlerinin neler olduğu, gündeminin ne olduğu, nasıl yol alınacağı gibi konular konuşuldu ve tartışıldı.
Bugüne kadar bir yönüyle devlet, bir yönüyle örgüt, bir yönüyle Sayın Öcalan, bir yönüyle iktidar, bir yönüyle muhalefet yani çok merkezde kalan bir barış politikası tartışması yürütüldü. Kadınlar açısından daha çok yerelden bir barış politikası olması gerektiğinden bahsediyoruz. O yönüyle de gitmediğimiz il kalmadı ve gitmeye de devam edeceğiz. Bir yılı aşkın bir süre boyunca sadece bu süreci anlatmaya çalıştık. Barış nasıl inşa edilir? Barış nasıl toplumsallaşır? Siyasi partilerin ne yapması gerekir? üzerinden Meclis’te grubu bulunan siyasi partilerin kadın yapılarıyla da yan yana geldik.
Kadınlar barış mücadelesi verirken diğer yandan da barış süreçlerinin öznesi olma gibi bir mücadeleyi de veriyor gibi bir durum ortaya çıkıyor.
Evet, tabi. En çok kadın hareketlerine saldıran bir iktidardan bahsediyoruz. Ya da ‘makul’ kadınlık inşasıyla kadınları nesneleştiren bir iktidar zihniyeti var.
Barış sürecinde kadınların özne olmasından ne anlamalıyız?
Aslında kurucu bir siyasetten bahsediyoruz. Barışı kurmak, ama aynı zamanda kendi özgürlük ve eşitlik mücadelesini de birlikte kurmak istiyor. Yani barışı kuralım sonra özgürlükleri, eşitlikleri konuşalım değil. Barış mücadelesi vermeniz demek, eşitlik ya da özgürlük mücadelenizden vazgeçeceğiniz anlamına gelmez. O yönüyle kadınların mücadelesi bu coğrafyada çoklu bir mücadele hattına sahip. İktidar, kadınların bu süreçte yer almasını düşünen bir yerde değil. Ama kadın mücadelesi barışın kalıcılaşması ve toplumsallaşması, ülkenin demokratikleşmesi açısından ciddi deneyimlere, hafızaya, birikime sahip. Çoklu mücadele alanları ile değiştiren ve dönüştüren asıl güçtür kadınlardır.
Savaşın her türlü etkisini yaşayan kesimlerin başında kadınlar geldiği için bir barışın ne olduğunu, ötekileştirilmekten nasıl kurtulacağı, empati ve hafızanın nasıl iç içe geçeceği, olmazların siyaseti değil de farkların bir araya gelebileceği zemin, kadın hareketlerinin ya da kadın mücadelesinin zeminidir.
Çerçeve yasa ile Takip ve Değerlendirme Kurulunun oluşturduğu alt komisyonlarda bir kadın başlığı yok. Bu konuda ne diyorsunuz?
Evet, çerçeve yasada bir kadın başlığı yok, oluşan kurulda da kadın öznelerden oluşan bir kurul değil. Bu ülkede temsiliyet sorunu var. Yani kadınlar eşit temsiliyete sahip değil. Sadece bakanlıkların yer aldığı, erkeklerin yan yana geldiği ve politika belirlediği bir kuruldan bahsediyoruz. Kurulan alt komisyonlar var. Bunların içerisinde Sosyal Uyum ve Bütünleşme Alt komisyonu var. Toplumsal ya da sosyal bütünleşme başlığının nasıl ele alınacağı tartışmalıdır. Bu bir yerde duruyor ve nasıl ele alınacağını bilmiyoruz.
Sizce bu başlık nasıl ele alınmalı?
Şimdi bu süreci sadece silahsızlanma meselesi olarak görmemek gerekiyor. Kalıcı bir barışın ve demokratikleşme alanlarının oluşturulması lazım. Bu nedenle Kadın Özgün Kurul’un oluşması demek sadece silahsızlanmanın kadın boyutuyla değil, aynı zamanda demokratikleşmenin de kadın perspektifiyle nasıl olması gerektiğini ortaya koyan bir durum olacaktır. Şimdi mevcut haliyle o sosyal bütünleşme başlığı altına belki kadın başlığını koyma ihtimalleri olabilir. Ama şunu görüyoruz; AKP’nin kadına yaklaşımı, aile bakış açısına sıkıştırılmış durumda. Bu, önümüzdeki dönem politikalarını da aile politikaları üzerinden götüreceğini açıklıyor, iktidar olduğu günden bugüne kadın kelimesini her yerden sildi. Bu nedenle AKP iktidarı, Kadın Özgün Kurulu gibi yani bir kadın kelimesinin geçmesine sıcak bakan bir iktidar değil.
Yani bir kadın kurulu oluşturulacaksa, bu Sosyal Uyum ve Bütünleşme Alt Komisyonuna bağlı bir kurul mu olacak? Bu tartışılıyor mu?
Bu benim tahminim. Çünkü az buçuk AKP iktidarını da tanıdığımız için bu başlıklar içerisine koyma hali, yani kendisine göre öyle bir tartışma yürütme zemini oluşabilir. Biz de bunları gören bir yerde aslında tartışmalarımızı yürütüyoruz. Çünkü mevcut hali ile toplumsal cinsiyet eşitliği kavramı ile barışık olan bir iktidar yok. Kadının özne olma halinden ziyade aile politikasına sıkıştıran bir iktidar perspektifi olduğu için bir takım tahminlerimiz var buna dair. Ama DEM Parti Kadın Meclisi ve Türkiye'de barış mücadelesi yürüten kadınlar da dahil olmak üzere toplumsal hareket olarak barışı örgütleyen kadınlar, özellikle Kadın Kurulunun olmazsa olmaz olduğu noktasında duruyoruz. Dünya deneyimlerinde de kadınların barış süreçlerine, müzakere süreçlerine dahil olması demek aynı zamanda politika üretmesi demektir. Yani bir kadın politikasını hayata geçirebilmektir. Kadın Kurulu olmadığı zaman bütün o karışık olan kurumsallıkların içerisinde en son sıra kadınlara gelecektir.
O halde kurulan dört alt komisyonların oluşturacağı alt kurullardan birinin Kadın Kurulu olması yönünde bir talebiniz var diyebilir miyiz?
Bunu direkt şekilsel bir hatta götürmeye gerek yok. Ayrı bir kadın kurulu da oluşabilir ama saydığımız başlıklar içerisinde bir kadın kurulu da oluşabilir. Örneğin; Silahsızlanma ve Strateji Alt Komisyonu var. Bu komisyona bağlı bir Kadın Kurulu oluşturulabilir. Yani her bir alt komisyonunun altında bir kadın kurulu da oluşturulabilir, sadece özgün bir kadın kurulu da oluşturulabilir. Mesela Meclis’te bir İzleme Kurulu kurulacak. Bu kurul aynı zamanda politikada üretecek. Partilerin erkek egemen bir siyaset hattında ilerlediğini gören bir yerden, kadınların tüm ihtiyaçlarını ya da kadınların üretmek istediği politikaların en sona bırakılması gibi bir durum söz konusu olabilir. Bu da ciddi bir mücadele demektir. Toplumsal hareket olarak kadın hareketlerinin bu süreçte daha zorlayıcı olması gerekiyor. Aynı zamanda diplomatik ilişkilerini de geliştirmek zorundayız bu sürecin.
Bu sürecin bir tarafı olan devlet, militarist dil ve “güvenlikçi” bakış açısını sürdürüyor. İdeolojik, politik kodlarda bir dönüşüm söz konusu değil. Bu nedenle dönüşü beklenen kadın gerillaları hukuksal, toplumsal, yaşamsal ve siyasal gibi çoklu bir boyutta anlayacak ve ya karşılayacak bir düzey söz konusu olabilir mi?
Olamaz tabi. Buna sadece bürokrasi ya da teknik bir mesele gibi bakamayız. 50 yıllık savaşın sonuçları ve yaşanmış olan tahribatlar var. Yeni bir yaşam kurmaktan bahsediyoruz aslında. Ya da ortak bir geleceği kurmaktan bahsediyoruz. Bunun siyasetini inşa etmekten bahsediyoruz. Bununla birlikte bu coğrafyanın barışını sağlamak öyle kolay bir şey değil. Evet kadınlar bunu bir şekilde hayata geçirmekte ısrarlı ama mevcut haliyle gerillanın ülkeye dönüşü ve bu toplumun içerisinde siyaset yapma olanaklarına sahip olması, demokratik siyaset alanında örgütlenme, kendini ifade etme özgürlüğüne sahip olabilmesi, kendi kurumsallıklarını inşa etmesi gibi bu ülke içerisinde nasıl bir mücadele vermek istiyorsa özgür olması gerekiyor. Özgür ifadeye kavuşması gerekiyor. Türkiye'de kadınlar gerçekten örgütlenme özgürlüğüne sahip mi? Yani sokağa çıkıyoruz, ilk önce polis şiddetine maruz kalıyoruz. O yönüyle de kadınlar aynı zamanda topyekun bir mücadele hattına doğru gidiyor aslında.
Bazı yasalarla bunun önü açılabilir ama devletin elinde olan ya da iktidarın zihniyetiyle dizayn edilmeye çalışılan bu kurullar, tek başına yeterli olmayacaktır. Başlangıç için önemli, sonuçta bunun hukuki, resmi bir tanınma hali var. Bu bizim için çok kıymetli ancak ‘tüm her şey o kurullarda olacak, hayata geçecek’ dediğimizde eksik kalmış oluruz.
İzlemeyi kadınlar yapmak, yasalarda rol almak zorunda. Şimdi siyasallaşmanın hattını örmeye çalışacağız. 6 Eylül’deki kongreden hemen sonra tüm kurumlarla yan yana gelecek, önümüzdeki 6 ay boyunca durmayacağız.
Kadın Kurulunun oluşturulmaması durumunda kadınlar inisiyatif alıp kendi kurullarını oluşturabilmeli mi? Kadın Meclisi olarak böyle bir gündeminiz var mı?
Genelde böyle oluyor. Yani dünya deneyimlerinde de kadınlar dahil edilmediği ya da kurucu siyaset yapmalarına izin verilmediği zaman gölge ya da defacto bir şeyler kurarlar. Mesela; 2013-2015 sürecinde kurulan Kadın Özgürlük Meclisi (KÖM) biraz öyleydi. Müzakere süreciydi ama aynı zamanda kadın hareketleri yan yana geldi. Kadın Özgürlük Meclisini inşa ettiler. Bunun içerisinde alt başlıklar oluşturdular. İşte Kadın Hukuk Komisyonu, Öz Savunma Komisyonu, Diplomasi Komisyonu şeklinde ve bu aslında devletin tanıdığı resmi bir alan değildi baktığımızda. Bugün geldiğimiz aşama biraz daha farklı. Çünkü siyaset artık bunu konuşuyor. Öncesinde siyaset konuşmuyordu. Herkes kendi bulunduğu alanlarda bu mücadeleyi büyütmeye çalışıyor ya da toplumsallaştırmaya çalışıyordu. Siyasetin konuştuğu yerde aslında kadın hareketleriyle birlikte yol almak çok daha iyi olur. İzlemeyi kadınlar yapmak zorunda, yasalarda rol almak zorundayız.
DEM Parti Kadın Meclisi olarak da ilk günden beri bunu adım adım örmeye çalışıyoruz. Farklı kadın kurumlarıyla yan yana geldiğimizde ‘ne yapabiliriz’ diye tartışıyoruz. Önceden süreci anlatıyorduk, şimdi silahsızlanma ile birlikte siyasallaşmanın hattını örmeye çalışacağız. 6 Eylül’deki kongremizden hemen sonra tekrardan barolar, hukukçular gibi bütün kurumlarla yan yana geleceğiz. Yani önümüzdeki 6 ay boyunca hiç durmayacağız.
Süreç kapsamında Meclis’te grubu bulunan siyasi partilerin kadın temsilcileriyle buluşmalarınız oldu. Birçok partiyi ziyaret ettiniz. Bu temaslardan bir şey çıkacak mı? Bir oluşum ya da ortak hareket etmeye dair herhangi bir fikir birliği oluştu mu?
Türkiye siyasetinde bir zoru başardık diyebilirim kadınlar olarak. Bugüne kadar yan yana gelmeyen ya da hamaset siyasetiyle hep rol almış, hep erkek egemen siyaset hattının büyüdüğü bir dönemde; Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nı kadınlar olarak iyi değerlendirmeye çalıştık. Önce siyasi partileri birebir ziyaret ettik. Bu ziyaretlerde, barışın toplumsallaşması ve özellikle Meclis zemininde erkek egemenliğine karşı mücadele edebilir miyiz, yan yana gelebilir miyiz başlıkları vardı. Her partinin ideolojileri farklı, kurucu unsuru farklı ya da gelecek tahayyülleri farklı. Ama kadınlar olarak hepimizin ortak buluştuğu nokta özne olmak. Yani kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesini, siyasetin içerisine koyabilmek. Bu nedenle ayları bulan görüşmelerimiz oldu ve devam ediyor. Bu kolektif bir çalışma. Son toplantımızı Haziran ayında yaptık. Ekim ayı gibi tekrar yan yana gelip bir toplantı alacağız.
Anlattıklarınızdan şunu anlıyorum. Meclis’te grubu bulunan partilerle kurulan bu temas, sadece ziyaretle sınırlı değil. Düzenli bir şekilde devam eden ve bir ortaklaşmaya dönüşen bir durum söz konusu. Doğru mu?
Ekim ayında yapacağımız toplantı, ayda bir yaptığımız 7’nci toplantı olacak. Çok detaya girmeyeceğim ama Ekim ayında deklere edeceğiz. Yani bir şeye oturdu, belli periyotlarla bir araya gelmeler var. İlkeleri, çalışma esasları var. Türkiye tarihinde böylesi bir şey ilk defa oluyor. Bu da belki bizim kendi modelimiz gibi bir şey.
Meclis’te grubu bulunan tüm partilerin kadın temsiliyeti var mı?
Yok. Mesela İYİ Parti de yok. Bazı partilerin dahil olma süreci var. Ekim ayında tekrardan bunların görüşmeleri yapılacak. Şu an itibariyle biliyorsunuz Yeni Parti ve CHP iki grup oldular. Şimdi CHP de dahil olacak. Yeni Parti zaten bulunuyor. İktidar partisi var, MHP'nin kadın kolları olmadığı için süreci de gören bir yerde biraz bekleyen bir yerde.
Ekim ayındaki toplantıda yöntemi konuşacağız. Dayanışma üzerinden bir hat örmeye çalışıyoruz. Eşit ilişki geliştiren, asıl gündemin kadın zemini ve kadın mücadelesi olan bir hat bu.
Bir ismi var mı bu oluşumun?
İsmini şu an söyleyemiyorum. Ekim ayında en azından bir ortak toplantı alıp, hem şu an gelişen sürecin kendisini tartışmak ama aynı zamanda da bu yapının kendisini nasıl ifade edeceğini, usulünü, yöntemini konuşacağımız bir toplantı olacak. Bu biraz ince ince, bir nakış gibi acele etmeden, hızlı hareket edelim deyip o mekanizmayı yıkmak yerine yavaştan da olsa adım adım örebileceğimiz bir şey. Bu diyalog zeminini, kadın dayanışmasını kaybetmeyecek bir hattı örmeye çalışıyoruz. Eşit ilişki geliştiren ve asıl gündemin kadın zemini ve kadınların mücadelesi olduğu bir hat bu. Yeri geldi panellerde buluşmalarımız oldu yeri geldi ortak eylemler geliştirdik. Bunu yaparken bu diyalog zemininin çok katkısı oldu.
Kadınların özne olmadığı, içinde yer almadığı bir barış nasıl olur?
Eksik olur, yani sadece çatışmayı durdurmuş olursunuz. Kadınların yer almadığı bir barış, eril, antidemokratik ve sorun kalıcı olarak çözülmemiş demektir. Çünkü kadınların perspektifi kapsayıcıdır. Yani demokrasidir aslında, gerçek bir demokrasi. Kimliklerin, inançların, emeğin, ekolojinin, yaşamın, canlının hakkını savunmak, onun dünyasını inşa etmek kadın perspektifidir. Kadınların özne olması aslında barışı kalıcılaştırmakla kalmıyor, o geleceği ören bir yerde duruyor. Kendi geleceğimiz için orada olmak zorundayız. Kadının geleceği aynı zamanda toplumun geleceğidir. Bu ülkenin geleceğidir.
5 Eylül 2026
