Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğulları, Almanya’nın Frankfurt kentinde düzenlenen 16. Avrupa Dersim Festivaline katılarak halka hitap etti. Hatimoğulları, şunları ifade etti:
Evet, bugün Almanya'dayız. Dersim Festivali 16. senesinde. Emeği geçen bütün kurumlara, organizasyona katkı sunan bütün yoldaşlarıma, bütün canlara sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. İyi ki varlar, iyi ki sizlerle buluşmamızı sağladılar. Sağ olsunlar, var olsunlar.
Değerli canlar; Dersim, sadece bir kent değil. Dersim sadece Türkiye'nin bir ili değil. Dersim bir mücadele kenti. Dersim zulme karşı boyun eğmeyenlerin kenti. Dersim Seyit Rızaların, devrimcilerin, sosyalistlerin, yurtseverlerin kenti. Dersim zulüm görmüş Alevilerin kenti. Dersim’in her taşı 37'den itibaren kan ağladı. Halvori kayaları, Halvori gözeleri, her biri acıyı kendi içine hapsetti ve direndi. Dersim'de Munzur, Pülümür ne yazık ki kan aktı. Dersim, tarihin en büyük Alevi katliamının yaşandığı bir kent. Başta Dersim olmak üzere Koçgiri'de, Çorum'da, Sivas'ta, Gazi'de, Suriye'de, İştabrak'ta, Lazkiye'de, Hama'da, Humus'ta yaşamını yitiren bütün Alevi canları huzurunuzda saygıyla anıyorum. Onları unutmayacağız, unutturmayacağız.
Devlet birçok kesimi maaşa bağlayarak kendi Alevisini yaratmaya çalışıyor
Alevilere dönük gerçekleşen katliamlarla Alevi canlarımız asimile edilemedi. Alevi canlar inançlarından vazgeçmedi. Devletin resmi ideolojisinin tekçi, ırkçı, ayrımcı politikalarına karşı dimdik ayakta kaldı Aleviler. Bedeli ne olursa olsun Alevi canlarımız direndi. Şimdi Türkiye'de AKP iktidarı Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı kurmuş olduğu Alevi Bektaşi Kültür Başkanlığı ile bambaşka bir asimilasyon politikasını hayata geçirmeye başladı. Alevi dedelerinden devşirmeler yaratmaya çalışarak, Alevilerin düşkün olarak ilan ettiği birçok kesimi maaşa bağlayarak devlet kendi Alevisini yaratmaya çalışıyor. Bu çok tehlikeli. 4 Mayıs'ta, tertelenin yaşandığı günde 130 tırnak içinde dede diyeceğim, çünkü Alevi canlar onları düşkün ilan etmiştir. Onları Dersim'de toplayarak bir toplantı gerçekleştirdiler. Biz biliyoruz ki AKP iktidarı sembollerle toplumun hafızasını işlemeye çalışır. Toplumu hafızasızlaştırmaya çalışır. Bizler tertele almasında Dersim'in isminin iadesini talep ederken, Seyit Rıza ve yoldaşlarının mezar yerlerinin açıklanmasını beklerken; onlar tam da tertele günü bir kez daha Alevilerin kalbine bir hançer saplayan bir işe imza attılar. Bunu asla kabul etmiyoruz. AKP iktidarının ÇEDES projeleriyle, Maarif programlarıyla, kurmuş olduğu Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile yaratmaya çalıştığı o sinsi, o paraya dayalı, o ideolojik asimilasyonla sadece protesto ediyoruz diyerek baş edemeyiz. Bunlar katliamlarla gerçekleştiremedikleri politikaları böylesi sinsi bir tarzla hayata geçirmek istiyorlar. Buna diasporadaki Aleviler olarak, diasporadaki Dersimliler olarak, Türkiye'deki Aleviler ve Dersimliler olarak hep beraber örgütlü bir mücadeleyle dur diyecek miyiz değerli canlar?
Aleviler konuşurken acılarından çok bahseder, çünkü gerçekten çok acı yaşadık
Aleviler konuşurken acılarından çok bahseder. Çünkü gerçekten çok acı yaşadık. Bakın, biraz önce birçok Alevi katliamı yaşadığımızı ifade ettim. Şimdi 21. yüzyılda Aleviler Suriye'de çok büyük bir katliamla karşı karşıya. HTŞ'nin uzantısı yeni Şam yönetimi ilk iş olarak öncelikle Lazkiye'de, Hama'da, Humus'ta ve Şam'ın göbeğindeki mahallelerde yaşayan Arap Alevi canlarımızı katletti. Süleymaniye'deki bir kadın konferansında Alevi kadınlar yaşadıkları katliamı anlattı. Kapıları nasıl kırdıklarını, dolaplara saklanan çocukları nasıl katlettiklerini anlattılar. Ben onları dinlerken adeta Maraş'ı hissettim, adeta Sivas'ı hissettim, adeta Dersim’i hissettim. Bununla da yetinmediler. Şimdi oradaki Alevi canlarımızı, özellikle gençleri, kadınları kaçırıyorlar. Biz HTŞ ve IŞİD, El-Nusra ve uzantısı örgütlerin bu anlamda Suriye'de, Irak'ta ve Ortadoğu coğrafyasında neler yaptığını çok iyi biliyoruz. Êzidî kadınların 21. yüzyılda köle pazarında nasıl satıldıklarına tanıklık ettik. Sizlere yine kaçırılan bir Alevi genç kadının hikayesinden kısaca bahsedeceğim. Betül Süleyman Alluş 21 yaşında. Tişrin Üniversitesinde tıp öğrencisi ve Alevi olduğu için kaçırılıyor. İnancından vazgeçirmeye çalışıyorlar ve ben gönüllü kaçtım diye adeta videolar yayınlatıyorlar. Ama o videolarda nasıl baskı altında olduğunu hep birlikte gördük. Annesinin çığlığını duyduk. Buradan Betül'ün sesi olalım diye hep birlikte alkış ve zılgıtlarımız Suriye'ye kadar uzansın.
Özel harp politikalarına karşı "Jin Jiyan Azadi" demeye devam edeceğiz
Eminim 90'lı yılların o ağır baskılarından dolayı buraya göç etmek zorunda olan nice yoldaşlarımız, nice canlarımız var bu alanda. Köy yakmalar, köy boşaltmalar, işkenceler yaşandı. Şimdi taktik değiştirmiştir sistem. Şimdi özel harp politikasıyla köy yakmıyorlar, şimdi belki yargısız infazlar durmuş durumda ama şunu yapıyorlar. Çok daha sinsi bir yöntemle başta Kürt halkı olmak üzere Alevilerin, solcuların yaşadığı mahallelerde, İstanbul'da solun ve sosyalistlerin kalesi olan mahallelerde sistematik bir biçimde çetelerle örgütleniyorlar. Bunun en önemli örneğini bizler Dersim'de yaşadık. Sistem, devlet Dersim'i adeta bir laboratuvar gibi ele almış. Gençleri dilinden, inancından nasıl koparabiliriz? Siyasetten, toplumsal sorunlara duyarlılıktan nasıl koparabiliriz? Bunun üzerine çalışıyorlar ve ağır bedeller ödeniyor. Munzur Üniversitesinin nasıl bu çeteleşme faaliyetlerine zemin olduğunu bir vekil açıkladı. Ailesi, Kürt kadın hareketi, Türkiye kadın hareketi, Gülistan Doku nerede diye kampanyalar düzenledi. Ve şimdi o sis perdesi biraz aralanmış durumda. Bunun ucunun Susurluk’ta olduğu gibi çetelere, siyasete, devlet hücrelerine dayandığını biliyoruz. Bunun ucu dönemin bakanına dahi dayansa mutlaka soruşturma derinleştirmeli. Benzerini Rojin Kabaiş kardeşimiz yaşadı. Şu anda sistem gençleri, kadınları bu şekilde asimile etmeye çalışıyor. Az önce bahsettiğim gibi inancından ve bilincinden, dilinden bu şekilde koparmaya çalışıyorlar. Buna karşı sevgili gençler özellikle sizlere seslenmek istiyorum. Bu çete ağlarını boşa düşürmek sadece kaba bir ajitasyonla mümkün değil. Gerçekten bilinçlenmek, gerçekten örgütlenmek, gerçekten emek vermek durumundayız. Bu konuda gençlere, kadınlara, bizlere, toplum olarak hepimize çok büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir. Buradan başta kadınlar olmak üzere alkışlarımız ve zılgıtlarımız Rojin Kabaiş için olsun, Gülistan Doku için olsun, Rojwelat Kızmaz için olsun. Dersim'in kadınlarını yine çeteler bu şekilde kaybettirmeye çalışıyor. 38'in hafızasının 2020'lerde farklı versiyonlarını yaşıyoruz. Ve buna karşı bizler “Jin, Jiyan, Azadi” şiarıyla örgütlenmeye devam edecek miyiz?
Sayın Öcalan'ın yol haritasında en önemli adımlardan biri beklenen çerçeve yasanın çıkması
Sayın Öcalan'ın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı yerli yerinde duruyor. Bu çağrıya ilişkin Sayın Öcalan'ın kendi örgütü gereken adımları attı. Şimdi beklenen bir çerçeve yasa ve Sayın Öcalan'ın statüsünün netleşmesi. Yani statünün yasal ve hukuki bir zemine kavuşması. İmralı Heyetimiz birkaç gün önce Sayın Öcalan'ı İmralı'da ziyaret etti. Sürecin sürünceme halinin, bu tıkanıklığın nasıl aşılabileceğiyle ilgili bir yol haritası üzerine detaylı bir çalışmayı Sayın Öcalan heyetimizle paylaştı. Sayın Öcalan'ın şu anda çizdiği yol haritasında en önemli adımlardan biri beklenen çerçeve yasanın çıkması. Bu çerçeve yasayla birlikte silah bırakan insanların, diasporada sürgünde olan insanların ve hapishanede olan insanların özgürlüklerine kavuşması, Türkiye'ye dönmesi ve Türkiye'de demokratik siyasetin birer öznesi olmak üzere yol alması. Alevi canlarımızla çok sayıda buluşmalar gerçekleştirdik. Hepsinin bir sorusu var: “Bu süreç nasıl ilerleyecek? Bu kadar baskıcı bir iktidarla, CHP'ye dönük bu kadar operasyonun gerçekleştiği bir yerde nasıl olacak ki bu ülkeye demokrasi gelecek?" Çok can alıcı bir soru, hakiki bir soru ve haklı bir soru.
Alevi canlarımız barışın sesine çok daha güçlü bir dayanışma sağlayabilir
Şundan emin olun ki biz DEM Parti olarak bu süreci barış ve demokrasi zemininde, yani barışı demokrasiden ayırmayarak yürütüyoruz. Bunun mücadelesi hem müzakereyle yürütülüyor hem de alanlarda, meydanlarda. Demokratik siyaset zemininde gücümüz yettiğince bu mücadeleyi yürütüyoruz. Sorularınız, kaygılarınız hepsi haklı ve doğru. Ama değerli Alevi canlar, bizlerin de yapabileceği çok şey var. Barış bize altın tepsiyle sunulmayacak. AKP, MHP bize barışı hediye etmeyecek. Bunun gayet bilincindeyiz, farkındayız. O nedenle Sayın Öcalan, “Barışı inşa ettikçe demokratik toplumu, demokratik toplumu inşa ettikçe de barışı inşa edeceğimiz bir süreç yaşayacağız” diyor. Yani Alevi canlarımız kaygılarını yüreğinde taşıyarak ve temkinli duruşlarını koruyarak barışın sesine çok daha güçlü ses verebilir, çok daha güçlü bir dayanışma sağlayabilir. Bu bakımdan gerçekten “bekle gör” yapmayalım. Barış bir mücadele işidir. Barışı sağlamak için en geniş yelpazede kadınların, gençlerin, farklı halklar ve inançların, Alevilerin, doğa ve insan hakları savunucularının, her birimizin bulunduğumuz cephede barışın sesini yükseltmek, barışı örgütlemek gibi bir görev ve sorumluluğu var.
Muhalefete operasyonlar barış sürecini sabote ediyor
Ve şunu bilelim ki değerli canlar, doğrudan yargı eliyle CHP'ye yönelik gerçekleşen operasyonu asla kabul etmedik, asla kabul etmeyeceğiz. Bu gerçekleşen operasyonu DEM Parti olarak her daim şöyle değerlendirdik. Barışın önüne set çekiliyor. Bu operasyonlar barış sürecini sabote ediyor. Muhalefet bu anlamıyla dağıtılmak isteniyor. Demokratik zeminde muhalefeti en güçlü şekilde tutmak, muhalefeti büyütmek gibi bir görev ve sorumluluğa sahip olduğumuzun farkındayız. Gerek iktidarla gerek devletle yürütülen bütün görüşmelerde çok net ifade ettiğimiz şu konuları yine sizlerle paylaşmak istiyorum. Evet, çerçeve yasa acil ve elzem olan. İkincisi, Sayın Öcalan'ın başmüzakereci olarak statüsünün net bir biçimde tanımlanması, siyasal ve hukuki bir bağlama kavuşturulması. Bazı şeyler var ki asla yasa yapma süreci gerektirmiyor. Kayyım rejiminin lağvedilmesi, Anayasaya aykırı olan kayyım yasasının ortadan kaldırılması. Belediye başkanları ve eş başkanlarının bir kısmı hapishanede. Onların hepsinin serbest bırakılması ve şayet yargılanacaklarsa tutuksuz bir şekilde yargılanması. AYM ve AİHM kararlarının hayata geçirilmesi son derece önemlidir. Gezi’den tutuklu bulunan Osman Kavala, Can Atalay, Çiğdem Mater ve burada şimdi ismini sayamadığım çok sayıda insan hapishanede ve AİHM kararına göre serbest bırakılmalı. Yine aynı şekilde AİHM Büyük Dairenin iki önemli kararı vardı. Sevgili Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş, bütün Kobanî Davası tutsakları serbest bırakılmalıdır.
Seyit Rızaların çocukları olarak direnmeye, barış demeye, değerlerimizi korumaya devam edeceğiz
Türkiye, bölge, Ortadoğu ne yazık ki çok zor zamanlardan geçiyor. Böylesi bir zor zamanda barışın mücadelesini yürütmek hiç de kolay değil ama inançlıyız, umutluyuz ve başaracağımıza inanıyoruz. Savaşın ve çatışmanın en yoğun olduğu anda barışı talep etmekten asla vazgeçmedik. Bizler karanlığın en koyu olduğu anda aydınlığa çıkacağımızın farkında olarak bilincimizden, örgütlülüğümüzden, ideolojik duruşumuzdan asla vazgeçmeyeceğiz. Vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz. Bizler “Enel Hak” diyen Hallacı Mansurların, “Yürü bre Hızır Paşa, senin de çarkın kırılır, güvendiğin padişahın bir gün devrilir” diyen Pir Sultanların, “Ben sizin hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu ama ben de sizin karşınızda diz çökmedim. Bu da size dert olsun” diyen Seyit Rızaların çocukları olarak direnmeye, barış demeye, inancımızı korumaya, kültürel değerlerimizi korumaya, dilimizi korumaya hep beraber devam edeceğiz. Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Aşk ile sevgili canlar, aşk ile.
6 Haziran 2026
